Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
  • Geriatrik Acil Tıp ÇG
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon, Misyon ve Tanımlar
      • Amaç ve Hedefler
      • Görevler
      • Bağlantılar
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu ve İletişim
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Raporlar
  • Yazılarımız
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslar
    • Sempozyum ve Kongreler
    • Sosyal Etkinlikler
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
TATD Giriş Sayfası | Aidat Ödemesi | Aidat Ödemesi
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
  • Geriatrik Acil Tıp ÇG
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon, Misyon ve Tanımlar
      • Amaç ve Hedefler
      • Görevler
      • Bağlantılar
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu ve İletişim
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Raporlar
  • Yazılarımız
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslar
    • Sempozyum ve Kongreler
    • Sosyal Etkinlikler
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
  • Üye Girişi
Salı, 21 Nisan, 2026
Son Yazılar
Yaşlı Hastada Kanamalar ve Şok Durumuna Yaklaşım
Yaşlılarda Klinik Kırılganlık Ölçekleri ve Mental Değerlendirme Araçları
Yaşlılarda İdrar Yolu Enfeksiyonlarında Tanısal Sorunlar
Yaşlı hastada 3D (Deliryum – Demans – Depresyon) Tanısı Koymak Kolay...
Yaşlı İstismarı ve İhmali
Acil Servise Vertigo İle Başvuran Yaşlı Hastaların Yönetimi
Geriatrik Hastalarda Sıvı – Elektrolit Bozuklukları
Yaşlı Hastada Yaşam Sonu Sorunları Ve Yönetimi
Yaşlı Hastada Kafa Travması: “Hangi Noktalarda Hata Yapıyoruz?”
Yaşlı Hastalarda Sarkopeni ve Travma ile İlişkisi
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
Aidat Ödemesi
  • Geriatrik Acil Tıp ÇG
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon, Misyon ve Tanımlar
      • Amaç ve Hedefler
      • Görevler
      • Bağlantılar
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu ve İletişim
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Raporlar
  • Yazılarımız
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslar
    • Sempozyum ve Kongreler
    • Sosyal Etkinlikler
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
Copyright 2024 - All Right Reserved
GenelTATDakademik

Yaşlılarda Romatolojik Hastalıklar

taradından Çağlar Kuas 17 Nisan 2026
tarafından yazıldı Çağlar Kuas

Yazar: Öğr.Gör.Dr. Ziya Uzun Editör: Doç.Dr. Ebru Ünal Akoğlu

Modern tıptaki gelişmeler sonucunda yaşam beklentisinin uzamasıyla birlikte sağlık kuruluşlarına başvuran geriatrik hasta sayısında ciddi artış gözlenmektedir. Yaşlı bireylerde kas-iskelet sistemi hastalıkları oldukça yaygın olup, romatolojik hastalıklardan kaynaklı klinik prezentasyon şekilleri geniş bir yelpazede değişmektedir. 65 yaş üzeri popülasyonda artrit prevalansı %50’ye yaklaşmaktadır. Bu durum, romatolojik hastalıkların yalnızca sıklığını değil; aynı zamanda klinik prezentasyonunu, tanı süreçlerini ve yönetimini de önemli ölçüde zorlaştırmaktadır 1.

Geriatrik hastalarda romatolojik hastalıkların değerlendirilmesi, genç hastalara kıyasla daha karmaşık olup, yaşlanma ile birlikte ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler, immün sistemdeki dönüşüm ve artan komorbid hastalık yükü bu durumun başlıca nedenlerini oluşturmaktadır. Bu faktörler, hastalıkların ortaya çıkış biçimini ve klinik seyrini önemli ölçüde etkilemektedir. Geriatrik popülasyonda komorbid hastalıkların yüksek prevalansı, polifarmasi ve geriatrik sendromların sık görülmesi daha zorlu bir tanı ve tedavi sürecine neden olmaktadır 2,3.

Geriatrik popülasyonda romatolojik hastalıkların en önemli özelliklerinden biri atipik prezentasyondur. Birçok romatolojik hastalıktaki klasik eklem bulgularından ziyade nonspesifik semptomlar şeklinde ortaya çıkabilir. Deliryum, düşme, fonksiyon kaybı veya genel durum bozukluğu gibi acil serviste sık karşılaşılan şikayetler olup, altta yatan bir romatolojik hastalığın göstergesi olabilir ve tanı sürecini güçleştirebilir. Ayrıca yaşlı hastalarda geniş ayırıcı tanı yelpazesi değerlendirme sürecinde gecikmelere ve tanısal hatalara yol açabilmektedir 1.

Yaşlanma sürecinde gelişen inflammaging (kronik düşük düzeyde inflamasyon) ve fizyolojik rezervde azalma, romatolojik hastalıkların patogenezinde ve klinik seyrinde önemli rol oynamaktadır. Bu süreçler yalnızca hastalık gelişimine katkıda bulunmakla kalmaz, aynı zamanda klinik bulguların maskelenmesine ve hastalıkların daha sinsi seyretmesine neden olabilir. Geriatrik popülasyonda romatolojik hastalıklar değerlendirilirken, tanının yanı sıra hastanın biyolojik yaşı, fonksiyonel durumu ve genel sağlık profili bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır 3.

Bu yazıda, yaşlı hastalarda romatolojik hastalıkların klinik özellikleri, tanısal güçlükler ve tedavi yaklaşımlarını güncel literatür ışığında ele almayı amaçladık.

Yaşlanma Sürecinde Romatolojik Hastalıkları Etkileyen Faktörler

Yaşlanma ile birlikte romatolojik hastalıkların sıklığı, ortaya çıkış biçimi, klinik seyri ve tedaviye yanıtı değişmektedir. Kas-iskelet sistemi, immün sistem ve metabolik süreçlerde meydana gelen değişiklikler, yaşlı hastalarda romatolojik hastalıkların daha karmaşık ve atipik bir klinik tablo ile seyretmesine neden olmaktadır. Yaşlanma süreciyle birlikte başlıca şu değişiklikler ortaya çıkmaktadır:

  1. İnflammaging: Son yıllarda yaşlanma ile ilişkili en önemli kavramlardan biri olup, yaşlı bireylerde çoğu zaman klinik olarak belirgin olmayan ancak sistemik düzeyde artmış kronik inflamatuvar durumu ifade eder. Inflammaging esnasında,
  2. IL-6, TNF-α ve CRP gibi inflamatuvar belirteçler artar
  3. Otoantikor üretimi artabilir
  4. Bağ dokusunda sürekli düşük düzeyde inflamasyon gelişebilir
  5. Bu kronik inflamasyon süreci, romatoid artrit, polimiyaljia romatika ve diğer inflamatuvar romatolojik hastalıkların gelişimine zemin hazırlarken; aynı zamanda romatolojik hastalıkların daha sinsi ve atipik seyretmesine neden olmaktadır 4,5.
  6. Bağışıklık Sistemindeki Değişiklikler: Yaşlanma ile birlikte bağışıklık sisteminde meydana gelen değişiklikler, inflamatuvar yanıt dengesini bozarak romatolojik hastalıkların gelişimini ve klinik seyrini etkilemektedir.
  7. İmmün yanıtın düzenlenmesindeki bozulma ve inflamasyon kontrolünün zayıflaması, hastalıkların daha silik ve atipik bulgularla seyretmesine yol açar. Ayrıca enfeksiyon–inflamasyon dengesindeki değişim, klinik değerlendirmede yanıltıcı olabilir 3.
  • Kas İskelet Sistemi Değişiklikleri: Yaşlanma sürecinde kas-iskelet sisteminde yapısal ve fonksiyonel değişiklikler meydana gelir. Eklem kıkırdağında dejenerasyon, eklem yüzeylerinde aşınma ve sinovyal sıvı üretiminde azalma dejeneratif süreçlerin temelini oluşturur.
  • Kas kütlesinde ve gücünde azalma (sarkopeni), eklem stabilitesini bozarak yük dağılımında değişimlere neden olmaktadır. Bu değişiklikler osteoartrit gelişimini hızlandırmakta, inflamatuvar süreçlerin etkisini artırmakta ve yaşlı hastalarda daha ağır klinik seyir ve belirgin fonksiyon kaybına yol açmaktadır 6.
  • Komorbid Hastalıklar ve Sistemik Etkileşimleri: Yaşlı hastalarda romatolojik hastalıklar sıklıkla diğer kronik hastalıklarla birlikte görülür. Artmış komorbidite yükü, hastalıkların klinik prezentasyonunu ve yönetimini doğrudan etkilemektedir.
  • Kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve böbrek hastalıkları gibi durumlar inflamatuvar süreçlerle etkileşime girerek hastalığın seyrini değiştirebilir. Kronik inflamasyon ile ateroskleroz arasındaki ilişki, romatolojik hastalıkların sistemik etkilerini daha belirgin hale getirmektedir 3.
  • Geriatrik Sendromlar ve Kırılganlık (Frailty): Kırılganlık, yaşlı hastalarda romatolojik hastalıkların prognozunu belirleyen temel faktörlerden biridir. Fizyolojik rezervde azalma ve stres yanıtının zayıflaması, hastaların hastalık toleransını azaltmaktadır.
  • Romatolojik hastalıklar ise bu süreci hızlandırarak kas kaybı, mobilite azalması ve artmış enerji tüketimine neden olur.
  • Bu nedenle romatolojik hastalıklar ile kırılganlık arasında çift yönlü bir ilişki bulunmaktadır ve bu durum hastaların genel sağlık durumunu belirgin şekilde etkilemektedir 3,7.
  • Metabolik ve Hormonal Değişiklikler: Yaşlanma ile ortaya çıkan metabolik ve hormonal değişiklikler, romatolojik hastalıkların gelişimini ve seyri üzerine etkilidir.
  • Kemik mineral yoğunluğunda azalma, kas gücünde düşüş ve metabolik dengesizlikler kas-iskelet sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturur. Bu değişiklikler hastalık gelişimine yatkınlığı artırmakta ve mevcut hastalıkların daha ağır seyretmesine neden olmaktadır 8.
  • Farmakolojik Değişiklikler ve Tedaviye Etkisi: Yaşlanma süreci, ilaçların farmakokinetik ve farmakodinamik özelliklerini etkileyerek tedaviye verilen yanıtı değiştirmektedir. Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarındaki azalma, ilaçların yarı ömürlerinin uzamasına ve yan etki riskinin artmasına yol açar.
  • Romatolojik hastalıkların tedavisinde ilaç seçimi ve doz ayarlaması sürecinde bireyselleştirilmiş yaklaşımlar gereklidir 9.

Yaşlı Hastalarda Değişen Romatolojik Hastalık Spektrumu ve Klinik Etkileri

Yaşlanma süreciyle birlikte romatolojik hastalıkların yalnızca sıklığı değil, aynı zamanda hastalık şiddeti, klinik seyri ve hastaya olan etkileri de belirgin şekilde değişmektedir. Bu değişiklikler; immün sistemdeki yeniden yapılanma, kronik inflamasyon artışı ve fizyolojik rezervde azalma ile yakından ilişkilidir. Aynı hastalık, yaşlı bireylerde genç bireylere kıyasla tamamen farklı bir klinik tablo ile prezente olabilir.

  • Geriatrik hastalarda romatolojik hastalıkların değerlendirilmesinde temel yaklaşım; hangi hastalıkların daha ağır seyrettiği, hangilerinin atipik prezentasyon gösterdiği ve hangilerinin daha hafif klinik seyir izlediğinin belirlenmesidir. Klinik değerlendirmede hastalığın tanısından ziyade hastaya olan etkisi ön planda tutulmalıdır 1,3.

Yaşlılıkta Yeni Ortaya Çıkan Romatolojik Hastalıklar Nelerdir?

Polimiyaljia Romatika: Genellikle 50 yaş ve üzerinde ortaya çıkan, ileri yaşa özgü inflamatuvar bir hastalıktır.

  • En sık omuz ve kalça kuşağında ağrı ve belirgin sabah tutukluğu ile karakterizedir.
  • Yaşlı hastalar çoğunlukla ağrıdan ziyade hareket kısıtlılığından yakınır.
  • Klinik olarak bilateral omuz ağrısı, 45 dakikadan uzun süren sabah tutukluğu, üst ekstremite hareketlerinde kısıtlılık ve günlük aktivitelerde azalma ön plandadır.
  • Eritrosit sedimentasyon hızı ve C-reaktif protein düzeyleri sıklıkla yüksektir.
  • Düşük doz kortikosteroid tedavisine dramatik yanıt vermesi tanı açısından önemli bir ipucudur.
  • Polimiyalji romatika ile temporal arterit birlikteliği sık olduğundan, baş ağrısı ve görsel semptomlar mutlaka sorgulanmalıdır 9.

Dev Hücreli Arterit (Temporal Arterit): İleri yaşlarda görülen büyük damar vaskülitlerinden biridir ve genellikle 50 yaş üzeri bireylerde ortaya çıkar.

  • Hastalık sıklıkla yeni başlangıçlı baş ağrısı ile prezente olur; çene kladikasyonu, saçlı deride hassasiyet ve görme bozuklukları eşlik edebilir.
  • Görme kaybı en ciddi ve genellikle geri dönüşümsüz komplikasyondur.
  • Yaşlı hastalarda yeni gelişen baş ağrısı varlığında dev hücreli arterit mutlaka akla gelmelidir.
  • Polimiyaljia romatika ile sık birliktelik göstermesi nedeniyle ayrıntılı klinik değerlendirme gereklidir 10.

Yaşlılıkla birlikte etkisi artan romatolojik hastalıklar hangileridir?

Osteoartrit: Yaşlı popülasyonda en sık görülen romatolojik hastalıktır.

  • En sık diz, kalça ve el eklemlerini tutar.
  • Mekanik karakterde, hareketle artan ve istirahatle azalan ağrı ile seyreder.
  • Zamanla eklem hareketlerinde kısıtlılık ve deformite gelişir.
  • Hastalığın ilerlemesiyle mobilitede azalma, kas gücünde düşüş ve sarkopeni gelişerek düşme riskini artırır ve bağımsız yaşamı kısıtlar.
  • Osteoartrit, yaşlı hastalarda fonksiyonel kapasiteyi doğrudan etkileyen önemli bir sağlık sorunudur 11,12.

Gut Artriti: Ürik asit kristallerinin eklem içinde birikmesi sonucu gelişen inflamatuvar bir hastalıktır ve yaşla birlikte sıklığı artar.

  • Genç hastalarda tipik olarak birinci metatarsofalangeal eklem tutulumu görülürken, yaşlı hastalarda daha atipik eklem tutulumları izlenebilir.
  • Hastalık yaşlılarda daha kronik seyredebilir ve tofüs oluşumu daha sık görülür.
  • Böbrek hastalıkları, diüretik kullanımı ve metabolik bozukluklar gelişim riskini artırır.
  • Yaşlı hastalarda akut eklem ağrısı değerlendirilirken gut artriti mutlaka ayırıcı tanıda düşünülmelidir 13.

Romatoid Artrit: Yaşlı hastalarda romatoid artrit farklı klinik özellikler gösterebilir.

  • Geç başlangıçlı romatoid artrit genellikle daha ani başlar ve büyük eklemleri tutma eğilimindedir.
  • Geç başlangıçta sistemik inflamasyon bulguları daha belirgin olabilir ve klasik küçük eklem tutulumu her zaman ön planda olmayabilir.
  • Bu durum tanıda gecikmeye yol açabilir ve hastalığın ilerlemesine bağlı fonksiyon kaybı gelişebilir 1,3.

Osteoporoz: Kemik mineral yoğunluğunda azalma ile karakterize olup yaşlı popülasyonda oldukça yaygındır.

  • Genellikle asemptomatik seyretmekte ve ilk bulgu kırık gelişimi olabilmektedir.
  • Özellikle vertebra ve kalça kırıkları mortalite ve morbiditeyi artırır.
  • Hormonal değişiklikler ve özellikle postmenopozal dönemde östrojen azalması osteoporoz gelişiminde önemli rol oynar.
  • Bu nedenle osteoporoz yalnızca bir kemik hastalığı değil, yaşam kalitesi ve yaşam süresini etkileyen önemli bir durumdur 14.

Yaşlılıkla birlikte etkisi azalan romatolojik hastalıklar var mıdır?

Sistemik Lupus Eritematozus: Genellikle genç kadınlarda görülen bu otoimmün hastalığın ileri yaşta başlangıcı nadirdir.

  • Yaşlı hastalarda görüldüğünde daha atipik bir klinik seyir izler ve klasik organ tutulumları daha az belirgindir.
  • Halsizlik, kilo kaybı ve hafif eklem ağrıları gibi nonspesifik semptomlar ön planda olabilir. Bu durum tanıda gecikmelere neden olabilmektedir 1.

Spondiloartropatiler: Genellikle genç yaşta başlayan bu hastalık grubu ileri yaşlarda nadir görülür.

  • İnflamatuvar sırt ağrısı ve sabah tutukluğu temel klinik özelliklerdir.
  • Yaşlı hastalarda sırt ağrısının çoğunlukla mekanik nedenlere bağlı olması nedeniyle ayırıcı tanı dikkatli yapılmalıdır.
  • Bu hastalıklar ileri yaş grubunda nadir görülmeleri nedeniyle tanısal değerlendirmede daha geri planda yer alır 1.

Yaşlılardaki Romatolojik Durumların Acil Servis Değerlendirmesi

Acil serviste yaşlı hastalarda romatolojik açıdan değerlendirme, genç erişkinlere kıyasla daha karmaşıktır. Yaşlı popülasyonda komorbidite yükü, polifarmasi ve kırılganlık (frailty) sıklıkla birlikte bulunmakta; inflamatuvar romatolojik hastalıklar ise çoğu zaman klasik klinik bulgularla prezente olmamaktadır.

Düşme, deliryum, fonksiyon kaybı, yeni gelişen immobilite ve açıklanamayan ağrı gibi sık karşılaşılan semptom ve bulgular, altta yatan romatolojik hastalıkları maskeleyebilir.

Acil serviste ilk yaklaşım, yalnızca eklem ağrısını değerlendirmekten ziyade başvurunun enfeksiyon, vaskülit kaynaklı iskemi, ilaç toksisitesi veya yeni gelişen fonksiyon kaybı ile ilişkili olup olmadığını belirlemeye odaklanmalıdır 3.

Acil servis yaklaşımının temeli, öncelikle hayatı tehdit eden durumların dışlanmasıdır.

İlk değerlendirmede vital bulgular, bilinç durumu, yeni gelişen yürüme bozukluğu, düşme öyküsü, immünsupresyon varlığı, yakın dönemde başlanan veya kesilen steroid ve diğer romatolojik tedaviler ile mevcut ilaç kullanımı birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca eşlik eden geriatrik sendromlar, polifarmasi ve yüksek riskli ilaç kullanımı (steroidler, nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar, biyolojik ajanlar vb.), kısa dönem olumsuz sonuçları artırarak acil serviste uygulanacak tedavinin güvenliğini doğrudan etkileyebilmektedir 15.

  • Acil serviste yapılan en önemli hatalardan biri, yaşlı hastalarda sıcak, şiş ve ağrılı eklemin yalnızca romatizmal hastalık alevlenmesi olarak değerlendirilmesidir.

Ayırıcı tanıda öncelikle dışlanması gereken durum septik artrittir. İleri yaşta yüksek mortalite ve morbiditeye sahip olan bu tablo, acil tanı ve tedavi gerektirir. Gecikme; sepsis, kalıcı eklem hasarı ve ölüm riskinde artışa yol açabilir. Bu nedenle erken eklem aspirasyonu, sinovyal sıvı analizi, uygun antibiyotik tedavisi ve gerektiğinde cerrahi kaynak kontrolü kritik öneme sahiptir.

  • İmmünsupresif tedavi alan yaşlı hastalarda enfeksiyon bulgularının silik olabileceği, ateş yanıtının baskılanabileceği ve laboratuvar bulgularının yanıltıcı olabileceği unutulmamalıdır. Özetle, acil serviste monoartrit değerlendirmesinde temel yaklaşım “önce septik artriti dışla, sonra inflamasyonu tanımla” şeklinde olmalıdır 16.

Septik artrit ayırıcı tanısında kristal artritler de önemli bir yer tutar. Ürik asit veya kalsiyum pirofosfat kristallerinin eklemde birikimi ile oluşan bu hastalıklar, özellikle ileri yaşta sık görülür ve septik artriti taklit edebilir. Nadiren iki durum birlikte de bulunabilir.

  • Bu nedenle akut mono- veya oligoartrit ile başvuran hastalarda kristal artrit düşünülse dahi eklem aspirasyonu uygulanmalıdır.
  • Tedavide kullanılan nonsteroid antiinflamatuar (NSAİ) ilaçlar, kolşisin ve glukokortikoidler yaşlı hastalarda böbrek fonksiyon bozukluğu, gastrointestinal kanama ve ilaç etkileşimleri açısından dikkatle değerlendirilmelidir.
  • Bu hasta grubunda standart tedavi yaklaşımlarından ziyade bireyselleştirilmiş tedavi planları tercih edilmelidir 13,17.

Acil serviste gözden kaçırılmaması gereken önemli bir diğer durum dev hücreli arterit ve ilişkili polimiyaljia romatikadır.

  • Elli yaşın üstündeki hastalarda yeni başlangıçlı baş ağrısı, çene kladikasyonu, saçlı deri hassasiyeti, ani görme azalması veya diplopi varlığında bu tanılar mutlaka akla gelmelidir.
  • Dev hücreli arterit, görmeyi tehdit eden bir vaskülit olup erken dönemde yüksek doz glukokortikoid tedavisinin başlanması kalıcı görme kaybını önlemek açısından kritik öneme sahiptir.
  • Polimiyaljia romatika genellikle daha subakut seyretmekle birlikte, eşlik eden dev hücreli arterit açısından baş ağrısı ve görsel semptomlar mutlaka sorgulanmalıdır.
  • Yüksek eritrosit sedimentasyon hızı (ESR) ve C-reaktif protein (CRP) düzeyleri ile birlikte klinik şüphe varlığında ampirik tedavi geciktirilmemelidir 18,19.

İleri yaştaki hastalarda büyük eklemleri tutan ağrı ve beklenenden yüksek akut faz reaktanları (AFR) varlığında yalnızca dejeneratif hastalık düşünülerek semptomatik tedavi verilmesi önemli bir hatadır.

Geç başlangıçlı romatoid artrit akut semptomlarla başvurabilir, büyük ve proksimal eklemleri daha sık tutabilir ve daha düşük seropozitiflik gösterebilir. Bu durum osteoartrit gibi hastalıklarla karışarak tanıda gecikmeye neden olabilir. Ayrıca yaşlı hastalarda romatoid artrit varlığının, daha yüksek komorbidite ve artmış hastane yatış oranları ile ilişkili olduğu bildirilmiştir 20.

Yaşlı romatoloji hastalarında acil serviste yaklaşımın önemli bir bileşeni de ilaç güvenliğidir. Romatolojik tedaviler, biyolojik ajanlar, steroidler, antikoagülanlar, diüretikler ve analjeziklerin kombinasyonu hem başvuru semptomlarını hem de tedavi risklerini önemli ölçüde etkileyebilir.

  • Bu nedenle acil serviste yalnızca “hangi ilaçlar kullanılıyor?” sorusu değil, aynı zamanda “hangi ilaçlar mevcut klinik tabloyu ağırlaştırıyor?” sorusu da sorulmalıdır.

NSAİ ilaçlara başlanmadan önce böbrek fonksiyonları, kalp yetmezliği ve kanama riski, steroid tedavisinden önce enfeksiyon, hiperglisemi ve deliryum riski, kolşisin kullanımında ise böbrek fonksiyon bozukluğu ve ilaç etkileşimleri dikkatle değerlendirilmelidir 21.

Son söz olarak …

Yaşlı hastalarda romatolojik hastalıkların acil servis değerlendirmesi; atipik klinik prezentasyon, artmış komorbidite yükü ve polifarmasi nedeniyle genç hastalara kıyasla daha karmaşıktır.

Bu hasta grubunda başvurular çoğunlukla klasik eklem bulgularından ziyade fonksiyon kaybı, düşme, deliryum ve genel durum bozukluğu gibi nonspesifik semptomlarla olabilir.

Acil serviste yaklaşımın temeli, romatolojik hastalığın tanısını koymaktan önce hayatı tehdit eden durumların dışlanmasıdır.

Yaşlı hastalarda romatolojik hastalık şüphesinde temel yaklaşım enfektif ve vaskülitik acillerin öncelikle dışlanması, ardından inflamatuvar ve dejeneratif nedenlerin sistematik olarak değerlendirilmesi şeklinde olmalıdır.

Tedavi planı ise hastanın genel durumu, mevcut komorbiditeleri ve kullandığı ilaçlar göz önünde bulundurularak bireyselleştirilmelidir.

Kaynaklar

  1. Levinson J, Buehring B. Pitfalls and pearls in diagnosing inflammatory arthritis in older patients. Joint Bone Spine. 2024 Dec;91(6):105719.
  2. Agarwal, Avarna; Padhan, Prasanta. Rheumatic diseases in the elderly: Challenges and management. Journal of Integrative Medicine and Research 2(3):p 202-205, Jul–Sep 2024.
  3. van Onna M, Boonen A. Challenges in the management of older patients with inflammatory rheumatic diseases. Nat Rev Rheumatol. 2022 Jun;18(6):326-334.
  4. Fulop T, Larbi A, Pawelec G, Khalil A, Cohen AA, Hirokawa K, Witkowski JM, Franceschi C. Immunology of Aging: the Birth of Inflammaging. Clin Rev Allergy Immunol. 2023 Apr;64(2):109-122.
  5. Franceschi C, Garagnani P, Parini P, Giuliani C, Santoro A. Inflammaging: a new immune-metabolic viewpoint for age-related diseases. Nat Rev Endocrinol. 2018 Oct;14(10):576-590. 
  6. Salaffi F, Farah S, Di Carlo M. Frailty syndrome in rheumatoid arthritis and symptomatic osteoarthritis: an emerging concept in rheumatology. Acta Biomed. 2020 May 11;91(2):274-296.
  7. Lieber SB, Wysham KD, Sattui SE, Yung R, Misra D. Frailty and rheumatic diseases: evidence to date and lessons learned. Lancet Rheumatol. 2024 Dec;6(12):e881-e891.
  8. Cruz-Jentoft AJ, Bahat G, Bauer J, Boirie Y, Bruyère O, Cederholm T, Cooper C, Landi F, Rolland Y, Sayer AA, Schneider SM, Sieber CC, Topinkova E, Vandewoude M, Visser M, Zamboni M; Writing Group for the European Working Group on Sarcopenia in Older People 2 (EWGSOP2), and the Extended Group for EWGSOP2. Sarcopenia: revised European consensus on definition and diagnosis. Age Ageing. 2019 Jan 1;48(1):16-31. 
  9. Florescu MM, Bobircă F, Florescu A, Pădureanu V, Bobircă A, Ciurea PL, Criveanu C, Florescu LM, Muşetescu AE. Polymyalgia rheumatica: An update (Review). Exp Ther Med. 2023 Oct 5;26(6):543.
  10. Shahid F, Farooq H, Abeer H, Mahmood GM, Sheikh H, Ameer MZ, Fatima L, Ameer F, Amjad Z, Ahmad TZ, Rehman G, Rehman AU. The Association of Polymyalgia Rheumatica and Giant Cell Arteritis With COVID-19 Vaccination: A Systematic Review. Clin Med Insights Arthritis Musculoskelet Disord. 2026 Jan 19;19:11795441251414673.
  11. Motta F, Sica A, Selmi C. Frailty in Rheumatic Diseases. Front Immunol. 2020 Oct 29;11:576134. doi: 10.3389/fimmu.2020.576134.
  12. Johnston CB, Dagar M. Osteoporosis in Older Adults. Med Clin North Am. 2020 Sep;104(5):873-884.
  13. FitzGerald JD, Dalbeth N, Mikuls T, Brignardello-Petersen R, Guyatt G, Abeles AM, Gelber AC, Harrold LR, Khanna D, King C, Levy G, Libbey C, Mount D, Pillinger MH, Rosenthal A, Singh JA, Sims JE, Smith BJ, Wenger NS, Bae SS, Danve A, Khanna PP, Kim SC, Lenert A, Poon S, Qasim A, Sehra ST, Sharma TSK, Toprover M, Turgunbaev M, Zeng L, Zhang MA, Turner AS, Neogi T. 2020 American College of Rheumatology Guideline for the Management of Gout. Arthritis Care Res (Hoboken). 2020 Jun;72(6):744-760.
  14. Morin SN, Leslie WD, Schousboe JT. Osteoporosis: A Review. JAMA. 2025 Sep 9;334(10):894-907.
  15. Gunaga S, Carpenter CR, Kennedy M, Southerland LT, Lo AX, Lee S, Swan K, Mowbray F, Skains RM, Hogan TM, Casey MF, Ouchi K, George NR, de Wit K, Gettel CJ, Selman K, Ragsdale LC, Chary AN, van Oppen JD, Arendts G, Maddow CL, Hunold KM, Tyler KR, Khoujah D, Hwang U, Liu S. A Model for Developing Subspecialty Clinical Practice Guidelines: The Geriatric Emergency Department Guidelines 2.0. J Am Coll Emerg Physicians Open. 2025 Sep 16;6(6):100247.
  16. He M, Arthur Vithran DT, Pan L, Zeng H, Yang G, Lu B and Zhang F (2023) An update on recent progress of the epidemiology, etiology, diagnosis, and treatment of acute septic arthritis: a review. Front. Cell. Infect. Microbiol. 13:1193645.
  17. Pascart T, Filippou G, Lioté F, Sirotti S, Jauffret C, Abhishek A. Calcium pyrophosphate deposition disease. Lancet Rheumatol. 2024 Nov;6(11):e791-e804.
  18. Buttgereit F, Matteson EL, Dejaco C. Polymyalgia Rheumatica and Giant Cell Arteritis. JAMA. 2020 Sep 8;324(10):993-994. 
  19. Bilton EJ, Mollan SP. Giant cell arteritis: reviewing the advancing diagnostics and management. Eye (Lond). 2023 Aug;37(12):2365-2373.
  20. Risal UP, Bhattarai U. Late-Onset Rheumatoid Arthritis (LORA): A Diagnostic and Therapeutic Challenge Among Older Patients Visiting a Poorly Resourced Health-Care Setting. Mediterr J Rheumatol. 2024 Dec 31;35(4):573-578. 
  21. Skains RM, Koehl JL, Aldeen A, Carpenter CR, Gettel CJ, Goldberg EM, Hwang U, Kocher KE, Southerland LT, Goyal P, Berdahl CT, Venkatesh AK, Lin MP. Geriatric Emergency Medication Safety Recommendations (GEMS-Rx): Modified Delphi Development of a High-Risk Prescription List for Older Emergency Department Patients. Ann Emerg Med. 2024 Sep;84(3):274-284.
  22.  
17 Nisan 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlı Hastada Endokrin Aciller: Tanı ve Tedavide Yaşa Özgü Farklılıklar

taradından Çağlar Kuas 13 Mart 2026
tarafından yazıldı Çağlar Kuas

Editör: Prof.Dr.Mehmet Ali Aslaner Yazar: Uzm.Dr. Kudret Selki

Giriş

Acil servis başvurularında geriatrik popülasyonun giderek artan oranı, hekimleri çok daha karmaşık ve atipik hastalık prezentasyonları ile karşı karşıya bırakmaktadır. Yaşlanma süreciyle birlikte organ sistemlerinde meydana gelen fizyolojik regresyon ve stres yanıtındaki zayıflama, literatürde “homeostenoz” kavramı ile tanımlanmakta olup; bu durum yaşlı hastanın akut patolojilere karşı kompanzasyon yeteneğini dramatik ölçüde azaltmaktadır. Endokrinolojik aciller, bu fizyolojik rezerv kaybının, komorbiditelerin ve eşlik eden polifarmasinin en belirgin yansımalarının görüldüğü klinik tabloların başında gelmektedir1,2.

Sağlıklı yaşlılarda önemli endokrin fonksiyonlar genellikle iyi korunsa da, endokrin bozukluklar sıklıkla atipik ve spesifik olmayan belirtilerle ortaya çıkar ve genellikle başka tıbbi durumlar için yapılan taramalar sırasında tesadüfen saptanır.Genç popülasyonda belirgin otonomik hiperaktivite veya spesifik şikayetlerle kendini gösteren hiperosmolar krizler, tiroid fırtınası veya adrenal yetmezlik gibi hayatı tehdit eden tablolar; yaşlı hastalarda sıklıkla açıklanamayan deliryum, düşme, senkop veya letarji gibi oldukça silik ve nonspesifik semptomlarla kendini göstermektedir1,3. Bu yazıda, geriatrik hastalarda en sık karşılaşılan endokrin acillerin tanısında, maskelenen klasik bulgular ele alınmış ve hücresel yaşlanma, azalan böbrek/kardiyak rezervler göz önüne alınarak acil servis resüsitasyonunda dikkat edilmesi gereken yaşa özgü tedavi stratejileri özetlenmiştir.

