Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
  • Geriatrik Acil Tıp ÇG
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon, Misyon ve Tanımlar
      • Amaç ve Hedefler
      • Görevler
      • Bağlantılar
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu ve İletişim
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Raporlar
  • Yazılarımız
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslar
    • Sempozyum ve Kongreler
    • Sosyal Etkinlikler
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
TATD Giriş Sayfası | Aidat Ödemesi | Aidat Ödemesi
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
  • Geriatrik Acil Tıp ÇG
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon, Misyon ve Tanımlar
      • Amaç ve Hedefler
      • Görevler
      • Bağlantılar
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu ve İletişim
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Raporlar
  • Yazılarımız
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslar
    • Sempozyum ve Kongreler
    • Sosyal Etkinlikler
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
  • Üye Girişi
Pazar, 25 Ekim, 2026
Son Yazılar
Yaşlı Hastada Kanamalar ve Şok Durumuna Yaklaşım
Yaşlılarda Klinik Kırılganlık Ölçekleri ve Mental Değerlendirme Araçları
Yaşlılarda İdrar Yolu Enfeksiyonlarında Tanısal Sorunlar
Yaşlı hastada 3D (Deliryum – Demans – Depresyon) Tanısı Koymak Kolay...
Yaşlı İstismarı ve İhmali
Acil Servise Vertigo İle Başvuran Yaşlı Hastaların Yönetimi
Geriatrik Hastalarda Sıvı – Elektrolit Bozuklukları
Yaşlılarda Düşme: Yaklaşım ve Önlemler
Yaşlı Hastada Yaşam Sonu Sorunları Ve Yönetimi
Yaşlı Hastalarda Sarkopeni ve Travma ile İlişkisi
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
Aidat Ödemesi
  • Geriatrik Acil Tıp ÇG
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon, Misyon ve Tanımlar
      • Amaç ve Hedefler
      • Görevler
      • Bağlantılar
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu ve İletişim
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Raporlar
  • Yazılarımız
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslar
    • Sempozyum ve Kongreler
    • Sosyal Etkinlikler
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
© 2021 – 2026 All Rights Reserved. Designed and Developed by DNS Tech Company
TATDakademikTATDsosyal

Yaşlı Hastada Depresyon ve Duygudurum Bozuklukları: Acil Serviste Tanı, Risk Değerlendirmesi ve Güvenli Yönetim

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 19 Ekim 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Uzm. Dr. Fatma Hançer Çelik Editör: Doç. Dr. Özcan Yavaşi

Yaşlanma; biyolojik değişikliklerin yanı sıra kronik hastalıklar, fonksiyon kaybı, yakınların kaybı, sosyal izolasyon, ekonomik güçlükler ve bağımsızlığın azalması gibi çok sayıda değişkenin bir araya geldiği karmaşık bir süreçtir. Ancak depresyon yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir. Buna rağmen yaşlı hastalarda depresif belirtilerin fiziksel hastalıklara veya yaşlanmaya atfedilmesi, hastaların duygudurum yakınmalarından çok somatik yakınmalarla başvurması ve eşlik eden bilişsel bozukluklar nedeniyle depresyon sıklıkla tanınamamaktadır (1).

Sorunun önemi giderek artmaktadır. Global Burden of Disease 2021 verilerine dayanan bir modelleme çalışması, 60 yaş ve üzerindeki bireylerde majör depresif bozukluğun küresel yaşa standardize prevalansının 2050 yılında %4,53’e ulaşacağını öngörmektedir (%95 belirsizlik aralığı: %3,33–6,07) (2).

Acil servis açısından sorun daha da önemlidir. Yaşlı hasta çoğu zaman “depresyon” yakınmasıyla değil; halsizlik, iştahsızlık, uyuyamama, ağrı, baş dönmesi, unutkanlık, tekrarlayan somatik yakınmalar, ilaç kullanmama, yemek yememe veya fonksiyonel gerileme ile karşımıza çıkabilir. Bu nedenle acil hekimi için temel soru “Bu hastada depresyon var mı?” dan önce, “Bu başvurunun arkasında gözden kaçırdığım bir depresyon olabilir mi?” olmalıdır.

1. Yaşlı Hastada Depresyon Neden Gözden Kaçar?

Yaşlılarda depresyon genç erişkinlerden farklı bir klinik görünüm gösterebilir. Depresif duygudurum ve ilgi/zevk kaybı temel belirtiler olmaya devam etmekle birlikte ileri yaşta ajitasyon, hipokondriyak düşünceler, gastrointestinal ve diğer somatik yakınmalar daha belirgin olabilir. Ölüm düşünceleri ve karamsarlık da klinik tablonun önemli bileşenlerindendir (3).

Dolayısıyla hasta “kendimi depresif hissediyorum” demeyebilir. Ağrı, yorgunluk, uyku bozukluğu, gastrointestinal yakınmalar, iştahsızlık veya bilişsel yakınmalar ön planda olabilir. Daha eski geriatrik depresyon çalışmalarında da somatizasyon, uygunsuz fiziksel yakınmalar, kendine bakımın bırakılması, yememe-içmeme, iletişim güçlüğü ve psödodemans gibi atipik prezentasyonlar tanımlanmıştır (4).

Ayrıca ileri yaşta subsendromal veya minör depresif tablolar önemlidir. Hasta majör depresyon için tüm tanı kriterlerini karşılamasa bile depresif semptomlar yaşam kalitesini ve fonksiyonelliği belirgin şekilde bozabilir (5).

Bu nedenle acil serviste özellikle açıklanamayan veya tekrarlayan somatik yakınmaları, yeni fonksiyonel gerilemesi, iştahsızlığı, uyku bozukluğu, sosyal geri çekilmesi veya bilişsel yakınmaları olan yaşlı hastalarda depresyon aktif olarak sorgulanmalıdır.

2. Acil Serviste Hangi Hastada Depresyonu Özellikle Düşünmeliyiz?

Yaşlılık depresyonu tek bir nedene bağlı değildir. Psikososyal, biyolojik ve fiziksel faktörler çoğu zaman birlikte rol oynar. Eş veya yakın kaybı, bağımsızlığın azalması, kronik hastalık, sosyal izolasyon ve yalnızlık önemli risk faktörleridir. Somatik hastalıklar ve fonksiyon kaybı da depresyon riskini artırmaktadır (1).

Bu ilişki güncel çalışmalarda da dikkat çekmektedir. Çin’de fonksiyonel yetersizliği bulunan 60 yaş ve üzerindeki 4.322 kişinin verilerini inceleyen 2025 tarihli kesitsel bir çalışmada, depresif belirtilerin taranmasına yönelik makine öğrenmesi modelleri geliştirilmiştir. Depresif belirtiler CESD-10 ölçeğiyle değerlendirilmiş; uyku süresi, bilişsel performans ve öznel sağlık değerlendirmesi gibi değişkenler modellerde yer almıştır. Çalışma, fonksiyonel yetersizlik ile depresyon arasında nedensellik göstermemekte; modellerin acil servis hastalarında kullanılabilirliği ayrıca doğrulama gerektirmektedir (6).