Yaşlanma Sürecinde Endokrin Sistemdeki Fizyolojik ve Farmakolojik Değişiklikler

Yaşlanma, hipotalamik-hipofizer aksı ve dolayısıyla tüm endokrin sistemi karmaşık mekanizmalarla etkiler. Yaşlanmayla birlikte bazı endokrin organlar hipoaktif duruma gelirken, bazılarında da hiperaktif durum görülebilir. Bu hormonal değişimler; sarkopeni, bilişsel bozukluklar, ateroskleroz, osteoporoz ve kırılganlık gibi yaşlılık sorunlarının temelinde yer alır2. Acil klinik tabloları şekillendiren başlıca sistemik ve farmakolojik değişiklikler şunlardır:

  • Sıvı-Elektrolit ve Su Metabolizması: Yaşlanma ile böbreğin suyu atma ve idrarı konsantre etme kapasitesi azalır, bu da hastayı hem hiponatremiye hem de hiperozmolariteye yatkın hale getirir. Yaşlılarda ozmotik değişikliklere karşı hipotalamik osmoreseptör duyarsızlığı gelişir ve susama cevabı azalır. Aynı zamanda vazopressin düzeylerinin artması yaşlıları hiponatremiye yatkın hale getirirken, artan atrial natriüretik peptid noktüriye neden olur4,5.
  • Karbonhidrat Metabolizması: Yaşla ilişkili insülin direnci gelişir ve buna bağlı olarak kanda insülin düzeyleri artar. Bu durum yaşlıları hipertansiyona, düşük yoğunluklu lipoproteinlerde artışa ve yüksek yoğunluklu lipoproteinlerde düşüşe eğilimli hale getirir6-9.
  • Hipofiz ve Büyüme Hormonu Aksı: Hipofizde yaşa bağlı mikrovasküler değişiklikler ve fibrozis görülür; bu durum hormonların salınım miktarını ve sirkadiyen ritimlerini bozar. Büyüme hormonu 40’lı yaşlardan itibaren azalmaya başlar ve insülin benzeri büyüme faktörü-1 düzeyleri düşer10.
  • Tiroid Aksı: Normal yaşlanma sürecinde tiroid stimülan hormon ve T4 seviyeleri genellikle değişmezken, tiroksinin klirens hızı azaldığı için serbest T4 seviyeleri sabit kalır. Ancak üretiminin azalmasına bağlı olarak aktif hormon olan serbest T3 düzeyleri düşer11-13.
  • Adrenal Aks: Kortizol klirensi yaşla birlikte azaldığı için bazal kortizol seviyeleri yaşlanmadan belirgin şekilde etkilenmez. Dışarıdan verilen adrenokortikotropik hormona (ACTH) karşı adrenal kortizol yanıtı azalır, ancak baskılayıcı testlerde deksametazon kortizolü gençler kadar etkin baskılayamaz. Adrenal bezlerden salgılanan dehidroepiandrosteron sülfat hormonu ise dramatik bir şekilde düşerek 80’li yaşlarda gençlikteki seviyesinin %20’sine iner2,14.
  • Kalsiyum Metabolizması: Bağırsaklardan kalsiyum emiliminin azalması ve D vitamini seviyelerindeki düşüşe tepki olarak parathormon düzeyleri yaklaşık %30 oranında artar (kompansatuvar mekanizma); bu tablo osteoporozu hızlandırır14.
  • Otonomik ve Farmakolojik Faktörler: Otonomik sinir sistemindeki değişikliklere bağlı olarak yaşlılarda adrenerjik yanıt körelir. Ek olarak, yaşlı hastaların sıklıkla maruz kaldığı polifarmasi  endokrin krizlere karşı oluşması beklenen klasik fizyolojik yanıtları ciddi şekilde maskeler14.

Endokrin Aciller

1. Glukoz Metabolizması Acilleri7-9,15,16

Yaşlı hastalarda glukoz metabolizması acillerinin yönetimindeki en kritik prensip, katı glisemik kontrolden ziyade hastanın fonksiyonel durumuna göre hedeflerin bireyselleştirilmesi ve ölümcül olabilen hipoglisemiden kesinlikle kaçınılmasıdır.

  • Maskelenmiş Hipoglisemi: Yaşlı diyabetik hastaların acil tedavisindeki birincil hedef hipoglisemiden kaçınmaktır. Kognitif problemler, hatalı insülin kullanımı, yetersiz beslenme ve azalan böbrek klirensi nedeniyle yaşlılarda hipoglisemi gelişme ve fark edilmeme riski çok daha yüksektir. Yaşlılarda otonom nöropati ve adrenerjik yanıtların körelmesi nedeniyle, hipogliseminin klasik otonomik uyarıcı semptomları (terleme, çarpıntı, titreme) kaybolur (maskelenmiş hipoglisemi). Hastalar acil servise genellikle doğrudan nöroglikopenik semptomlarla (deliryum, konfüzyon, fokal nörolojik defisitler veya koma) getirilirler.
  • Hiperosmolar Hiperglisemik Durum (HHD): Yaşlı popülasyonda diyabetik ketoasidoza (DKA) kıyasla çok daha sık görülen, daha sinsi ilerleyen ve mortalite oranı (%10-20) çok daha yüksek olan bir tablodur. Tanı; kan şekerinin >600 mg/dl, ozmolaritenin >320 mOsm/kg olması, ağır dehidratasyon bulunması ve keton olmaması ile konur. Yaşlılarda susama hissinin azalması ve ketozis kaynaklı kusmaların olmaması nedeniyle sinsi bir başlangıç gösterir; sıvı kaybı (ortalama 8-10 litre) hastayı uyarmadan çok ağır bir seviyeye ulaşır.
    • Acil Yönetim: Tedavideki en kritik nokta sıvı ve elektrolit replasmanıdır. Ancak yaşlılarda sıklıkla eşlik eden komorbid kalp ve böbrek yetmezliği nedeniyle agresif sıvı resüsitasyonu, iyatrojenik volüm yüklenmesine ve akut pulmoner ödeme yol açabilir. Bu nedenle sıvı açığı kapatılırken mutlaka fizik muayene ve ultrasonografi (USG) gibi yöntemlerle sıkı takip yapılmalıdır.
  • DKA ve Laktik Asidoz: İnsülin eksikliği ve enfeksiyon gibi tetikleyici faktörlerin varlığında yaşlı tip 2 diyabetiklerde de DKA gelişebilir. Yaşlılarda laktik asidoz eşlik etme riskinin yüksekliği, atipik karın ağrısı veya sadece bilinç bulanıklığı ile geliş, tanıyı zorlaştıran faktörlerdir. Ayrıca yaşlı hastalarda böbrek fonksiyonlarında azalma veya kalp/akciğer hastalığına bağlı doku hipoksisi mevcutsa, metformin kullanımına bağlı olarak ağır laktik asidoz (kan laktat >5 mmol/l, pH <7.3) tablosu gelişebileceği akılda tutulmalıdır.

2. Tiroid Bezi Acilleri11-13

Tiroid krizleri, yaşlı hastalarda klasik bulguların tamamen zıttı bir klinik yelpazede karşımıza çıkabilir ve bu durum tanıda ciddi gecikmelere yol açar.

  • Apatetik Tirotoksikoz (Tiroid Fırtınası): Yaşlıların yaklaşık üçte birinde hipertiroidinin klasik hiperaktivite, anksiyete, terleme ve tremor gibi bulguları görülmez. Bunun yerine klinik tablo; açıklanamayan letarji, belirgin kilo kaybı, proksimal kas güçsüzlüğü ve yeni gelişen atriyal fibrilasyon (AF) veya dirençli kalp yetmezliği ile giden “apatetik tirotoksikoz” şeklinde ortaya çıkar. Gençlerden farklı olarak yaşlılarda tanıda mutlaka ciddi kardiyak değerlendirme yapılmalıdır.
    • Acil Yönetim: Tedavide beta-bloker (örn. propranolol) kullanımı temel taşlardan biri olsa da, dekompanse kalp yetmezliği ve bronkospazm riski olan yaşlılarda bu ajanlar çok dikkatli titre edilmelidir. Ayrıca dehidratasyon durumundaki hastalarda intravenöz kristalloid infüzyonu ve inaktif T4 formun T3’e dönüşümünü önlemek için hidrokortizon tedavisi de önerilir.
  • Miksödem Koması: Sıklıkla uzun süreli hipotiroidisi olan yaşlılarda araya giren bir pnömoni, soğuğa maruziyet veya ilaç kullanımı (örn. amiodaron, lityum) ile tetiklenir. Hipotermi, açıklanamayan bradikardi, hiponatremi ve mental durum değişikliği triadı ile karakterizedir ve bu atipik tablo yaşlılarda sıklıkla sepsis ile karıştırılabilir.
    • Acil Yönetim: İntravenöz levotiroksin replasmanı tedavinin merkezinde yer alsa da, tiroid hormonu miyokardın oksijen tüketimini artırır. Sessiz iskemisi olan yaşlılarda yüksek doz replasman akut miyokard enfarktüsünü veya ölümcül aritmileri tetikleyebileceğinden, ilaca her zaman çok düşük dozlarda başlanmalı (“Start low, go slow” prensibi) ve doz yavaşça artırılmalıdır.
Şekil 1. Geriatrik Tiroid Replasmanında ”Start Low, Go Slow” Prensibi

3. Adrenal Aciller14,17,18

Adrenal korteks disfonksiyonları yaşlılarda genellikle sinsi ilerler, ancak stres faktörleri ile karşılaşıldığında hızla yaşamı tehdit eden krizlere dönüşebilir.

  • Akut Adrenal Kriz (Adrenal Yetmezlik): Yaşlılarda adrenal yetmezliğin en yaygın nedeni, otoimmün hastalıklardan ziyade uzun süreli iatrojenik glukokortikoid tedavisinin aniden kesilmesidir. Yaşlılarda kortizol klirensi azaldığı için bazal kortizol seviyeleri genellikle normal sınırlarda kalır; ancak akut stres anında (enfeksiyon, cerrahi) beklenen kortizol yanıtı yetersiz kalabilir.
    • Yaşa Özgü Fark: Klasik hiperpigmentasyon veya spesifik bulgular görülmeyebilir. Hastalar acil servise genellikle açıklanamayan dirençli şok (vazopressörlere yanıtsız hipotansiyon), derin letarji, açıklanamayan hiponatremi ve hiperkalemi tablosu ile getirilir.
    • Acil Yönetim: Hemodinamik instabilite varlığında, tanısal testlerin (ACTH stimülasyon testi) sonuçları beklenmeden derhal ampirik intravenöz hidrokortizon tedavisine başlanmalıdır.

4. Hipofiz Acilleri: Akut Hipopitüitarizm10

Yaşlılıkta hipofiz bezinde meydana gelen mikrovasküler değişiklikler ve interstisyel fibrozis, hormonal salınım amplitüdlerini ve sirkadiyen ritimleri bozarak hastayı yetmezlik tablolarına yatkın hale getirir.

  • Etiyoloji ve Risk Faktörleri: Yaşlı popülasyonda akut hipopitüitarizmin en sık nedenleri kafa travmaları ve “boş sella” sendromudur. Özellikle hemorajik serebrovasküler olaylar, hipofiz yetmezliği için kritik bir risk faktörüdür; subaraknoidal kanama geçiren hastaların %30-35’inde hipopitüitarizm geliştiği bildirilmiştir.
  • Klinik Prezentasyon: Yaşlılarda hipofiz yetmezliği bulguları hem hasta hem de hekim tarafından sıklıkla “yaşlanmanın doğal bir sonucu” olarak görülüp hafife alındığı için tanı sıklıkla gecikir. Acil serviste bu tablo genellikle kilo alma, açıklanamayan halsizlik, dirençli hipotansiyon ve soğuk intoleransı gibi nonspesifik belirtilerle karşımıza çıkar.
  • Acil Yönetim ve Tanı: Adrenal yetmezlik şüphesinde sabah kortizol düzeyinin <4 mcg/dl olması tanıyı kesinleştirirken, >18 mcg/dl olması dışlamaktadır. Yaşlılarda insülin tolerans testi riskli kabul edildiği için tanı aşamasında “Kısa ACTH (Synacthen) testi” tercih edilmelidir.
    • Kritik Uyarı: Acil serviste hem tiroid hem de adrenal yetmezliği bir arada saptanan yaşlı hastalarda, tiroid hormonu replasmanından önce mutlaka hidrokortizon tedavisi başlanmalıdır. Aksi takdirde, artan metabolik hız adrenal krizi tetikleyebilir.

5. Elektrolit ve Su Metabolizması Bozuklukları4,5,18

Yaşlılarda endokrin disfonksiyonlar (özellikle hipofizer veya adrenal kaynaklı olanlar) acil servise sıklıkla sadece izole elektrolit bozuklukları şeklinde yansır.

  • Hiponatremi ve Uygunsuz ADH Sendromu (SIADH): Hiponatremi, acil servise başvuran yaşlılarda en sık karşılaşılan ve mortalitenin bağımsız bir belirleyicisi olan elektrolit anormalliğidir. En sık nedeni SIADH’tır. Yaşlıların sıklıkla kullandığı polifarmasi rejimi (özellikle tiyazid grubu diüretikler ve SSRI grubu antidepresanların eşzamanlı kullanımı) hiponatremi riskini 13,5 kata kadar artırmaktadır. Düşmelerin, senkopların ve akut kognitif değişikliklerin gizli nedeni sıklıkla hiponatremidir.
  • Hipernatremi: Azalmış susama hissi ve kısıtlı mobiliteye bağlı olarak suya ulaşamama, yaşlılarda sessiz ve derin bir dehidratasyona yol açar. Acil serviste bu hastaların sıvı resüsitasyonu planlanırken, ozmotik demiyelinizasyon sendromu gibi kalıcı nörolojik hasarları engellemek için serum sodyumunun düzeltilme hızı dikkatle ayarlanmalı ve 24 saatte 8-10 mEq/L’den fazla düşürülmemelidir.

6.Kalsiyum Metabolizması Acilleri1,2,17

  • Hiperkalsemi Krizi: Yaşlılarda hiperkalseminin en sık görülen iki temel nedeni primer hiperparatiroidi ve malignite ilişkili hiperkalsemidir. Acil serviste letarji, ciddi kas güçsüzlüğü, kognitif bozukluk ve EKG değişiklikleri (kısa QT mesafesi) ile prezente olur.
    • Acil Yönetim: Hiperkalsemi krizinin temel tedavisi agresif intravenöz hidrasyon ve loop diüretikleridir; ancak kalp yetmezliği olan yaşlı hastalarda bu “agresif hidrasyon” ciddi bir iyatrojenik pulmoner ödem ikilemi yaratır. Bu hastalarda hidrasyon yakından takip edilmeli ve dirençli vakalarda bisfosfonatlar veya denosumab gibi anti-rezorptif ajanlar tedaviye eklenmelidir.

Tablo 1. Genç Erişkin ve Geriatrik Hastaların Endokrin Acil Prezentasyonları Arasındaki Farklar

Endokrin AcilGenç Erişkin PrezentasyonuGeriatrik PrezentasyonKritik Acil Servis Nüansı
HipoglisemiTerleme, çarpıntı, titreme (Adrenerjik yanıt)Deliryum, konfüzyon, inme taklitçisi fokal defisitler (Nöroglikopeni)Beta-bloker kullanımı adrenerjik uyarıları maskeler; “maskelenmiş hipoglisemi”ye dikkat!
HHDPolidipsi, poliüri, orta derece dehidratasyonDerin dehidratasyon (8-10L), sinsi başlangıç, komaAgresif sıvı yüklemesi kalp yetmezliğini tetikleyebilir; fizik muayene veya USG takibi şarttır.
TirotoksikozÇarpıntı, anksiyete, hipertiroidi bulgularıApatetik Form: Letarji, kilo kaybı, yeni AF, kalp yetmezliğiPropranolol dozunda bronkospazm ve dekompanse kalp yetmezliği riski.
Miksödem KomasıBelirgin miksödem ödemi, uyku haliHipotermi, bradikardi, hiponatremi (Sepsis ile karışabilir)T4 replasmanı sessiz miyokard iskemisini tetikleyebilir; “Start low, go slow”.
Adrenal KrizHiperpigmentasyon, karın ağrısı, şokDirençli şok, açıklanamayan hiponatremi ve hiperkalemiTanı testlerini beklemeden ampirik Hidrokortizon başlanmalıdır.
HipopitüitarizmSpesifik hormon eksikliği bulgularıHalsizlik, kilo alma, hipotansiyon (Yaşlılık belirtisi sanılabilir)Tiroid replasmanından önce mutlaka steroid tedavisi verilmelidir.
HiperkalsemiKemik ağrısı, taşlar, abdominal yakınmalarLetarji, bilişsel bozukluk, EKG’de kısa QTAgresif hidrasyon vs. yaşlı kardiyak rezervi dengesi gözetilmelidir.

Sonuç ve Acil Servis Yönetimi İçin “Altın Kurallar”

Geriatrik popülasyonda endokrin aciller, sessiz ve atipik prezente olma eğilimindedir. Genç hastalarda hayat kurtaran standart tedavi algoritmaları, yaşlı hastalardaki homeostenoz göz önüne alınmadan uygulandığında iyatrojenik komplikasyonlara yol açabilir.

Acil tıp pratiğinde geriatrik endokrin acillerin yönetimi için iki temel “altın kural” akılda tutulmalıdır:

  1. Atipik Semptomlar İçin Düşük Eşik: Açıklanamayan deliryum, düşme, senkop veya genel durum bozukluğu ile acile getirilen her yaşlı hastada parmak ucu kan şekeri ve sodyum/kalsiyum düzeylerinin hızla değerlendirilmesi zorunludur.
  2. “Start Low, Go Slow” (Düşük Doz Başla, Yavaş İlerle): İntravenöz tiroid hormonu replasmanından, diyabetik acillerdeki sıvı ve insülin resüsitasyonuna kadar tüm endokrin kriz yönetimlerinde; end-organ rezervleri, komorbiditeler ve polifarmasi dikkate alınarak tedaviye düşük dozlarda başlanmalı ve monitörizasyon eşliğinde yavaşça titre edilmelidir.

Referanslar

1.         De Bray A, Tomas J, Gittoes N, Hassan-Smith Z. Management of endocrine conditions at the end of life. British Journal of Hospital Medicine. 2020;81(5):1-9.

2.         Karan MA. Geriatri yaş grubunda endokrin ve immün sistemlerdeki fizyolojik değişiklikler. In: Erişim; 2020.

3.         Senguldur E, Selki K. Today’s Problem Tomorrow’s Crisis: A Retrospective, Single-Centre Observational Study of Nonagenarians in the Emergency Department. Cureus. 2024;16(11):e73460-e73460.

4.         Cowen LE, Hodak SP, Verbalis JG. Age-associated abnormalities of water homeostasis. Endocrinology and Metabolism Clinics. 2013;42(2):349-370.

5.         Soiza RL, Cumming K, Clarke JM, Wood KM, Myint PK. Hyponatremia: special considerations in older patients. Journal of clinical medicine. 2014;3(3):944-958.

6.         Garber AJ, Abrahamson MJ, Barzilay JI, et al. Consensus Statement By The American Association of Clinical Endocrinologists And American College Of Endocrinology on the Comprehensive Type 2 Diabetes Management Algorithm–2016 Executive Summary. Endocr Pract. 2016;22(1):84-113.

7.         Munshi M, Nathan D, Schmader K, Mulder J. Treatment of type 2 diabetes mellitus in the older patient. UpToDate Nathan D, Schmader KE, Mulder JE, Eds Waltham, MA, UpToDate Inc. 2019.

8.         Satman İ İŞ, Akalın S, et al; T . EMD Diabetes Mellitus Çalışma ve Eğitim Grubu. TEMD Diabetes Mellitus ve Komplikasyonlarının Tanı, Tedavi ve İzlem Kılavuzu-2016. 8th ed. . In: Matbaası B, ed.2016.

9.         Sonne DP, Hemmingsen B. Comment on American Diabetes Association. Standards of Medical Care in Diabetes—2017. Diabetes Care 2017; 40 (Suppl. 1): S1–S135. Diabetes care. 2017;40(7):e92-e93.

10.       Curtò L, Trimarchi F. Hypopituitarism in the elderly: a narrative review on clinical management of hypothalamic–pituitary–gonadal, hypothalamic–pituitary–thyroid and hypothalamic–pituitary–adrenal axes dysfunction. Journal of Endocrinological Investigation. 2016;39(10):1115-1124.

11.       Papaleontiou M, Cappola AR. Thyroid-stimulating hormone in the evaluation of subclinical hypothyroidism. Jama. 2016;316(15):1592-1593.

12.       Ruggeri R, Trimarchi F, Biondi B. Management of endocrine disease: l-thyroxine replacement therapy in the frail elderly: a challenge in clinical practice. European Journal of endocrinology. 2017;177(4):R199-R217.

13.       Stott DJ, Rodondi N, Kearney PM, et al. Thyroid hormone therapy for older adults with subclinical hypothyroidism. New England Journal of Medicine. 2017;376(26):2534-2544.

14.       Gündoğdu A. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD). Diyabetes mellitüs ve komlikasyonlarının tanı, tedavi ve izlem klavuz. 2013;6:216.

15.       Seaquist ER, Anderson J, Childs B, et al. Hypoglycemia and diabetes: a report of a workgroup of the American Diabetes Association and the Endocrine Society. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism. 2013;98(5):1845-1859.

16.       LeRoith D, Biessels GJ, Braithwaite SS, et al. Treatment of diabetes in older adults: an Endocrine Society clinical practice guideline. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism. 2019;104(5):1520-1574.

17.       Modawal A, Ansari S, Fazili S. Management of Geriatric endocrine disorders. Comprehensive therapy. 2004;30(1):10-17.

18.       Morley JE. Dehydration, hypernatremia, and hyponatremia. Clinics in geriatric medicine. 2015;31(3):389-399.

13 Mart 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Antikoagülan Kullanan Yaşlılarda Kafa Travması: Acil Serviste İzlem Ve Güvenli Taburculuk Stratejileri

taradından Çağlar Kuas 24 Şubat 2026
tarafından yazıldı Çağlar Kuas

Yazar: Dr. Öğr. Üyesi Özge CAN Editör: Doç.Dr. Canan AKMAN

Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte ≥65 yaş nüfus belirgin biçimde artmış; buna paralel olarak atriyal fibrilasyon (AF), venöz tromboemboli ve inme gibi tromboembolik hastalıkların prevalansı yükselmiş ve yaşlı popülasyonda antikoagülan kullanımı yaygınlaşmıştır. Düşmeye yatkın olan bu grupta, oluşan minör kafa travmaları bile intrakraniyal kanama (İKK) açısından klinik önem taşımaktadır. Çok merkezli çalışmalar, antikoagülan kullanan yaşlı travma olgularında İKK insidansının daha yüksek olduğunu, özellikle vitamin K antagonisti kullananlarda riskin daha belirgin olduğunu göstermektedir. Direkt etkili oral antikoagülan (DOAK) kullanımının artışı ile İKK riskinde azalma bildirilmiş olsa da, tüm ajanları kapsayan evrensel ve kolay erişilebilir bir geri çevirme stratejisinin sınırlı olması kanama varlığında kısıtlılık oluşturmaktadır. Bu nedenle hafif travmatik beyin hasarında (hTBH) durumunda beyin bilgisayarlı tomografi (BT) sıklıkla tercih edilmekte ve olgunun yönetimi daha dikkatli planlanmaktadır. Ancak başlangıç görüntülemesi normal olsa bile TBH’da gecikmiş intrakraniyal kanama (gİKK) gelişebilmesi olasılığı, karar sürecinin en kritik noktalarından birini oluşturmaktadır. Orta ve ciddi kafa travması varlığında hastanın görüntüleme ve yönetimi nettir. Ancak hafif kafa travması varlığındaki yönetimin sınırlılıkları konunun devamında klinik sorular ile giderilmeye çalışılacaktır. Öncelikle hTBH yönetiminde risk oluşturan gİKK anlatılacaktır.

Gecikmiş İntrakraniyal Kanama (gİKK)

Gecikmiş intrakraniyal kanama (gİKK), başlangıç çekilen beyin bilgisayarlı tomografi (BT)’nin normal olduğu bir hastada, izleyen saatler veya günler içinde yapılan kontrol görüntülemede kanama saptanması olarak tanımlanmaktadır. Antikoagülan kullanan yaşlı grubunda,  hTBH sonrası gİKK riski düşük olmakla birlikte tamamen sıfır değildir. Bu durum gözlem süresi, tekrar beyin BT gereksinimi ve hasta/hasta yakını bilgilendirmesinin kapsamı açısından klinik karar verme sürecini doğrudan etkilemektedir. Geniş kohort çalışmalarında, başlangıç beyin BT görüntülemesi negatif olan,  antikoagülan kullanan hTBH hastalarında, gİKK oranı yaklaşık %1–3 olarak bildirilmektedir. DOAK kullananlarda oran %1.5–1.8, vitamin K antagonisti (VKA) kullananlarda ise %0.6–4.5’dir. Çalışmalarda gİKK gelişen hastalarda 30 gün içinde nöroşirürjikal müdahale ya da mortalite bildirilmemiştir. Meta-analizler ve VKA ağırlıklı eski veriler de benzer şekilde düşük oranlar (yaklaşık %0.6–2) ve çok düşük cerrahi/mortalite riski (≈%0–0.3) göstermektedir. Genel minör kafa travması popülasyonunda gİKK oranı daha da düşüktür (~%0.3–0.4) ve bu hastaların yalnızca %2–3’ünde cerrahi gereksinim oluşmaktadır.

Antikoagülan kullanan hTBH hastalarında gİKK açısından daha yüksek riskle ilişkilendirilen klinik özellikler :

  • Travma sonrası kusma
  • Yeni veya kötüleşen nörolojik semptomlar
  • Bilinç kaybı
  • Posttravmatik amnezi
  • Yüksek enerjili travma
  • GKS <15

İzlem altında yapılan kohort çalışmalarında,  gİKK olgularının büyük kısmı ilk 24–48 saat içinde saptanmıştır. Geniş analizler ise vakaların %80’den fazlasının ilk 7 gün içinde ortaya çıktığını göstermektedir. Daha geç dönem başvurular nadir olmakla birlikte literatürde haftalar sonra gelişen ve ağır seyreden olgular bildirilmiştir.

Klinik Pratikteki Temel Sorular

  1. Antikoagülan kullanan yaşlı hafif travmatik beyin hasarı olgularında ilk çekilen beyin bilgisayarlı tomografi: rutin mi, seçici mi?

Neden rutin bilgisayarlı tomografi?

Antikoagülan kullanan yaşlı hTBH olgularında başlangıç beyin BT çekilmesi genellikle önerilmektedir. Bunun temel nedeni, bu grupta başlangıç İKK oranlarının küçümsenmeyecek düzeyde (%8–10) olması ve asemptomatik kanama olasılığının varlığıdır. Yaşlılarda,  semptomların silik seyretmesi ve nörolojik değerlendirmeyi zorlaştırmakta, yalnızca klinik gözleme dayalı bir yaklaşımı güvenilir olmaktan uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle çoğu rehber ve güncel çalışma, antikoagülan kullanan yaşlı hTBH olgularında en az bir beyin BT çekilmesini desteklemektedir.

Ne zaman seçici yaklaşım?

Bununla birlikte son yıllarda yayımlanan büyük kohort çalışmalarında, antikoagülan kullanımının tek başına İKK için bağımsız risk oluşturmadığı; riskin daha çok klinik faktörler (GKS <15, bilinç kaybı, kusma, şiddetli baş ağrısı, nörolojik defisit, yüksek enerjili travma, fraktür şüphesi) ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Asemptomatik, nörolojik muayenesi normal, düşük enerjili travma geçirmiş ve güvenilir sosyal desteği olan, çok düşük riskli olgularda yalnızca ilaç kullanımına dayanarak beyin BT çekmenin her zaman gerekli olmayabileceği tartışılmaktadır. Bu nedenle güncel eğilim, ilacı direk bir tetikleyici olarak görmek yerine, klinik risk değerlendirmesi ve paylaşımlı karar verme çerçevesinde bireyselleştirilmiş yaklaşım geliştirmektir.

Sonuç olarak, antikoagülan kullanan yaşlı olgularda,  başlangıçta beyin BT görüntülemenin alınması çoğu durumda güvenli ve rasyonel bir yaklaşımdır ancak çok düşük risk taşıyan olgularda dikkatli klinik değerlendirme ile daha seçici stratejiler, gelecekte daha fazla yer bulabilir. Gelecekte sağlıklı yaşlanma kavramının güçlenmesi, farmakovijilans sistemlerinin gelişmesi ve yaşlıya özgü risk skorlarının oluşturulması ile daha seçici görüntüleme stratejileri mümkün olabilir.

2- Oral antikoagülan tipi, yaşlı hafif travmatik beyin hasarı olgularında gecikmiş intrakraniyal kanama riskini değiştirir mi?

Yaşlı hTBH olgularında VKA, başlangıç beyin BT’de saptanan erken İKK riskini DOAK’lara kıyasla daha fazla artırmaktadır (≈%10–16 vs %4–7; OR ≈0.4–0.6 DOAK lehine). Ancak başlangıç beyin BT’si normal olan hastalarda gİKK oranı hem DOAK hem de VKA kullananlarda düşük (%1–2) olup, nöroşirürjikal müdahale ve mortalite son derece nadirdir. Çoğu çalışmada ilaç tipleri arasında anlamlı fark gösterilememiştir. Bu nedenle tekrar beyin BT çekilmesi ve gözlem kararı, antikoagülan tipinden çok klinik risk belirteçlerine (GKS <15, kusma, yeni semptom vb.) dayanmalıdır.

3-Antikoagülan kullanan yaşlı hafif travmatik beyin hasarı olgularında gecikmiş intrakraniyal kanamayı öngörmeye yönelik standardize edilmiş bir risk skoru mevcut mudur?

Literatürde yaş, kraniyofasiyal/servikal yaralanma, diyabetes mellitus ve hipertansiyon gibi değişkenleri içeren bir gİKK risk aracı bildirilmiş ancak bu model,  klinik pratiğe yaygın şekilde girmemiştir. Güncel kanıtlar, özel ve kabul edilmiş bir “gİKK skoru” bulunmadığını, risk stratifikasyonunun halen standart klinik uyarı bulgularına dayandığını göstermektedir. Bu konu halen bir çalışma konusu olarak güncelliğini korumaktadır ve gelecekte yapay zeka algoritmaları ile desteklenen risk skorları mümkün olabilir görünmektedir.

4-. Antikoagülan kullanan yaşlı hafif travmatik beyin hasarı olgularında, ilk çekilen beyin bilgisayarlı tomografi normal ise rutin kontrol beyin bilgisayarlı tomografi gerekli midir?

Çalışmaların büyük bölümü, nörolojik olarak stabil seyreden ve ilk beyin BT’si normal olan yaşlı antikoagülan kullanan olgularda rutin 12–24 saatlik tekrar BT’nin klinik yararının sınırlı olduğunu göstermektedir.

  • 75 yaş üzeri olgularda ikinci beyin BT’nin, çekilmiş olan ilk beyin BT tetkiki negatif ve klinik stabilitesi mevcutsa gereksiz olduğu bildirilmiştir.
  • Çok merkezli hTBH kohortlarında rutin 12–24 saatlik tekrar beyin BT çekilmesinden kaçınılabileceği, yalnızca yüksek riskli özellikler veya klinik kötüleşme varlığında yapılması bu görüntüleme tetkikinin yapılması gerektiği belirtilmiştir.
  • Meta-analizler, rutin tekrar beyin BT’nin düşük klinik getiri sağladığını ortaya koymaktadır.

Mevcut kanıtlar, başlangıç beyin BT’si normal olan, klinik olarak stabil ve antikoagülan kullanan yaşlı hTBH olgularında, rutin kontrol BT’nin genellikle gerekli olmadığını göstermektedir. Olgunun yönetimi; zorunlu tekrar görüntüleme yerine dikkatli klinik izlem, hasta ve yakınlarının bilgilendirilmesi ve risk temelli seçici görüntüleme yaklaşımına dayanmalıdır.

5-Hafif travmatik beyin hasarında optimal gözlem süresi ne kadar olmalıdır?

Hafif travmatik beyin hasarı (hTBH),  başlangıç beyin BT görüntülemesinin normal olduğu olgularda gözlem süresi konusu son yıllarda yeniden değerlendirilmektedir. Özellikle yaşlı ve antikoagülan kullanan olgularda,  geleneksel olarak önerilen rutin 24 saatlik hastane gözlemi yaklaşımı, güncel kanıtlar ışığında daha seçici ve hedeflenmiş bir gözlem stratejisine doğru evrilmektedir. Güncel eğilim,  kısa süreli klinik izlem ve güçlü taburculuk bilgilendirmesi ile güvenli ayaktan takip yönündedir.

Büyük çok merkezli çalışmalarda, başlangıç beyin BT’si normal olan antikoagülan kullanan hTBH olgularında ilk 24 saat içinde semptomatik gİKK oranının son derece düşük olduğu bildirilmesine dayanılarak rutin 24 saatlik yatışın çoğu olguda gerekli olmadığı belirtilmiştir. Benzer şekilde retrospektif kohort analizlerinde gİKK oranı yaklaşık %3 civarında bildirilmiş ancak bu olguların hiçbirinde cerrahi gereksinim ya da mortalite gözlenmemiştir. Buna karşın 24 saatlik acil servis gözlemi sırasında %6–7 oranında ciddi iatrojenik komplikasyon geliştiği rapor edilmiş, rutin gözlemin risk–fayda dengesi sorgulanmıştır. Sistematik derlemeler, 24 saatlik hastane gözlemi sırasında saptanan gİKK’ın son derece nadir ve çoğunlukla klinik olarak önemsiz olduğunu göstermektedir. Başlangıç beyin BT’si normal, GKS 15, nörolojik muayenesi stabil ve güvenilir sosyal desteği olan yaşlı antikoagülan kullanan olgularda rutin 24 saatlik hastane yatışının kanıt temeli zayıftır. Bu grupta,  kısa süreli gözlem, klinik tablonun yeniden değerlendirilmesi ve ayrıntılı yazılı–sözlü taburculuk eğitimi çoğu zaman yeterli görünmektedir. Optimal yaklaşım; klinik kötüleşme bulgularına duyarlı, ancak gereksiz yatış ve iatrojenik risklerden kaçınan, bireyselleştirilmiş bir gözlem stratejisidir (Tablo 1).