Uyku da özellikle sorgulanmalıdır. İngiltere’den 10 yıllık kohort verileri, uyku kalitesindeki kötüleşmenin orta ve ileri yaştaki bireylerde depresyon riskindeki artışla ilişkili olduğunu; bu ilişkinin bir bölümünün ağrı ve fonksiyonel yetersizlik üzerinden gerçekleşebileceğini göstermektedir (7). Benzer şekilde 2.497 yaşlı bireyi değerlendiren başka bir çalışmada düşük fiziksel aktivite ve kötü uyku kalitesi depresif ve anksiyete belirtileriyle anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur (8).

Acil serviste bu nedenle yeni fonksiyon kaybı, tekrarlayan başvuru, kronik ağrı, uyku bozukluğu, yakın zamanda eş/yakın kaybı, yalnız yaşama, sosyal izolasyon, ciddi kronik hastalık veya bilişsel gerileme depresyon açısından uyarıcı olmalıdır.

3. Depresyon mu, Deliryum mu, Demans mı?

Acil serviste geriatrik depresyon değerlendirmesinin belki de en kritik basamağı budur. Çünkü depresyon, demans ve deliryum birbirlerini taklit edebilir, aynı hastada birlikte bulunabilir ve özellikle depresyon ile bilişsel bozukluk arasında güçlü bir ilişki vardır.

2025 yılında çoklu morbidite bulunan 5.729 yaşlı birey üzerinde yapılan bir çalışma da depresif belirtiler ile bilişsel performans arasında karmaşık bağlantılar bulunduğunu göstermektedir (9).

Pratikte ayrım şöyle düşünülebilir:

ÖzellikDepresyonDeliryumDemans
BaşlangıçHaftalar–aylarSaatler–günlerAylar–yıllar
SeyirGörece sürekliDalgalıYavaş ilerleyici
DikkatGenellikle korunur veya hafif azalırBelirgin bozulurErken dönemde görece korunabilir
Bilinç düzeyiGenellikle normalDeğişkenGenellikle normal
YönelimÇoğunlukla korunurSıklıkla bozulurHastalık ilerledikçe bozulur
Bilişsel yakınmaHasta sıklıkla yakınırDeğişkenHasta sorunu küçümseyebilir/fark etmeyebilir
Temel ipucuAnhedoni, çökkünlük, karamsarlıkAkut başlangıç + dikkat bozukluğuProgresif bilişsel kayıp

Özellikle akut başlangıç, dalgalanan bilinç, dikkat bozukluğu, dezoryantasyon veya yeni halüsinasyon varlığında tabloyu depresyona bağlamadan önce deliryum düşünülmelidir. Deliryumda dağınık dikkat ve konsantrasyon, konfüze konuşma, dezoryantasyon ve halüsinasyonlar belirgin olabilir (3).

Hipoaktif deliryum ise; sessizlik, içe çekilme, yavaş yanıt verme, hareketlerde azalma ve iştahsızlıkla depresyonu taklit edebilir. Bu nedenle hastanın yakınından belirtilerin ne zaman başladığı, gün içinde dalgalanıp dalgalanmadığı ve hastanın önceki bilişsel ve işlevsel durumu öğrenilmelidir. Akut değişiklik veya dikkat bozukluğu saptandığında 4AT (dört bileşenli kısa deliryum değerlendirme aracı) gibi kısa bir deliryum değerlendirme aracı kullanılabilir; ancak ölçek sonucu ve yukarıdaki karşılaştırma tablosu tek başına tanı koydurmaz. Deliryum şüphesinde altta yatan tıbbi nedenlerin değerlendirilmesi ve tedavisi önceliklidir (10).

Öte yandan geç yaşta başlayan depresif belirtiler bazen demansın erken bulgusu olabilir. Bu nedenle “depresyon mu demans mı?” yerine bazı hastalarda “depresyon ve demans birlikte olabilir mi?” sorusunu sormak daha doğrudur. Güncel kılavuzlar da bu birlikteliğin özellikle değerlendirilmesini önermektedir(3).

4. Unipolar Depresyon mu, Bipolar Bozukluk mu?

Yaşlı hastada depresif epizod saptandığında geçmişteki mani veya hipomani öyküsünün sorgulanması unutulmamalıdır. Çünkü bipolar depresyonun majör depresif bozukluk olarak değerlendirilmesi tedavi yaklaşımını değiştirebilir.

Bu nedenle hastaya ve mümkünse yakınlarına geçmişte azalmış uyku ihtiyacı, olağandışı enerji artışı, aşırı konuşma, düşünce hızlanması, dürtüsel davranışlar, aşırı harcama veya belirgin irritabilite dönemlerinin olup olmadığı sorulmalıdır. Güncel geriatrik depresyon kılavuzu da depresif epizodla başvuran yaşlılarda geçmiş mani/hipomani öyküsünün hasta ve yakınlarından özellikle sorgulanmasını önermektedir (3).

5. Acil Serviste Depresyon Taraması Nasıl Yapılabilir?

Acil servis değerlendirmesinin psikiyatrik görüşme kadar uzun olması mümkün olmayabilir. Bu nedenle kısa ve doğrulanmış tarama araçları yararlı olabilir.

Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDS) yaşlılarda depresyon taraması amacıyla geliştirilmiş en bilinen araçlardan biridir ve 15 soruluk kısa formu yaygın olarak kullanılmaktadır. PHQ-9 da majör depresyon taramasında kullanılabilecek kısa bir özbildirim ölçeğidir. HAM-D ve MADRS ise depresyon tanısı koymaktan çok, tanı konmuş hastalarda semptom şiddetinin değerlendirilmesinde kullanılmaktadır (3).

Ancak önemli nokta şudur:

Tarama ölçeği tanı değildir.

Pozitif bir GDS veya PHQ-9 sonucu klinik görüşme, ayırıcı tanı ve risk değerlendirmesinin yerini almamalıdır.

Acil serviste zaman kısıtlıysa başlangıçta hastaya doğrudan “Son haftalarda kendinizi çökkün, mutsuz veya umutsuz hissettiniz mi?” ve “Daha önce keyif aldığınız şeylere karşı ilginizde veya aldığınız keyifte belirgin azalma oldu mu?” sorularının sorulması bile değerlendirmeyi başlatmak açısından değerlidir.

6. Her Depresif Görünen Yaşlı Hastada Önce Organik Bir Neden Aramalı mıyız?

Özellikle ilk kez ileri yaşta başlayan, hızlı gelişen veya alışılmadık klinik özellikler gösteren depresif tabloda yanıt büyük ölçüde evettir.

Yaşlılarda depresif tablo fiziksel/organik hastalıklarla veya ilaçlarla ilişkili olabilir. Kılavuzlar primer depresyon ile sekonder depresif durumların ayrımında üç noktaya özellikle dikkat çekmektedir: depresif belirtiler ile hastalığın veya ilacın başlanması/kötüleşmesi arasındaki zamansal ilişki, primer depresyondan farklı alışılmadık klinik özellikler ve söz konusu hastalık/ilaç ile depresyon arasında bilinen ilişkinin bulunması (3).

Acil serviste değerlendirme bu nedenle hastanın kliniğine göre ilaç listesinin gözden geçirilmesi, tam kan sayımı, glukoz ve elektrolitler, renal/hepatik fonksiyonlar, tiroid fonksiyonları ve gerektiğinde B12/folat gibi testleri içerebilir. Enfeksiyon, metabolik bozukluk, nörolojik hastalık, malignite ve kronik ağrı gibi nedenler de klinik bağlama göre araştırılmalıdır.

Burada amaç her depresif yaşlı hastaya geniş bir laboratuvar paneli istemek değil; özellikle yeni başlayan veya atipik depresif belirtilerde geri dönüşümlü organik nedenleri kaçırmamaktır.

7. İntihar Riski Nasıl Değerlendirilmelidir?

Bu değerlendirme acil serviste hiçbir zaman atlanmamalıdır.

İleri yaş depresyonu; bilişsel ve fonksiyonel bozulmanın yanı sıra intihar ve genel mortalite riskindeki artışla ilişkilidir (11). Depresif yaşlı hastada ölüm isteğinin bulunması da genç erişkinlere kıyasla klinik tablonun daha belirgin bileşenlerinden biri olabilir (3).

Bu nedenle “Yaşlı zaten ölümden bahseder” yaklaşımı tehlikelidir. Ölüm düşüncesi doğrudan sorgulanmalıdır.

Acil serviste değerlendirme en azından; pasif ölüm isteği, aktif intihar düşüncesi, planın varlığı, yönteme erişim, hazırlık davranışı, önceki girişimler, yakın zamanda yaşanan kayıp, yalnızlık/sosyal destek, psikotik belirtiler, alkol/madde kullanımı ve hastanın kendine bakım kapasitesini kapsamalıdır.

Aktif intihar düşüncesi + plan + niyet bulunması; yakın zamanda girişim, ciddi kendine zarar verme davranışı veya ağır psikotik depresyon varlığı hastayı yüksek risk grubuna taşır.

İntihar riski değerlendirmesinde aktif düşünce, plan ve niyetin mutlaka birlikte bulunması beklenmemelidir; hastanın intihar düşüncesini reddetmesi de tek başına güvenli olduğunu göstermez. Hastanın anlatımı, önceki girişimleri, güncel ruhsal durumu, yönteme erişimi ve mümkün olduğunda yakınlarından alınan bilgiler birlikte değerlendirilmelidir. Güvenlik değerlendirmesi ilk karşılaşmada başlamalı ve tıbbi değerlendirmeyle eş zamanlı yürütülmelidir. Özellikle kendine zarar verme sonrası “düşük risk” sınıflaması tek başına taburculuk gerekçesi olmamalı; ayaktan izlem planlanan hastalarda kişiye özgü yazılı güvenlik planı, ölümcül araçlara erişimin azaltılması, somut takip düzenlemesi ve acile yeniden başvuru koşulları belirlenmelidir (12).

Ayrıca yaşlılarda kendine zarar verme her zaman dramatik bir intihar girişimi şeklinde görülmeyebilir. Yemeyi ve içmeyi bırakma, temel ilaçlarını reddetme veya öz bakımını ciddi biçimde terk etme de klinik bağlam içinde kendine zarar verme davranışı açısından değerlendirilmelidir (4).

8. Hangi Yaşlı Hasta Yatırılmalı, Hangisi Güvenle Taburcu Edilebilir?

Acil serviste depresyon yönetiminin son basamağı güvenli disposition kararıdır.

Klinik durumAcil servis yaklaşımı
Aktif intihar düşüncesi + plan/niyetPsikiyatri değerlendirmesi ve güvenli ortam; taburculuk uygun değildir
Yakın zamanda intihar girişimiAcil psikiyatri değerlendirmesi / yatış değerlendirmesi
Psikotik depresyonPsikiyatri konsültasyonu; çoğunlukla yatış değerlendirmesi
Yememe-içmeme, ciddi malnütrisyon/dehidratasyonMedikal stabilizasyon + psikiyatri değerlendirmesi
Mani/hipomani veya ciddi ajitasyonPsikiyatri değerlendirmesi
Deliryum/organik neden şüphesiÖncelikle altta yatan medikal nedenin araştırılması ve tedavisi
Orta-ağır depresyon ancak aktif intihar riski yokPsikiyatri değerlendirmesi ve yakın takip planı
Hafif depresif belirtiler, intihar riski yok, fonksiyonları korunmuş ve sosyal desteği güçlüGüvenli taburculuk + yakın poliklinik takibi

Taburculuk kararında yalnızca semptomların şiddeti değil; hastanın bilişsel kapasitesi, günlük yaşam aktiviteleri, ilaçlarını yönetebilme durumu, yalnız yaşayıp yaşamadığı ve güvenilir bir yakınının bulunup bulunmadığı da değerlendirilmelidir.

9. Acil Serviste Antidepresan Başlamalı mıyız?

Acil servisin temel görevi uzun dönem depresyon tedavisini düzenlemekten çok acil riski belirlemek, organik nedenleri dışlamak ve güvenli takip zincirini oluşturmaktır.

Uzun dönem tedavide psikoterapi, farmakoterapi ve seçilmiş hastalarda EKT/rTMS gibi yöntemlerin etkinliği gösterilmiştir. Güncel kılavuzlarda ileri yaş depresyonunda trisiklik antidepresanlara kıyasla yan etki profilleri nedeniyle yeni kuşak antidepresanlar özellikle SSRI/SNRI grubu ve diğer non-TCA ajanlar ön planda tutulmaktadır (3).

Ancak geriatrik hastada farmakoterapi planlanırken polifarmasi, renal ve hepatik fonksiyon, ilaç etkileşimleri, ortostatik hipotansiyon, düşme riski, elektrolit bozuklukları ve antikolinerjik yük dikkate alınmalıdır. Yaşa bağlı farmakokinetik değişiklikler nedeniyle yan etkilerin genç hastalara göre daha dikkatli izlenmesi gerekmektedir (3).

Ağır intihar düşüncesi, ciddi beslenme bozukluğu, psikotik depresyon veya farmakolojik tedavinin uygulanmasının güç olduğu bazı ağır olgularda elektrokonvülsif tedavi (EKT) hızlı ve etkili bir seçenek olabilir (3).

10. Uyku, Fiziksel Aktivite ve Sosyal Durum Gerçekten Önemli mi?

Evet. Geriatrik depresyon yalnızca ilaçla ele alınabilecek bir hastalık değildir.

2025 tarihli bir toplum çalışmasında 2.497 yaşlı bireyin %23,3’ünde depresif eğilim saptanmış; düşük fiziksel aktivite depresyonla, kötü uyku kalitesi de depresyon ve anksiyete belirtileriyle anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur. Yüksek fiziksel aktivite ile iyi uyku kalitesinin birlikte bulunması ise daha düşük depresyon ve anksiyete düzeyleriyle ilişkiliydi (8).

Uzun süreli kohort verileri de uyku kalitesinin kötüleşmesini depresyon riskindeki artışla ilişkilendirmektedir (7).

Bu nedenle taburculuk önerileri yalnızca “psikiyatri kontrolü”nden ibaret olmamalıdır. Hastanın uykusu, fiziksel aktivitesi, sosyal izolasyonu, kronik ağrısı, fonksiyonel kapasitesi ve aile/sosyal destek sistemi de ele alınmalıdır.