Tablo1 Klinik bulgulara göre gözlem önerileri

Klinik Senaryo (hTBI, BT Normal)Önerilen Gözlem Stratejisi
  Antikoagülan kullanan, GKS 15, klinik stabil, güvenilir sosyal destek mevcut  Kısa süreli acil servis gözlemi (yaklaşık 4–6 saat), ayrıntılı bilgilendirme ile taburculuk  
  Antikoagülan kullanan ve yüksek risk özellikleri bulunan (kusma, yeni/kötüleşen semptom, GKS < 15, yüksek enerjili travma, kırılgan, yetersiz sosyal destek)    Daha uzun süreli gözlem ve/veya 12–24 saat içinde tekrar beyin BT için; karar bireyselleştirilmelidir
  Antikoagülan kullanmayan, nörolojik muayenesi normal  Erken taburculuk ve ayrıntılı bilgilendirme

6-Acil servisten taburcu edilen, beyin bilgisayarlı tomografi sonucu normal olan yaşlı hafif travmatik beyin hasarı olgularında oral antikoagülasyon kullanımı kesilmeli midir?

Güncel acil servis derlemelerinde, hTBH sonrası oral antikoagülasyonun (OAK) sürdürülmesi ya da kesilmesi konusunda net bir uzlaşı olmadığı belirtilmektedir. Bununla birlikte, gecikmiş kanama riskinin düşük, tromboembolik riskin ise bazı hastalarda yüksek olabileceği göz önüne alınarak, rutin kesme yerine bireysel risk–fayda değerlendirmesi önerilmektedir.

Bazı kurum protokollerinde, kısa süreli hastane gözlemi sırasında OAK tedavisine devam edilmekte; yalnızca belirgin intrakraniyal kanama, orta–ağır TBH veya yüksek riskli kanama durumlarında tedavi kesilmekte ya da geri çevirme uygulanmaktadır. Mevcut çalışmalar, negatif beyin BT sonucu sonrası rutin olarak antikoagülasyonu kesmenin gİKK’yı azalttığına dair net bir fayda göstermemektedir. Bildirilen başlıca zararlar, çoğunlukla gereksiz gözlem ve yatışa bağlı iatrojenik komplikasyonlardır.

Başlangıç beyin BT’si normal olan hTBH’lı yaşlı olgularda,  güvenli taburculuk çoğu zaman mümkündür ve rutin yatış ya da tekrar beyin BT çekilmesinin gerekliliği kanıtlarla güçlü biçimde desteklenmemektedir. Benzer şekilde, negatif BT sonrası OAK rutin olarak kesilmesini destekleyen net bir kanıt bulunmamaktadır. Karar,  tromboembolik endikasyonun gücü, düşme/kanama riski ve hastanın güvenilir takibi dikkate alınarak bireyselleştirilmelidir.

Sonuç ve Önerilen Yaklaşım

Antikoagülan kullanan, yaşlı hTBH bulunan olgularda mevcut kanıtlar doğrultusunda en rasyonel yaklaşım, başlangıçta tüm hastalara beyin BT çekilmesidir. Ancak izlem ve tekrar görüntüleme kararları,  klinik temelde bireyselleştirilmelidir. Rutin 24 saatlik gözlem ve rutin tekrarlayan beyin BT yerine; nörolojik durum, travma mekanizması ve ek risk faktörleri dikkate alınarak seçici bir izlem stratejisi benimsenmelidir.

İntrakraniyal kanama saptandığında, özellikle vitamin K antagonisti kullanan hastalarda uygun tedavinin gecikmeksizin uygulanması önem taşır. Uzun dönem antikoagülasyonun yeniden başlanması ise tromboembolik risk ile kanama yükü arasındaki denge gözetilerek, multidisipliner değerlendirme eşliğinde planlanmalıdır.

Ayrıca hasta ve yakınlarının gİKK belirtileri konusunda ayrıntılı biçimde bilgilendirilmesi ve net başvuru kriterlerinin yazılı ve sözlü olarak verilmesi, güvenli taburculuğun temel bileşenidir.

Bu hasta grubunda temel hedef,  gereksiz görüntüleme ve yatışlardan kaçınırken klinik olarak anlamlı kanamayı atlamamak, aynı zamanda güvenli, rasyonel ve kaynak bilinci yüksek bir acil servis yönetimi sağlamaktır.

Bu konuda güncel çalışmaların net sonuçlar ifade edememesi, halen çalışma konusu olarak güncel bir konu olduğunu ve gelecekte özellikle yapay zeka destekli uygulamalar ile yeniliklere açık olduğunu göstermektedir.

REFERANSLAR

  1. Capsoni N, Carpani G, Tarantino F, et al. Incidence and risk factors for delayed intracranial hemorrhage after mild brain injury in anticoagulated patients: a multicenter retrospective study. Scand J Trauma Resusc Emerg Med. 2025;33(1):26. doi:10.1186/s13049-025-01337-y
  2. Shih RD, Alter SM, Solano JJ, et al. Low incidence of delayed intracranial hemorrhage in geriatric emergency department patients on preinjury anticoagulation presenting with blunt head trauma. J Emerg Med. 2024;67(6):e516-e522. doi:10.1016/j.jemermed.2024.06.002
  3. Karamian A, Seifi A, Karamian A, et al. Incidence of intracranial bleeding in mild traumatic brain injury patients taking oral anticoagulants: a systematic review and meta-analysis. J Neurol. 2024;271:3849-3868. doi:10.1007/s00415-024-12424-y
  4. Jaffres E, Dacher JN, Taalba M, et al. Possible limited justification for systematic head computed tomography scans based solely on antithrombotic therapy in elderly patients (aged 75 or older) with mild traumatic brain injury. Res Diagn Interv Imaging. 2025;13:100053. doi:10.1016/j.redii.2024.100053
  5. Santing JAL, Lee YX, van der Naalt J, van den Brand CL, Jellema K. Mild traumatic brain injury in elderly patients receiving direct oral anticoagulants: a systematic review and meta-analysis. J Neurotrauma. 2022;39(7-8):458-472. doi:10.1089/neu.2021.0435
  6. Park N, Turcato G, Zaboli A, Santini M. The state of the art of the management of anticoagulated patients with mild traumatic brain injury in the emergency department. Emerg Care J. 2022;18(2):10640. doi:10.4081/ecj.2022.10640
  7. Flaherty S, Biswas S, Watts DD, et al. Findings on repeat posttraumatic brain computed tomography scans in older patients with minimal head trauma and the impact of existing antithrombotic use. Ann Emerg Med. 2023;81(3):364-374. doi:10.1016/j.annemergmed.2022.08.006
24 Şubat 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Genel

Acil Servislerde Yaşlı Yetişkinlerin Klinik Bakımını İyileştirmeye Yönelik Stratejiler

taradından Çağlar Kuas 20 Ocak 2026
tarafından yazıldı Çağlar Kuas

Yazar: Dr.Öğr.Üyesi Çağlar Kuas Editör: Prof.Dr. Özgür Karcıoğlu

Giriş: Acil Servisler Yaşlanıyor, Peki Biz Hazır mıyız?

Acil servislerin hasta profili sessiz ama köklü bir dönüşüm geçiriyor. Bugün birçok acil serviste başvuran hastaların %25–50’si 65 yaş ve üzerindedir ve bu oran önümüzdeki yıllarda daha da artacaktır. Yaşam süresinin uzaması, kronik hastalıkların daha iyi yönetilmesi ve toplumun yaşlanması, acil servisleri fiilen “geriatrik bakım alanları” haline getirmiştir. Ancak dürüst olmak gerekirse, acil servislerin büyük bir kısmı hâlâ yaşlı hastaların karmaşık ihtiyaçlarına göre tasarlanmış değildir.

Yaşlı hasta; daha yavaş iyileşen, daha kırılgan, daha fazla ilaç kullanan ve çoğu zaman şikâyetini net ifade edemeyen bir hasta grubudur. Bu durum, hızlı karar alma ve kısa süreli bakım üzerine kurulu acil servis kültürüyle doğal bir gerilim yaratır. Sonuç olarak; atlanan tanılar, uygunsuz taburculuklar, tekrar başvurular, fonksiyonel kayıplar ve sağlık çalışanları için artan tükenmişlik ortaya çıkar. Bu tablo bize şunu açıkça göstermektedir: yaşlı hasta bakımında dönüşüm artık ertelenemez.

Neden Bir Dönüşüm Gerekli?

1. Yaşlı Hastalar Acil Serviste “Standart Hasta” Değildir

Yaşlı yetişkinler acil servise daha sık başvurur, daha uzun süre kalır ve daha yüksek oranda yatırılır. Ancak asıl sorun sayılar değil, karmaşıklıktır. Multimorbidite, polifarmasi, bilişsel bozukluklar, sosyal destek eksikliği ve fonksiyonel gerileme çoğu zaman aynı hastada birlikte bulunur. Bu nedenle yaşlı hasta, tek bir tanı veya tek bir şikâyet üzerinden değerlendirilemez.

Örneğin “düşme” ile gelen bir hasta; bir enfeksiyonun, ilaç yan etkisinin, ortostatik hipotansiyonun veya yeni gelişen bir deliryumun ilk işareti olabilir. Bu karmaşıklığı görmezden gelen bir yaklaşım yalnızca semptomu tedavi eder ve nedeni ıskalar.

2. Mevcut Acil Servis Performans Göstergeleri Yaşlı Hastayla Uyuşmuyor

Acil servis performansı genellikle bekleme süresi, yatış süresi ve hasta akışı gibi hız odaklı ölçütlerle değerlendirilir. Oysa yaşlı hasta için “iyi bakım”, her zaman hızlı bakım anlamına gelmez. Bazen doğru olan; biraz daha fazla zaman ayırmak, fonksiyonel durumu değerlendirmek veya taburculuk öncesi destek sistemlerini organize etmektir.

Sistematik derlemeler, yaşlı hastalara yönelik bütüncül yaklaşımların bazı durumlarda yatış oranlarını azalttığını, bazı durumlarda ise daha güvenli yatışlar sağladığını göstermektedir. Yani amaç yalnızca hastayı hızlıca göndermek değil, doğru yere, doğru zamanda yönlendirmektir.

3. Klinik Sonuçların Ötesinde İnsanî ve Etik Bir Sorumluluk Var

Yaşlı hastalar, acil servis deneyimini genç hastalara kıyasla daha stresli ve travmatik yaşayabilir. Gürültü, kalabalık, yönelim kaybı ve yalnızlık; deliryumu ve fonksiyonel kaybı tetikleyebilir. Bu durum yalnızca klinik bir sorun değil, aynı zamanda etik bir meseledir. Acil servisler, en savunmasız hastalar için güvenli bir alan olmak zorundadır.

Dönüşüm Nasıl Yapılabilir?

Geriatrik acil bakım literatürü, yaşlı hastalara yönelik daha iyi bir bakımın mutlaka yüksek maliyetli yatırımlar veya tamamen ayrı birimler gerektirmediğini açıkça göstermektedir. Asıl dönüşüm; bakış açısında, ekip organizasyonunda ve bakım süreçlerinde gerçekleşmektedir. Bu dönüşümü anlamak ve yönetmek için en yaygın kabul gören çerçeve, People – Processes – Place (İnsan, Süreç, Mekân) yaklaşımıdır. Bu model, acil servislerde geriatrik bakımın yalnızca klinik bir konu olmadığını; aynı zamanda organizasyonel ve kültürel bir değişim gerektirdiğini vurgular.

İnsan (People): Geriatrik Hasta Farkındalığı Olan Acil Ekibi

Dönüşümün merkezinde insanlar vardır. Yaşlı hastaya uygun bakım, tek bir hekimin klinik becerileriyle sürdürülebilecek bir süreç değildir. Aksine, geriatrik bakım; farklı disiplinlerin katkısını, ortak bir dil ve hedef etrafında birleştirmeyi gerektirir.

Acil tıp uzmanları ve hemşireler, yaşlı hastaların klasik hastalık sunumlarından farklı özellikler gösterebileceğini içselleştirmelidir. Deliryum, kırılganlık, düşme riski ve polifarmasi gibi geriatrik sendromlar; nadir durumlar değil, acil serviste günlük pratiğin bir parçasıdır. Bu nedenle geriatrik sendromlara yönelik temel farkındalık, geriatrik tıp yan dalı bilgisi değil; çağdaş acil tıbbın çekirdek yetkinliklerinden biri olarak görülmelidir.

Bu noktada geriatrik hemşire koordinatörleri kilit rol oynar. Bu hemşireler, yaşlı hastaların fonksiyonel durumunun değerlendirilmesi, bakım ihtiyaçlarının belirlenmesi ve güvenli taburculuk planlarının oluşturulmasında köprü görevi görür. Özellikle karmaşık sosyal ve fonksiyonel sorunları olan hastalarda, hekimin sınırlı sürede fark edemeyeceği riskleri görünür kılarlar.

Sosyal hizmet uzmanları, fizyoterapistler ve klinik eczacılar ise yaşlı hastanın “görünmeyen” sorunlarını ortaya çıkarır. Sosyal destek eksikliği, ev ortamının uygunsuzluğu, mobilizasyon sorunları veya ilaç etkileşimleri çoğu zaman başvuru nedeninin arkasında yatan temel faktörlerdir. Bu profesyonellerin sürece dahil edilmesi, yalnızca hasta sonuçlarını iyileştirmekle kalmaz; aynı zamanda acil servis ekibinin üzerindeki yükü azaltır ve ekip içi iş doyumunu artırır. Literatür, multidisipliner geriatrik acil bakım modellerinin tükenmişlik üzerinde de olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir.

Süreçler (Processes): Rastlantısal Değil, Sistematik Bakım

Yaşlı hastaya iyi bakmak, “biraz daha dikkatli olmak” değildir. Asıl fark yaratan unsur, bakımın rastlantısal değil, sistematik hale getirilmesidir. Bu sistematik yaklaşım, klinisyenin bireysel deneyimine bağımlı olmayan, standartlaştırılmış süreçler üzerine kurulmalıdır.

Geriatrik sendromlar için kısa ve valide tarama araçlarının acil servis pratiğine entegre edilmesi bu sürecin temel taşlarından biridir. Deliryum, düşme riski, kırılganlık ve polifarmasi; ancak aktif olarak aranırsa fark edilen durumlardır. Bu taramalar birkaç dakikadan fazla sürmez; ancak erken tanı, yanlış taburculukları ve komplikasyonları belirgin biçimde azaltabilir. Önemli olan, bu değerlendirmelerin “ekstra iş” olarak değil, temel klinik değerlendirme kadar vazgeçilmez olarak görülmesidir.

Bakım hedeflerinin konuşulması da sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Acil serviste zaman baskısı altında bu tür konuşmalar zorlayıcı olabilir; ancak özellikle kırılgan yaşlı hastalarda, bakım hedeflerinin erken dönemde ele alınması gereksiz tetkik ve girişimlerin önüne geçebilir. Hastanın yaşam önceliklerini, fonksiyonel beklentilerini ve kabul edilebilir bakım düzeyini anlamak; klinik kararların daha etik ve hasta merkezli olmasını sağlar.

Kollateral bilginin standartlaştırılması ise sıklıkla göz ardı edilen bir diğer kritik süreçtir. Yaşlı hastaların önemli bir bölümü, bilişsel bozukluk, işitme kaybı veya akut hastalık nedeniyle güvenilir öykü veremez. Aile üyeleri, bakım verenler veya huzurevi personelinden alınan bilgiler; hastanın bazal fonksiyonel durumu, son günlerdeki değişiklikler ve gerçek başvuru nedeni hakkında hayati ipuçları sunar. Bu bilginin sistematik şekilde toplanması, güvenli taburculuğun temelini oluşturur.

Mekân (Place): Küçük Dokunuşlarla Büyük Farklar

Yaşlı dostu bir acil servis oluşturmak için mutlaka ayrı bir geriatrik alan veya kapsamlı fiziksel yenilemeler gerekmez. Çoğu zaman küçük, düşük maliyetli düzenlemeler büyük farklar yaratır.

Gürültünün azaltılması, yaşlı hastalarda deliryum riskini düşürür ve hasta deneyimini iyileştirir. Yeterli ve dengeli aydınlatma hem yönelim bozukluğunu azaltır hem de düşme riskini düşürür. Saat ve takvim gibi yönlendirici görseller, özellikle bilişsel bozukluğu olan hastalarda zaman ve mekân algısını destekler.

Yürüteç, baston ve rahat oturabilecek sandalyelerin kolay erişilebilir olması ise mobilizasyonu teşvik eder. Uzun süre sedyede kalan yaşlı hastalarda fonksiyonel kayıp ve deliryum riski hızla artar. Bu nedenle mekânsal düzenlemeler yalnızca konfor değil, doğrudan klinik sonuçlarla ilişkilidir.

Literatür, bu tür çevresel düzenlemelerin hasta güvenliğini artırdığını, bakım sürecini kolaylaştırdığını ve acil servis deneyimini daha insanî hale getirdiğini göstermektedir.

Sonuç: Yaşlı Hastaya Uygun Acil Servis, Daha Güvenli ve Daha Sürdürülebilir Bir Acil Servistir

Acil servislerde yaşlı yetişkinlerin klinik bakımını iyileştirmeye yönelik dönüşüm, yalnızca belirli bir hasta grubuna yönelik bir iyileştirme çabası değildir. Bu dönüşüm, acil tıbbın güncel gerçekliğiyle yüzleşmesidir. Yaşlanan nüfus, artan başvuru sayıları ve giderek karmaşıklaşan klinik tablolar; acil servislerin klasik hız ve akış odaklı yaklaşımının tek başına yeterli olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Yaşlı hastaya uygun bakım; daha fazla tetkik yapmak, daha uzun süre gözlem altında tutmak ya da herkesi yatırmak anlamına gelmez. Aksine, doğru hastayı doğru zamanda doğru yere yönlendirmeyi hedefler. Geriatrik sendromları erken tanımak, bakım hedeflerini konuşmak, kollateral bilgiyi sistematik şekilde toplamak ve fonksiyonel durumu göz önünde bulundurmak; klinik kararların kalitesini belirgin biçimde artırır. Bu yaklaşım, hem kaçırılan tanıları hem de gereksiz girişimleri azaltır.

People–Processes–Place yaklaşımı bize şunu öğretir: dönüşüm büyük devrimlerle değil, bilinçli ve sürdürülebilir adımlarla gerçekleşir. Ekibin geriatrik düşünme biçimine alışması, bakım süreçlerinin standartlaştırılması ve fiziksel ortamda yapılan küçük ama akıllı düzenlemeler; toplamda büyük bir fark yaratır. Üstelik bu fark yalnızca hasta sonuçlarında değil, acil servis çalışanlarının günlük pratiğinde de hissedilir.

Yaşlı dostu bir acil servis; daha az kaotik, daha öngörülebilir ve daha yönetilebilir bir çalışma ortamı sunar. Multidisipliner ekip çalışması, yükü tek bir hekimin üzerinden alır. Standart süreçler, belirsizliği azaltır. Güvenli taburculuklar ve daha az tekrar başvuru, sistem üzerindeki baskıyı hafifletir. Tüm bunlar, uzun vadede tükenmişliğin azalmasına ve mesleki tatminin artmasına katkı sağlar.

Sonuç olarak, yaşlı yetişkinlerin klinik bakımını iyileştirmek bir “geriatrik yan proje” değil, modern acil tıbbın temel bir bileşenidir. Bu dönüşümden kaçınmak mümkün değildir; ancak onu bilinçli şekilde yönetmek mümkündür. Yaşlı hastaya göre düzenlenmiş bir acil servis, yalnızca yaşlılar için değil; tüm hastalar, tüm ekip ve tüm sistem için daha iyi bir acil servistir.

Referanslar ve Okuma Önerileri

  1. Brousseau AA, Schonnop R, Melady D. Strategies for Improving Clinical Care of Older Adults in the Emergency Department. Emerg Med Clin North Am. 2025;43(2):179-187. doi:10.1016/j.emc.2024.08.002
  2. Melady D, Schumacher JG. Developing a Geriatric Emergency Department: People, Processes, and Place. Clin Geriatr Med. 2023;39(4):647-658. doi:10.1016/j.cger.2023.05.008
  3. Boreskie PE, Boreskie KF. Frailty-aware Care in the Emergency Department. Emerg Med Clin North Am. 2025;43(2):199-210. doi:10.1016/j.emc.2024.08.004
  4. Shadyab AH, Castillo EM, Chan TC, Tolia VM. Developing and Implementing a Geriatric Emergency Department (GED): Overview and Characteristics of GED Visits. J Emerg Med. 2021;61(2):131-139. doi:10.1016/j.jemermed.2021.02.036
  5. Bambach, K., & Southerland, L. T. (2021). Applying Geriatric Principles to Transitions of Care in the Emergency Department. Emergency medicine clinics of North America, 39(2), 429–442. https://doi.org/10.1016/j.emc.2021.01.006
20 Ocak 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Genel

Yaşlılarda Polifarmasi ve İlaç Yönetimi

taradından Çağlar Kuas 20 Ocak 2026
tarafından yazıldı Çağlar Kuas

Yazar: Dr. Kudret Selki  Editör: Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu

*Ocak 2025’de yazılan bu blog yazısı teknik sorunlar nedeni ile Ocak 2026’da yayınlanmıştır.

Acil servis birçok özellikli hasta grubunun uğrak kapısıdır. Son yıllarda tıbbi bakımın iyileşmesiyle bu özellikli gruplardan bir tanesi ön plana çıkmaktadır. Bu grup, geriatrik yani yaşlı hastalardır.  Nasıl ki çocuklar erişkinlerin küçültülmüşü değildir, tanı-tedavi yöntemleri kendine ait özellikli bir gruptur, yaşlılar da erişkinlerin büyültülmüşü değildir. Yaşlı hasta deyince de aklımıza ilk olarak çok sayıda komorbidite, dolayısıyla polifarmasi gelir. Polifarmasi nedir, potansiyel uygunsuz ilaç (PIM) kullanımı nedir, hangi kriterlerle tanımlanır, hangi noktalara dikkat etmek gerekir gibi sorulara yanıt bulmanız için bu yazıyı sizlere sunuyorum.

Polifarmasi Nedir?

Polifarmasi 20. yüzyıldan beri çok sayıda ilaç kullanımı olarak tanımlanan bir terimdir (1). Tanımı hakkında net bir görüş birliği bulunmamaktadır. En az 240 gün süreyle 2 ve daha fazla ilaç kullanımı (2), 4 ve daha fazla ilaç kullanımı (3), 5 ve daha fazla ilaç kullanımı (4) gibi birçok tanımlama mevcuttur. Net bir kesme değeri bulunmaması nedeniyle ‘’hastanın ihtiyacı olduğundan fazla miktarda ilaç kullanması’’ olarak tanımlamak doğru olacaktır. Ayrıca polifarmasi dendiğinde yalnızca hekimin reçete ettiği ilaçlar değil, komşu tavsiyesi ilaçlar, tezgah üstü ilaçlar ve bitkisel takviyeler de akılda bulundurulmalıdır.

Ülkemizde ve Dünyada Yaşlı Nüfus

Yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 yaş ve üzeri popülasyon, 2018 Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 7 milyon 186 bin 204 kişi iken son beş yılda %21,4 artarak 2023 yılında 8 milyon 722 bin 806 kişi oldu. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 2018 yılında %8,8 iken, 2023 yılında %10,2’ye yükseldi. Nüfus projeksiyonlarına göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında %12,9, 2040 yılında %16,3, 2060 yılında %22,6 ve 2080 yılında %25,6 olacağı öngörülüyor. Ölüm nedeni istatistiklerine göre, 2022 yılında ölen yaşlıların %39,1’i dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Bu hastalığı ikinci sırada %15,5 ile solunum sistemi hastalıkları, üçüncü sırada %12,7 ile maligniteler takip etti (Şekil-1) (5). 2020 Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünyadaki 60 yaş üstü popülasyon 1 milyar iken 2030 yılında 1.4 milyara çıkması beklenmektedir. 2050 yılına kadar ise bu nüfusun iki katına çıkarak 2,1 milyar olması beklenmektedir. 2020-2050 yılları arasında 80 yaş üstü nüfusun ise 3 katına çıkarak 426 milyona ulaşması beklenmektedir (6). Bu veriler bizlere dünyadaki yaşlı nüfusun hızla arttığını ve artmaya devam edeceğini gösteriyor. Bu da bizler için acil servis yoğunluğunu arttıracağından önem arz ediyor. Avustralya’da yapılan bir çalışmada 2050 yılındaki acil servis başvuruları, 65-84 yaş grubunda 2010’a göre %242’sine, ≥85 yaşlarındaki kişilerde %411’ine bir artış olduğu ortaya koyulmuştur. Orta düzeyde nüfus artışı senaryosunda ≥85 yaşındaki kişilerin başvuruları 2020’de %150’ye, 2030’da %236’ya, 2040’ta %402’ye ve 2050’de %574’e yükselmiştir (7).​ Türkiye’de yaşlı hastaların acil servis başvurularının karşılaştırıldığı bir çalışmada çok yaşlı nüfusun (90 yaş üstü) oranı %3,9’dur. Aynı çalışmada yaşlı (65-89 yaş) ve çok yaşlı nüfusun 30 günlük mortaliteleri kıyaslandığında %2’ye karşın %5,8 oranı tespit edilmiş. Yani yaş arttıkça mortalite de artmış (8). Yine Türkiye’de yapılan bir çalışmada 65 yaş üstü hastaların %88’inin yılda 4-7 kere, %12’sinin ise yılda 7’den daha fazla acil servis başvurusu olduğu tespit edilmiş. Aynı çalışmada 74 gün içinde 4 ve daha fazla acil servis başvurusu olan yaşlı hastaların mortalite riskinin 4 kat arttığı görülmüş (9).  Yani yaşlı nüfus tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artmakta, dolayısıyla geriatrik popülasyon üzerine düşülmesi gereken bir grup olarak dikkat çekmektedir. Bu hastaların erişkin popülasyona göre acil servis başvuru sayısının ve mortalitelerinin daha fazla olduğu göz önüne alındığında acillerin yaşlı hasta yükünü en ön cephede sırtlayan yerler olduğu göze çarpmaktadır.

Şekil-1. 2022 Yılında Türkiye’de Gerçekleşem Ölüm Nedenleri ve Cinsiyetlere Göre Dağılımı

Yaşlılarda Polifarmasi

İleri yaş birçok tıbbi durum gibi polifarmasi için de en yaygın risk faktörüdür. Acil serviste anamnez alırken, yaşlı bir hastanın yakınının bir eczane poşeti dolusu ilacı deske dökmesi bu yazıyı okuyan kimseye yabancı gelmeyecektir. OPERAM (Optimizing Therapy to Prevent Avoidable Hospital Admissions in Multimorbid Older Adults – Çoklu Morbiditeye Sahip Yaşlı Yetişkinlerde Önlenebilir Hastane Yatışını Önlemek İçin Tedaviyi Optimize Etme), randomize kontrollü bir çalışma, polifarmasi ve çoklu morbiditeye sahip yaşlı yetişkinlerde ilaçla ilişkili hastane yatışları üzerinde ilaç tedavisini optimize etmenin etkisini incelemek için yürütülmüştür. Çalışma, hastaneye yatırılan polifarmasi olan yaşlı yetişkinlerde uygunsuz reçetelemenin yaygın olduğu ve farmakoterapiyi optimize etmenin yatış oranlarını azaltabileceği sonucuna varmıştır (10). 2023 yılında yapılan bir çalışmada ilaç-ilaç ve ilaç-hastalık etkileşimlerini tespit etmenin önündeki en büyük engelin zaman olduğunda yola çıkılarak yapay zeka destekli bir web sitesi geliştirilmiştir ve PIM’lerin %75,3’ü tespit edilmiştir. Bunu, hekimlerin ortalama süresi olan 2278 saniyeye karşılık 33,8 saniyeye indirdiği, yani bu süreyi 60 kat hızlandırdığı sonucuna varılmıştır (11). Bir diğer çalışmada 3 ve daha fazla ilaç kullanan hastaların, 3’ten az ilaç kullananlara göre 1 yıl içinde demans görülme riskinin 6 kat daha fazla olduğu bildirilmiştir (12).

1991’de Mark Beers, yaşlı hastalarda çok sayıda ilaç kullanımının olası yan etkilerini ön görmek, doğru ilaç düzenleme stratejileri ile yan etki, ilaç-ilaç etkileşimlerini en aza indirmek için Beers Kriterleri’ni tanımlamıştır. 2023’te bu kriterlerin en güncel hali Amerikan Geriatri Derneği tarafınca yayımlandı (13). Yine 2023 yılında yaşlı hastalarda uygunsuz ilaç kullanımı için ilki 2008 yılında yayımlanan STOPP (Screening Tool of Older Person’s Prescriptions – Yaşlı İnsanların Reçetelerini Tarama Aracı) / START (Screening Tool to Alert Doctors to the Right Treatment – Doktorları Doğru Tedavi Konusunda Uyaracak Tanı Aracı) kriterleri-Versiyon 3 yayımlandı. Önceki versiyonu 114 kriterden oluşan bu sistem 190 kritere genişletildi (14).

Beers Kriterleri-2023 (13) (Tablolar Türkçeleştirilmiş ve sadeleştirilmiştir. Orijinal hallerine tablo altındaki referanslarından ulaşabilirsiniz.)

İlaçlar beş kategoriye ayrılmıştır:

  • Yaşlılarda organ sistemi ve ilaç gruplarına göre potansiyel olarak uygunsuz olabilecek ilaç kullanımı (Tablo 1)
  • Yaşlı yetişkinlerde hastalık veya sendromun kötüleşmesine neden olabilecek ilaç-hastalık veya ilaç-sendrom etkileşimleri nedeniyle potansiyel olarak uygunsuz ilaç kullanımı (Tablo 2)
  • Zararlı advers etkiler potansiyeli nedeniyle dikkatle kullanılması gereken ilaçlar
  • Yaşlı yetişkinlerde kaçınılması gereken ilaç-ilaç etkileşimleri (Tablo 3)
  • Böbrek fonksiyonuna göre kaçınılması veya doz düzeltilmesi gereken ilaçlar (Tablo 4)

Kriterler birçok kez güncellenmiştir ve en son 2023 yılında yenilenmiştir. Güncellenen kriterlere Amerikan Geriatri Derneği web sitesinden ulaşılabilir. 2023 güncellemesindeki bazı değişiklikler şunlardır:

  • Rivaroksaban, yaşlı bireylerde diğer direkt etkili oral antikoagülanlara (DOAK) göre daha yüksek kanama riski nedeniyle, atriyal fibrilasyon (AF) veya venöz tromboembolizm (VTE) için uzun süreli tedavide kullanımından kaçınılması.
  • Alternatifler (örn. DOAK) kontrendike olmadıkça veya kullanımda önemli engeller olmadıkça, VTE veya nonvalvüler AF için başlangıç tedavisi olarak varfarinden kaçınılması.
  • Kardiyovasküler olaylar, tüm nedenlere bağlı mortalite ve hipoglisemi risklerinin alternatiflere göre daha yüksek olması nedeniyle sülfonilürelerin birinci veya ikinci basamak monoterapi olarak kullanımından kaçınılması. Eğer bir sülfonilüre kullanılacaksa, kısa etkili bir ajan tercih edilmelidir.
  • Kardiyovasküler hastalıkların primer profilaksisi için aspirin başlanmasından kaçınılması. Daha önce aspirin kullanan yaşlı hastalarda ilaç bıraktırma göz önünde bulundurulmasıdır.

İlaçların Olumsuz Etkileri

Advers ilaç etkisi (ADR), ilaç kullanımından kaynaklanan bir defekttir. ADR, bir ilacın normal dozajlarda neden olduğu zararı ifade eder. Akut geriatrik tıbbi yatışların %5 ila %28’inden sorumlu olduğu tahmin edilmektedir. Önlenebilir ADR’ler, yaşlı yetişkinlerde uygunsuz ilaç kullanımının ciddi sonuçları arasındadır. Önlenebilir ADR’lerle yaygın olarak ilişkilendirilen ilaç sınıfları, kardiyovasküler ilaçlar, antikoagülanlar, hipoglisemikler, diüretikler ve nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar (NSAİİ)’dır. Yaşla birlikte gelen metabolik değişiklikler ve azalan ilaç klirensi nedeniyle, istenmeyen ilaç etkileri yaşlı yetişkinlerde daha yüksektir. Bu risk, kullanılan ilaç sayısı arttıkça artar.