Acil Serviste Yaşlı Hastada Depresyona Yaklaşım

Pratikte yaklaşım aşağıdaki basamaklarla özetlenebilir:

Sonuç ve Önerilen Yaklaşım

Yaşlı hastada depresyon, yalnızca üzgün veya çökkün görünmekten ibaret değildir. Somatik yakınmaların, uyku bozukluğunun, kronik ağrının, iştahsızlığın, fonksiyon kaybının ve hatta bilişsel gerilemenin arkasında depresyon bulunabilir. Bu nedenle acil serviste depresyonu yalnızca psikiyatrik yakınmayla başvuran hastalarda aramak tanının önemli bir bölümünü kaçırmamıza neden olabilir.

Özellikle çoklu morbidite ve bilişsel bozukluk arasındaki ilişkinin giderek daha iyi anlaşılması, depresyon değerlendirmesini geriatrik hastanın kapsamlı değerlendirmesinin bir parçası haline getirmektedir (9). Fonksiyonel yetersizlik ve uyku bozukluğu gibi kolaylıkla “yaşlılığın sonucu” olarak yorumlanabilecek durumlar da depresyon açısından önemli ipuçlarıdır (6).

Acil serviste amaç tüm yaşlı hastalara depresyon tanısı koymak veya uzun dönem psikiyatrik tedaviyi düzenlemek değildir. Amaç; depresyonu fark etmek, deliryum-demans ve sekonder nedenlerden ayırmak, bipolariteyi gözden kaçırmamak, intihar riskini belirlemek ve hastayı güvenli bir tedavi ve takip zincirine ulaştırmaktır.

Belki de geriatrik depresyonda akılda tutulması gereken en önemli mesaj şudur:

Yaşlanmak depresyon değildir; depresif belirtileri “yaşlılığın doğal sonucu” olarak kabul etmek ise tedavi edilebilir bir hastalığın gözden kaçmasına neden olabilir.

KAYNAKLAR

1. Kwiatkowska, K., Fedorenko, N., Ille, S., & Jakubiak, A. (2025). Depression in older adults. Wiadomości Lekarskie, 78(3), 639–642. https://doi.org/10.36740/WLek/202719

2.Li R, Zhou X, Wang X, et al. Global burden of depression and anxiety disorders in older adults, 1990-2019: An analysis of age-period-cohort and temporal-spatial patterns. J Affect Disord. 2025;383:90-100. doi:10.1016/j.jad.2025.04.106

3.Baba, H., Kito, S., Nukariya, K., Takeshima, M., Fujise, N., Iga, J., Oshibuchi, H., Kawano, M., Kimura, M., Mizukami, K., Mimura, M. and Committee for Treatment Guidelines of Mood Disorders, Japanese Society of Mood Disorders (2022), Guidelines for diagnosis and treatment of depression in older adults: A report from the Japanese Society of mood disorders. Psychiatry Clin. Neurosci., 76: 222-234. https://doi.org/10.1111/pcn.13349

4.Cankurtaran, E., & Cankurtaran, M. (2007). Geriatrik Depresyon ve Yaşlılık Psikozu. İç Hastalıkları Dergisi, 14(1), 55

5.Hocaoğlu, Ç. (2000). Yaşlılarda distimik bozukluk ve kronik minör depresyon [Dysthymic disorder in elderly period and minor depression]. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 1(3), 174–179

6.Liu D, Tian Y, Liu M, Yang S. Developing an interpretable machine learning model for screening depression in older adults with functional disability. J Affect Disord. 2025;379:529-539. doi:10.1016/j.jad.2025.02.110

7.Yang P, Tian L, Xia Y, Hu M, Xiao X, Leng Y, Gong L. Association of sleep quality and its change with the risk of depression in middle-aged and elderly people: a 10-year cohort study from England. J Affect Disord. 2025;373:245-252. doi:10.1016/j.jad.2024.12.079

8.Yuan Y, Huang W, Hu C, Zhang W. The interaction of physical activity and sleep quality with depression and anxiety in older adults. Front Public Health. 2025;13:1674459. doi:10.3389/fpubh.2025.1674459

9.Zheng T, Zheng X, Xue B, Xiao S, Zhang C. A network analysis of depressive symptoms and cognitive performance in older adults with multimorbidity: A nationwide population-based study. J Affect Disord. 2025;383:78-86. doi:10.1016/j.jad.2025.04.122

10. National Institute for Health and Care Excellence (NICE). Delirium: Prevention, Diagnosis and Management in Hospital and Long-Term Care. Clinical guideline CG103. Published July 2010. Updated January 18, 2023. Accessed September 11, 2026. https://www.nice.org.uk/guidance/cg103/chapter/Recommendations

11.Valiengo, L. da C. L., Stella, F., & Forlenza, O. V. (2016). Mood disorders in the elderly: prevalence, functional impact, and management challenges. Neuropsychiatric Disease and Treatment, 12, 2105–2114. https://doi.org/10.2147/NDT.S94643

12. National Institute for Health and Care Excellence (NICE). Self-Harm: Assessment, Management and Preventing Recurrence. NICE guideline NG225. Published September 7, 2022. Accessed September 12, 2026.

https://www.nice.org.uk/guidance/ng225/chapter/Recommendations
19 Ekim 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlı Hastada Diş Acilleri: Acil Serviste Tanı, İlk Müdahale ve Güvenli Yönlendirme

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 19 Ekim 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Editör: Prof.Dr. Arzu Denizbaşı Yazar: Doç. Dr. Mehmet Altuntaş

Giriş

Diş ağrısı, diş eti kanaması ya da proteze bağlı bir yara acil serviste ilk bakışta düşük öncelikli bir yakınma gibi görünebilir. Yaşlı hastada ise aynı yakınma; komorbiditeler, polifarmasi, kırılganlık, beslenme bozukluğu ve anamnez güçlüğü nedeniyle daha geniş bir klinik çerçevede değerlendirilmelidir. Lokal bir enfeksiyonun derin boyun boşluklarına ilerlemesi, kanamanın kullanılan ilaçlarla uzaması veya travmatik bir diş yaralanmasının altta yatan senkop ya da aritminin ilk ipucu olması mümkündür.

Medicare verilerini inceleyen bir çalışmada, 2016-2020 arasında 65 yaş ve üzerindeki bireylerin önlenebilir diş ve oral kavite sorunları nedeniyle yılda yaklaşık 110 bin kez acil servise başvurduğu bildirilmiştir (1). ABD genelinde 2020-2022 döneminde diş hastalıkları için yılda ortalama 1,94 milyon acil servis başvurusu gerçekleşmiş; 65 yaş ve üzeri hastalar bu başvuruların %6,9’unu oluşturmuştur (2). Bu oran görece düşük görünse de yaşlı hastanın fizyolojik rezervi ve eşlik eden hastalıkları, başvurunun klinik ağırlığını artırabilir.

Bir Dakikada Kırmızı Bayraklar

  • Trismus veya ağız açıklığında belirgin azalma
  • Disfaji, odinofaji, salya akması ya da oral sekresyonları yönetememe
  • Ses değişikliği, boğuk “sıcak patates” sesi veya stridor
  • Sublingual ya da submandibular bölgede sertlik, kabarıklık veya hızla artan şişlik
  • Boyuna yayılan şişlik, toksik görünüm, hipotansiyon veya bilinç değişikliği
  • İmmünsüpresyon, kontrolsüz diyabet veya yakın zamanda kemoterapi
  • Oral alımın bozulması, dehidratasyon veya yeni gelişen deliryum
  • Antikoagülan kullanımıyla birlikte kontrol edilemeyen kanama

Yaşlı Hasta Neden Farklıdır?

Yaş tek başına bir risk belirleyicisi değildir; asıl farkı yaratan, yaşla birlikte biriken klinik ve sosyal yüklerdir.

  • Atipik veya silik başvuru: Ağrı algısındaki değişiklik, nöropati, demans ya da iletişim güçlüğü nedeniyle ciddi enfeksiyon daha hafif yakınmalarla ortaya çıkabilir.
  • Polifarmasi: Antikoagülanlar, antiplatelet ilaçlar, kortikosteroidler, immünsüpresif ajanlar ve antiresorptif tedaviler hem kanama hem de enfeksiyon yönetimini etkiler.
  • Komorbidite: Diyabet, kronik böbrek hastalığı, kalp yetersizliği, kapak hastalıkları ve malignite; iyileşmeyi geciktirebilir ve sistemik komplikasyon riskini artırabilir.
  • Kırılganlık ve düşük fizyolojik rezerv: Lokal bir enfeksiyon, genç hastaya göre daha hızlı dehidratasyon, deliryum veya sepsisle sonuçlanabilir.
  • Beslenme ve ağız bakımı: Diş kaybı, protez uyumsuzluğu, ağız kuruluğu ve yutma güçlüğü oral alımı azaltabilir; malnütrisyon ise iyileşmeyi daha da bozabilir.
  • Bakım ve erişim sorunu: Yaşlı hastanın diş hekimine ulaşması; hareket kısıtlılığı, bakım veren desteği, ekonomik durum ve sağlık okuryazarlığı nedeniyle gecikebilir.

Yaşlı diş dokusunda da yaşa bağlı değişiklikler klinik değerlendirmeyi güçleştirebilir. Sekonder ve tersiyer dentin birikimiyle pulpa odasının küçülmesi, pulpal vaskülarite ve hücreselliğin azalması termal uyaranlara yanıtı zayıflatabilir. Bu nedenle pulpal hastalık, genç erişkinde beklenen tipik sıcak-soğuk hassasiyeti veya belirgin ağrı örüntüsü olmadan da ilerleyebilir (3).

Türkiye’den yakın tarihli bir kesitsel çalışma da ağız-diş sağlığı ile sistemik acillerin kesişimini hatırlatmaktadır. Yüz yirmi diş hekiminin katıldığı çalışmada son 12 ayda en sık bildirilen tıbbi aciller hipoglisemi (%32,5) ve vazovagal senkop (%25,8) olmuştur (4). Bu veriler acil servise dental başvuru sıklığını göstermez; ancak özellikle çoklu hastalığı ve ilaç kullanımı olan yaşlılarda dental yakınmanın genel tıbbi durumdan bağımsız ele alınmaması gerektiğini destekleyen yerel bir bağlam sunar.

Diş kaynaklı acil servis başvurularının önemli bir bölümü, kesin tedavi gerektiren ancak rutin diş hekimliği hizmetine erişilemediği için acil servise taşınan durumlardır. Düşük sosyoekonomik düzey, sigorta yetersizliği ve sağlık hizmetine erişim güçlüğü nontravmatik dental başvurularla ilişkilidir (5,6). Düşük sağlık ve ağız sağlığı okuryazarlığı da acil dental hizmet kullanımını ve düzenli diş hekimi başvurusunu etkileyebilir (7,8). Tekrarlayan başvurular çoğu zaman kesin tedaviye ulaşılamamasının ve erişim engellerinin sürmesinin sonucudur (9). Bu çalışmaların önemli bir bölümü genel erişkin nüfusu kapsamaktadır; bulgular yaşlı hastalara doğrudan genellenmemelidir.

Acil Serviste Değerlendirme

Muayene yalnızca ağız içiyle sınırlandırılmamalıdır. İlk soru, “Bu hasta yalnızca diş ağrısı mı yaşıyor, yoksa havayolunu, dolaşımı veya genel durumunu tehdit eden daha geniş bir süreç mi var?” olmalıdır.

Öyküde özellikle sorgulanması gerekenler

  • Yakınmanın başlangıcı, ilerleme hızı ve önceki diş işlemleri
  • Ateş, titreme, disfaji, nefes darlığı ve boyun ağrısı
  • Antibiyotik kullanımı ve son dönemde tekrarlayan başvurular
  • Warfarin, doğrudan oral antikoagülan, antiplatelet ve NSAİİ kullanımı
  • Bisfosfonat veya denosumab tedavisi; tedavinin endikasyonu ve süresi
  • Diyabet, böbrek ve karaciğer hastalığı, kalp kapak hastalığı, malignite ve immünsüpresyon
  • Düşme, senkop, baş dönmesi, çarpıntı veya yeni nörolojik yakınma
  • Hastanın ilaçlarını ve taburculuk önerilerini anlayıp uygulayabilme durumu; bakım veren desteği

Fizik muayenede odaklanılacak noktalar

  • Yüz ve boyunda asimetri, şişlik ve yayılım bulguları
  • Ağız açıklığı ve trismusun derecesi
  • Ağız tabanı, dilin pozisyonu ve sublingual-submandibular sertlik
  • Diş hassasiyeti, çürük, kırık, mobilite, gingival şişlik ve fluktuasyon
  • Protez çıkarıldıktan sonra mukoza, ülser ve yabancı cisim değerlendirmesi
  • Maloklüzyon, çene hareketleri, step deformitesi ve mental sinir duyusu
  • Oral alım, hidrasyon, bilinç durumu ve genel kırılganlık

Sık Karşılaşılan Klinik Tablolar

1. Pulpal hastalık, odontojenik enfeksiyon, apse ve selülit

Periapikal ve periodontal enfeksiyonlar; lokal diş ağrısından yüz selülitine ve derin boyun enfeksiyonuna kadar geniş bir yelpazede görülebilir. Acil serviste temel ayrım; lokalize, drenaj gerektiren bir koleksiyon ile diffüz selülit veya derin boşluk enfeksiyonu arasındadır.

Resim 1a. Dental Apse

Resim 1b. Dental Apse Ekstraoral Fistül

Pulpal ağrıyı yaşlı hastada nasıl yorumlamalıyız?

Reversibl pulpitiste ağrı genellikle sıcak, soğuk veya tatlı gibi bir uyaranla ortaya çıkar ve uyaran ortadan kalkınca hızla geriler; irreversibl pulpitiste ise spontan, uzayan ve gece uykudan uyandırabilen ağrı daha tipiktir. Bununla birlikte yaşlı hastada pulpa odasının daralması ve duyusal yanıtın azalması nedeniyle bu klasik ayrım daha belirsiz olabilir. Dolayısıyla silik semptomlar ciddi pulpal veya periapikal hastalığı dışlamaz (3).