Tablo 1. Yaşlılarda Organ Sistemi ve İlaç Gruplarına Göre Potansiyel Olarak Uygunsuz Olabilecek İlaç Kullanımı

Organ Sistemi, İlaçlarGerekçeÖneriKanıt Kalitesi
AntihistaminiklerGüçlü antikolinerjik etki; konfüzyon, ağız kuruluğu, kabızlık gibi belirtilere yol açabilir. Yaşlılarda deliryum, demans ve düşme riski artışı ile ilişkilidir.Kaçınılması önerilir. Sadece şiddetli alerjik reaksiyonların akut tedavisinde kullanılabilir.Orta
Antibiyotikler NitrofurantoinPulmoner toksisite, hepatotoksisite ve periferik nöropati riski, uzun süreli kullanımda artar.<30 mL/dak CrCl olan bireylerde kaçınılması önerilir.Düşük
Kardiyovasküler ve Antitrombotikler     Kardiyovasküler hastalıkların primer profilaksisi için: AspirinYaşlılarda, aspirin majör kanama riskini önemli ölçüde artırır. Çalışmalar, yaşlı yetişkinlerde primer profilaksi için başlatıldığında net bir fayda olmadığını veya zarar vermediğini göstermektedir. Sekonder profilaksi için ise genellikle endikedir.Kardiyovasküler hastalıkların primer profilaksisi için kaçınılması önerilir.Yüksek
Nonvalvüler atriyal fibrilasyon veya venöz tromboembolizm (VTE) tedavisinde: VarfarinDOAK’lar çoğu hasta için daha güvenli bir antikoagülan seçeneği sunar. Varfarin iyi kontrol edilmiş INR’ler ile kullanılıyorsa tedaviye devam edilebilir.Başlangıç tedavisi olarak DOAK’lar mevcutsa varfarinle başlanmamalıdır.Yüksek
Nonvalvüler AF veya VTE uzun süreli tedavisinde: RivaroksabanVTE veya AF tedavisinde kullanılan rivaroksaban, yaşlılarda diğer DOAK’lara (özellikle apiksaban) göre daha yüksek bir majör kanama ve gastrointestinal kanama riski taşır.Uzun süreli tedavi için daha güvenli antikoagülan alternatifleri tercih edilmelidir.Orta
Non-selektif periferik alfa-1 blokerler (doksazosin, prazosin)Ortostatik hipotansiyon için yüksek risk taşır.Antihipertansif olarak kullanımı önerilmezOrta
AmiodaronAF için, kalp yetmezliği veya belirgin sol ventriküler hipertrofi olmadığı sürece birinci basamak tedavi olarak önerilmez.AF için birinci basamak tedavi olarak önerilmez.Yüksek
Santral Sinir Sistemi Antidepresanlar Amitriptilin Notrtriptilin ParoksetinAntikolinerjik, sedatif ve ortostatik hipotansif etkileri mevcut.Kaçınılmalıdır.Yüksek
Antiparkinson ajanlar Benztropin TriheksifenidilAntipsikotiklerin neden olduğu ekstrapiramidal semptomların tedavisi için önerilmez. Parkinson hastalığı tedavisi için endikedir.Kaçınılmalıdır.Orta
Antipsikotikler Aripiprazol Olanzapin Ketiapin RisperidonDemansı olan hastalarda stroke riski ve mortaliteyi arttırırlar.Kaçınılmalıdır. (şizofreni, bipolar hastalık, parkinson, psikoz, majör depresyon, kısa süreli antiemetik gibi FDA onaylı endikasyonlar hariç.).Orta
BenzodiazepinlerKötüye kullanım ve bağımlılık için risk oluşturur. Derin sedasyon, solunum depresyonu, koma ve ölüme neden olabilir. Nöbet, etanol çekilme, anksiyete, periprosedürel anestezi gibi durumlarda uygun olabilir.Kaçınılmalıdır.Orta
İnsülin Bazal veya uzun etkili insülin rejimi olmaksızın hızlı veya kısa etkili insülin kullanımıArtmış hipoglisemi riskiKaçınılmalıdır.Orta
Proton Pompa İnhibitörleri Esomeprazol Lansoprazol Omeprazol PantoprazolArtmış C. Difficile enfeksiyonu, pnömoni, GİS maligniteleri, kemik kırıkları riskiYüksek riskli hastalar (kronik NSAİİ veya oral kortikosteroid kullanan, Barrett özofagus, erozif özefajit vb.) hariç 8 hafta üzerinde kullanımdan kaçın  Orta-Yüksek  
Analjezikler Non-COX 2 selektif NSAİİ, oral Aspirin >325 mg/gün Diklofenak Etodolak İbuprofen İndometazin/Piroksikam Meloksikam NaproksenArtmış GİS kanama ve peptik ülser riski, yüksek riskli grupta (75 yaş üstü, kortikosteroid, antikoagülan veya antiplatelet kullanan) Riskler doz bağımlıdır.Kısa süreli kullanımdan kortikosteroid, antikoagülan veya antiplatelet kullanan hastalarda kaçın.Orta

CrCl: kreatinin klirensi, DOAK: Direkt oral antikoagülan, VTE: Venöz Tromboemboli, AF: Atrial Fibrilasyon, NSAİİ: Nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar, GİS:Gastrointestinal sistem

By the 2023 American Geriatrics Society Beers Criteria® Update Expert Panel. American Geriatrics Society 2023 updated AGS Beers Criteria® for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2023;71(7):2057-2063. doi:10.1111/jgs.18372

Multipl Komorbidite

Yaşlanma, ilişkili fizyolojik ve patolojik değişiklikler nedeniyle bireyleri çoklu hastalık (2 veya daha fazla kronik sağlık sorununun bir arada bulunması) riskine sokar ve birden fazla ilaç reçete edilme olasılığını artırır (15).

Tablo 2. Yaşlı Yetişkinlerde Hastalık veya Sendromun Kötüleşmesine Neden Olabilecek İlaç-Hastalık veya İlaç-Sendrom Etkileşimleri Nedeniyle Potansiyel Olarak Uygunsuz İlaç Kullanımı

Hastalık/SendromİlaçlarGerekçeÖneriKanıt Kalitesi
Kardiyovasküler KYNSAİİ’ler ve COX-2 inhibitörleri, tiyazolidindionlar, nondihidropiridin CCB (diltiazem, verapamil), PioglitazonSıvı tutulumu ve/veya KY kötüleştirme potansiyeli (NSAİİ’ler ve COX-2 inhibitörleri, tiyazolidindionlar);Kaçınılmalı: NSAİİ’ler ve COX-2 inhibitörleri, Tiyazolidindionlar

Azalmış ejeksiyon fraksiyonu olan hastalarda kaçınılmalı: nondihidropiridin CCB’ler (diltiazem, verapamil).


COX-2 inhibitörleri: Düşük
nondihidropiridin CCB’ler, NSAİİ’ler: Orta, Tiyazolidindionlar: Yüksek
SenkopAntipsikotikler (klorpromazin, olanzapin), Kolinesteraz inhibitörleri (donepezil, rivastigmin), Non-selektif periferik alfa-1 blokerler (doksazosin, prazosin) Trisiklik antidepresanlar (amitriptilin, klomipramin,Antipsikotikler ve trisiklik antidepresanlar, ortostatik hipotansiyon riskini artırır.

Kolinesteraz inhibitörleri, bradikardiye neden olur ve bradikardi nedeniyle senkop riski taşıyan yaşlılarda kaçınılmalıdır.

Non-selektif periferik alfa-1 blokerler, ortostatik hipotansiyona neden olur.
Kaçınılmalı.Yüksek
DeliryumAntikolinerjikler Antipsikotikler, Benzodiazepinler, Kortikosteroidler (oral ve parenteral), H2-reseptör antagonistleri (simetidin, famotidin, nizatidin), non-benzodiazepin hipnotikler, OpioidlerYaşlılarda deliryum riskini artırabileceğinden veya kötüleştirebileceğinden kaçınılmalıdır.

Antipsikotikler: Demans veya deliryumun davranışsal problemleri için; eğer farmakolojik olmayan seçenekler başarısız olmuşsa kullanılabilir.

Kortikosteroidler: En düşük etkili dozda kısa süre kullanılmalıdır.

Opioidler: Opioid kullanımı ve deliryum arasında ilişki vardır.
Gerekli durumlar dışında kaçınılmalı.H2-reseptör antagonistleri: Düşük, Diğerleri: Orta
Düşme veya Kırık GeçmişiAntikolinerjikler Antidepresanlar (SNRI, SSRI, trisiklik antidepresanlar) Antiepileptikler, Antipsikotikler, Benzodiazepinler, Opioidler    Ataksi, psikomotor işlev bozukluğu veya ek düşme riskine neden olabilir.

Antikolinerjikler, seçili antidepresanlar, antiepileptikler, antipsikotikler, sedatif/hipnotikler (benzodiazepinler dahil) ve opioidler, düşme riskini artırabilir.
Daha güvenli alternatifler yoksa kaçınılmalı. Antiepileptikler nöbet veya duygu durum bozukluğu dışında kaçınılmalı. Opioidler, şiddetli akut ağrı dışında kullanılmamalı. KaçınılmalıAntidepresanlar, opioidler: Orta, Diğerleri: Yüksek   Orta
Parkinson HastalığıAntiemetikler (metoklopramid, prometazin), Antipsikotikler (klosapin ve ketiapin hariç)Dopamin reseptör antagonistleri, Parkinson semptomlarını kötüleştirme potansiyeline sahiptir. İstisnalar: Klosapin, ketiapin,KaçınılmalıOrta

KY: Kalp Yetmezliği, CCB: Kalsiyum kanal blokerleri, SNRI: Serotonin-Noradrenalin Gerialım İnhibitörleri, SSRI: Selektif Serotonin Gerialım İnhibitörü, NSAİİ: Nonsteroid Antiinflamatuar İlaçlar

By the 2023 American Geriatrics Society Beers Criteria® Update Expert Panel. American Geriatrics Society 2023 updated AGS Beers Criteria® for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2023;71(7):2065-2067. doi:10.1111/jgs.18372

İlaç Etkileşimleri

Çoklu ilaçlar, ilaç-ilaç etkileşimleri ve PIM’lerin reçete edilmesi olasılığını artırır. İlaç-ilaç etkileşimi, bu 2 etkenin her birinin tek başına verildiğinde bilinen etkilerinden beklenen yanıttan farklı olan bir ilaç kombinasyonunun uygulanmasına verilen farmakolojik veya klinik yanıtı ifade eder. Kardiyovasküler ilaçlar, ilaç-ilaç etkileşimlerinde en sık yer alır. En sık görülen advers ilaç etkileşimleriyle ilişkili advers olaylar nöropsikolojik (deliryum), akut böbrek yetmezliği ve hipotansiyondur (16).

Kalça Kırığı Riski

Bazı vaka kontrol çalışmalarında polifarmasinin yaşlı yetişkinlerde kalça kırıkları için bağımsız bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Ancak bunun sebebinin ilaç sayısının artmasının, düşmelerle ilişkili merkezi sinir sistemi (MSS) ilaçları gibi belirli ilaç türlerine maruz kalma olasılığının daha yüksek olması olabilir (17).

Önlenebilir advers ilaç olayları, polifarmasinin ciddi sonuçlarından biridir ve aksi kanıtlanana kadar yeni bir semptomu olan yaşlı bir hastayı değerlendirirken bu olasılık her zaman dikkate alınmalıdır. Bu strateji, reçeteleme kaskadlarını veyahut hastaneye yatış riskini önleyebilir. Ayrıca, kalça kırığı, düşme ve azalmış bilişsel işlevler için artan risk gibi polifarmasiyle ilgili belirli sorunların farkında olmak, düşme gibi olumsuz sonuçları önlemeye ve sağlık bakım maliyetlerini azaltmaya yardımcı olabilir. Belirli bir hasta senaryosunda birden fazla ilaç reçetelemek kaçınılmaz olsa da, sağlık uzmanları aşırı reçeteleme ve yetersiz reçeteleme arasında denge kurmalı ve yaşam beklentisi ve bakım hedeflerine göre ilaç uygunluğunu göz önünde bulundurmalıdır.

Tablo 3: Yaşlı Yetişkinlerde Kaçınılması Gereken İlaç-İlaç Etkileşimleri

İlaç veya SınıfEtkileşen İlaç veya SınıfRisk GerekçesiÖneriKanıt Kalitesi
RAS inhibitörleri (ACEI’ler, ARB’ler) veya potasyum tutucu diüretikler (amilorid, triamteren)Diğer RAS inhibitörleri veya potasyum tutucu diüretiklerHiperkalemi riskinde artış.Kronik böbrek hastalığı evre 3a veya daha üstü olanlarda 2 veya daha fazla RAS inhibitörü veya bir RAS inhibitörü ile potasyum tutucu diüretik birlikte kullanılmamalıdır.Orta
OpioidlerBenzodiazepinler   Gabapentin veya pregabalinDoz aşımı ve advers olay riskinde artış. Solunum depresyonu ve ölüm riskinde artış.Kaçınılmalıdır.   Geçiş dönemlerinde dikkatle kullanılmalıOrta
AntikolinerjiklerAntikolinerjiklerAntikolinerjik özelliklere sahip birden fazla ilaç kullanımı kognitif gerileme, deliryum ve düşme riskini artırır.Antikolinerjik ilaçların sayısını en aza indirin.Orta
Antiepileptikler (gabapentinoidler dahil)3 veya daha fazla MSS-aktif ilacın herhangi bir kombinasyonuDüşme ve kırık riskinde artış.Aynı anda 3 veya daha fazla MSS-aktif ilaç kullanımından kaçının.Yüksek
LityumACEI’ler, ARB’ler, ARNİ’lerLityum toksisitesi riskinde artış.Lityum konsantrasyonlarını izleyin ve bu kombinasyondan kaçının.Orta
TeofilinSimetidinTeofilin toksisitesi riskinde artış.KaçınılmalıdırOrta
VarfarinAmiodaron, Siprofloksasin, SSRI’larKanama riskinde artış.Kullanımı kaçınılmaz ise INR yakından izlenmelidir.Orta

RAS: Renin-Anjiotensin Sistemi, MSS: Merkezi Sinir Sistemi, ACEI: Anjiotensin Dönüştürücü Enzim İnhibitörü, ARB: Anjiotensin Reseptör Blokerleri, ARNİ: Angiyotensin Reseptör–Neprilisin inhibitörü, SSRI: Selektif Serotonin Gerialım İnhibitörü

By the 2023 American Geriatrics Society Beers Criteria® Update Expert Panel. American Geriatrics Society 2023 updated AGS Beers Criteria® for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2023;71(7):2070-2071. doi:10.1111/jgs.18372

Tablo 4. Böbrek Fonksiyonuna Göre Kaçınılması veya Doz Düzeltilmesi Gereken İlaçlar

CrCl: Kreatinin klirensi, MSS: Merkezi Sinir Sistemi, ACEI: Anjiotensin Dönüştürücü Enzim İnhibitörü, ARB: Anjiotensin Reseptör Blokerleri, NSAİİ: Nonsteroid Antiinflamatuar İlaçlar GİS: Gastrointestinal Sistem

By the 2023 American Geriatrics Society Beers Criteria® Update Expert Panel. American Geriatrics Society 2023 updated AGS Beers Criteria® for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2023;71(7):2072-2073. doi:10.1111/jgs.18372

START ve STOPP kriterleri, yaşlı bireylerde ilaç kullanımını optimize etmek ve PIM reçetelerini tanımlamak için geliştirilmiş araçlardır. Bu kriterler, yaşlı bireylerde polifarmasiye bağlı riskleri azaltmak ve uygun ilaç tedavisini teşvik etmek amacıyla kullanılır (14). Son güncellemelerde STOPP/START kriterleri daha kapsamlı hale getirilmiştir. 114’ten 190’a çıkarılmış ve klinik durumlara özel yeni rehberlikler eklenmiştir. Bu güncellemeler, yaşlı bireylerin daha güvenli bir şekilde yönetilmesine olanak tanımaktadır.

START Kriterleri

START kriterleri, yaşlı bireylerde gerekli ilaçların eksikliğini tanımlamak için kullanılır. Bu kriterler, tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilecek klinik durumlarda endikasyon dahilinde ilaçların reçete edilmesini teşvik eder.

STOPP Kriterleri

STOPP kriterleri, yaşlı bireylerde PIM kullanımını belirlemek için kullanılır. Uygunsuz ilaç kullanımı, yan etki riskini artırır ve yaşlı bireylerde yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. STOPP kriterleri, gereksiz ilaçların kesilmesini teşvik eder.

Örneğin: Hipotansiyon öyküsü olan bireylerde alfa-blokörlerin stoplanması, kalp yetmezliği olan bireylerde non-dihidropiridin kalsiyum kanal blokerlerinin (örn. verapamil) stoplanması. deliryum öyküsü olan hastalarda benzodiazepinlerin stoplanması, proton pompa inhibitörlerinin endikasyonsuz olarak uzun süre kullanımının durdurulması.

Kriterlerin Amaçları

  1. Polifarmasiyi Yönetmek: Gereksiz ilaç kullanımını azaltmak ve ilaçlar arası etkileşimleri önlemek.
  2. Yan Etkileri Azaltmak: Özellikle yaşlı bireylerde ilaçların olumsuz etkilerini en aza indirmek.
  3. Tedavi Etkinliğini Artırmak: Hastaların mevcut klinik durumlarına uygun ilaçların kullanımını sağlamak.
  4. Yaşam Kalitesini İyileştirmek: Gereksiz ilaç yükünden kaçınılarak hastaların daha sağlıklı ve konforlu bir yaşam sürmesini sağlamak.

Aşırı ve Yetersiz Reçeteleme Arasındaki Denge

Çoğu zaman, klinik olarak karmaşık yaşlı bireyleri yönetmek için birden fazla ilaca gerek duyulur. Buna karşılık, uygunsuz (geleneksel) polifarmasi, bir veya daha fazla ilacın klinik endikasyonlar dışındaki nedenlerle reçete edilmesi ve bunun sonucunda olumsuz hasta sonuçlarına ve terapötik hedefe ulaşılamamasına neden olmasıdır. Bir çalışma, polifarmasinin her zaman zararlı olduğu varsayımının artık yapılamayacağı ve ilaçların reçete edildiği klinik gerekçenin dikkate alınması gerektiği sonucuna varmıştır. Ancak, hastaların hastalık yönetimi için yalnızca uygun ve hedeflenen ilaç tedavisini aldıklarını doğrulamak amaç olmalıdır (18). Örneğin, 4 ila 6 ilaç kullanan 6 veya daha fazla komorbid rahatsızlığı olan hastaların, 1 ila 3 ilaç kullananlara göre hastaneye yatış olasılığı daha yüksek değildir. Bu nedenle, klinisyenler, belirli terapötik hedefe ulaşmak için tüm ilaçların reçete edildiği uygun polifarmasi ile istenmeyen ilaç reaksiyonlarını önlemek için ilaç tedavisinin optimize edildiği durumlar arasında ayrım yapmalıdır.

Klinik rehberler genellikle hastaların karmaşık ihtiyaçlarıyla hastalık spesifik yönergelere uyum sağlamaya çalışır. Örneğin, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), tip 2 diyabet, osteoporoz, hipertansiyon ve osteoartriti olan yaşlı bir kadın hasta için klinik rehberler, bu kişi için 12 ilacın reçete edilmesini önerebilir (19). Daha sistematik bir yaklaşım, ilaç rejimlerinin bireylerin ihtiyaçlarına uyarlanmasını yönlendirmek için gereklidir. Önemli bir ilke, ilaç rejimini hastanın durumu ve bakım hedefleriyle eşleştirmektir. Bu, hangi ilaçların kesilmesi veya değiştirilmesi gerektiğinin dikkatlice değerlendirilmesini içerir (20). 2023 yılında yapılan 94 çalışmayı kapsayan bir meta-analizde, 17 ülkede 371 milyondan fazla yaşlı bireyi temsil eden ayakta tedavi hizmetlerinde PIM kullanımının global prevalansı değerlendirilmiştir (21). Oran %36,7 olarak bulunmuş ve benzodiazepinlerin en yaygın PIM olduğu saptanmıştır. PIM kullanımı son 20 yılda, özellikle yüksek gelirli ülkelerde artmıştır.

Gereksiz Tedaviyi Durdurun

Klinisyenler genellikle bir tedaviyi sonlandırmada özellikle de kendi başlatmadıkları tedaviyi sonlandırmakta isteksizdir. Ancak bu durum, sınırlı terapötik faydayla birlikte hastayı bir yan etki riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Yaygın bir örnek, yaşlılarda genellikle belgelenmemiş göstergeler için reçete edilen digoksin kullanımıdır. Böbrek yetmezliği veya geçici dehidratasyon, yaşlı bireylerde digoksin toksisitesine yatkınlık oluşturabilir (22). Ancak, sistolik fonksiyonu bozulmuş hastalarda digoksin tedavisinin kesilmesi olumsuz etkilere yol açabilir (23).

Polifarmasiyi Önleme Stratejileri

  • Hastalarınızı reçeteli, reçetesiz, takviye edici ve bitkisel ilaçlar dahil tüm ilaçlarını yanlarında getirmeleri konusunda teşvik edin.
  • Herhangi bir değişikliği hasta ve yakınıyla birlikte gözden geçirin ve mümkünse tüm değişiklikleri yazılı olarak sağlayın.
  • Mümkün olan en az sayıda ilacı ve en basit dozaj rejimini kullanın.
  • Reçete edilen her ilacı tanısıyla ilişkilendirmeye çalışın.
  • Gereksiz tüm ilaçları kesin.
  • İlaç-ilaç ve ilaç-hastalık etkileşimlerini tarayın.
  • Potansiyel olarak zararlı ilaçlara başlamaktan kaçının; Beers Kriterlerini kullanın.
  • Yeni bir ilaca en düşük dozda başlamayı deneyin ve ardından yavaş yavaş titre edin.
  • İlaç uygunluğunu değerlendirirken hastaların bakım hedeflerini ve yaşam beklentilerini göz önünde bulundurun.
  • Polifarmasi , dozu azaltılan ancak kesilmeyen ilaçları dikkate almaz (24).
  • Klinik ortamlarda çoklu hastalıklı yaşlı kişilerde ilaç incelemesi için STOPP/START kriterlerinin entegrasyonu yapılmalıdır (14).

SON SÖZ

Yaşlıların özellikli bir grup olduğu ve polifarmasinin hem yatış oranlarını arttırdığı hem de ilaç reaksiyonlarıyla mortaliteye katkısı olabileceği unutulmamalıdır. Tüm hastalar gibi yaşlı hastaların da ilk giriş kapısının acil servis olduğu hatırlanmalıdır. Hastaların ilaçlarının düzenlenmesi için doğru yer acil servis olmasa da, bizlerin hastaları bu düzenlemeler için ilgili birinci basamak hekimlerine gitmesi konusunda teşvik etmesi ve bu konuda dünyada hızla gelişen yapay zeka modelleri gibi kolaylaştırıcı faktörleri yakından takip etmesi önemlidir.

REFERANSLAR

1.         Friend DG. Polypharmacy — multiple-ingredient and shotgun prescriptions. N Engl J Med. 1959;260(20):1015-8.

2.         Veehof L, Stewart R, Haaijer-Ruskamp F, Jong BM. The development of polypharmacy. A longitudinal study. Fam Pract. 2000;17(3):261-7.

3.         Britain G. Medicines and Older People: Implementing Medicines-related Aspects of the NSF for Older People; National Service Framework: Department of Health; 2001.

4.         Fillit HM, Futterman R, Orland BI, Chim T, Susnow L, Picariello GP, et al. Polypharmacy management in Medicare managed care: changes in prescribing by primary care physicians resulting from a program promoting medication reviews. Am J Manag Care. 1999;5(5):587-94.

5.         Türkiye İstatistik Kurumu T. İstatistiklerle Yaşlılar. 2023;53710.

6.         WHO. Ageing and health. World Health Organization. 2024.

7.         Burkett E, Martin-Khan MG, Scott J, Samanta M, Gray LC. Trends and predicted trends in presentations of older people to Australian emergency departments: effects of demand growth, population aging and climate change. Aust Health Rev. 2017;41(3):246-53.

8.         Senguldur E, Selki K. Today’s Problem Tomorrow’s Crisis: A Retrospective, Single-Centre Observational Study of Nonagenarians in the Emergency Department. Cureus. 2024;16(11):e73460.

9.         Demir MC, Selki K, Şengüldür E. Impact of inter-visit duration on mortality in older adults who use emergency department frequently. Signa Vitae. 2024;20(9):63-71.

10.       Blum MR, Sallevelt B, Spinewine A, O’Mahony D, Moutzouri E, Feller M, et al. Optimizing Therapy to Prevent Avoidable Hospital Admissions in Multimorbid Older Adults (OPERAM): cluster randomised controlled trial. Bmj. 2021;374:n1585.

11.       Akyon SH, Akyon FC, Yılmaz TE. Artificial intelligence-supported web application design and development for reducing polypharmacy side effects and supporting rational drug use in geriatric patients. Frontiers in Medicine. 2023;10:1029198.

12.       Trevisan C, Limongi F, Siviero P, Noale M, Cignarella A, Manzato E, et al. Mild polypharmacy and MCI progression in older adults: the mediation effect of drug–drug interactions. Aging Clinical and Experimental Research. 2021;33:49-56.

13.       American Geriatrics Society 2023 updated AGS Beers Criteria® for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2023;71(7):2052-81.

14.       O’Mahony D, Cherubini A, Guiteras AR, Denkinger M, Beuscart JB, Onder G, et al. STOPP/START criteria for potentially inappropriate prescribing in older people: version 3. Eur Geriatr Med. 2023;14(4):625-32.

15.       von Buedingen F, Hammer MS, Meid AD, Müller WE, Gerlach FM, Muth C. Changes in prescribed medicines in older patients with multimorbidity and polypharmacy in general practice. BMC Fam Pract. 2018;19(1):131.

16.       Lavan AH, Gallagher P. Predicting risk of adverse drug reactions in older adults. Ther Adv Drug Saf. 2016;7(1):11-22.

17.       Machado-Duque ME, Castaño-Montoya JP, Medina-Morales DA, Castro-Rodríguez A, González-Montoya A, Machado-Alba JE. Drugs With Anticholinergic Potential and Risk of Falls With Hip Fracture in the Elderly Patients: A Case-Control Study. J Geriatr Psychiatry Neurol. 2018;31(2):63-9.

18.       Hughes C. Appropriate and inappropriate polypharmacy-Choosing the right strategy. Br J Clin Pharmacol. 2021;87(1):84-6.

19.       Boyd CM, Darer J, Boult C, Fried LP, Boult L, Wu AW. Clinical practice guidelines and quality of care for older patients with multiple comorbid diseases: implications for pay for performance. Jama. 2005;294(6):716-24.

20.       Steinman MA, Hanlon JT. Managing medications in clinically complex elders: “There’s got to be a happy medium”. Jama. 2010;304(14):1592-601.

21.       Tian F, Chen Z, Zeng Y, Feng Q, Chen X. Prevalence of Use of Potentially Inappropriate Medications Among Older Adults Worldwide: A Systematic Review and Meta-Analysis. JAMA Netw Open. 2023;6(8):e2326910.

22.       Forman DE, Coletta D, Kenny D, Kosowsky BD, Stoukides J, Rohrer M, et al. Clinical issues related to discontinuing digoxin therapy in elderly nursing home patients. Arch Intern Med. 1991;151(11):2194-8.

23.       Packer M, Gheorghiade M, Young JB, Costantini PJ, Adams KF, Cody RJ, et al. Withdrawal of digoxin from patients with chronic heart failure treated with angiotensin-converting-enzyme inhibitors. RADIANCE Study. N Engl J Med. 1993;329(1):1-7.

24.       Bergman-Evans B. A nurse practitioner led protocol to address polypharmacy in long-term care. Geriatr Nurs. 2020;41(6):956-61.

20 Ocak 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
TATDakademik

2024 Yılının İlgi Çeken Geriatrik Makaleleri

taradından Çağlar Kuas 20 Ocak 2026
tarafından yazıldı Çağlar Kuas

Yazar: Doç.Dr. Vahide Aslıhan DURAK  Editör: Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu

*Aralık 2024’de yazılan bu blog yazısı teknik sorunlar nedeni ile Ocak 2026’da yayınlanmıştır.

Yaşlı nüfusun giderek artması ve Dünya Sağlık Örgütünün yaşlılık tanımlamasını değiştirmesi üzerine geriatri/gerontoloji alanları daha da ilgi çekici olup her yıl daha fazla akademik araştırma yapılır hale gelmiştir. Bu yazımızda 2024 yılının en ilgi çekici ve biz acil servis hekimlerinde de bu alanda bir farkındalık yaratması hedeflenen makaleleri yer almaktadır.

1-Developing a prediction model for cognitive impairment in older adults following critical illness. BMC Geriatr. 2024;24(1):982. 

Bu çalışmada yoğun bakım yatışları sonrası sağ kalan hastalarda yeni gelişen veya kötüleşen hasarların tespit edilmesinin önemi vurgulanmakta ve kognitif bozuklukların yoğun bakım yatışı sonrası erken dönemde tespit edilmesi için hastaların elektronik sağlık kayıtlarının kullanıldığı bir tarama modeli geliştirilmesi amaçlanmaktadır.

2015-2021 yılları arasında yoğun bakıma yatışı ve taburculuğu yapılan, minimum 48 saat kalan, 60 yaş ve üzeri hastalar dahil edilmiş olup, öncesinde demans tanısı olan hastalar ise çalışma dışı bırakılmıştır.

Öncesinde demans veya kognitif bozukluğu olmayan hastalarda yoğun bakımdan taburculuk sonrası 12 ay içinde yeni tanı alanları saptamak veya yatış öncesi kognitif bozukluğu olanlarda yeni demans tanısı alanları saptamak çalışmanın esas hedefidir.

Analizler için çeşitli modeller kullanılmış ve validasyon metodu olarak da Monte Carlo çapraz validasyon metodu tercih edilmiştir.

Verilerin analizinde 8299 hastanın dahil edildiği ortalama yaşın 72 olduğu ve %44,8 oranında kadın hasta olduğu görülmüştür. Mortalite oranı bir yıl için %22 olarak saptanmıştır. Taburculuk sonrası 1 yıl içinde demans veya kognitif bozukluk alma tanısı için kümülatif insidans ise %5 olarak saptanmıştır. Demans / kognitif bozukluk gelişen grupta; kadın cinsiyet, ileri yaş, partnerin olmaması (boşanmış, bekar, dul, kayıp) ve taburculuk sonrası bakım evine yerleştirilme oranı istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksek saptanmıştır.

Oblique random survival forest ( ORSF) denilen dijital bir sistemde düşük ve yüksek riskli hasta ayrımı en iyi şekilde yapılmış ve diğer tüm modellerde c- istatistik oranı 0,76 ile 0,83 arasında saptanmıştır. Çalışmamızda tanı sürecini belirleyen ana unsurlar; yaş, ilk yatış esnasında deliryum olması, taburculuk sonrası ilk 3 aylık dönemde sağlık hizmeti kullanımının artması olarak belirlenmiştir.

Literatürde yer alan çalışmalardan farklı olarak; elektronik sağlık kayıtlarını kullanarak yeni tanı demans veya kognitif bozukluk saptayan ilk çalışma bu çalışma olup bu vakaların bildirilmeme veya fark edilmeme oranının yüksek olduğu görülmüştür.

2- The role of Ottawa ankle rules in geriatric emergency department visits. Ulus Travma Acil Cerrahi Derg. 2024;30(4):271-275. 

Ayak bileği yaralanmaları acil servis başvurularında önemli bir yer tutmakta olup, erken tanı ve etkili tedavi yöntemleri ile hastaların kısa sürede iyileşmesi sağlanmaktadır. Bu çalışmada Ottawa Ayak Bileği kurallarının geriatrik hasta popülasyonu için etkinliğini araştırmak amaçlanmıştır.

Şubat 2022 ve Kasım 2022 arasında acil servise izole ayak bileği yaralanması ile başvuran ve 65 yaş ve üzeri olan 160 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların %37,5 oranında kırık saptanmış ve Ottawa Ayak Bileği kurallarının sensitivitesi %98,33, spesifitesi %86, negatif prediktif değeri %98,85 ve pozitif prediktif değeri ise %80,82 olarak saptanmıştır.

Sonuç olarak; Ottawa Ayak Bileği kuralları gereksiz radyolojik görüntüleme ve ileri tanı yöntemlerinin önüne geçebilmek için efektif bir araç olarak kullanılabilmekte ancak bazı nadir kırık tiplerini atlayabilmektedir. Bu nedenle acil servis hekimleri; geriatrik popülasyonda bu kuralları uygularken mutlaka dikkatli bir muayene ve kişiselleştirilmiş bir yaklaşım da eklemelidirler.

3- Factors associated with serious abdominal conditions in geriatric patients visiting the emergency department. BMC Emerg Med. 2024;24(1):16. 

Karın ağrısı geriatrik hasta popülasyonunun acil servis başvurularında %20 oranda görülmekte olup, ciddi morbidite ve mortalite nedeni olabilmektedir. Bu çalışmada ciddi abdominal şikayetlerle ilişkili faktörlerin ortaya konması hedeflenmektedir.

2017-2021 yılları arasında yürütülen bu retrospektif çalışmada 65 yaş ve üzeri olan ve acile akut abdominal ağrı ile başvuran hastalar çalışmaya dahil edilmiştir.

1221 hastanın dahil edildiği çalışmada; erkek cinsiyet, anoreksi, NEWS skoru 5-6, sistolik kan basıncının 100-125 mmHg olması, bakım hastası olması, beyaz küre değerinin ≥ 14,000 hücre /mm3 olması, acil serviste kalış süresinin 4-8 saat olması ve ≥ 8 s olmasının ciddi abdominal durumlarla ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.

4- Standard imaging in the emergency department in geriatric patients with immobilizing pelvic pain after low-energy trauma or without trauma: X-ray vs. computed tomography. Injury. 2024;55(3):111294. 