Nontravmatik dental sorunların çoğu kesin olarak diş hekimliği ortamında tedavi edilir. Acil servis çoğu zaman ağrı ve enfeksiyonu geçici olarak kontrol eder; altta yatan pulpal veya periodontal kaynağı ortadan kaldırmaz. Kanada verilerinde başvuruların en sık nedeni pulpa ve periapikal dokuların hastalıkları olmuş; başvuruların büyük bölümünde tedavi analjezik ve antibiyotikle sınırlı kalmıştır (10). Bu nedenle taburculuk, yalnızca reçete düzenlemek değil, zamanında kesin tedaviye erişimi de güvence altına almak anlamına gelmelidir.

Antibiyotik ne zaman düşünülmeli?

Antibiyotik her diş ağrısının tedavisi değildir. Lokalize pulpitis veya sistemik bulgusu olmayan sınırlı periapikal ağrıda asıl tedavi dental girişimdir. Ateş, yaygın selülit, lenfadenopati, trismus, sistemik toksisite, immünsüpresyon veya derin boşluk yayılımı varsa antibiyotik düşünülmelidir. Ulusal ABD verilerinde nontravmatik dental başvuruların yaklaşık %63’ünde antibiyotik verildiği; opioid kullanımının azalmasına karşın antibiyotik kullanımının büyük ölçüde sabit kaldığı gösterilmiştir (11). Yaşlı hastada seçim yapılırken böbrek ve karaciğer fonksiyonları, ilaç etkileşimleri, yakın zamanda antibiyotik kullanımı, alerji öyküsü ve Clostridioides difficile riski dikkate alınmalıdır.

Görüntüleme ve POCUS

Basit, lokalize dental ağrıda rutin BT gerekli değildir. Yüz ve boyunda yaygın şişlik, derin boşluk tutulumu, osteomiyelit, kırık veya tümör şüphesi varsa kontrastlı BT değerlidir. Dental apse şüphesi olan 29 erişkini içeren küçük bir prospektif çalışmada POCUS’un duyarlılığı yüksek, özgüllüğü düşük bulunmuştur (12). Bu nedenle POCUS, seçilmiş yüzeyel koleksiyonlarda yardımcı bir yöntem olabilir; BT’nin veya uzman değerlendirmesinin yerini aldığı kabul edilmemelidir.

2. Ludwig anjini ve derin boyun enfeksiyonu

Ludwig anjini, submandibular, sublingual ve submental boşlukların çoğunlukla bilateral tutulumuyla seyreden, hızlı ilerleyebilen bir havayolu acilidir. Dilin yukarı ve arkaya itilmesi, ağız tabanında sertlik, trismus, disfaji, salya akması ve ses değişikliği alarm bulgularıdır.

  1. Havayolunu erken ve tekrarlayan biçimde değerlendirin; hasta kötüleşmeden anestezi ve Kulak Burun Boğaz ekibini sürece dahil edin.
  2. Havayolu riski belirginse görüntüleme için güvenliği geciktirmeyin. Uyanık fleksibl entübasyon veya cerrahi havayolu olasılığı için hazırlık yapın.
  3. Hasta stabilse ve supin pozisyonu tolere edebiliyorsa kontrastlı boyun BT ile yayılımı değerlendirin.
  4. Geniş spektrumlu intravenöz antibiyotik ve cerrahi kaynak kontrolünü birlikte planlayın (13).

3. Post-ekstraksiyon veya spontan oral kanama

Antikoagülan veya antiplatelet kullanan yaşlılarda post-ekstraksiyon kanaması sık karşılaşılan bir sorundur. İlk yaklaşım sistemik ilacı refleks olarak kesmek değil, kanamanın yerini belirlemek ve lokal hemostaz sağlamaktır.

  1. Soketi temizleyin; uygun gazlı bezle kesintisiz ve yeterli süre bası uygulayın.
  2. Gerekirse lokal hemostatik ajan, sütür veya traneksamik asitli lokal uygulama kullanın.
  3. Warfarin kullananlarda INR’yi; beklenmeyen veya yaygın kanamada hemogram, böbrek-karaciğer fonksiyonları ve uygun koagülasyon testlerini değerlendirin.
  4. İlacın kesilmesi veya antidot uygulanması kararını kanama şiddeti, tromboemboli riski ve ilgili uzmanlarla birlikte verin.

EXTRACT-NOAC çalışmasında %10 traneksamik asit gargarası, doğrudan oral antikoagülan kullanan hastalarda toplam post-ekstraksiyon kanamasını plaseboya göre anlamlı biçimde azaltmamış; ancak gecikmiş kanama ve çoklu diş çekimi sonrası kanama daha az görülmüştür. Yetmiş beş yaş ve üzerindeki alt grupta koruyucu etki daha belirgin bulunmuştur (14). Traneksamik asit yararlı bir ek yöntem olabilir; fakat mekanik lokal hemostazın ve kanama kaynağının kontrolünün yerini almaz.

4. İlaç ilişkili çene osteonekrozu

Bisfosfonat veya denosumab kullanan hastada iyileşmeyen çekim yeri, ekspoze kemik, fistül, ağrı, şişlik ya da sekonder enfeksiyon ilaç ilişkili çene osteonekrozunu düşündürmelidir. Risk özellikle malignite nedeniyle yüksek doz parenteral antiresorptif tedavi alanlarda daha fazladır. Diş çekimi ve lokal enfeksiyonlar önemli tetikleyiciler arasındadır (15). Acil serviste amaç tanıyı kesinleştirmekten çok enfeksiyon ve ağrıyı kontrol etmek, gereksiz invaziv girişimden kaçınmak ve ağız-diş-çene cerrahisine zamanında yönlendirmektir.

Resim 2. Bisfosfonat İlişkili Çene Osteonekrozu

5. Travmatik diş ve orofasiyal yaralanmalar

Yaşlı hastada dental travma çoğu zaman düşmenin parçasıdır. Kron kırıkları, yumuşak doku laserasyonları ve alveoler yaralanmalar görülebilir (16). Ancak yalnızca dişe odaklanmak önemli bir fırsatı kaçırabilir: düşme mekanik mi, yoksa senkop, ortostatik hipotansiyon, aritmi, ilaç yan etkisi veya nörolojik olay sonucu mu gelişmiştir?

  • Kayıp diş veya kron parçası tam olarak bulunamıyorsa dudak ve yanak içinde gömülü parça arayın; gerekirse yumuşak doku grafisi kullanın.
  • Mandibula kırığı için maloklüzyon, çene hareketinde ağrı, step deformitesi ve mental sinir duyu kaybını değerlendirin.
  • Avülse kalıcı dişte hızlı dental konsültasyon gerekir; ancak ileri periodontal hastalık, aspirasyon riski ve genel klinik durum reimplantasyon kararını etkileyebilir.
  • Antikoagülan kullananlarda eşlik eden kafa travmasını ve intrakraniyal kanama riskini ayrıca değerlendirin.