Yalnızca röntgen ile değerlendirilen geriatrik hasta grubundaki pelvis yaralanmaları sıklıkla yanlış sınıflandırılmakta, hatta gözden kaçabilmektedir. Buna bağlı olarak hastalarda; uzun süreli immobilizasyon ve devamlı pelvik ağrı görülebilmektedir. Bu çalışmanın amacı hareket etmeyi kısıtlayan pelvik ağrısı olan 70 yaş ve üzeri hastalarda radyografinin duyarlılığını ve özgüllüğünü değerlendirmektir.

Retrospektif olarak yürütülen bu çalışmaya travmatik veya travma dışı nedenlerden dolayı hareket etmeyi kısıtlayan pelvik ağrısı olan 107 geriatrik grup hasta (23 erkek, 84 kadın) dahil edilmiş olup ortalama yaş 83,07 ± 6,08 yıl olarak saptanmıştır.

Hastalardan 91’inde pelvisin ön-arka (AP) grafisi ve ardından bilgisayarlı tomografisi (BT) çekilmiştir.

Çalışma grubunda AP Pelvik grafinin tanısal performansının pelvis BT (altın standart) ile karşılaştırıldığında, (%2,7) duyarlılık ve (%94,4) özgüllük ile sonuçlanmış olup çalışma popülasyonunda pelvis kırıklarına özel duyarlılık (%3,4) ve özgüllük (%94,4) saptanmıştır.

Bu çalışmanın sonuçlarına göre; AP Pelvik grafisi; düşük enerjili travma olan veya olmayan ve hareket kısıtlayıcı pelvik ağrısı olan hastalarda ilk basamak görüntüleme yöntemi olarak uygun olmadığı sonucuna varılmıştır ve bu hastalarda pelvis BT çekilmesi gerekmektedir. Çalışma bu kapsamda hasta gruplarına göre pelvis BT çekilmesi için yeni tanısal algoritmaların gerekliliğine dikkati çekmektedir.

5- Evaluation of the Early Administration of Tranexamic Acid in Geriatric Hip Fractures in the Emergency Department: A Retrospective Study. Cureus. 2024;16(6):e62636. Published 2024 Jun 18. 

Perioperatif traneksamik asit (TXA) uygulanması, peritrokanterik kalça kırığı olan hastalarda hemoglobin seviyelerindeki postoperatif düşüşleri ve transfüzyon ihtiyacını azaltmada etkili olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada, acil serviste standart perioperatif TXA dozuna ek olarak TXA alan ve kırılganlığa bağlı kalça kırığı olan hastaların, acil serviste TXA almayan hastalarla karşılaştırmak ve hemoglobin seviyesi üzerindeki etkiyi değerlendirmek amaçlanmıştır.

Çalışma kapsamında Mayıs 2020 ile Mayıs 2021 tarihleri ​​arasında 2.Düzey travma merkezinde iki gruba ayrılmış 64 hasta kaydı retrospektif olarak incelenmiş, hastalar acil serviste yaralanmadan sonraki beş saat içinde bir gram TXA alan hastalar (yeni protokol) veya acil serviste hiç TXA almayan hastalar (eski protokol) olarak gruplanmıştır. Çalışmanın primer sonucu hemoglobin düzeyi ölçümü ve istenmeyen olayların saptanmasıdır.

Ameliyat günü veya sıfırıncı gün ile acil servise geliş günündeki hemoglobin değeri arasındaki fark ölçülmüş ve bu iki protokol arasında fark  istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. (p=0,322). Ameliyat sonrası birinci gün ile acil servise gelişte günündeki hemoglobin değeri arasındaki fark da istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p = 0,339). Yeni protokolde yan etki oranı daha düşük olsa da iki protokol arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p = 0,178).

Kırılganlığa bağlı gelişen kalça kırıklarında TXA kullanımını destekleyen çalışmalar literatürde giderek artmakta ancak uygulanma zamanı ile ilgili yeterli kılavuz bulunmamaktadır. Çalışmamızda iki protokol arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmasa da erken dönemde verilmesinin sonucunda yan etkilerin artmadığı görülmekte ve bu sayede TXA’nın güvenli yan etki profili desteklenmektedir.

6-The adherence of Turkish emergency departments to geriatric guideline recommendations. Eur Geriatr Med. 2024;15(5):1267-1275.

Bu çalışma, ülkemizdeki acil servislerde geriatrik hastalara uygun protokollerin, ekipmanların ve fiziksel şartların kullanılabilirliğinin yanı sıra potansiyel iyileştirme önerilerinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Prospektif olarak yürütülen bu anket çalışması 1-29 Şubat 2024 tarihleri ​​arasında Türkiye’deki AI, AII, B grubu ve üniversite hastanelerinde gerçekleştirilmiştir.

Çalışma; 75 katılımcı ile gerçekleştirilmiş olup aylık yaşlı hasta başvuru sayısı 500 ve üzerinde olan hastane sayısı 133 (%76,0) olarak saptanmıştır. Personel/yönetim bilgisinin rehber önerilerine göre düşük düzeyde olduğu görülmüştür. Personel/hasta yönetim bilgisi ve toplam ekipman/malzeme uygunluğu hastane türleri ile karşılaştırıldığında üniversite hastanelerinin rehbere en uygun şekilde hareket ettiği ve gruplar arası farklılıkların anlamlı düzeyde olduğu belirlenmiştir (p <0,001).

Sonuç olarak; Türkiye’deki acil servislerin, geriatrik acil servis kılavuzlarında belirtilen kriterlere uyumunun oldukça düşük düzeyde olduğu belirlenmiş olup bu alanda iyileştirme politikalarının uygulanması önerilmektedir.

7- Elderly patients with non-specific complaints at the emergency department have a high risk for admission and 30-days mortality. BMC Geriatr. 2024;24(1):5. Published 2024 Jan 3. 

Yaşlı hastalar acil servis kaynaklarının daha fazla kullanımını gerektiren komplike tıbbi şikayetlerle başvurabilmektedir. Non-spesifik şikayetler, olumsuz sonuçlara yol açma ihtimalı çok olsa da, öncelikli olarak değerlendirilmemektedir. Çalışmanın amacı; dispne, göğüs ağrısı ve karın ağrısı gibi spesifik şikayetlere kıyasla acil servise non-spesifik şikayetlerle başvuran geriatrik hasta gruplarında hastane yatışı ve mortalite oranlarını araştırmaktır.

Retrospektif olarak yürütülen bu çelışmada; hastaların elektronik tıbbi kayıtlarından şikayetleri incelenmiştir. Halsizlik, konfüzyon, jeneralize güçsüzlük ve düşme riski non-spesifik şikayet olarak belirlenmiştir. Hastaların yatış ve 30günlük mortalite oranı çalışmanın primer sonuçlarını oluşturmaktadır. Toplamda 4.927 hasta çalışmaya dahil edilmiştir ve başvuru şikayetlerine göre kategorize edilmiş olup göğüs ağrısı (%32), dispne (%27), karın ağrısı (%30) ve non-spesifik şikayetler  (%11) oranında saptanmıştır.

Dispne ve non-spesifik şikayetleri olan hastalar, sırasıyla %79 ve %70 yatış oranları ile en yüksek hastaneye yatış oranlarına sahipken, göğüs ağrısı (%63) ve karın ağrısı (%61) olan hastalar daha düşük yatış oranlarına sahiptir (p < 0,001).

Non-spesifik şikayetleri olan hastaların acil serviste ortalama kalış süresi (4.7 saat) göğüs ağrısı, dispne veya karın ağrısı olan hastalara kıyasla anlamlı derecede daha uzundur.Tüm hastalar için ortalama kalış süresi 4.2 gündür. Ancak, non-spesifik şikayetleri olan hastaların hastanede kalış süresi ortalama 5.6 gündür, bu da daha uzun bir hastaneye yatış süresine ihtiyaç duyduklarını göstermektedir.Hem non-spesifik şikayetleri hem de dispne şikayeti olan hastalar, en yüksek 30 günlük mortalite oranlarına sahipti.

Çalışma, acil servise non-spesifik şikayetler ile başvuran yaşlı hastaların daha yüksek yatış oranları, daha uzun hastanede kalış süreleri ve daha yüksek 30 günlük mortalite riski taşıdığını vurgulamakta olup acil servis personelinin bu hastalarla daha dikkatli olması önerilmektedir.

8- Risk of falls is associated with 30-day mortality among older adults in the emergency department. Am J Emerg Med. 2024; 79:122-126. 

Bu çalışma, acil servise başvuran yaşlı bireylerde düşme riski ile 30 günlük mortalite arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır.75 yaş ve üzeri bireyleri kapsayan gözlemsel bir kohort çalışması olup acil servise başvuran ve Memorial Emergency Department Fall Risk Assessment Tool (MEDFRAT) kullanılarak düşme riski değerlendirilen hastaları kapsamaktadır. MEDFRAT, acil servise spesifik bir tarama aracıdır. Düşme riski, düşük (0-2 puan), orta (3-4 puan) veya yüksek (≥5 puan) olarak sınıflandırılmıştır. Çalışmanın primer sonucu 30 günlük mortalitedir. Acil serviste düşme riski değerlendirilen toplam 941 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Ortalama  yaş 83.7 olup; hastaların %45.6’sı erkek olup %62.7’si hastaneye yatmıştır. Yüksek düşme riski grubundaki 30 günlük mortalite, düşük risk grubunun dört katı kadar bulunmuştur (%11.8 vs. %3.1; HR 4.00, %95 CI 2.18-7.34, p < 0.001). Orta risk grubundaki bireylerin mortalite oranı, düşük risk grubunun neredeyse iki katı kadar olup, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (%6.0 vs. %3.1; HR 1.98, %95 CI 0.91-4.32, p = 0.087).Sonuç olarak; acil serviste yapılan düşme riski değerlendirmeleri, 30 günlük mortalite ile ilişkili olup bu alanda yapılacak taramalar ile  yaşlı bireylerin risk sınıflaması yapılabilmektedir.

KAYNAKLAR

1-Eisner AE, Witek L, Pajewski NM, et al. Developing a prediction model for cognitive impairment in older adults following critical illness. BMC Geriatr. 2024;24(1):982. Published 2024 Nov 29.

2- Seyhan AU, Ak R, Şimşek F, Ayvacı S, Açıkgöz O. The role of Ottawa ankle rules in geriatric emergency department visits. Geriatrik acil servis başvurularında Ottawa ayak bileği kurallarının rolü. Ulus Travma Acil Cerrahi Derg. 2024;30(4):271-275. 

3- Dadeh AA, Uppakarnnuntakul W. Factors associated with serious abdominal conditions in geriatric patients visiting the emergency department. BMC Emerg Med. 2024;24(1):16. Published 2024 Jan 25. 

4- Abdalmaqsoud H, Sehmisch S, Giannoudis V, Liodakis E. Standard imaging in the emergency department in geriatric patients with immobilizing pelvic pain after low-energy trauma or without trauma: X-ray vs. computed tomography. Injury. 2024;55(3):111294. 

5- Doka R, Neibaur S, Mohammad S, et al. Evaluation of the Early Administration of Tranexamic Acid in Geriatric Hip Fractures in the Emergency Department: A Retrospective Study. Cureus. 2024;16(6):e62636. Published 2024 Jun 18. 

6- Çelik Ş, Çelik P. The adherence of Turkish emergency departments to geriatric guideline recommendations. Eur Geriatr Med. 2024;15(5):1267-1275. 

7- Erwander K, Ivarsson K, Olsson ML, Agvall B. Elderly patients with non-specific complaints at the emergency department have a high risk for admission and 30-days mortality. BMC Geriatr. 2024;24(1):5. Published 2024 Jan 3. 

8- Hamilton MP, Bellolio F, Jeffery MM, et al. Risk of falls is associated with 30-day mortality among older adults in the emergency department. Am J Emerg Med. 2024;79:122-126. 

20 Ocak 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Genel

Geriatrik Zehirlenmeler, Risk Grupları Ve Yönetim İlkeleri

taradından Ozgur KARCIOGLU 20 Ocak 2026
tarafından yazıldı Ozgur KARCIOGLU

Yazar: Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu Editör: Doç. Dr. Rana Dişel

*Ekim 2024’de yazılan bu blog yazısı teknik sorunlar nedeni ile Ocak 2026’da yayınlanmıştır.

Yaşlılık kavramı sadece takvim yaşıyla açıklanamayacak kadar karmaşık olsa da, “geriatrik hasta” grubu genellikle 65 yaş üzeri kişileri tanımlar. Ülkemizde ortalama yaşam beklentisinin gelişmiş batı ülkelerinden daha düşük olduğundan hareketle yaşlılık sınırını 55 olarak kabul edilmesi de savunulmaktadır. Bu konu ilaç metabolizması ve farmakokinetik ilkeleri açısından önemlidir çünkü zehirlenme şiddeti bu hücresel, enzimatik ve sistemik mekanizmalarla doğrudan ilişkilidir.

Bütün yaşlılar aynı değildir. ‘Sağlıklı yaşlı’ ve kırılgan veya “zayıf yaşlı” ayrımı bize birçok durumda yol gösterecektir. Kişide sadece yaşın kaç olduğu değil, komorbiditeleri, atılım/eliminasyon mekanizmalarının çalışması, diyet durumu, polifarmasi gibi birçok etkenlerin hesaba katılması zorunludur.

Geriatrik zehirlenmeler diğer yaşlara göre daha fazla hastane yatışı, daha fazla ölüm ve sakatlık riski ile sonuçlanır. Analjezikler, antidepresanlar, kardiyovasküler ilaçlar, psikotroplar en çok suçlananlardandır. Ülkemizde maalesef toplum tabanlı güvenilir veriler çok azdır.

Dünyada intihar ve zehirlenme paternleri incelendiğinde 75 yaş üzeri erkeklerde artış eğiliminin devam ettiği bildirilmiştir (Choi 2022). Yaşlıların intihar nedenleri ve eğilimleri incelendiğinde komorbid hastalıkların ve bakımverenlerin ölümünün, izolasyon duygusunun intihar amaçlı alımlarla doğrudan ilişkili olduğu birçok çalışmada ortaya konmuştur (Juurlink 2004). Gençlerde intihar amaçlı alımlarda kadın olgular ön plandayken yaşlılarda kadın-erkek oranları eşitlenmektedir (Geith 2024). Yaşlıların zehirlenmelerdeki oranı kültürel ve coğrafi etkenlerle yakından ilişkilidir. Örneğin Yemen’de yakın zamanda yapılan bir çalışmada 30 yaş üzerindeki zehirlenme olguları ancak %12,4’ü oluşturmaktadır (Al-Mahbashi 2024).

Yaşlıda ilaç metabolizmasındaki değişiklikler

  1. Karaciğer: Yaşlılarda alınan ilacın “ilk geçiş” (first-pass) etkisi hem karaciğer kitlesinin azalması, hem de perfüzyon sorunları nedeniyle düşmektedir. Bu biyoyararlanımın, dolayısıyla toksisite potansiyelinin artışına yol açar.
  2. Dağılım hacmi (Vd) artar. Yağ kitlesinin vücuda oranında artma, kaslarda erime sonucunda Vd artışı ortaya çıkar. Lipofilik ilaçlarda Vd artışı, dolayısıyla uzamış yarılanma ömrü görülürken hidrofilik (suda çözünen) ilaçlarda Vd azalır, etki ve yarılanma süresi düşebilir.
  3. Renal ekskresyon: Yaşlıların 2/3’ünde renal atılım %50’ye kadar düşmektedir (Klotz, 2009). Bunun hipertansiyon, diyabet, koroner kalp hastalıklarıyla da ilişkisi vardır.
  4. Komorbiditeler ve polifarmasinin zararları da ilaç metabolizmasını etkilemektedir.

Yaşlılarda polifarmasinin etkileri:

Polifarmasi hasta tarafından çok sayıda ilacın kullanılmasıdır. Net bir sayı vermek mümkün olmasa da genellikle 5 ila 10 arasında olduğu söylenebilir. Belli bir hastalığı olan subgruplarda ilaç kullanımı belirgin olarak artmaktadır.

Advers ilaç etkisi (AİE) gelişim riski diğer hastalıklardan ve yaştan bağımsız olarak kullanılan ilaç sayısıyla artmaktadır. Hastaneye yatış oranı da aynı şekilde ilaç sayısıyla artar. Polifarmasi kişinin fiziksel ve bilişsel yeteneklerini belirgin şekilde olumsuz etkiler. Hastaneye yatışlarının %0,2 ila 16’sının AİE’lerle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Vitamin K antagonistleri (warfarin), antiplateletler ve insülin preparatları bunların çoğunu oluştumaktadır.

Yaşlıda ilaç aşırı dozajının kolaylaşması ve zehirlenmelerin daha ağır seyretmesinin nedenleri arasında;

-Vücut yağ oranı artıp kas kitlesi azaldığından ilaç dağılım hacmi artmıştır.

– Tanılı böbrek hastalığı olmasa bile böbreklerden ilaç atılımı azalmıştır.

– Hepatik fonksiyonlar da azaldığından karaciğerden eliminasyon uzamıştır.

– İlaç yarılanma ömürleri uzamış, ilaç kan konsantrasyonları da artmıştır.

– Sonuç olarak aynı ilaç aynı dozda yaşlı kişiye verildiğinde bir gence göre çok daha yüksek oranda AİE gelişme olasılığı bulunmaktadır.

İlaç-ilaç etkileşimleri ve yaşlılar: İlaç-ilaç etkileşimleri tüm yaşlarda önemli morbidite ve mortalite nedeni olmakla birlikte organ yetmezlikleri ve diğer nedenlerle yaşlılar bundan daha çok etkilenmektedir. Gastrointestinal kanama ve düşmeler bu etkileşimlerin en önemli sonuçlarındandır.

Ülkemizden epidemiyolojik veriler: Samsun’da 2005-2011 arasındaki 7 yıl içinde yaşlıların akut zehirlenme nedeniyle acil kliniğine başvurularının incelendiği bir çalışmada toplam 3106 hastanın, 126’sı (%4,06) geriatrik yaş grubunda (65-92 yaş) idi (Katı 2013). Erkek/kadın oranı 1.1, yaş ortalaması 73 olarak bulundu. Yaşlı hastaların yarıdan fazlasında akut zehirlenme nedeni ilaç zehirlenmesi iken, bu grupta diğer zehirlenme nedenleri sırasıyla; %27 karbon monoksit, %12,7 tarım ilacı, %4,8 besin zehirlenmesi, %1,6 korozif madde zehirlenmesiydi. Yaşlılardaki zehirlenmelerin büyük çoğunluğu (%83.3) kaza kaynaklı, %12,7’si özkıyım kaynaklıydı. Özkıyım amaçlı alımların hemen tümü beşeri ilaç ve tarım ilacı ile gerçekleşti.

Prezantasyon ve klinik seyirde yaşın etkisi: Eskişehir’de yapılan bir tez çalışmasında acil servise gelen yaşlı hastalarda yaş arttıkça kullanılan ilaç sayısı da anlamlı şekilde arttığı bildirildi (Şen, 2012). Kadınlarda çoklu ilaç kullanımı daha yaygındı. Bakım yardımcısı olan hastalarda kullanılan ilaç sayısı daha yüksekti. Ayrıca kullanılan ilaç sayısı arttıkça acil laboratuar kullanımı artmıştır.

Izmir’de yaptığımız uzmanlık tez çalışmasından üretilen yayında da belirtildiği gibi, antidepresan zehirlenmelerinde yaş hastaneye yatış oranları ve kalış sürelerini etkileyen bağımsız bir faktördür (Unverir P, 2006). Hekim önerisine karşın kendi kararı ile hastaneden ayrılan (self-discharge) olguları için de yaş bağımsız ve güçlü bir risk faktörüdür (Vallersnes 2019).

İlaç türleri ve miktarı ile yaş ilişkisi: Benzer şekilde Townsend ve ark. İngiltere’de 1985-1997 yılları arasındaki intihar amaçlı ilaç alımlarını kapsayan geniş çalışmada; antidepresan ve sakinleştirici grubu ilaçların daha çok yaşlılarda, parasetamolun daha çok gençlerde zehirlenmelere yol açtığını ortaya koymuştur (Townsend 2001).

Çok yakın dönemde yapılan bir çalışmada Geith ve ark. geriatrik olgularda suisidal ilaç zehirlenmelerinde alınan ajan miktarının maksimum önerilen dozun 13 katı civarında, gençlerde ise 8,7 katı kadar olduğunu ortaya koymuştur (p<0.001) (Geith 2024). Yine bu çalışmada ilginç şekilde, zolpidem, zopiclone gibi antipsikotikler ve benzodiazepin grubu ile zehirlenmelerin yaş ilerledikçe anlamlı şekilde arttığını, non-opioid analjeziklerin ise azaldığını belirtmişlerdir (Figür 1) (Geith 2024). İntihar amaçlı alımlarda antikoagulan ve kardiovaskuler ilaçlar da yaşlılarca daha çok seçilmiştir.

Figür 1. İntihar amaçlı alımlarda ilaç türlerinin yaş gruplarına dağılımı. Anlamlı farklı olan ilaç türleri asterisk ile belirtilmiştir.

*p < 0.05; **p < 0.01; ***p < 0.001.

Tablo 1’de geriatrik olgularda kullanımı yüksek riskli olan ilaçlar ve ilgili riskler özetlenmiştir.

Tablo 1. Yaşlılarda kolaylıkla doz aşımına yol açan ilaçlar ve ilgili riskler.

İlaçRiskAçıklama
Analjezikler (opioid)Solunum depresyonu, bilinç baskılanması, kabızlıkAkut ve kronik ağrı kontrolünde fentanil, morfin, oksikodon kullanılarak, dikkatli doz ayarlaması ile sonuç alınabilir. Diğer opioid türevlerinde daha yüksek risk vardır.
AntipsikotiklerÖlümDemans durumundaki davranışsal sorunların kontrolü için verildiğinde risk yüksektir. Diğer durumlarda yararı daha fazladır.
BenzodiazepinlerDüşme, bilinç bozukluğuDüşme riski ve kırıklarda belirgin artış.
Kemoterapi ajanlarıKemik iliği depresyonu (nötropeni, anemi, karaciğer hasarı, kardiyotoksisite)Endikasyonu kesin olarak ortaya konmuş olan ilaçlar, hastanın organ yetmezlikleri ile beklenen toksisite düşünülerek verilmelidir.
Antihistaminikler (1. Kuşak)Uyku hali, odaklanamama, idrar retansiyonuUyku ilacı olarak verildiğinde antikolinerjik etkileri önemli bir dezavantajdır. Uzamış sedasyon, araç kullanmada risk artışı vardır.
Antikoagulan ilaçlar: warfarinMide veya intrakranial kanama, aort veya beyinde anevrizma kanamasıPT ve INR izlemi iyi yapıldığında yararı risklerinden daha fazladır.
İnsulinKan şekerinde düşme (hipoglisemi)Öğün atlama durumunda hemen her zaman hipoglisemik atak görülür. Gastroenterit, iştahsızlık gibi durumlarda da risk yüksektir.
Oral antidiabetikHipoglisemiYaşlı hastalarda hipoglisemi riski yüksektir.
DigoksinBilişsel bozukluk, aritmiler, atrioventriküler blokAtrial aritmilerde hız kontrolünde etkinliği düşük ve sistolik kalp yetmezliğinde tedavide alt sıralarda yeri olmasına rağmen gereğinden çok kullanılmaktadır.
Kinolon grubu antibiyotiklerTendon rüptürü, diare, aritmiler, myastenia gravisKortikosterioidler ile kombine kullanımda tendon rüptürü riski artar.
Trimetoprim-sulfametoksazol Hiperkalemi, sulfonilure ile birlikte ise hipoglisemiWarfarin ile kombinasyonda INR yüksekliği olabilir.

Uygun olmayan ilaç reçeteleme (UOIR)

Geniş bir çalışmada her 5 yaşlıdan birinin en az bir ilaçla ilgili olarak UOIR mağduru olduğu, en fazla yanlış kullanılan ilaçların ise benzodiazepinler ve nonsteroid antiinflamatuarlar olduğu ortaya konmuştur.

UOIR durumunu anlamak için birçok kriterler belirlenmiştir. Bunlar içinde ne çok kullanılan ve kabul göreni Beers Kriterleridir (BK). Amerikan Geriatri Derneği (AGS) 2015’te BK uyarınca hekimlerin ilaç reçetelerinde uygun olmama potansiyeli ortaya konmakta, bununla kalınmayıp uygun seçenekler de üretilmektedir (American Geriatrics Society 2015). Bu şekilde daha güvenli ve etkin ilaç kullanımı sağlanmaya çalışılmaktadır.

ABD’de bakımevlerindeki yaşlılar üzerinde yapılan çalışmada 6 geriatrik sendroma potansiyel olarak katkıda bulunan 513 ilaçtan oluşan bir liste ortaya çıkarıldı: bilişsel bozukluk, deliryum, düşmeler, iştahsızlık / kilo kaybı, idrar inkontinansı ve depresyon (Saraf 2016). Antiepileptikler tüm sendromlarla ilişkilendirilirken, antipsikotikler, antidepresanlar, antiparkinsonizm ve opioid agonistleri 5 geriatrik sendromla ilişkilendirildi. Çok sayıda ilaç kullanımı en fazla düşme riski ile ilişkiliydi.

GZ olguları sıklıkla demans ve konfüzyon ile yanlış alımlar, ürünün uygunsuz kullanımı, depolama sorunları (ilaçları yanlış kutulara koymak gibi), farklı yoldan ilaç alımı (kulak damlasını göze damlatmak gibi) ve yanlış kişinin ilacı almasından kaynaklanmaktadır. Yaşlılarda depresyon da oldukça sıktır ve suisidal alımlar da önemli orandadır. Suisidlerin başarıya ulaşma oranı da bu yaş grubunda daha yüksektir.

AİE’lerin sıklığının yaşla doğrudan ilişkili olduğu geniş bir İsveç çalışmasında ortaya konmuştur (Hakkarainen 2009). Tüm AİE’ler 18-44 yaş aralığında %5.9 aralığında görülürken 65 yaş üzerinde %22.2’ye çıkmaktadır. Spesifik zehirlenmelerle ilgili olarak da yaşlılıkla advers olay görülme sıklığı artabilmektedir. Örneğin benzodiazepin kullanan yaşlılarda düşme riskinin ve kırık oluşma sıklığının anlamlı şekilde arttığı bildirilmiştir. Woolcott ve ark. meta analiz sonuçlarına göre sedatif hipnotikler, antidepresanlar ve benzodiazepinler ile yaşlılarda düşme riskinin diğer faktörlerden bağımsız olarak etkilendiğini ortaya koymuşlardır (Woolcott 2009). Diğer ilaçlarda belirgin bir fark bulunmamıştır.

İran’da 2008 yılında GZ olgularının (60 yaş ve üzeri) incelenmesi sonucunda erkeklerin %70 ile daha büyük bir oranda zehirlendiği, suisidal alımların 1/3 oranında olduğu belirtilmiştir (Karbakhsh 2008). Zehirlenme şiddet indeksi (PSS) %17 olguda şiddetli grupta bulunmuştur. Olguların %5.4’ü asemptomatik iken %11.7 GZ olgusu ölümle sonuçlanmıştır. Opioidler ölümcül olgularda en sık saptanan ajan grubudur. Alımlar %80 olguda oral yolla, %4 inhalasyon, %3 kadar da böcek sokması ve hayvan ısırıkları gibi yollarla olmuştur.

Yaşlılarda önlenebilir AİE’leri inceleyen bir Almanya çalışmasında düşük doz aspirin rejiminin önlenebilir AİE’ler içinde önemli bir payı olduğu görülmüştür (Schmiedl 2018). Özellikle 80 yaş üzerinde çok dikkatli kullanılması gerektiği vurgulanmıştır. İlaç başlama ve sonlandırmada komorbiditeleri de göz önünde tutan belli kriterlerle davranılmasının AİE’leri minimize edeceği açıktır. STOPP/START kriterleri bu konuda en fazla kullanılanlardandır.

Spesifik ilaç etkileri:

  1. Digitoksin, gliburid ve spironolakton önlenebilir AİE ile en yakından ilişkili bulunmuştur.
  2. Aspirin ve diğer salisilatlara bağlı zehirlenme bulguları, pulmoner ödem, asit-baz bozuklukları ve nörolojik bulgular yaşlılarda sık görülür ve başka nedenlere bağlanıp atlanır. Gençlere göre daha düşük salisilat düzeylerinde hemodiyaliz gerekli olabilir.
  3. Antihipertansiflere bağlı kardiyak iletim sorunları daha sık görülür, özellikle beta bloker ve kalsiyum kanal blokerleri kullanımında dikkatli olunmalıdır. Renal ve/veya hepatik işlevlerinde bozulma olan yaşlılarda beta bloker toksisitesi hızla ortaya çıkabilir. Verapamil ve diltiazem ile hem uyku hali ve nöbet gibi nörolojik bulgular, hem de atrioventriküler blok ve bradikardi gibi disritmiler yaşlılarda daha sık görülür.
  4. Nitratlar düşük dozlarda miyokard infarktüsü ve akciğer ödemine neden olabilir. Bunun nedeni azalmış organ kan akımlarıdır. Ayrıca yaşlılarda komorbiditeler nedeniyle methemoglobinemi bulguları da daha düşük düzeylerde nitrat kullanımıyla ortaya çıkacaktır.
  5. Anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörü (ACEI) kullanan yaşlılarda böbrek işlevleri yakın izlenmelidir. Hipovolemi sık görüldüğünden böbrekte dengeler hızla bozulabilir.
  6. Sulfonilure yaşlılarda kolayca hipoglisemiye neden olurlar.
  7. Teofiline bağlı nöbet/status epileptikus ve taşiaritmiler de ilacın görece düşük konsantrasyonlarda sık görülür.
  8. Salisilat, lityum ve teofilin ile uzun dönemli tedavi alanlarda bulgular normal görünen kan düzeylerinde bile akut entoksikasyondan daha ciddi olabilir.
  9. Eski kuşak antipsikotikler, (fenotiazinler, tioksantinler ve butirofenonlar) özellikle önceden hastalığı olan yaşlılarda kolaylıkla kardiovaskuler toksisiteye yol açabilirler. Tioridazin ve mezoridazin ile ventriküler aritmiler ve kalp blokları görülebilir.
  10. Siklik antidepresanlar yaşlılarda terapötik düzeyde bile zehirlenmeye yol açabilir, özellikle sedatif hipnotiklerle kombine doz aşımları ciddi sonuçlar doğurur.
  11. Benzodiazepinler aşırı sedasyona yol açarak yaşlılarda düşme riski ve travmaları anlamlı şekilde artırır.
  12. Domperidon ve eritromisin gibi ajan kullananlarda gastrointestinal motilite artacağından ilaç etkileri azalabilir.

Önleme:

GZ’den korunma önlemleri öncelikle kaza ile alımlara yönelmelidir. Bunlar ilaç kötüye kullanımı ve suisidlerden daha olumlu sonuç verecektir. Birçok yazar GZ’lerin önlenmesi için çok boyutlu bir eylem planının yürütülmesini önermiştir. Bunun bir odağı primer önleme, yani potansiyel toksik doz maruziyetinin önlenmesi, kişisel eşiklerin aşılmasını engelleme olacaktır. Diğer başlık ise toksik alım gerçekleştikten sonra onun sonuçlarını en aza indirgeme olacaktır.

Yaşlılarda yaygın ölüm nedeni olan doz aşımı ve zehirlenmelere karşı kamu sağlığı önlemlerinin alınması, risk değerlendirmeleri önerilmiştir. Bilişsel problemleri olan kişilerin ilaçları yanlışlıkla veya farklı dozda almasını önlemek için kilitli ilaç kutusu kapakları, sadece günlük dozu vermek gibi önlemler yararlıdır. İlaç paketlemesinde kolay okunur ve tanınırlık artırılmalıdır. Bilişsel problemi olan yaşlıların ilaç içeriği ve dozajını anlamasında özel yardım gereklidir. Suisidal alımları azaltmak için depresyonun daha etkin ve erken tedavisi önemli yarar sağlar.

Yara temizliğinde kullanılan solüsyonları daha az toksik hale getirecek üretim önlemleri alınabilir. Yeni tanı almış yaşlı bir majör depresyon olgusuna 100 tablet içeren bir kutu trisiklik antidepresan vermek doğrudan tehlikelidir.

Yüksek riskli ilaç kullanımı kısıtlanmalı, zorunlu olmadıkça ilaç verilmemelidir. Dozlar da etkiyi sağlayan en düşük miktarla sınırlı olmalıdır. Yaşlılarda dozaj hataları ve yanlış ilaç verilmesi gibi sorunlar da sık görülmektedir. Taburculukta kontrol listeleri bunu önlemek için kullanılabilir. Bakımevi, huzurevi çalışanları konuyla ilgili özel eğitim almalıdır. Figür 2’deki gibi tehlike bildirici işaretler yaşlılara uyarlanarak kullanılabilir.

Figür 2. Pittsburgh’da çocuklara ilacın tehlikeli olduğunu anlatmak için kutulara konan görüntü.

Yaşlılarda deliryumu önlemek için antipsikotik kullanımında dikkatli olunmalı, polifarmasi önlenmeli, erken mobilizasyon ile fiziksel aktivite artırılmalı, çevre modifikasyonları düşünülmeli, farmakolojik olmayan uyku destekleri sağlanmalı, ağrı tedavisi yapılmalıdır.

GZ’de yönetim ve tedavi ilkeleri:

Yaşlıların değerlendirilmesinde temel olarak genel ilkeler geçerlidir. Rutinde alınan öykü, yapılan muayene ve incelemeler yetersiz kalabilmektedir. İşlevsellik kayıpları, bilişsel durum, sosyal destek, polifarmasi varlığı sorgulanmalıdır. Kendisi ve yakınlarından öykü alımında odaklanmalı ve daha ısrarlı olunmalıdır.

Hemodiyaliz ve hemoperfüzyon daha düşük doz eşiklerinde gerekli olabilir. Nonsteroid antiinflamatuar ajan doz aşımı gibi görece benign durumlarda bile renal işlevler bozulduysa hemodiyaliz düşünülmelidir.

Emilimi önleme stratejilerinde genel anlamda farklılık yoksa da örneğin katartik uygulaması kolayca sıvı-elektrolit anormalliğine yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Magnezyum içerenler hipermagnezemiye neden olabilir.

Multipl doz aktif kömür yaşlılarda gastrointestinal motilite azalmasından dolayı dikkatli uygulanmalıdır. Kronik konstipasyon öyküsü olanlarda bu uygulamadan kaçınılması uygun olabilir.

İdrarla atılımı artırma stratejilerinde önceki diüretik kullanımı sonucu var olabilecek hipokalemi nedeniyle dikkatli olunmalıdır.Bu olgularda idrar alkalinizasyonu ile atılımı artırma kontrendikedir.Bu ve benzeri durumlarda sıvı-elektrolit durumunun yakın izlemi önemlidir.

Antidot uygulamalarında genel ilkeler geçerli ise de bazı dozaj değişiklikleri söz konusu olabilir. Örneğin digoksin Fab antikorları konjestif kalp yetmezliği bulgularını tetikleyebilir.

 Kaynaklar

  1. Choi NG, Marti CN. Intent disclosure in late-life suicide: Age group differences in correlates and associations with suicide means. Front Psychol. 2022 Oct 5;13:949333. doi: 10.3389/fpsyg.2022.949333. PMID: 36275279; PMCID: PMC9580761.
  2. Juurlink DN, Herrmann N, Szalai JP, Kopp A, Redelmeier DA (2004) Medical illness and the risk of suicide in the elderly. Arch Intern Med 164(11):1179–1184
  3. Geith S, Lumpe M, Schurr J, et al. Clinical course and demographic insights into suicide by self-poisoning: patterns of substance use and socio-economic factors. Soc Psychiatry Psychiatr Epidemiol. 2024 Sep 24. doi: 10.1007/s00127-024-02750-x.
  4. Al-Mahbashi HM, Howilah AA. A cross-sectional study examining the pattern of acute poisoning among patients admitted to a governmental hospitals in Sana’a City, Yemen. Toxicol Rep. 2024 Aug 2;13:101704. doi: 10.1016/j.toxrep.2024.101704.
  5. Klotz U. (2009) Pharmacokinetics and drug metabolism in the elderly, Drug Metabolism Reviews, 41:2, 67-76.
  6. C. Katı et al., “Evaluation of Acute Poisonings in Geriatric Patients Attended to a University Emergency Clinic,” Turkish Journal of Geriatrics, 2013; 16 (3) 286-291
  7. Şen SE. Acil Servise Başvuran Yaşli Hastalarin Çoklu İlaç Kullaniminin Hastalarin Klinik Süreçlerine Etkisi. Tipta Uzmanlik Tezi. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tip Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, Eskişehir, 2012
  8. P Unverir, R Atilla, O Karcioglu, H Topacoglu, Y Demiral, Y Tuncok. A retrospective analysis of antidepressant poisonings in the emergency department: eleven-year experience. Hum Exp Toxicol 2006, 25 (10): 605-612.
  9. Vallersnes, O.M., Jacobsen, D., Ekeberg, Ø. et al. Mortality and repeated poisoning after self-discharge during treatment for acute poisoning by substances of abuse: a prospective observational cohort study. BMC Emerg Med 19, 5 (2019). https://doi.org/10.1186/s12873-018-0219-9
  10. Townsend E, Hawton K, Harriss L, Bale E, Bond A. Substances used in deliberate self-poisoning 1985-1997: trends and associations with age, gender, repetition and suicide intent. Soc Psychiatry Psychiatr Epidemiol. 2001 May;36(5):228-34. doi: 10.1007/s001270170053. PMID: 11515700.
  11. American Geriatrics Society 2015 Beers Criteria Update Expert Panel. American Geriatrics Society 2015 updated Beers Criteria for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2015;63:2227.
  12. Saraf AA, Petersen AW, Simmons SF, et al. Medications associated with geriatric syndromes and their prevalence in older hospitalized adults discharged to skilled nursing facilities. J Hosp Med 2016; 11:694.
  13. Hakkarainen KM, Gyllensten H, Jönsson AK, Andersson Sundell K, Petzold M, Hägg S. Prevalence, nature and potential preventability of adverse drug events – a population-based medical record study of 4970 adults. Br J Clin Pharmacol 2014;78(1):170-83.
  14. Woolcott JC, Richardson KJ, Wiens MO, et al. Meta-analysis of the impact of 9 medication classes on falls in elderly persons. Arch Intern Med 2009; 169:1952.
  15. Karbakhsh M, Zandi NS. (2008) Pattern of poisoning in the elderly: An experience from Tehran, Clin Toxicol, 46:3, 211-217.
  16. S Schmiedl, M Rottenkolber, J Szymanski, et al. for the German Net of Regional

Pharmacovigilance Centers (NRPC) (2018) Preventable ADRs leading to hospitalization — results of a long-term prospective safety study with 6,427 ADR cases focusing on elderly patients, Exp Opin Drug Saf, 17:2, 125-137.

20 Ocak 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

2025 Yılının İlgi Çeken Geriatrik Acil Tıp Makaleleri

taradından Çağlar Kuas 10 Aralık 2025
tarafından yazıldı Çağlar Kuas

Yazar: Prof. Dr. Arzu Denizbaşı

Editör: Doç.Dr. Canan Akman

Değerli Meslektaşlarım; 2025 yılını geride bırakırken yıl içinde yayınlanmış olan ve günlük Acil Tıp pratiğinde geriyatrik hastalara yaklaşımda önemli olabilecek üç makaleyi  sizlerle paylaşıyorum.  

Birinci makalenin başlığı;

Comparative Safety of Medications for Severe Agitation: A Geriatric Emergency Department Guidelines 2.0 Systematic Review

Martin F. Casey,  Natalie M. Elder ve arkadaşları

Martin F. Casey,  Natalie M. Elder ve arkadaşları tarafondan hazırlanmış bu derlemeye özellikle dikkat çekmek isterim. Bu sistematik inceleme, acil servislerde (AS) şiddetli ajitasyonu olan yaşlı erişkinlerde kullanılan ilaçların güvenliğini karşılaştırmayı amaçlamaktadır.

Sedasyon ajanları verilmesi sonrasında olumsuz olay sıklığı yüksektir: Akut ajitasyon nedeniyle  ilaç verilen yaşlı AS hastalarında olumsuz olay sıklığı yüksek (%16,8) bulunmuştur. İncelenen tüm ilaçlar arasında, özellikle midazolam olmak üzere benzodiazepinlerin en kötü güvenlik profiline sahip olduğu bildirilmiştir. Midazolam tek başına dahi “aşırı risk” oluşturmakta ve daha yüksek doz tekrarlama oranlarıyla ilişkilendirilmektedir (potansiyel olarak ajitasyonun paradoksal olarak kötüleşmesi nedeniyle).  Parenteral bir antipsikotik ile bir benzodiazepin’in birlikte uygulanmasının (genç erişkinlerde yaygın bir uygulama) yaşlı erişkinler için artan risk oluşturduğu ve değiştirilmiş bir klinik yaklaşım gerektirdiği sonucunu desteklemektedir.  Konuyla ilgili yetersiz sayıda çalışma (yalnızca dokuz çalışma dahil edilmiştir) olduğu ve bunların hepsinin orta veya ciddi derecede yanlılık riski taşıdığı belirtilmiştir.

Klinik önerilere gelince  öncelikle farmakolojik olmayan yöntemlere ve daha az invaziv ilaç formülasyonlarına odaklanan temkinli ve aşamalı bir yaklaşımı şiddetle desteklemektedir:

1. Farmakolojik Olmayan Yaklaşımlara Öncelik Verin (Bu konuda araştırmalar ihtiyaç var)

İlaç kullanmadan önce farmakolojik olmayan yaklaşımlar (sözlü de-eskalasyon, yeniden yönlendirme, bakım vereni dahil etme, duyusal azaltma, kişi merkezli iletişim) mutlaka denenmelidir.

2. Tercih Edilen İlaç Formülasyonu ve Dozajı

  1. Oral İlaçlar Tercih Edilir: İlaç gerektiğinde, parenteral uygulamadan önce oral ilaçlar (tablet veya sıvı) teklif edilmelidir, çünkü bunlar en az zorlayıcı yöntemdir.
  1. Oral ketiapin (quetiapine), diğer seçeneklere göre olumlu bir güvenlik profiline sahip bulunmuş ve makul bir birinci basamak oral ajan olarak önerilmiştir.
  2. En Düşük Etkili Doz: Yan etkileri (örneğin, solunum depresyonu) en aza indirmek için sağlayıcılar en düşük etkili dozla başlamalıdır.
    • Hedef olarak minimal sedasyonun belirlenmesi, gereken dozu azaltmak için tavsiye edilmiştir.
  3. Özellikle AS lerde hızlı sedasyon gerektiren durumlarda parenteral uygulama gerekmektedir. Düşük doz başlayıp sonra yavaş artırma stratejisi uyugulanmalıdır.

3. Belirli İlaçlara Yönelik Öneriler

  • Midazolam ve Kombinasyonlardan Kaçının: Veriler, yaşlı erişkinlere antipsikotik ve benzodiazepin birlikte uygulanmasını desteklememekte ve midazolamın tek başına yarattığı yüksek risk nedeniyle kullanımından kaçınılması gerektiğini göstermektedir.
  • Parenteral Antipsikotikler: Parenteral ilaç gerektiren şiddetli ajitasyon için:
    • Ziprasidon olumlu bir performans sergilemiştir (0/17 olumsuz olay gözlemlenmiştir) ve parenteral formülasyonu mevcuttur; ancak güvenlik profili hakkında kesin yorum yapmak için gözlem sayısı yetersizdir.

American College of Emergency Physicians (ACEP) Klinik Politikası, genellikle erişkin (18-64 yaş arası) hastalar için şiddetli ajitasyonun yönetimine odaklanmaktadır. Yaşlı yetişkinler hakkındaki inceleme makalesinin, ACEP politikasında genç yetişkinler için desteklenen bazı yaklaşımların yaşlılarda artmış risk oluşturduğu uyarısını yapmasının nedeni, bu iki politika arasındaki temel farklardır.

ACEP’in son Klinik Politikası (Genellikle 18-64 yaş arası hastalar için geçerli olmak üzere), ajitasyonun hızlı ve etkili tedavisini sağlamak için aşağıdaki B Düzeyi önerilerini (kanıt düzeyi orta) içermektedir:

  1. Hızlı ve Etkili Tedavi İçin Kombinasyonlar

Acil serviste şiddetli ajitasyonun daha hızlı ve etkili tedavisi için şunların bir kombinasyonunu kullanın:

  • Droperidol ve Midazolam kombinasyonu VEYA
  • Bir Atipik Antipsikotik ve Midazolam kombinasyonu.
  • Tek Ajan Tercihleri

Eğer tek bir ajan uygulanması gerekiyorsa, Midazolam’ın olumsuz etki profili nedeniyle:

  1. Droperidol veya bir Atipik Antipsikotik kullanın.
  2. Alternatif Tedaviler

Etkili tedavi için yukarıdaki ajanlara ek olarak Haloperidol tek başına veya Haloperidol ile Lorazepam kombinasyonu kullanılabilir.

  • Güvenlik Endişesi Olan Durumlar (Ketamin)

Hasta, çevredekiler veya personel güvenliğinin endişe kaynağı olduğu durumlarda, ajitasyonu hızla tedavi etmek için ketamin (intravenöz veya intramüsküler) kullanımı düşünülebilir (Uzman Konsensusu/C Düzeyi). Ketamin yaşlılarda ilk ilaç olarak kullanılabilir.

Makaleye göre  ACEP politikasının önerdiği bazı yaklaşımların yaşlı hastalarda neden uygun olmadığını açıkça belirtilmektedir.

Tablo. ACEP önerileri ile makale içindeki önerilerin karşılaştırması.

UygulamaACEP Politikası (Genç Erişkin)Yaşlı Erişkin İncelemesi Makale içinde (Uyarı)
Parenteral KombinasyonÖnerilir (Antipsikotik + Midazolam)Kaçınılmalıdır. Yaşlılarda artan risk ve Midazolamın kötü güvenlik profili nedeniyle.
Midazolam MonoterapisiÖnerilmez (Yan etki nedeniyle tek ajan yerine Droperidol veya Atipik Antipsikotik tercih edilir)Katiyen Önerilmez. Midazolam, incelemede incelenen tüm ilaçlar arasında en kötü güvenlik profiline sahiptir.
Genel YaklaşımHız ve etkililik odaklıdır.Oral formülasyon ve en düşük etkili doz ile başlama, farmakolojik olmayan yaklaşımların tükenmesi esastır.

Makalede vurgulanan ve dikkat çekilen en önemli konu Midazolam kullanımının riskli olduğudur. Makale künyesinde hekimlerin çoğu Acil Tıp Departmanlarında çalışmaktalar. Onların bu uyarıları bizler için önemli.

İkinci makalemizin başlığı;

Frailty-aware Care in the Emergency Department

Patrick E. Boreskie, Kevin F. Boreskie  

Patrick E. Boreskie, Kevin F. Boreskie tarafından yazılan bu makalenin özelliği Kırılganlık (Frailty) indeksinin acil servislerde yaşlı hastalarda kullanımı konusunda önemli uyarılar içermesi.

Yaşlanan Nüfus ve Acil Servisteki  Zorlukları

65 yaş üstü nüfusun 2050 yılına kadar ABD ve Kanada’da %50’den fazla artması bekleniyor. Yaşlılar, AS ziyaretlerinin yaklaşık dörtte birini (%20-%25) oluşturmaktadır.  Geleneksel triyaj araçları (CTAS, ESI) yaşlı hastaları yetersiz değerlendirmekte (under-triage), kritik durumdaki hastaları kaçırmakta veya düşük aciliyet skorlarına rağmen yüksek hastaneye yatış oranlarına yol açmaktadır.  Tek başına kronolojik yaş, yaşlı hastaların sağlık durumlarını ve risklerini (fizyolojik rezervlerini) doğru bir şekilde tanımlamakta yetersiz kalmaktadır.

Kırılganlık (Frailty) Nedir ve Neden Önemlidir?

Kırılganlık, sağlık stresörlerine uyum sağlama yeteneğinde azalmış fizyolojik rezerv olarak tanımlanır ve yaşlı hastaların sağlık durumu ve olumsuz sonuç riski için daha iyi bir göstergedir.  Acil servise başvuran yaşlı hastaların medyan %47’si kırılganlık yaşamaktadır. Kırılgan hastalar, daha sağlam yaşıtlarına göre çok daha yüksek risk altındadır. Bu riskler; artan hastaneye yatış ve Yoğun Bakım oranları, daha uzun hastane kalış süreleri ve yüksek   morbidite (hastalık) ve mortalite (ölüm) oranları olarak gösterilmiştir. Bu hastalara için hızlı değerlendirme araçları kullanılmalıdır.

Kırılganlığın “altın standart” değerlendirmesi olan Kapsamlı Geriatrik Değerlendirme (KGD) AS’de uygulamak zor olabilir. Geriyatri hastaların HOLOSTİK yaklaşım ile değerlendirmeler yapılmalıdır.  

Kullanılan araçlar, skorlama testleri için için makalede Tablo 1’ de gösterilmektedir.  

 Kırılganlık Odaklı Bakımın Uygulanmasının Önemi

Kırılganlığın erken teşhisi, bakımı hasta merkezli hale getirmek ve risk yönetimini iyileştirmek için hayati öneme sahiptir. Bu uygulamada triyaj, AS ve taburculuk sonrası dönemler için aşamalar vardır.

1. Triyajda Farkındalık

Geleneksel triyaj araçlarına kırılganlık değerlendirmesinin entegre edilmesi, özellikle düşük aciliyet skorlarına sahip kırılgan hastaların yanlış sınıflandırılmasını önler. CFS'( Clinical Frailty Scale) nin triyaja entegrasyonu, Yoğun Bakım’a yatış ve hastane içi ölüm tahminlerini iyileştirmektedir.

2. AS’de Kırılganlık Odaklı Bakım

Kırılganlık, bakımı “Geriatrik 5 M” olarak sıralanmış.

  1. Zihin [Mentation],
  2. Hareketlilik [Mobility],
  3. İlaçlar [Medications],
  4. Çoklu karmaşıklık [Multi-complexity] özellikle komorbiditeler
  5. Benim İçin Önemli Olanlar [Matters Most to Me]) etrafında şekillendirir.

Kırılganlık tespiti; acil değerlendirme süresini hızlandırma, deliryum ve polifarmasinin gözden geçirmesi ve fizyoterapi/geriatri gibi uzman hizmetlerin erken dahil edilmesini tetiklemelidir.  Kırılganlık kılavuzları kullanarak  bakım uygulamanın  AS kalış süresini, geri dönüş ziyaretlerini ve hastaneye yatışları azaltma eğiliminde olduğu görülmüştür.

3. Taburculukta Devamlılık

Kırılganlık, hastanın fonksiyonel bağımsızlığı ve bakım öncelikleri hakkında bilgi vererek (evde destek vs. uzun süreli bakım), bireyselleştirilmiş taburculuk kararlarına yardımcı olur. Gereksiz yatışları azaltan müdahaleler (ilaç düzenlemesi, hareketlilik testi) için taburculuk sonrası ayakta tedavi hizmetlerine (fizyoterapi, geriatri ekipleri) sevkler yapılmalıdır. Yaşlanan nüfusa etkin hizmet vermek için, AS’de kırılganlık değerlendirmesi elzemdir. Bu, hastaların temel ihtiyaçlarına odaklanarak, kararlara katılımını sağlayarak ve hasta merkezli Holostik bakımı teşvik ederek yaşlıların yaşadığı kaygı ve özerklik eksikliği hislerini hafifletmeye yardımcı olur.

Sonuç olarak kırılganlık odaklı bakım, iyi bir geriatrik bakımdan ayrı bir hedef değil, ona ulaşmanın etkili bir yoludur.

Üçüncü makale ise geriyatri yaş grubunda acil servislere sık başvuru gerektiren şikayet olan karın ağrısına yaklaşım ile ilgili 2025  yılının  makalelerinden.

Üçüncü makalemizin başlığı;

GI and Abdominal Pain Emergencies in Geriatric Emergency Medicine Patients

(Sara Manning ,  Michael Luba)

Yaşlı hastalarda karın ağrısı değerlendirmesi, fizyolojik değişiklikler, belirsiz semptomlar ve yüksek hayatı tehdit eden durum riski nedeniyle karmaşıktır. Bu yaş grubunda önemli olan durumlar sıralanmışlar.

  1. Atipik Semptomların var olması;  Yaşlanmış fizyoloji ve azalmış enflamatuar  yanıtlar nedeniyle klasik semptomlar (ateş, peritoneal bulgular) sıklıkla görülmez, bu da tanıyı geciktirir.
  2. Yüksek riskli tanılar olabilir.  Daha genç hastalara göre bu yaş gurubunda hayatı tehdit eden (mezenter iskemi, bağırsak tıkanıklığı, aort anevrizması vb) ciddi durumların görülme sıklığı daha yüksektir.
  3. Artan işlem ve girişim gereksinimi çıkar.  Yaşlı hastalar, daha genç hastalara göre daha sık Bilgisayarlı Tomografi (BT) çekimine, hastaneye yatışa ve cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyarlar.
  4. Nüks Oranıyüksektir.  Karın ağrısı ile başvuran yaşlı hastaların yaklaşık %10’u iki hafta içinde AS’ye geri dönmektedir.

Makalede  yüksek riskli spesifik cerrahi durumların bazıları vurgulanmıştır.

1. Safra Kesesi Hastalığı (Biliyer Taş Hastalığı)

Yaşlı hastalarda safra taşları 10 kata kadar daha sık görülür. Yaşlı hastalar, şok, böbrek ve solunum fonksiyon bozukluğu dahil olmak üzere kolesistit ve kolanjit gibi komplikasyonları daha yüksek oranda yaşarlar. 75 yaş üstü hastalar, şiddetli kolanjit açısından neredeyse üç kat daha yüksek risk taşır.Tanısal yanlışlık oranı en yüksek olan hastalıklardan biridir.  Yaş, cerrahiye kontrendikasyon değildir; laparoskopik kolesistektomi birinci basamak tedavidir. 70 yaş üstü hastalarda enfeksiyon için geniş spektrumlu IV antibiyotikler önerilir.

2. Apandisit

Vakaların sadece %5-10’unu geriyatik vakalarda oluştursa da, yaşlı hastalarda morbidite (hastalık) ve mortalite oranları önemli ölçüde yüksektir. Komplike hastalık (perforasyon, kangren) oranı %50’ye yaklaşır. Klasik ateş, ağrının göç etmesi ve rebound (sıçrama) bulguları nadirdir. Sağ alt kadran hassasiyeti en güvenilir fiziksel bulgudur.  Klinik skorlama sistemleri (Alvarado) yaşlılarda güvenirliğini kaybeder. Kontrastlı BT önerilen görüntüleme yöntemidir. Komplike olmayan apandisit tedavisinde cerrahi dışı yaklaşım denenmesine rağmen, kırılgan hastaların cerrahi dışı tedavide daha kötü sonuçlar aldığı belirtilmiştir.

3. Bağırsak Tıkanıklığı

Yaşla birlikte hem ince hem de kalın bağırsak tıkanıklığı sıklığı artar. İnce Bağırsak Tıkanıklığını (İBT)  en sık neden önceki ameliyatlara bağlı yapışıklıklardır. Kalın Bağırsak Tıkanıklığının en sık neden malignite (kanserdir). Sigmoid Volvulus yaşlılarda daha sık görülür ve %10’a yaklaşan yüksek ölüm oranına sahiptir. Atipik Semptomlar mevcuttur.  Yaşlı İBT hastalarının sadece %50’si kusma bildirir ve kabızlıktan ziyade ishal bildirme eğilimindedirler.  Kontrastlı BT, tıkanıklığın yerini, şiddetini ve iskemi/perforasyon gibi komplikasyonları belirlemede tercih edilen görüntüleme yöntemidir.

4. Pankreatit

Akut pankreatit vakalarının %30’unu 65 yaş üstü hastalar oluşturur. Yaşlılarda en yaygın nedenler safra taşları ve hipertrigliseridemi iken, alkol kullanımı daha az yaygındır. Yaşlı hastalar belirgin  bir şekilde daha yüksek mortalite oranlarına sahiptir; 65-70 yaş üstü olmak, mortalite ile bağımsız olarak ilişkili olabilir. Atipik  semptomlar mevcuttur.  80 yaş üstü pankreatit hastalarının neredeyse %30’u karın ağrısı bildirmezken, %15’i nefes darlığı ile başvurabilir. Tedavide yeterli sıvı resüsitasyonu ve erken enteral beslenme esastır. Biliyer pankreatiti olan yaşlılarda, kolesistektomi ilk yatış sırasında yapılmalıdır.

5. Mezenter İskemisi

Risk Faktörleri: Genellikle 70’li yaşların ortalarından sonlarına doğru görülür. Atriyal fibrilasyon, miyokard enfarktüsü ve ateroskleroz gibi yaşla ilişkili durumlar önemli risk faktörleridir. Klasik semptomu nispeten normal bir karın muayenesi eşliğinde şiddetli ve dinmeyen karın ağrısıdır (“orantısız ağrı”). Peritonit nadir görülen bir geç bulgudur.  Tanı, arteriyel ve venöz faz görüntülemeyi kullanan bifazik BT ile konur.  Tanı süresi 12 saati geçtiğinde bağırsak canlılığı hızla azalır; erken tanı kritiktir. Acil serviste antikoagülasyon (heparin) ve geniş spektrumlu antibiyotikler verilmelidir. Makalede özellikle akut mezenter iskemi (AMI) sınıflaması belirtilmiş ve bulguları   aşağıdaki Tabloda gösterilmiştir

Tablo.  Akut mezenter iskemisi sınıflaması. (AMI: akut mezenter iskemisi, SMA: Superior Mezenterik Arter)

TanıPatofizyolojiRisk faktörleriSemptomlar
Embolik AMIEmboli (en sık SMA)AF, romatizmal kalp hastalığı, Myokard enfarktüsü, protez  kapak, ventriküler anevrizma, Chagas hastalığıAni başlangıç, ek embolik fenomen, orantısız karın ağrısı
Trombotik AMIAterosklerozis (SMA), plak rupturuAterosklerozis, HT, DM, hiperlipidemi, antifosfolipid sendromu, eksojen estrojenPostprandial öncü ağrı ve intestinal anjina, acute-on- chronic ağrı, orantısız ağrı
Mezenterik ven TrombozuMezenter vende venöz tromboz sonucu barsak ödemi, bozulmuş arteryel perfüzyon ve iskemiHiperkoagulopati durumu, orak hücreli anemi, sağ kalp yetmezliği, DVT, malignans, hepatit, pankreatit , sirozSubakut başlangıçlı, daha az ağrılı
Nonokluzif MIBarsakta mal- perfuzyon, şok durumlarında iskemiHipovolemi, şok, ciddi kardiyomiyopati, alfa adrenerjik ilaçlarKötüleşen asidoz tablosu, abdominal distansiyon, kanlı ishal

Karın ağrısı yapan Kritik GİS  dışı patolojiler

Karın ağrısı ile başvurabilen diğer hayati tehlike arz eden durumlardan başta gelen Miyokard Enfarktüsüdür.  Özellikle yaşlı kadınlarda ve diyabetli hastalarda göğüs ağrısı olmadan karın ağrısı ile ortaya çıkabilir. Diğer önemli klinik tablo Abdominal Aort Anevrizmasıdır  (AAA).  Karın ağrısı, AAA hastalarının %61’inde bildirilmektedir. Yüksek ölüm oranına sahiptir.

Yaşlı hastada karın ağrısına klinik yaklaşımda acil servis hekimleri,  önemli patolojiye dair yüksek şüphe indeksi ile yaklaşmalı ve tanıya ulaşmak için laboratuvar ve görüntüleme (özellikle BT) dahil olmak üzere daha serbest bir tanısal yaklaşım benimsemelidir. Yani tetkiklerde geniş bir ön tanı spektrumuna göre davranılmalıdır. Kırılganlık ve eşlik eden hastalıklar, yönetim yaklaşımını ve başarılı tedavi olasılığını önemli ölçüde etkiler.

Hepinize iyi okumalar.

Kaynaklar

  1. Martin F. Casey,  Natalie M. Elder, et al. Comparative Safety of Medications for Severe Agitation: A Geriatric Emergency Department Guidelines 2.0 Systematic Review. Journal of the American Geriatrics Society, 2025; 73:2893–2904. https://doi.org/10.1111/jgs.19485
  2. Patrick E. Boreskie, Kevin F. Boreskie.    Frailty-aware Care in the Emergency Department.  Emerg Med Clin N Am 43 (2025) 199–210 https://doi.org/10.1016/j.emc.2024.08.004
  • Sara Manning ,  Michael Luba . GI and Abdominal Pain Emergencies in Geriatric Emergency Medicine Patients Current Geriatrics Reports (2025) 14:2 https://doi.org/10.1007/s13670-025-00427-0
10 Aralık 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlılarda Kırık Spektrumu

taradından Çağlar Kuas 12 Kasım 2025
tarafından yazıldı Çağlar Kuas

Yazar: Çağlar Kuas

Editör: Canan Akman

Türkiye ve dünya genelinde yaşlı nüfusun hızla artması, acil tıp pratiğimizin odak noktasını kaçınılmaz olarak değiştirmektedir. Günümüz acil servislerinde, hastaların önemli bir bölümünü çoklu komorbiditelere sahip yaşlı bireyler oluşturmakta, bu durum özellikle travma yönetimini yeni bir boyuta taşımaktadır. Geleneksel travma skorlama ve yönetim algoritmalarımız, bu özel hasta grubunun biyolojik ve fizyolojik kırılganlığını tam olarak yansıtamamaktadır. Basit bir ev içi düşmesi sonucu acil servise başvuran yaşlı bir hastada, genellikle minimal travmaya atfedilen ancak yüksek morbidite ve mortalite riski taşıyan bir kalça kırığı veya omurga fraktürü ile karşılaşmak artık rutindir. Bu yazımızda, bu klinik zorluğun temelini oluşturan “yaşlılıkta kırık spektrumu” kavramını mercek altına alacak; kırılganlık, osteoporoz ve fraktür arasındaki patofizyolojik bağı inceleyecek ve acil servis yönetimindeki kritik farklılıkları ele alacağız.

Patofizyolojik Zemin: Kırılgan Kemikler, Kırılgan Bedenler

Yaşlanmayla birlikte kemik mineral yoğunluğu azalır, trabeküler yapı incelir ve kortikal kemik daha gözenekli hale gelir. Bu durum, osteoporoz olarak tanımlanır ve düşük enerjili travmalarla bile kırık oluşma riskini belirgin şekilde artırır. Bunun yanında sarkopeni, yani yaşa bağlı kas kütlesi ve kas gücü kaybı, düşme riskini yükselten en önemli faktörlerden biridir. Kas gücünün azalması, denge kontrolünü zayıflatır ve refleks yanıtların yavaşlamasına neden olur. Böylece yaşlı birey, düşme anında vücudunu koruyacak tepkiyi veremez ve kırık oluşma olasılığı artar.

Yaşlı bireylerde kırık gelişimine zemin hazırlayan fizyolojik değişiklikler, yalnızca kemik yapısındaki bozulmalarla sınırlı değildir; kas-iskelet sistemi, sinir sistemi, denge mekanizmaları ve ilaç metabolizması gibi pek çok sistemin bütüncül etkisi söz konusudur. Bu nedenle yaşlı bir hastada basit görünen bir düşme, aslında uzun süredir devam eden biyolojik kırılganlığın klinik bir yansımasıdır.

Postural instabilite (denge bozukluğu) yaşlanmayla sık görülen bir diğer sorundur. Vestibüler sistemdeki yaşa bağlı dejenerasyon, propriyoseptif duyunun azalması ve görme keskinliğinin düşmesi, özellikle karanlık veya kaygan ortamlarda düşme riskini katlar. Buna ek olarak, çoklu ilaç kullanımı (polifarmasi) da önemli bir risk faktörüdür. Antihipertansifler, benzodiazepinler, antidepresanlar ve hipoglisemik ilaçlar baş dönmesi, ortostatik hipotansiyon veya dengesizlik yaratarak düşmeye zemin hazırlayabilir.

Yaşlı hastalarda metabolik hızın yavaşlaması, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarındaki gerileme, ilaçların farmakokinetiğini değiştirir. Bu durum, özellikle ağrı kesiciler, sedatifler ve antikoagülanlar açısından hem düşme riskini hem de travma sonrası komplikasyon olasılığını artırır. Ayrıca, kronik hastalıklar (örneğin kalp yetmezliği, diyabet, kronik böbrek hastalığı) vücudun travmaya verdiği yanıtı sınırlar, iyileşmeyi geciktirir ve posttravmatik mortaliteyi yükseltir.

Yaşlı bireylerde kırık gelişimi çoğu zaman tek bir etkenin sonucu değildir. Osteoporoz, sarkopeni, dengesizlik, görme bozukluğu ve polifarmasi gibi faktörlerin birbirini tetiklediği multifaktöriyel bir süreç söz konusudur ve bu süreç yaşlı hastalardaki kırık spektrumunun farklılaşmasına neden olur. Bu nedenle acil serviste yaşlı bir hastadan “küçük bir düşme” öyküsü alındığında, bu ifadenin arkasında ciddi bir biyolojik kırılganlık olabileceği unutulmamalı ve değerlendirme kapsamlı bir bakış açısıyla yapılmalıdır.

Travma Mekanizmaları: Basit Düşmelerin Karmaşık Sonuçları

Yaşlı bireylerde travma mekanizmaları genç erişkinlerden belirgin biçimde farklıdır. Gençlerde kırıklar çoğunlukla yüksek enerjili olaylar—trafik kazaları, yüksekten düşmeler veya endüstriyel yaralanmalar—sonucu ortaya çıkarken, yaşlılarda kırıkların büyük bölümü düşük enerjili travmalarla gelişir. En tipik örnek, ev içinde meydana gelen basit düşmelerdir. Halıya takılma, banyo zemininin kayganlığı veya ani baş dönmesi gibi küçük olaylar, osteoporotik kemik yapısı ve azalmış kas gücü nedeniyle ciddi kırıklara yol açabilir.

Bu yaş grubunda görülen düşmeler genellikle mekanik dengesizlik ve fizyolojik zayıflık ile ilişkilidir. Görme bozuklukları, işitme kaybı, propriyosepsiyon azalması ve vestibüler sistemdeki yaşa bağlı değişiklikler denge kontrolünü olumsuz etkiler. Ayrıca polifarmasiye bağlı ortostatik hipotansiyon, hipoglisemi atakları veya sedatif ilaç kullanımı yine düşme riskini artırır. Bu nedenle travma sonrası yaralanmanın ciddiyetinde travmanın mekanik şiddetinden çok, hastanın biyolojik kırılganlığı belirleyici olur.