Resim 3. Yaşlı hastada travma sonrası rezorbe olmuş mandibula fraktürü

6. Protez kaynaklı yaralanmalar, ülserler ve yabancı cisim

Uyumsuz protezler bası ülserine, mukozal laserasyona, ağrıya ve sekonder enfeksiyona yol açabilir. Hareketli protezin kırılması aspirasyon veya yutma riski de oluşturabilir. Travmatik neden ortadan kaldırıldıktan sonra iki hafta içinde iyileşmeyen, sert tabanlı, düzensiz kenarlı veya kolay kanayan ülserlerde oral malignite dışlanmalıdır. Bu hastalar yalnızca semptomatik tedaviyle taburcu edilmemeli; ağız-diş-çene cerrahisi veya Kulak Burun Boğaz değerlendirmesi planlanmalıdır.

Dental işlemler sırasında küçük protetik restorasyonların, dolgu materyallerinin veya el aletlerinin yutulması ya da aspirasyonu da bildirilmiştir; yatar veya yarı yatar pozisyon bu tür olayların fark edilmesini güçleştirebilir (17). Kayıp bir protez ya da parça tam olarak bulunamıyorsa, özellikle öksürük, dispne, ses değişikliği veya açıklanamayan solunum bulguları varsa yabancı cisim aspirasyonu olasılığı ayrıca değerlendirilmelidir.

7. Temporomandibular eklem sorunları ve akut oklüzyon değişikliği

Akut çene kilitlenmesi, protezin aniden oturmaması veya yeni gelişen maloklüzyon basit temporomandibular eklem disfonksiyonundan kaynaklanabilir; ancak travma, mandibula kırığı, dislokasyon, enfeksiyon veya kitle de düşünülmelidir. Yaşlı hastada yeni başlangıçlı ve açıklanamayan oklüzyon değişikliği, özellikle kilo kaybı, uyuşma veya iyileşmeyen oral lezyonla birlikteyse ileri değerlendirme gerektirir.

Ağrı Tedavisi: Yaşa Değil Hastaya Göre

Akut dental ağrıda parasetamol ve uygun hastalarda NSAİİ’ler çoğu zaman opioidlerden daha etkili bir temel oluşturur. Ancak yaşlı hastada NSAİİ kararı; kronik böbrek hastalığı, kalp yetersizliği, peptik ülser, antikoagülan kullanımı ve hipertansiyon göz önüne alınarak verilmelidir. Parasetamol için de düşük vücut ağırlığı, malnütrisyon, karaciğer hastalığı ve eş zamanlı kombinasyon ürünleri dikkate alınmalıdır.

Opioid gerekiyorsa en düşük etkili doz ve en kısa süre tercih edilmeli; sedasyon, düşme, konstipasyon, deliryum ve solunum depresyonu riski hesaba katılmalıdır. ABD’de diş hastalıklarına bağlı acil servis başvurularında yalnız opioid verilme oranının 2014-2016’daki %38,1’den 2020-2022’de %16,5’e düştüğü bildirilmiştir (2).

Sık Yapılan Hata: Her Kapak Hastasına Profilaksi Verilmez

Kalp kapak hastalığı bulunan her yaşlı hastaya antibiyotik profilaksisi gerekmez. Güncel öneriler profilaksiyi; protez kalp kapağı veya kapak onarımında kullanılan protez materyal, önceki enfektif endokardit, seçilmiş konjenital kalp hastalıkları ve kapak yetersizliği gelişmiş kalp transplantasyonu gibi en yüksek riskli durumlarla sınırlar (18). Acil serviste profilaksi kararı, yapılacak dental işlemin türü ve hastanın kardiyak risk grubu birlikte değerlendirilerek verilmelidir.

Konsültasyon, Yatış ve Güvenli Taburculuk

Acil konsültasyon veya yatış gerektiren durumlar

  • Havayolunu tehdit eden şişlik, stridor, sekresyonları yönetememe veya ilerleyen trismus
  • Derin boyun enfeksiyonu veya Ludwig anjini şüphesi
  • Sepsis, hipotansiyon, yeni bilinç değişikliği veya belirgin sistemik toksisite
  • Hızla ilerleyen yüz-boyun selüliti ya da immünsüprese hastada enfeksiyon
  • Kontrol edilemeyen oral kanama veya semptomatik anemi
  • Oral alımın sürdürülememesi, dehidratasyon veya ciddi malnütrisyon riski
  • Mandibula/maksilla kırığı, ciddi alveoler yaralanma veya aspirasyon riski
  • Güvenli ayaktan izlem kurulamayan kırılgan, kognitif bozukluğu olan veya yalnız yaşayan hasta

Ayaktan izlem düşünülebilecek durumlar

  • Sistemik bulgusu ve yayılım işareti olmayan lokalize dental ağrı veya sınırlı enfeksiyon
  • Lokal önlemlerle tamamen kontrol edilen minör kanama
  • Komplike olmayan protez bası yarası
  • Kırık veya ciddi yumuşak doku yaralanması bulunmayan minör dental travma

Ayaktan izlem kararı yalnızca klinik stabiliteye dayanmaz. Hastanın reçeteyi anlayabilmesi, ilaca erişebilmesi, oral alımını sürdürebilmesi, bakım veren desteği ve belirlenen sürede diş hekimine ulaşabilmesi de değerlendirilmelidir. Acil servislerin kesin dental tedavi sağlamadığı ve tekrarlayan başvuruların sık görülebildiği unutulmamalıdır (9,19).

Beş Adımlı Acil Servis Algoritması

AdımTemel soruEylem
1. HavayoluTrismus, disfaji, ses değişikliği, stridor veya ağız tabanı şişliği var mı?Varsa görüntülemeyi beklemeden havayolu ekibini ve Kulak Burun Boğaz/anesteziyi devreye sok.
2. YayılımAteş, toksisite, boyun tutulumu, immünsüpresyon veya sepsis bulgusu var mı?Laboratuvar, uygun görüntüleme, IV antibiyotik, konsültasyon ve kaynak kontrolü planla.
3. Lokal sorunDrenaj gerektiren apse, aktif kanama, travma veya protez yarası var mı?Lokal müdahaleyi yap; BT ve uzman desteğini klinik gerekliliğe göre kullan. POCUS’u seçilmiş yüzeyel koleksiyonlarda yardımcı yöntem olarak değerlendir.
4. İlaç ve komorbiditeAntikoagülan, antiresorptif ilaç, böbrek-karaciğer hastalığı veya diyabet var mı?Analjezik ve antibiyotik seçimini, kanama ve çene osteonekrozu riskini buna göre düzenle.
5. Güvenli çıkışHasta yiyip içebiliyor, önerileri anlayabiliyor ve diş hekimine ulaşabiliyor mu?Hayırsa gözlem/yatış veya sosyal destek; evetse yazılı uyarılar ve kesin takip planı ver.

Akılda Kalması Gerekenler

  • Yaşlı hastada “basit diş ağrısı” tanısı, havayolu ve sistemik değerlendirme tamamlandıktan sonra konulmalıdır.
  • Yaşlı hastada pulpal hastalık klasik sıcak-soğuk hassasiyeti veya belirgin ağrı örüntüsü olmadan ilerleyebilir.
  • Trismus, disfaji, ses değişikliği ve ağız tabanı şişliği birlikteyse derin boyun enfeksiyonu kabul edilene kadar dikkatli olunmalıdır.
  • Antibiyotik, kesin dental tedavinin yerine geçmez; sistemik veya yayılım bulgusu yoksa rutin kullanımından kaçınılmalıdır.
  • Antikoagülan ilişkili oral kanamada ilk adım lokal hemostazdır; antitrombotik tedavi kontrolsüz biçimde kesilmemelidir.
  • Dental travmada düşmenin nedeni, kafa travması ve kullanılan ilaçlar ayrıca değerlendirilmelidir.
  • Taburculuk güvenliği; klinik durum kadar bilişsel kapasite, bakım veren desteği ve diş hekimine erişime de bağlıdır.