Düşme dışında daha az sıklıkla düşük hızlı araç içi kazalar, merdivenden inme sırasında dengesizlik, sandalyeden kalkarken düşme veya başkasının yardımıyla yürürken devrilme gibi mekanizmalar da yaşlılarda ciddi yaralanmalara neden olabilir. Özellikle femur boynu, pelvis, vertebra ve distal radius kırıkları bu tür travmalarla sık ilişkilidir.

Bazı olgularda travma hikâyesi bile belirsiz olabilir. Hafif bir çarpma, ani bir dönme hareketi veya öksürük sırasında bile osteoporotik vertebra veya kaburga kırıkları gelişebilir. Bu nedenle acil servis değerlendirmesinde hastanın “düşme hatırlamıyorum” demesi, travmayı dışlamak için yeterli değildir. Ağrının yeri, hareketle ilişkisi, deformite ve fonksiyon kaybı gibi ipuçları dikkatle sorgulanmalıdır.

Ek olarak, yaşlılarda görülen travmaların bir kısmı senkop, aritmi, inme veya hipoglisemi gibi altta yatan bir medikal olayın sonucu olabilir. Bu durumda travma, primer patolojinin sekonder bir bulgusu haline gelir. Dolayısıyla acil serviste yalnızca kırığı saptamak yeterli olmayıp, düşmeye yol açan neden de araştırılmalıdır. Bu yaklaşım hem tekrarlayan düşmeleri önlemek hem de mortaliteyi azaltmak açısından kritik öneme sahiptir.

Yaşlılarda travma, fiziksel enerjiden ziyade biyolojik zayıflığın bir göstergesidir. Bu nedenle acil serviste düşük enerjili travmaların ciddi yaralanma potansiyeline sahip olduğu unutulmamalı ve her yaşlı travma hastası, sistematik bir değerlendirmeyle ele alınmalıdır.

Kırık Spektrumu: En Sık Görülen Kırık Tipleri

Yaşlı bireylerde görülen kırıkların dağılımı, travma enerjisinden çok biyolojik kırılganlık düzeyine bağlı olarak değişir. Bu grupta en sık karşılaşılan kırıklar; kalça, vertebra, distal radius, proksimal humerus ve pelvis bölgelerinde görülür. Her biri farklı klinik tabloyla seyreder ve acil servis yaklaşımı açısından özel dikkat gerektirir.

  • Kalça ve Femur Kırıkları

Kalça kırıkları, yaşlı travmalarının en ciddi ve en mortal seyirli grubunu oluşturur. Çoğu olgu, basit bir düşme sonrası gelişir ve genellikle femur boynu veya intertrokanterik bölge kırığı şeklindedir. Hastalar sıklıkla etkilenen ekstremitede kısalma, dış rotasyon deformitesi ve belirgin ağrı ile başvurur. Ancak bazı kırıklar radyografide başlangıçta fark edilmeyebilir; bu nedenle klinik şüphe varsa BT veya MRG ile ileri değerlendirme yapılmalıdır. Bu kırıklar, erken dönemde analjezi, sıvı desteği ve antikoagülasyon düzenlemesi gerektirir. Morbidite, uzun süreli immobilizasyon ve komplikasyon riski yüksek olduğundan ortopedik konsültasyon geciktirilmemelidir.

  • Vertebra Kompresyon Kırıkları

Vertebral kırıklar çoğu zaman düşük enerjili travma veya hatta öksürük, ani dönme gibi minimal hareketlerle bile gelişebilir. Özellikle torakolomber bölgede sık görülür. Bel ve sırt ağrısı, hareketle artan hassasiyet veya boy kısalması tipik bulgulardır. Ancak bu hastalar sıklıkla ağrılarını “kas tutulması” olarak yorumlayıp geç başvurabilir. Tanıda lateral omurga grafileri değerlidir, ancak osteoporotik zeminde radyolojik bulgular silik olabileceğinden MRG gerekebilir. Analjezi ve mobilizasyon planlaması yapılırken opioid duyarlılığı, deliryum riski ve kabızlık gibi geriatrik faktörler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Distal Radius (Colles) Kırıkları

Düşerken elini yere koyan yaşlı bireylerde ekstansiyon pozisyonunda düşme sonrası tipik olarak distal radius kırığı gelişir. “Dinner fork” deformitesi klasik görünümü oluşturur. Bu kırıklar çoğu zaman basit atel uygulamasıyla stabilize edilebilse de, osteoporotik kemik yapısı redüksiyon sonrası tekrar kaymaya yatkındır. Nörovasküler bütünlük kontrolü, uygun immobilizasyon ve ağrı kontrolü acil servisteki temel yaklaşımlardır.

  • Proksimal Humerus Kırıkları

Omuz üzerine düşme veya kolun üzerine yük binmesiyle ortaya çıkar. Ağrı ve omuz hareketlerinde belirgin kısıtlılık tipiktir. Çoğu olguda cerrahi dışı tedavi yeterlidir, ancak yer değiştirmiş kırıklarda ortopedik değerlendirme gerekir. Yaşlılarda bu kırıklar fonksiyonel bağımsızlığı ciddi şekilde kısıtlayabilir, bu nedenle erken fizyoterapi planlaması önem taşır.

  • Pelvik Kırıklar

Pelvis kırıkları yaşlılarda genellikle düşük enerjili travmalar sonrası oluşur, ancak yüksek mortaliteye sahip olabilir. Özellikle pubik ramus kırıkları çoğu zaman stabil olsa da, sakral veya asetabular bileşen içeren kırıklar ileri yaşta ciddi kan kaybına yol açabilir. Pelvik ağrı, oturamama, yürüyememe veya pelvik stabilitede bozulma gibi bulgular dikkatle değerlendirilmelidir. Yaşlı hastalarda intraabdominal kanama belirtileri silik olabileceğinden, vital bulguların yakından izlenmesi gerekir.

  • Diğer Kırıklar

Kosta, patella ve ayak bileği kırıkları da yaşlı popülasyonda sık görülür. Özellikle kaburga kırıkları solunum fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek atelektazi ve pnömoni riskini artırır. Bu nedenle uygun analjezi ve solunum egzersizleri hayati önemdedir.

Acil Serviste Tanısal Zorluklar

Yaşlı bireylerde kırık tanısı, genç hastalara kıyasla çok daha fazla klinik dikkat, sabır ve deneyim gerektirir. Bunun başlıca nedeni, travma enerjisinin düşük olması, klinik bulguların silik seyretmesi ve eşlik eden bilişsel veya duyusal bozukluklardır. Bu faktörlerin birleşimi, acil serviste kırıkların sıklıkla gözden kaçmasına zemin hazırlar.

Yaşlı hastalar travma sonrası çoğu zaman belirsiz veya atipik semptomlarla başvururlar. Ağrı hissi yaşla birlikte azalır, ayrıca demans, deliryum veya nöropati gibi durumlar ağrının doğru ifade edilmesini engeller. Bu nedenle “hafif ağrım var” diyen bir yaşlı hasta, ciddi bir kalça veya pelvis kırığına sahip olabilir. Benzer şekilde, düşme öyküsü olmayan veya hatırlanmayan hastalarda bile spontan vertebra kırıkları görülebilir. Bu nedenle her ağrı yakınması, özellikle yük verme güçlüğü veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, travma öyküsü olmasa dahi kırık açısından değerlendirilmelidir.

Fizik muayene acil servisteki en önemli aracımız olsa da bu yaş grubunda çoğu zaman yanıltıcıdır. Yaşlı hastalarda kas dokusunun zayıflığı, cilt altı yağ tabakasının incelmesi ve deformite oluşumunun azalması nedeniyle belirgin dış bulgular görülmeyebilir. Ödem veya ekimoz geç ortaya çıkabilir ya da hiç gelişmeyebilir. Ayrıca yaşlı hastalar ağrıyı azaltmak için istemsiz olarak etkilenen bölgeyi kullanmamayı tercih ederler, bu da klinik bulguların saptanmasını zorlaştırır. Bu nedenle muayene sistematik yapılmalı, yalnızca ağrı bölgesi değil, komşu eklemler ve omurga da dikkatle incelenmelidir.

Radyolojik değerlendirme de yaşlılarda özel dikkat gerektirir. Osteoporotik kemik dokusu, kırık hattının radyografide net seçilememesine neden olabilir. Bu nedenle özellikle kalça, pelvis ve vertebra bölgelerinde ilk grafilerin normal olması kırığı dışlatmaz. Klinik şüphe devam ediyorsa, ileri görüntüleme yöntemleri tercih edilmelidir. MRG, erken dönemde kemik iliği ödemi ve mikrotrabeküler hasarı gösterebildiği için bu grupta altın standart yöntemlerden biridir. BT ise küçük kortikal kırıkları saptamada yararlıdır ve özellikle pelvis veya proksimal femur kırıklarının değerlendirilmesinde tercih edilir.

Acil servis dinamikleri, tanısal zorlukları daha da artırabilir. Yüksek hasta yoğunluğu, kısıtlı zaman ve ileri görüntüleme erişiminin gecikmesi, yaşlı kırıklarının tanısında gecikmelere yol açabilir. Bu nedenle yaşlı travma hastalarında düşük şüphe eşiği ile hareket edilmesi, tanı sürecinin en temel prensibidir. “Basit düşme” veya “evde ayağı kaymış” gibi öyküler, çoğu zaman ciddi kırıkların altında yatan hikâyedir.

Acil serviste, yaşlı hastanın yalnızca travma bölgesine değil, genel durumuna da bütüncül bakmalıdır. Kırığın yanı sıra travmayı tetikleyen nedenin—örneğin senkop, aritmi, inme veya hipoglisemi—araştırılması, olası tekrar eden düşmelerin önlenmesi açısından büyük önem taşır. Yaşlı hastalarda travma değerlendirmesi, yalnızca bir kemik lezyonunu saptamak değil, bütüncül bir geriatrik travma yaklaşımını gerektirir.

Erken Mobilizasyon, Rehabilitasyon ve Taburculuk Planı

Yaşlı hastalarda kırık yönetimi yalnızca akut dönemde yapılan tanı ve stabilizasyonla sınırlı değildir. Tedavi sürecinin asıl amacı, hastanın mümkün olan en kısa sürede fonksiyonel kapasitesini yeniden kazanmasını ve bağımsız yaşamına dönebilmesini sağlamaktır. Bu nedenle erken mobilizasyon ve rehabilitasyon planlaması, tedavinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

İmmobilizasyon, yaşlı hastalarda genç bireylere göre çok daha kısa sürede ciddi komplikasyonlara yol açar. Uzun süre yatak istirahati, derin ven trombozu, pulmoner emboli, pnömoni, bası yaraları ve kas atrofisi gibi komplikasyonlara neden olur. Hareketsizlik aynı zamanda bilişsel bozulmayı hızlandırır, deliryum ve depresyon riskini artırır. Bu nedenle, genel durumu stabil olan her hastada mobilizasyon mümkün olan en kısa sürede başlatılmalıdır. Yatakta geçirilen süre azaltılmalı, günlük aktiviteler kademeli olarak artırılmalıdır.

Operasyon gerektiren kırıkların yönetimi, bu sürecin kritik bir aşamasıdır. Özellikle kalça, intertrokanterik femur, pelvis veya proksimal humerus kırıkları sıklıkla cerrahi tedavi gerektirir. Bu hastalarda cerrahiye kadar geçen süre boyunca ağrı kontrolü, sıvı-elektrolit dengesi, beslenme desteği ve antikoagülan kullanımı dikkatle yönetilmelidir. Operasyon kararı geciktirilmemeli; mümkünse 24–48 saat içinde cerrahi planlanmalıdır, çünkü gecikme mortalite ve komplikasyon riskini artırır. Ameliyat sonrası dönemde erken mobilizasyonun sağlanması, pulmoner komplikasyonları ve immobilizasyona bağlı mortaliteyi azaltır. Bu dönemde multidisipliner ekip yaklaşımı (ortopedi, geriatri, anestezi, hemşirelik ve fizik tedavi) iyileşme sürecinin başarısı açısından belirleyicidir.

Rehabilitasyon süreci, hastanın yaşına, kırık tipine, bilişsel durumuna ve komorbid hastalıklarına göre bireyselleştirilmelidir. Örneğin kalça kırıklı bir hastada, ilk 24–48 saat içinde yatak kenarında oturma, ardından yürüteç yardımıyla ayağa kalkma planlanabilir. Uygun analjezi sağlanmadan mobilizasyonun mümkün olamayacağı unutulmamalıdır. Bu nedenle, ağrı kontrolü tedavi sürecinin ön koşuludur; gerekirse bölgesel sinir blokları veya multimodal analjezik protokoller kullanılabilir.

Taburculuk planı, hastaneden çıkış öncesinde net olarak oluşturulmalıdır. Hastanın ev ortamı, düşmeye neden olabilecek çevresel faktörler (kaygan zemin, yetersiz aydınlatma, halı kenarları, eşik yüksekliği) açısından değerlendirilmelidir. Gerekiyorsa sosyal hizmet desteği sağlanmalı, yardımcı cihazlar (baston, yürüteç, oturma desteği) temin edilmelidir. Ayrıca aile üyeleri, hastanın mobilizasyon ve günlük yaşam aktivitelerinde nasıl destek olabilecekleri konusunda bilgilendirilmelidir.

Bunun yanında, düşmeye zemin hazırlayan faktörlerin ortadan kaldırılması rehabilitasyon kadar önemlidir. Görme bozukluklarının düzeltilmesi, antihipertansif veya sedatif ilaçların yeniden düzenlenmesi, D vitamini ve kalsiyum desteği verilmesi ve egzersiz önerileri gelecekteki kırıkları önleyici yaklaşımlar arasında yer alır. “Bir kez düşen yaşlı, yeniden düşmeye adaydır” ilkesi unutulmamalıdır.

Erken mobilizasyon, planlı rehabilitasyon ve cerrahi yönetim stratejileri, yaşlı kırık hastalarında yaşam kalitesi, bağımsızlık ve hayatta kalma oranlarını doğrudan etkiler. Acil servis hekimleri için bu süreç, yalnızca ortopedik tedavinin bir devamı değil, hastanın bütüncül iyileşme süreci için en kritik basamaklarından biridir. Etkin bir taburculuk planı ve disiplinler arası iş birliği, kırığı yalnızca bir travma değil, yeniden kazanım sürecinin başlangıcı haline getirir.

Sonuç: Yaşlı Kırıkları Acil Servisin Yeni Epidemisi mi?

Toplumun yaşlanmasıyla birlikte acil servislere başvuran ileri yaş hasta sayısı her geçen yıl artmaktadır. Bu artış, yalnızca kronik hastalık yükünün değil, aynı zamanda travma kaynaklı başvuruların da önemli ölçüde yükselmesine yol açmıştır. Günümüzde yaşlı bireylerde görülen kırıklar, özellikle düşük enerjili travmalar sonucu gelişen kırılganlık kırıkları, acil servislerin en sık ve en karmaşık hasta gruplarından birini oluşturmaktadır. Bu durum, birçok ülkede “gizli epidemilerden biri” olarak tanımlanmakta ve yaşlanan nüfusun sağlık sistemleri üzerindeki yükünü derinleştirmektedir.

Yaşlılarda kırıkların yönetimi, yalnızca ortopedik bir sorun değildir. Her kırık, biyolojik rezervleri sınırlı, polifarmasiye maruz kalmış, komorbiditesi yüksek bir bireyin yaşam dengesini sarsar. Bu nedenle acil tıp uzmanı, yaşlı kırıklarını değerlendirirken yalnızca anatomik hasara değil, fizyolojik kapasiteye, bilişsel duruma ve sosyal destek düzeyine de odaklanmalıdır. Basit bir düşmenin ardında, çok boyutlu bir klinik kırılganlık ve sistemik risk yatar.

Bu hasta grubunda erken tanı, uygun ağrı yönetimi, sıvı ve hemodinamik denge sağlanması, komorbid hastalıkların yeniden değerlendirilmesi ve multidisipliner koordinasyon (ortopedi, geriatri, anestezi, fizik tedavi, sosyal hizmet) büyük önem taşır. Geciken tanı veya yetersiz mobilizasyon, yalnızca fonksiyonel kayıplara değil, mortalite artışına da neden olabilir. Bu nedenle yaşlı kırıklarının acil servisteki yönetimi, “erken fark et, hızlı stabilize et, multidisipliner planla” ilkesiyle yürütülmelidir.

Sonuç olarak, yaşlılarda kırıklar giderek artan bir halk sağlığı sorunu ve acil servislerin karşısındaki en önemli klinik sorunlardan biridir. Bu kırıklar, sessiz bir epidemi gibi yayılmakta; düşük enerjili travmaların ardında yüksek mortalite ve uzun dönem bağımlılık riski taşımaktadır. Acil tıp uzmanlarının bu tabloya yönelik farkındalığı artırması hem bireysel hasta sonuçlarını hem de sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini olumlu yönde etkileyecektir.

Kaynaklar

  1. Court-Brown CM, Clement ND, Duckworth AD, Aitken S, Biant LC, McQueen MM. The spectrum of fractures in the elderly. Bone Joint J. 2014 Mar;96-B(3):366-72. doi: 10.1302/0301-620X.96B3.33316. PMID: 24589793.
  2. Bingol I, Kamaci S, Yilmaz ET, Oral M, Yasar NE, Dumlupinar E, Ata N, Ulgu MM, Birinci S, Bayram S, Tokgozoglu AM, Demirors H. The epidemiology of geriatric fractures: A nationwide analysis of 1 million fractures. Injury. 2024 Nov;55(11):111900. doi: 10.1016/j.injury.2024.111900. Epub 2024 Sep 19. PMID: 39332226.
  3. Khan AA, Slart RHJA, Ali DS, Bock O, Carey JJ, Camacho P, Engelke K, Erba PA, Harvey NC, Lems WF, Morgan S, Moseley KF, O’Brien C, Probyn L, Punda M, Richmond B, Schousboe JT, Shuhart C, Ward KA, Lewiecki EM; International Working Group on DXA Best Practices. Osteoporotic Fractures: Diagnosis, Evaluation, and Significance From the International Working Group on DXA Best Practices. Mayo Clin Proc. 2024 Jul;99(7):1127-1141. doi: 10.1016/j.mayocp.2024.01.011. PMID: 38960497.
  4. Williams CT, Whyman J, Loewenthal J, Chahal K. Managing Geriatric Patients with Falls and Fractures. Orthop Clin North Am. 2023 Jul;54(3S):e1-e12. doi: 10.1016/j.ocl.2023.04.001. Epub 2023 May 31. PMID: 37349065.
  5. Migliorini F, Giorgino R, Hildebrand F, et al. Fragility Fractures: Risk Factors and Management in the Elderly. Medicina (Kaunas). 2021;57(10):1119. Published 2021 Oct 17. doi:10.3390/medicina57101119
  6. Stefko JM, Jaworski HM, Cush CT, Lyons JG. Trends and epidemiology of lower trunk fractures in the super elderly population in the United States from 2011 to 2020. Injury. 2024 Nov;55(11):111837. doi: 10.1016/j.injury.2024.111837. Epub 2024 Aug 23. PMID: 39197325.
  7. Aguado HJ, Castillón-Bernal P, Ventura-Wichner PS, Cervera-Díaz MC, Abarca-Vegas J, García-Flórez L, Salvador-Carreño J, García-Virto V, Simón-Pérez C, Ojeda-Thies C, Sáez-López P, González-Montalvo JI; RNFC Working Group. Impact of subtrochanteric fractures in the geriatric population: better pre-fracture condition but poorer outcome than pertrochanteric fractures: evidence from the Spanish Hip Fracture Registry. J Orthop Traumatol. 2022 Mar 26;23(1):17. doi: 10.1186/s10195-022-00637-8. PMID: 35347459; PMCID: PMC8960105.
  8. Schoeneberg C, Pass B, Oberkircher L, Rascher K, Knobe M, Neuerburg C, Lendemans S, Aigner R; Registry for Geriatric Trauma DGU. Impact of concomitant injuries in geriatric patients with proximal femur fracture : an analysis of the Registry for Geriatric Trauma. Bone Joint J. 2021 Sep;103-B(9):1526-1533. doi: 10.1302/0301-620X.103B9.BJJ-2021-0358.R1. PMID: 34465160.
  9. Kucukler FK, Simsek Y, Turk AÇ, Arduc A, Guler S. Osteoporosis and Silent Vertebral Fractures in Nursing Home Resident Elderly Men in Turkey. J Clin Densitom. 2017 Apr-Jun;20(2):188-195. doi: 10.1016/j.jocd.2015.05.064. Epub 2015 Jun 10. PMID: 26071170.
  10. Bergh, C., Wennergren, D., Möller, M., & Brisby, H. (2020). Fracture incidence in adults in relation to age and gender: a study of 27,169 fractures in the Swedish Fracture Register in a well-defined catchment area. PloS one, 15(12), e0244291.
  11. Kanis JA, Oden A, Johnell O, Jonsson B, de Laet C, Dawson A. The burden of osteoporotic fractures: a method for setting intervention thresholds. Osteoporos Int. 2001;12(5):417-27. doi: 10.1007/s001980170112. PMID: 11444092.
  12. Court-Brown CM, Clement ND, Duckworth AD, Biant LC, McQueen MM. The changing epidemiology of fall-related fractures in adults. Injury. 2017 Apr;48(4):819-824. doi: 10.1016/j.injury.2017.02.021. Epub 2017 Mar 2. PMID: 28283181.
  13. Borgström F, Karlsson L, Ortsäter G, Norton N, Halbout P, Cooper C, Lorentzon M, McCloskey EV, Harvey NC, Javaid MK, Kanis JA; International Osteoporosis Foundation. Fragility fractures in Europe: burden, management and opportunities. Arch Osteoporos. 2020 Apr 19;15(1):59. doi: 10.1007/s11657-020-0706-y. PMID: 32306163; PMCID: PMC7166207.
  14. Rommens PM. Paradigm shift in geriatric fracture treatment. Eur J Trauma Emerg Surg. 2019 Apr;45(2):181-189. doi: 10.1007/s00068-019-01080-x. Epub 2019 Feb 6. PMID: 30725152.
  15. Roth T, Kammerlander C, Gosch M, Luger TJ, Blauth M. Outcome in geriatric fracture patients and how it can be improved. Osteoporos Int. 2010 Dec;21(Suppl 4):S615-9. doi: 10.1007/s00198-010-1401-4. Epub 2010 Nov 6. PMID: 21058001.
12 Kasım 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlılarda Cilt Sorunları, Tanı ve Tedavi İpuçları

taradından Çağlar Kuas 8 Ekim 2025
tarafından yazıldı Çağlar Kuas

Yazar: Uzm.Dr. Gökçe AKGÜL ODUNCU Editör: Doç.Dr. Tanzer KORKMAZ


Türkiye İstatistik Enstitüsü verilerine göre yaşlı popülasyonun oranı 2025 yılında %11, 2030 yılında %12,9, 2040 yılında %16,3 oranında artacağı öngörülüyor (1). Popülasyonun giderek yaşlanması acil servise geriatrik hasta başvurusunun da artmasına yol açmaktadır. Yaşlılar; özel ihtiyaçları bulunan, hastalık ve stresörlere karşı azalmış homeostaz kapasitesi ve düşük fizyolojik rezervi olan bir hasta grubudur. Vücut bileşenlerinin farklı olması dolayısıyla dehidratasyon ve hipernatremiye daha meyilli, azalmış cilt altı yağ dokusu dolayısıyla hipotermiye daha yatkındırlar. Aynı zamanda yaşlanma deri de dahil organ fonksiyonlarında gerilemeye yol açar. Yaşlanan deride pürüz ve kırışıklığı da içeren birçok yapısal değişiklik ortaya çıkar. Bariyer fonksiyonu, yara iyileşmesi, hücre yenilenme kapasitesi, termoregülasyon, immün yanıt, duyusal algı, DNA onarım kapasitesi, sebum ve ter üretimi azalır. 

Yaşlı insanlarda sıklıkla kseroz, pruritus, egzama, skabiyez, staz dermatiti, bası yaraları, cilt enfeksiyonları, sistemik hastalıkların cilt belirtileri, advers ilaç reaksiyonları ve kutanöz neoplazmalar gibi birçok dermatolojik hastalık görülebilir (2). Komorbiditelere ve çoklu ilaç kullanımına bağlı olarak tanı ve tedavi süreçleri değişkenlik gösterir. Hayatı tehdit eden acil durumların yaşlı popülasyonda oranının artmasının yanında klinik başvurular gençlerde olduğu kadar tipik değildir. Ayrıca deri hastalıkları ve başvuru sıklıkları ülkeden ülkeye değişkenlik gösterir. Endonezya’da yapılan bir çalışmaya göre yaşlılarda en sık görülen deri hastalıkları enfeksiyonlar (%35,8), dermatitler (%21,8), ülserler (%12,8), yaşa bağlı deri değişiklikleri (%8.) ve vasküler hastalıklardı (%5,3).

En sık enfeksiyonlar kutanöz kandidiazis (%11,7), ikincil enfeksiyonlar (%8,7) ve tinea (yüz gövde bacak ayak ve el mantarları) (%6,1), en sık görülen dermatitler, irritan kontakt dermatit (13,7), seboreik dermatit (3,8) ve intertriginnous dermatitlerdi (1,5). En sık ülserler bası ülserleri (%8), travmatik ülserler (%2) ve bakteriyel ülserlerdi (%1,5). Bu çalışmada en sık görülen yaşa bağlı deri bozukluğu xerozis kutis (%7,9) idi. En sık vasküler hastalık ise senil purpura (%2,3) ve ekstravazasyon hasarı (%1,2) idi. Eritomatoz dermatitler psöriazis, eritoderma, pitriazis sicca, pitriazis rosea ve jeneralize püstüler psoriasisi kapsamaktaydı (3).

Tayvan’da 16924 geriyatrik hastada yapılan başka bir çalışmada ise yine sırasıyla, dermatitler, fungal enfeksiyonlar, pruritus, benign tümörler ve viral enfeksiyonlar en sık görülen dermatozlar olarak raporlanmıştır (4).

Türkiye’de 2019-2021 yılları arasında 65 yaş üstü 887 hasta ile yapılan retrospektif bir çalışmaya göre tüm yaşlı hastalarda en sık görülen üç dermatolojik hastalık fungal enfeksiyonlar, ekzamatöz dermatitler ve kaşıntılar olarak bulunmuştur (5). Türkiye’de yapılan 820 kişilik başka bir çalışmada en sık görülen 5 dermatolojik hastalık sırasıyla; egzamalar %32,9, senil prurutis %14,6, yüzeyel mantar hastalıkları %14,5, ürtiker hastalıkları %7,4 ve benign-malign deri tümörleri %5 idi (6). Geriyatrik yaş grubunda görülen dermatozlar ve sıklığı coğrafi bölgelere göre değişkenlik göstermektedir. Türkiye’de 4099 geriyatrik hastada yapılan bir çalışmada; egzematöz dermatitler, pruritus, fungal ve bakteriyel enfeksiyonlar, sırasıyla, en sık görülen dermatozlar olarak raporlanmıştır. Söz konusu çalışmada dermatozların insidansının mevsimsel farklılıklar gösterdiği bildirilmiştir (7).

Bir çok deri hastalığı yaşlılarda yaşam kalitesini etkiler ve yaşlı bireylerin çoğunlukla en az bir dermatolojik hastalığı mevcuttur. Bunlar arasında en sık görülen kserozis, pruritus, egzema, psoriasis gibi pek çoğu, yaşamı tehdit edici olmasa da yaşam kalitesini olumsuz etkileyen tablolardır. Diğer taraftan, bası ülserleri, enfeksiyonlar, otoimmün büllü hastalıklar, vasküler hastalıklar zamanında tedavi edilmezse ciddi morbidite ve mortaliteye neden olabilirler. Ayrıca, paraneoplastik dermatozlar malignitenin habercisi olabilir.

Yaklaşım
Lezyonlar değerlendirilirken birçok faktör göz önünde bulundurulur. Ortaya çıkış zamanı, eski öyküsü, ilk ortaya çıkan lezyon ve ikincil lezyonlar, lezyonun dağılımı, sistemik hastalıkları, tanısal testler, döküntünün kategorisi (enfeksiyöz, immün, vasküler, alerjik, malignite) ve son olarak verilen tedavi değerlendirilir.

Hastanın fizik muayenesi uygun aydınlatma koşullarında ve eldiven kullanılarak yapılmalıdır. Birincil ve ikincil lezyonlar ile lezyonun karakteristik özellikleri ve dağılım paterni dikkatle değerlendirilir. Sistemik şikâyetleri bulunan hastalarda; deri, mukoza ve genital bölgeyi kapsayacak şekilde tam kapsamlı bir fizik muayene yapılmalıdır. Laboratuvar testlerine çoğu zaman ihtiyaç duyulmaz. Bazı spesifik hastalıklarda (örneğin sifiliz için kan testi, mononükleozis için heterofil antikor testi, grup A streptokok için hızlı boğaz sürüntü testi) laboratuvar incelemeleri gerekebilir. Sistemik hastalık şüphesinde ise kan sayımı, kan kültürü, lomber ponksiyon ile böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri yapılabilir.

Yönetim 
Tedavi enfeksiyöz alerjik, inflamatuar, otoimmün ve malign bozukluklar gibi durumlara göre belirlenir. Genellikle hastalar ayaktan takip edilir. Ciddi sıvı-elektrolit kaybı bulunan, termoregülasyonu bozulmuş, sistemik enfeksiyonu olan, yeterli beslenemeyen veya sosyal nedenlerle kişisel bakımını sürdüremeyen hastaların yatırılarak tedavi edilmesi gerekir. 

Kaşıntı 

Yaşlı hastalarda en sık görülen semptomlardan biri kaşıntıdır. En yaygın neden, fizyolojik cilt yaşlanma sürecinin bir sonucu olan ve genellikle cilt bakım alışkanlıklarında bir değişiklikle tedavi edilebilen kserodermadır. Kseroderma herhangi bir dermatolojik veya sistemik hastalığa bağlı olmaksızın da ortaya çıkabilir. Bacak ön yüzler, ön kol ve el dorsalleri en sık etkilen bölgelerdir. Sıklıkla kaşıntıya neden olmakla birlikte tedavi edilmediğinde asteatotik egzemaya yol açabilir. Asteatotik egzema klinik olarak kuru, kaşıntılı ve pullanmış cilt şeklinde bulgu verir. Ayrıca dermatolojik muayenede dermal kılcal damarlardan da kanama olduğu görülebilir. Lokalize veya yaygın bir döküntü olarak karşımıza çıkabilir. Sabun kullanımı, sıcak su ve düşük nemli ortamlar ile kötüleşebilir. Kaşıntı aynı zamanda ilaç reaksiyonu sonucu da görülebilir. Ayrıca uyuz, çeşitli egzama, ürtiker, sedef hastalığı, kutanöz T hücreli lenfomalar veya büllöz otoimmün dermatozlar gibi birçok dermatolojik hastalık da kaşıntıya neden olabilir. Diabetes mellitus, kolestaz, üremi, hipo/hipertiroidizm gibi altta yatan diğer çeşitli iç hastalıkların yanı sıra malign neoplazmlar veya Hodgkin hastalığı, psikosomatik veya psikiyatrik nedenler de kaşıntıyı tetikler. Ayrıca kaşıntı, katı tümörlerde, lenfomalarda veya lösemilerde para neoplastik bir sendrom olarak karşımıza çıkabilir.

Şekil 1. Asteatotik Egzama (Fleisher AB. ve ark. Acil Dermatoloji Hızlı Tedavi Rehberi, 2003, Nobel Tıp)

Kronik kaşıntıda semptomlar 6 hafta ve üzeri devam eder. Ayrıntılı bir anamnez, fizik muayene ve bazen de laboratuvar testleri ayırıcı tanı için önemlidir. Semptomatik tedavinin temel amacı, hastanın yaşam kalitesini iyileştirmektir. Ortamın nemlendirilmesi, irritan maddelerden kaçınılması önemlidir. Öncelikle altta yatan hastalıklar veya ilaçlar gibi tetikleyici faktörlerden kaçınılmalıdır. Semptomatik tedavide üre, amonyum laktatlı nemlendiriciler, antihistaminikler ve kortikosteroidlerden yararlanılabilir. Ancak kortikosteroid atrofisi daha ince ve hassas olan yaşlı deride daha hızlı meydana gelebildiği için uzun süre kullanılmamalıdır.

Seboreik Dermatit (SD)

Seboreik Dermatit (SD), özellikle saçlı deride kaşıntının eşlik ettiği eritemli ve skuamlı plaklarla karakterize, nadiren follikülit ve blefaritin de görülebildiği kronik inflamatuar bir deri hastalığıdır. SD sıklıkla saçlı deri, glabella, kaşlar, kirpikler, burun kanatları, kulaklar, nazolabial kıvrımlar ve presternal bölge gibi derinin sebumdan zengin anatomik bölgelerinde daha nadiren de aksilla ve kasıklarda lokalizedir. SD yaşlı hastalar da yaşam kalitesini belirgin ölçüde değiştirr.

Etyopatogenezi tam olarak bilinmemekle birlikte; çevresel ve hormonal faktörler, nörotransmitter bozuklukları, çeşitli ilaçlar, sebore artışı, stres, immünolojik bozukluklar, atopi ve malassezia türleri gibi endojen ve ekzojen etkenler sorumlu tutulmaktadır. SD tanısı klinik olarak konulur. Yaşlı yetişkinlerde, azalmış deri bariyer fonksiyonu nedeniyle seboreik dermatit tedavisini yönetmek daha güç olabilir. Topikal tedaviler, ketokonazol, selenyum sülfid, çinko pirition içeren medikal şampuanlar ve kortikosteroid solüsyonları içerir. Şiddetli vakalarda, flukonazol veya itrakonazol gibi oral antifungal ajanlar tercih edilebilir. Geriatrik popülasyonda komorbiditeler nedeniyle yaygın ilaç kullanımı göz önüne alındığında, yan etkiler ve ilaç etkileşimlerine dikkat edilmelidir. Yan etki riskini azaltmak için daha düşük dozlar tercih edilmeli ve hastalar dikkatle izlenmelidir.

Kontakt Dermatit

İlerleyen yaşla birlikte deride meydana gelen bir takım değişiklikler kontakt dermatit yatkınlığını artırmaktadır. Bu değişiklikler arasında azalmış deri bariyer fonksiyonu ve sebum üretimi yer alır. Kullanılan şampuanlar, saç boyaları veya şekillendirici ürünlerdeki irritan veya alerjenlere maruziyet sonrası saçlı deride kontakt dermatit gelişimi görülebilir. Tedavide, tetikleyici ajanlardan kaçınma ve topikal ve/veya sistemik steroidler yer alır. 

Staz dermatiti

Yaşlı nüfusun büyük bir bölümünü etkileyebilir ve genellikle krurislerde bilateral olarak ortaya çıkar. Venöz yetmezliğin bir sonucu olarak görülür ve bacaklarda ülserasyonlara yol açarak çeşitli komplikasyonlar yaratabilir. Bacaktaki derin venöz pleksusun işlevinin bozulması, kanın yüzeysel venöz sisteme geri akmasına neden olarak venöz hipertansiyona ve kutanöz inflamasyona neden olur. Staz dermatiti, doğru tedavi yönetimi yapılmamış kseroz ve pruritustan da kaynaklanabilir. Klinik olarak hastalar öncelikle ayak bileğinin medial tarafında ortaya çıkan kaşıntı ile hekime gelir ve bu kaşıntı daha sonra ayağa ve baldıra yayılarak bacak ödemine neden olur. Tedavide esas amaç venöz yetmezliği azaltmak ve venöz basıncı düşürmektir. Vasküler cerrahiye ihtiyacını belirlemek için venöz doppler ultrasonografi gerekir. Tedavi multidisipliner olmalıdır. Bacaklardaki basınç miktarını kontrol etmek için kompresyon tedavileri (kompresyon çorapları, elastik sargılar, pnömatik cihazlar gibi) uygulanabilir. Bacakları kalp seviyesinden yukarı kaldırmanın da düzenli egzersizle birlikte etkili bir tedavi önlemi olduğu kanıtlanmıştır. Staz dermatitinin topikal tedavisinde hastanın kliniğine göre antibiyotikler, kortikosteroidler ve pansumanlar kullanılabilir.  Yaşla birlikte vasküler hastalıkların ve diyabetik hasta sayısının artması, kronik yara gelişimi ve buna bağlı komplikasyon olasılığını da yükseltir; bu durum tedavi maliyetlerinin artmasına ve yaşam kalitesinin düşmesine yol açar. 

Kronik venöz yetmezlik

Kronik venöz yetmezlik, bacak ülserlerinin büyük çoğunluğundan sorumludur. Bacak ülserleri genellikle çok ağrılı değildir ve en önemli komplikasyon olarak distal alt bacakta, özellikle medial ayak bileği bölgesinde ortaya çıkar. Onikomikoz ve tırnak büyüme bozuklukları da tabloya eşlik edebilir.

Kronik venöz yetmezlik, venöz dönüşü desteklemek amacıyla bandajlar veya kompresyon çoraplarıyla tedavi edilebilir; ek olarak antiseptik tedaviler veya glukokortikoidler kullanılabilir. 

Bacak ülserleri

Bacak ülserleri venöz ve arteriyel kaynaklı olabilir. Arteriyel bacak ülserleri terminal arterlerin tıkanması nedeniyle oluşur, venöz ülserin aksine ağrılı ve keskin sınırlıdır. Genellikle kruris ve/veya ayağın kemiksi çıkıntılarının üzerinde ve malleolar bölge, topuklar, anterior tibia ve distal parmaklar gibi basınç bölgelerinde yerleşir. Bacak ülserlerinin %5-10 unu oluşturur. Ülser tabanı nekrotiktir ve etraf deri dolaşım bozukluğuna bağlı olarak soluk görünümlüdür. Periferik nabızlar zayıflamış, kapiller dolum süresi uzamıştır. Tedavide ana amaç tıkalı arterlerin medikal veya cerrahi olarak açılmasıdır. Kan akışının sağlanması için anjiyografi gereklidir. Uygun cilt ve yara bakımı sağlanmalıdır. 

Venöz ülserler, arteriyel ülserlere göre daha sık görülür ve kadınlarda daha sıktır. Venöz yetersizlikler, bacaklarda yüksek venöz basınca neden olan venöz sistemin bir işlev bozukluğudur. Tromboz veya venöz kapakçıklardaki yetersizliklerden kaynaklanabilir. Venöz ülserler en sık medial malleol olmak üzere ayak bileğindeki kemik çıkıntıların üzerinde yerleşir. Arteriyel ülserler kadar keskin sınırlı değildir. Kırmızımsı/kahverengi renklidir ve ülser kenarları düzensizdir. Minimal ağrı eşlik eder. Standart venöz ülser tedavisi eksüdanın uzaklaştırılması ve nemli bir yara ortamı sağlamak, bacağın elevasyonu, kompresyon tedavisi ve topikal tedavileri içerir. Kronik venöz ülserler hayat kalitesini bozduğu ve malignitelere de yatkınlık oluşturabildiği için tedavi edilmelidir (8). 

Diyabetik Ayak Ülseri

Diyabetik ayak ülseri genellikle plantarda, halluksta, metatarsal I/II/V’de veya topukta ortaya çıkar. Diyabetik polinöropati ile ilişkilidir ve bu nedenle derin ülserlere genellikle ağrı hissi eşlik etmez.

Diyabetik Ayak Enfeksiyonları

Diyabetik Ayak Enfeksiyonları nöropati, periferik arter hastalığı ve bozulmuş yara iyileşmesi sonucu ortaya çıkan diyabetin yaygın komplikasyonlarıdır. Yaşla ilişkili vasküler değişiklikler ve duyusal nöropati nedeniyle diyabetik hastalarda yumuşak doku enfeksiyonu riski artar. Diyabetik ayak enfeksiyonlarının hızlı değerlendirilmesi ve tedavisi, selülit, apse oluşumu veya osteomiyelit gibi komplikasyonları önlemede önemlidir.

Basınç ülserleri

Basınç ülserleri ciddiye alınmalıdır. Ülserasyon genellikle çok uzun süre hareketsiz kalmaktan kaynaklanır, aynı zamanda dolaşım bozukluğu veya duyusal eksikliklerden de kaynaklanır. Sıklıkla sakrum, tuber ischiadicum, trokanter majör, femur ve lateral ayak bileklerinde görülür. Bu nedenle, yatalak hastalarda basınç ülserlerinden korunmak ve tedavi sürecinde doğru sık pozisyon değişimi önerilir.

Bası yaraları

Bası yaraları sürekli basınç ya da sürtünme sonucu oluşan kemik çıkıntısı üzerinde deri ve/veya yumuşak dokuya lokalize hasar olarak tanımlanmaktadır. Yaranın boyutu ve şiddeti, eritemden kas/kemik hasarına kadar değişebilir. Komorbiditeler ile yumuşak dokunun beslenmesi, perfüzyonu ve çevresi bası yarası eğilimini etkileyebilir. Bası yarası, dünya çapında önemli bir sağlık sorunu olarak kabul edilir. Yaşlılar, aktivite ve hareketlilikte azalma dolayısıyla bası yarası gelişimine yatkındır. Yaşlı bakım merkezlerinde ve uzun süreli bakımda sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Bası yaraları, tanı veya tedavi amaçlı uygulanan tıbbi cihazların kullanımından da kaynaklanabilir. Bu tür yaralanmalar genellikle cihazın şekli ile uyumludur (Trakeostomi bağları, CPAP maskeleri veya ventilatör yüz maskeleri vb).

Bası yaraları, doku hasarının derecesine göre dört evreye ayrılır: 
Evre 1: Deride sadece eritem görülür.

Evre 2: Epidermis ve dermisin yüzeyel kısmının kaybı sonucu yüzeyel ülserasyon oluşumu görülür.

Evre 3: Subkutan yağ dokusuna uzanan tam katmanlı ülser izlenir.

Evre 4: Kemik ve kas dokusuna kadar uzanan ülseratif lezyonlar görülür.

İmmobilite, düşük aktivite, cilt/ basınç ülseri durumu (mevcut veya önceki basınç ülseri ve genel cilt durumu) ve zayıf perfüzyon (diyabet), bası yarası oluşumu için doğrudan nedensel faktörlerdir. Mobilite artışı, pozisyon değişimi, uygun beslenme ve hidrasyon, cilt bakımı, uygun yatak kullanımı koruyucu yöntemler arasındadır.

Basınç ülserlerinin tedavisinde; yara çevresinin bakımı ve temizliği, debridman, evre 3–4 bası yaralarında cerrahi girişimler, ağrı ve enfeksiyon kontrolü ile uygun yara örtülerinin kullanımı temel yaklaşımlardır. Evre 3–4 dirençli yaralarda ise platelet kaynaklı büyüme faktörleri ve biyolojik tedavi ajanları kullanılabilir. Bu kapsamda doğrudan temaslı elektriksel uyarım, pulsed elektromanyetik alan tedavisi, pulsed radyo frekans enerjisi, UV-C ışığı ve nekrotik yumuşak dokunun (eskar dışı) debridmanı için düşük frekanslı ultrason (22,5; 25 veya 35 kHz) uygulanabilir. Erken adjuvan tedavi olarak negatif basınçlı yara tedavisi tedavi seçenekleri arasındadır.  Basınç ülseri tedavisi, hastanın sık sık pozisyon değiştirmesini ve ülserli doku üzerindeki basıncı azaltmayı içerir. Mümkünse havalı yatak uygulamasına geçiş düşünülmelidir. Ayrıca, yara temiz tutulmalı ve dışkı ve idrar kontaminasyonunu önlemek için önlemler alınmalıdır. Nekrotik dokular, iyileşmeyi hızlandırmak için cerrahi veya enzimatik yöntemlerle uzaklaştırılmalıdır.Enfeksiyon belirtileri gelişirse, antibiyotik tedavisine başlanmalıdır.

Cilt Enfeksiyonları

Geriatrik hastalar, bağışıklığın değişmesi ve genellikle kişisel hijyenin azalması dolayısıyla viral (örneğin herpes zoster), bakteriyel (örneğin erizipeller) ve mantar enfeksiyonlarına (örneğin onikomikoz) karşı daha hassastır. Enfeksiyonlar genellikle yaşlılıkta daha şiddetlidir ve hastaneye yatış ve mortalite oranı daha yüksektir.

Herpes Zoster: Bağışıklığın azalmasının bir sonucu olarak, duyusal gangliyonlarda depolanan varisella zoster virüsü yeniden aktive olur ve herpes zoster (zona) gelişebilir. İleri yaş, enfeksiyonlar, stres ve immunsupresyon en sık risk faktörleridir. Etkilenen dermatom genellikle şiddetli ağrının eşlik ettiği, kemer şeklinde, parlak kırmızı bir eritem ve veziküllü ödem içerir. Lezyonların ortaya çıkmasından önce veya eş zamanlı genellikle ağrı, yanma veya karıncalanma hissi eşlik eder.  Vakaların yaklaşık %80’inde cilt bulgularından önce prodromal bir aşama gelir, bu nedenle lokalizasyona bağlı ağrı dolayısıyla sıklıkla yanlış teşhisler (miyokard enfarktüsü, kolesistit vs) yapılabilir. Tedavi şiddetli klinik tablolarda asiklovir p.o., i.v. ile yapılır. Asiklovir ve diğer antiviral ilaçlar yaşlı bireylerde bozulmuş olan renal klirens dolayısıyla dikkatle kullanılmalıdır. Herpes zosterden korunmak için iki tip aşı mevcuttur. Bunlar canlı zayıflatılmış VZV aşısı ve rekombinant VZV glikoprotein E alt birim aşısıdır.

Şekil 2. Herpes Zoster (Rosen’s Emergency Medicine: Concepts and Clinical Practice, 10’th Edition, 2023)

Herpes Zoster Oftalmikus (HZO): Tedavi edilmemiş zona vakalarının yaklaşık yarısında oküler tutulum gözlemlenir ve bu durum konjunktivit, üveit, episklerit, keratit ve retinit gibi belirtilerle kendini gösterir. Göz tutulum semptomları arasında kızarıklık, ağrı, fotofobi ve görmede azalma bulunur. İlk 72 saat içinde antiviral tedaviye başlanması, hastalığın süresini kısaltmada ve oküler tutulumunu minimize etmede etkili bulunmuştur. Tedavide immünokompetan hastalarda valasiklovir 3×1 g, asiklovir 5×800 mg veya famsiklovir 3×500 mg, 7-10 gün boyunca önerilmektedir. Birden fazla dermatomda tutulumu olan veya immünsüpresif hastalar için IV asiklovir tedavisi önerilir.

Bakteriyel enfeksiyonlar: Özellikle yaşlılıkta azalan hücresel immün yanıt nedeniyle daha sık görülür. Erizipel ve selülit, dermis ve subkutan dokuyu etkileyen, çoğunlukla S. pyogenes tarafından ortaya çıkan bakteriyel enfeksiyonlardır. Erizipel, dermisteki yüzeyel lenfatiklerin enfeksiyonu ile karakterize olup, iyi sınırlı eritematöz plak lezyonları ile kendini gösterirken, selülit, daha az belirgin sınırları olan daha derin lenfatiklerin enfeksiyonu ile ortaya çıkan yumuşak doku enfeksiyonu (YDE) tablosudur. Her iki durum da her yaştan hastada görülebilir. İleri yaş hastalarda, diyabet ve periferik vasküler hastalık gibi komorbid durumlar riski artırır. Tedavide sistemik antibiyoterapi ile uygun yara bakımı yer alır. 

Şekil 3. Erizipel (Fleisher AB. ve ark. Acil Dermatoloji Hızlı Tedavi Rehberi, 2003, Nobel Tıp)

Fungal enfeksiyonlar: Yaşlılarda benign ve malign tümörlerden sonra en sık görülen ikinci dermatozdur. Tinea pedisise en sık görülen dermatofitozdur. En sık şikâyet kaşıntı iken ağrı da bazen eşlik edebilir. Ayak derisinin hasara uğradığı, alkali pH, yüksek sıcaklık koşullarında gelişimi kolaylaşır. Yaşlılarda, kişisel öz bakımın yetersiz olması, yatağa bağımlılık, periferik damar yetmezliği, obezite, diyabet, malignite, tekrarlayan travmalar, anjiyo/polinöropatiler ve diğer immün supresyona neden olan durumların fazla olması tinea pedis riskini artırır. Tinea manum, tinea pedis ve onikomikoz kaynak olabileceği için el-ayak ve tırnakların muayenesi önemlidir. Tinea pedis tanısı için öykü ve klinik ile lezyondan alınan örneğin %10’luk KOH ile tespiti sonrası direkt mikroskop altında incelenmesi, kültür ya da PCR gerekir. Topikal allilamin türevi %1 terbinafin- butefin ya da topikal azol grubundan herhangi birinin kullanımı öncelikli tedavi yaklaşımıdır (9). Ancak yaşlı hastalarda fiziksel engel ve görme yetisinin zayıflığı topikal tedavi kullanımını kısıtlayabileceğinden bu hasta grubunda sistemik tedavi öncelikli tercih edilmelidir. İlaç etkileşimi daha az olan terbinafin, Sistemik azoller (itrakonazol, flukonazol) yaşlı grubunda ilaç etkileşim risklerinden ötürü dikkatli kullanılmalıdırlar. Antifungal kremler ve spreyler aralıklı uygulanarak nüks önlenebilir (10).

Şekil 4. Onikomikoz (Rosen’s Emergency Medicine: Concepts and Clinical Practice, 10’th Edition, 2023)

Tinea corproris ve tinea cruris da toplumda sık görülen fungal deri hastalıklarındandır.

Tanı ve tedavileri benzerdir. Yaşlı hasta grubunda sadece topikal tedavi ya da daha güvenli olduğu için sistemik terbinafin tercih edilmelidir. Itrakonazol akut sistolik yetmezliğe neden olabilir. Amiadoran kullananlarda kardiyak arrest, statin kullananlarda rabdomiyoliz yapabilir (11).

Uyuz (skabies): Sarcoptes scabiei akarları tarafından ortaya çıkan parazitik deri enfestasyonu olup yaşlı hastalarda atipik özelliklerle kendini gösterebilir. Doğrudan temas ve kişisel kullanım eşyalarının ortak kullanımı ile bulaşır. Senil kaşıntının önemli bir nedenidir ve hızlı tedavi gerektirir. Özellikle azalmış hareket kabiliyeti, bilişsel gerileme ve eşlik eden komorbiditeler tanı ve tedavi sürecini zorlaştırır. Klasik uyuzda görülen tipik semptomlar yaşlı hastalarda bulunmayabilir. Ana semptom, karakteristik alanlarda (parmaklar, eller, bilekler, koltuk altları, anüs, kadın areolleri ve erkek cinsel organları arasındaki boşluklar) gece kaşıntısıdır. Birkaç milimetre uzunluğundaki görünür, kıvrımlı akar kanalları tanı koydurucudur. Akar, tünelin sonunda siyah bir nokta olarak görülebilir. Permetrin, krotamiton, benzil benzoat ve kükürt skabiyez tedavisinde tercih edilen topikal tedavi seçenekleridir. Norveç uyuzu (kabuklu kurutlu uyuz) vakalarında oral ivermektin tercih edilir. Ek olarak, hastalara fiziksel ve ev hijyenine (özellikle giysi ve yatak çarşafları) uyulması önerilir.

Büllöz otoimmün dermatozlar: Otoimmün büllöz hastalıklar nadirdir, ancak insidansı yaşla birlikte artar. Büllöz pemfigoid (BP) ve pemfigus vulgaris (PV) en sık görülenleridir. Geriatrik hastaların mevcut komorbiditeleri ve sık ilaç etkileşimleri tedaviyi daha zor hale getirebilir. BP yaşlı yetişkinlerde görülen en sık görülen otoimmün büllöz hastalıktır. Bazal keratinositlerin hemidesmozomlarına karşı oto antikorlar oluşur. Daha sonra subepidermal kabarcıklanma ortaya çıkar, bunu erozyonlar, kaşıntı ve eozinofili izler. Paraneoplazmik bir bozukluk olabileceğinden şüphe halinde bu açıdan tarama yapılmalıdır. Hastalık kullanılan bazı ilaçlar (antidiyabetikler, antipsikotikler, antihipertansifler, antineoplastikler) tarafından tetiklenebilir. Büllöz pemfigoidin tedavisinde steroidler başta olmak üzere birçok ajan yer alır ve kişiye özel tedavi planı uygulanır. Altta yatan tetikleyici ilaç varsa bu ajanların kullanımı belirlenmeli ve mümkünse değiştirilmelidir. PV daha nadirdir, ancak BP’den daha erken başlangıç yaşı olan daha ciddi bir durumdur. Otoantikorlar Desmoglein’e yöneliktir. Sıklıkla oral mukozal erozyonlarla başlar. Burun, gırtlak, yemek borusu, cinsel organlar veya anüsün mukoza zarları tutulabilir. Ciltte berrak içerikli sarkık kabarcıklar oluşur, bu da hızla yırtılabilir ve erozyonlara yol açabilir. Ağrı sıktır, kaşıntı yoktur. PV septik komplikasyonlar dolayısıyla ölümcül olabilir. Otoimmün büllöz deri hastalığının tanısı, klinik tablo, histolojik inceleme ve derinin immünofloresan incelemesinin yanı sıra dolaşımdaki antikorların tespiti ile konur. Hafif BP (vücut yüzey alanının %10’undan azı etkilenir) esas olarak klobetasol propiyonat ile topikal olarak tedavi edilir. Şiddetli bir seyir durumunda (etkilenen vücut yüzey alanının %30’undan fazlası), prednizolon eşdeğeri ile sistemik tedavi ile kombinasyon önerilir. Hafif PV (ağrı yok, ≤%1 normal cildi veya ≤ 1cm2 mukozayı etkiliyor) immünosupresif veya immünomodülatör tedavi ile kombinasyon halinde sistemik kortikosteroidlerle tedavi edilir. Gerekirse, kortikosteroidler topikal olarak verilebilir.Anti-CD20 antikorları, sistemik glukokortikoidler ve immünosupresanlar ciddi vakalarda endikedir. Bakteriyel süper enfeksiyonları önlemek için yara bakımı ve antiseptik tedavi önerilmektedir.

Şekil 5. Büllöz Pemfigoid (Fleisher AB. ve ark. Acil Dermatoloji Hızlı Tedavi Rehberi, 2003, Nobel Tıp)

Psöriyazis
Kronik inflamatuar kalıtsal bir hastalıktır. Psöriazisin birçok alt tipi vardır ve en çok kronik plak formu görülür (psöriazis vulgaris). Psöriazis vulgaris abdomen, kalça, dirsekler, dizler, ön kollar, lumbo sakral bölge, eller, ayaklar ve kafa derisi gibi cildin ekstansör yüzeylerindeki lezyonlarla karakterizedir. Alt ekstremite tutulumu nadir değildir. Kronik plak psöriazisin morfolojisinde canlı eritemli ve gümüşi skuamlı keskin sınırlı plaklar izlenir. İnverse psoriazis, aksiller kıvrımlarda, inguinal bölgede ve saçlı deride minimal skuamlı eritemli yamalar ve plaklar şeklinde gelişen fleksural lezyonlar olarak ortaya çıkar. İnvers psöriazis sıklıkla yaşlılarda görülür. Eritrodermik psöriazisde yüksek debili kalp yetmezliği ve pruritus, titreme, ateş, yorgunluk, iştahsızlık, kilo kaybı ve halsizlik gibi sistemik semptomlar görülür. Sistemik semptomların akut başlangıcı pullanma ve yaygın eritem ile ortaya çıkar. Yaşlı hastalarda önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olabilen eritrodermik psöriazise dikkat edilmelidir. Yaşlılarda psöriazis yönetimi çoklu ilaç ve komorbiditeler nedeniyle zor olabilir.

Şekil 6. Psöriyazis (Fleisher AB. ve ark. Acil Dermatoloji Hızlı Tedavi Rehberi, 2003, Nobel Tıp)

İyi huylu ve kötü huylu deri tümörleri

Yaşlılarda hücresel çoğalmada azalma olması hücrelerin diğer kanserojenlere karşı artmış duyarlılığına yol açar. Artan yaşla birlikte, iyi huylu veya kötü huylu bir tümör geliştirme olasılığı da artar. Deri kanserine bağlı ölümlerin %53’ü 65 yaş üzerindedir. Yaşlıların deri görünümünü pek önemsememesi, görme problemleri, lezyonların sırtta ortaya çıkması, bakım veren kişinin olmaması gibi nedenlerle tanı gecikebilmektedir. 

Tehlikeli olmayan ancak sıklıkla hastalar için estetik bir sorun teşkil eden iyi huylu seboreik keratoz yaşlılıkta sık görülür. Lezyonlar keskin bir şekilde tanımlanmış, yuvarlak veya ovaldir, geniş bir tabana sahiptir, yaklaşık 0.5-1 cm çapındadır ve gövde veya kafa üzerinde kümelenmiştir. Klinik tablo tek başına genellikle bir dermatoskop ile doğrulanabilen bir tanıya yol açar. Kozmetik nedenlerle çıkarma, bir Volkmann kaşığı ile küretaj ile yapılabilir. Seboreik keratoz kendi başına kötü huylu değildir, ancak örneğin kötü huylu bir tümörün paraneoplastik sendromu (Leser-Trélat işareti) olarak ortaya çıkabilir.

Başka bir estetik sorun senil hemanjiyomlar olabilir. Ayrıca iyi huyludurlar, birkaç milimetre büyüklüğünde ve kırmızıdırlar. Semptom varsa, lazer veya koter ile tedavi edilebilir.

Keratoakantom, karakteristik görünümü nedeniyle kolayca teşhis edilir. Güneşe maruz kalan bölgelerde ortaya çıkar, keratotik bir tıkaç ile doldurulmuş merkezi bir çöküntü ile yarım küre şeklinde, açık kırmızı ila kırmızımsı-mor bir nodülden oluşur. Hızlı büyüme nedeniyle hızlı eksizyon önerilmektedir.

Aktinik keratoz (AK) yaygın bir prekanseröz hastalık olup solar keratoz olarak da bilinir. Pre-malign keratinosit proliferasyonundan kaynaklanır. Güneşten gelen UV radyasyon en önemli risk faktörü olduğundan kronik olarak güneş ışığına maruz kalan bölgeler (kafa derisi, kulaklar, yüz, dekolte, kollar, sırt) özellikle etkilenir. AK yıllar sonra skuamöz hücreli karsinoma dönüşebilir. Kriyoterapi, topikal fluorourasil, imiquimod, fotodinamik tedavi, cerrahi eksizyon veya lazer tedavisi gibi çeşitli tedavi seçenekleri vardır. Ek olarak güneş kremi ve koruyucu giysiler AK oluşumunun önüne geçmek ve deri kanseri riskini azaltmak için hastalara önerilmelidir.

Bowen hastalığı in situ skuamöz hücreli karsinomdur. Genellikle gövdede yavaş büyüyen, sedef hastalığı benzeri plak şeklinde görülür. Yüzey kuru, pullu, eritemli, hiperkeratotiktir ve çatlaklı bir kenara sahiptir. Tedavide kriyoterapi, 5-florourasil, küretaj veya eksizyon önerilir.

Malign deri tümörlerinin iki ana grubu beyaz deri kanseri (bazal hücreli ve skuamöz hücreli karsinom) ve siyah deri kanseridir (malign melanom).

Bazal hücreli karsinom (BHK) en sık görülen malign deri tümörüdür. Genellikle deride inci benzeri bir papül olarak ortaya çıkar. Görülme sıklığı yaş ve güneşe maruz kalma ile artar. En çok yüz (öncelikle burun) etkilenir, bunu boyun, gövde ve ekstremiteler izler. Görünüm değişkendir. Birçok alt tipi vardır. En sık görülen alt tip olan nodüler BHK, keskin sınırlı, geniş tabanlı, mumsu, inci benzeri bir kenarla çevrilidir ve telenjiektaziler içerebilir. Genellikle ortada zamanla ülserleşebilen bir çöküntü vardır. Tanı, dermatoskop ve histolojik muayene ile desteklenen klinik tablo temelinde yapılır. Metastaz nadirdir ancak lokal olarak yıkıcı bir büyüme gösterir. Hızlı tedavi gerekir. Nüks oranı yüksektir. Tam cerrahi eksizyon standarttır. Gerekirse sığ eksizyon, radyoterapi, topikal tedavi, fotodinamik tedavi, kriyoterapi, lazer veya sistemik tedavi kullanılabilir. 

Skuamöz hücreli karsinom (SHK) atipik keratinositlerden gelişen daha nadir, BHK’dan daha hızlı büyüyen, nüks ve uzak metastaz oranı daha yüksek bir deri kanseridir. Daha çok kulak, dudak ve eller gibi güneşe maruz kalan bölgelerdegörülür. Etiyoloji multifaktöriyeldir. UV radyasyonu veya kimyasal kanserojenler gibi dışsal faktörlere ek olarak, genetik veya immünolojik yatkınlık da belirleyicidir. Standart tedavi tam eksizyondan oluşur. Tam rezeke edilemeyen karsinom veya geniş lenf nodu tutulumu durumunda ve ayrıca ameliyat edilemeyen hastalarda adjuvan veya postoperatif radyoterapi kullanılabilir.

Malign Melanom en nadir ancak ölümcül deri kanseridir. Bazal hücreli veya skuamöz hücreli karsinomdan daha az yaygındır, ancak erken metastaz yapması nedeniyle daha fazla agresiflik gösterir. Lenfojen ve hematojen metastaz yapar. Birçok tipi vardır, yaşlı bireylerde en sık yüzeyel yayılan tipi görülür. UV radyasyonu en önemli dışsal risk faktörüdür. Tümörler genellikle düzensiz olarak sınırlı ve çok renkli görünür. Tanı klinik tablo (ABCDE kuralı: asimetri, kenar, renk, çap, gelişim) ve bir histoloji temelinde yapılır. Tedavi, primer tümörün uygun bir güvenlik sınırı ile cerrahi eksizyonuna dayanır. 

Şekil 7. Malign Melanom (Fleisher AB. ve ark. Acil Dermatoloji Hızlı Tedavi Rehberi, 2003, Nobel Tıp)

Yaşlılıkta cildin fizyolojik değişiklikleri tutarlı bakım ile hafifletilebilir. Dışarıdan gelen zararlı etkiler en aza indirilmelidir. Kötü huylu tümörlerde erken tespit için dermatoskop ve fotoğraf dokümantasyonu ile düzenli dermatolojik tarama yapılmalıdır. Tedavi seçimi, çeşitli faktörlere bağlıdır ve genellikle dermatologlar, onkologlar, cerrahlar ve diğer uzmanları içeren multidisipliner bir yaklaşım gereklidir.

Sonuç
Yaşlılarda deri hastalıkları, yalnızca yaşam kalitesini olumsuz etkilemekle kalmaz; aynı zamanda hayati risk taşıyan durumların da habercisi olabilir. Bu nedenle geriatrik hastalarda uygun cilt bakımı, doğru tanı ve zamanında tedavi büyük önem taşır. Belirsiz cilt değişiklikleri, malignite riski açısından dikkate alınmalı ve ayrıntılı bir tüm vücut muayenesi yapılmalıdır.

Tedavi sürecinde hastanın genel durumu, yaşam kalitesi, eşlik eden hastalıkları, polifarmasi ve bitkisel ya da reçetesiz ürün kullanımları mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Deri bulgularının net değerlendirilemediği, malignite şüphesinin bulunduğu, tedavilere yanıt alınamayan veya deneyim gerektiren kompleks olgularda dermatoloji konsültasyonu istenmelidir.


Kaynaklar

1. Turkish Statistical Institute (TURKSTAT). Elderly population statistics, 2020. 2021. Available from https://data.tuik.gov.tr/Bulten/In dex?p=Istatistiklerle-Yaslilar-2020-37227. Accessed June 25, 2021.

2. Tursen Ü. (2025). Geriatrik Dermatolojik Tedavi. İstanbul. Türm Dermatoloji Derneği Yayınları.

3. Legiawati L, Yusharyahya SN, Astriningrum R, Pulungan AA, Kusumahapsari RW. Skin disease profile in geriatric inpatients at a tertiary referral hospital. Malays J Med Sci. 2023;30(6):54–60. https://doi.org/10.21315/mjms2023.30.6.6

4. Liao YH, Chen KH, Tseng MP, Sun CC. Pattern of skin diseases in a geriatric patient group in Taiwan: a 7-year survey from the outpatient clinic of a university medical center. Dermatology. 2001;203(4):308-13).

5. Aksoy Sarac G, Emeksiz MAC, Acar O, Nazlican E, Tanacan E, Nayir T. Retrospective analysis of dermatological diseases in geriatric patients during dermatology outpatient department visits. Dermatol Pract Concept. 2022;12(3):e2022145. https://doi.org/10.5826/dpc.1203a145

6. Özyurt ve ark. Geriatrik Hastalarda Dermatolojik Sorunlar. Turk J Dermatol 2014; 4: 206-9

7. Yalçin B, Tamer E, Toy GG, Oztaş P, Hayran M, Alli N. T he prevalence of skin diseases in the elderly: analysis of 4099 geriatric patients. Int J Dermatol. 2006;45(6):672-6.)

8. Bonkemeyer Millan S, Gan R, Townsend PE. Venous Ulcers: Diagnosis and Treatment. Am Fam Physician. 2019;100(5):298-305.

9. Loo DS. Cutaneous fungal infections in the elderly. Dermatol Clin. 2004;22(1):33-50. doi:10.1016/s0733 8635(03)00109-8.

10. Kaul S, Yadav S, Dogra S. Treatment of Dermatophyto sis in Elderly, Children, and Pregnant Women. Indian Dermatol Online J. 2017;8(5):310-318. doi:10.4103/idoj. IDOJ_169_17.

11. Kaul S, Yadav S, Dogra S. Treatment of Dermatophyto sis in Elderly, Children, and Pregnant Women. Indian Dermatol Online J. 2017;8(5):310-318. doi:10.4103/idoj. IDOJ_169_17.

8 Ekim 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Yeni Gönderiler
Eski Gönderiler

Hakkımızda

  • Üyelik Başvuru Formu
  • Kurumsal Kimliğimiz
  • Gizlilik Politikası

Bize Ulaşın

  • Mustafa Kemal Mahallesi Dumlupınar Blv. No:274 Mahall E Blok Daire:18 Ankara
  • Telefon: (0312) 438 12 66
  • Email: [email protected]
@2024 – All Right Reserved. Designed and Developed by Themis
Facebook Twitter Instagram Linkedin Youtube Email
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
  • Home
Giriş

Çıkış yapana kadar oturumumu açık tut

Parolanızı mı unuttunuz?

Parola Kurtarma

Yeni bir parola size e-posta ile gönderildi.

Yeni bir şifre mi aldınız? Giriş Yap