Sonuç

Yaşlı hastada diş ve oral kavite acilleri, lokal bir ağız sorununun ötesinde değerlendirilmelidir. Acil hekiminin temel görevi; havayolunu tehdit eden enfeksiyonu, kontrolsüz kanamayı, travmanın sistemik nedenlerini ve kırılgan hastada gelişebilecek komplikasyonları erken tanımaktır. Bunun ardından ağrı ve enfeksiyonun rasyonel yönetimi, gereksiz antibiyotik ve opioid kullanımından kaçınma, uygun görüntüleme ve kesin dental tedaviye erişimin sağlanması gelir. Başarılı bir taburculuk, yalnızca reçete yazmak değil; hastanın önerileri uygulayabileceğinden ve zamanında diş hekimine ulaşabileceğinden emin olmaktır.

Not: Görseller Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı arşivinden temin edilmiştir.

Kaynakça

1. Dahal R, Jarosek S, Virnig B. Emergency Department Use for Dental Problems Among Medicare Fee-for-Service Older Adults in the U.S. (2016 to 2020). Innov Aging. 2022;6(Suppl 1):762-763. doi:10.1093/geroni/igac059.2877.

2. Schappert SM, Santo L. Emergency Department Visits for Tooth Disorders: United States, 2020-2022. NCHS Data Brief. 2025;(531):1-11.

3. Toman M, Türkün M, Toksavul S, Çal E. Geriatrik hastalarda acil müdahale gerektiren dental problemler. Ege Tıp Dergisi. 2014;53(Ek Sayı):53-55.

4. Sevinç Gül SN, Dilsiz A, Diri E, Huseyinli I. Diş Hekimliği Kliniklerinde Tıbbi Acil Durum Yönetimi: Bilgi, Tutum ve Uygulamaların Kesitsel Bir Değerlendirmesi. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi. 2025;15(3):1058-1068. doi:10.31020/mutftd.1742270.

5. Taylor H, Musey P, Hirsh A, Thyvalikakath T, Vest JR. Association Between Socioeconomic Status and Emergency Department Use for Non-traumatic Dental Conditions. West J Emerg Med. 2026;27(2):471-482. doi:10.5811/westjem.47316.

6. Serna CA, Arevalo O, Tomar SL. Dental-Related Use of Hospital Emergency Departments by Hispanics and Non-Hispanics in Florida. Am J Public Health. 2017;107(Suppl 1):S88-S93. doi:10.2105/AJPH.2017.303746.

7. Silva-Junior MF, de Sousa MLR, Batista MJ. Health literacy on oral health practice and condition in an adult and elderly population. Health Promot Int. 2021;36(4):933-942. doi:10.1093/heapro/daaa135.

8. Henderson E, Dalawari P, Fitzgerald J, Hinyard L. Association of Oral Health Literacy and Dental Visitation in an Inner-City Emergency Department Population. Int J Environ Res Public Health. 2018;15(8):1748. doi:10.3390/ijerph15081748.

9. Santoro M, Heaton LJ, Sonnek AC, Preston RA, O’Malley JJ, Tranby EP. Repeated Use of Emergency Departments for Nontraumatic Dental Conditions: Factors Associated With Being a Superutilizer. Community Dent Oral Epidemiol. 2026;54:436-446. doi:10.1111/cdoe.70060.

10. Figueiredo R, Fournier K, Levin L. Emergency department visits for dental problems not associated with trauma in Alberta, Canada. Int Dent J. 2017;67(6):378-383. doi:10.1111/idj.12315.

11. Leinbach LI, Li X, Iafolla T, Alraqiq H. Pharmacologic Management of Non-Traumatic Dental Conditions in US Emergency Departments, 2018-2022. J Public Health Dent. 2025;85:220-230. doi:10.1111/jphd.12668.

12. Goodsell K, Maloney K, Chang AM, et al. Dental Pain in Emergency Department Patients: Utilizing Point-of-Care Ultrasound for Dental Abscess Detection. J Emerg Med. 2026;86:116-126. doi:10.1016/j.jemermed.2026.03.020.

13. Bridwell R, Gottlieb M, Koyfman A, Long B. Diagnosis and management of Ludwig’s angina: An evidence-based review. Am J Emerg Med. 2021;41:1-5. doi:10.1016/j.ajem.2020.12.030.

14. Ockerman A, Miclotte I, Vanhaverbeke M, et al. Tranexamic acid and bleeding in patients treated with non-vitamin K oral anticoagulants undergoing dental extraction: The EXTRACT-NOAC randomized clinical trial. PLoS Med. 2021;18(5):e1003601. doi:10.1371/journal.pmed.1003601.

15. American Association of Oral and Maxillofacial Surgeons. Medication-Related Osteonecrosis of the Jaws-2022 Update. J Oral Maxillofac Surg. 2022;80(5):920-943. doi:10.1016/j.joms.2022.02.008.

16. Arroyo Bote S, Bennasar Verges C, Ribas-Perez D, et al. Complications Arising from Dental Trauma Incurred from Falls Involving Geriatric Patients: A Case Report. Diagnostics (Basel). 2023;13(19):3021. doi:10.3390/diagnostics13193021.

17. Toman M, Toksavul S, Çal E, Türkün M. Geriatrik hastaların dental tedavileri sırasında görülebilecek acil durumlar. Ege Tıp Dergisi. 2012;51(Ek Sayı):65-68.

18. American Dental Association. Antibiotic Prophylaxis Prior to Dental Procedures. Clinical guidance based on the 2021 American Heart Association scientific statement update. Accessed August 6, 2026.

19. Kim PC, Zhou W, McCoy SJ, et al. Factors Associated with Preventable Emergency Department Visits for Nontraumatic Dental Conditions in the U.S. Int J Environ Res Public Health. 2019;16(19):3671. doi:10.3390/ijerph16193671.

19 Ekim 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

İklim Değişikliğinin Yaşlılar Üzerine Etkisi

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 24 Ağustos 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Editör: Doç.Dr. Buğra İlhan Yazar: Doç. Dr. Vahide Aslıhan DURAK

21. yüzyılın en büyük küresel sağlık tehdidi olarak kabul edilen iklim değişikliği, yalnızca ekolojik dengeleri bozmakla kalmayıp insan fizyolojisi ve halk sağlığı üzerinde de yıkıcı etkiler yaratmaktadır. Bu küresel krizden en çok etkilenen kesimlerden biri ise biyolojik rezervleri azalmış kırılgan yaşlı popülasyonudur. Yaşlı nüfusun giderek arttığı günümüz koşullarında, iklim değişikliğinin yaşlılar üzerine etkisi yeni ve multidisipliner bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

Bu yazımızda, iklim değişikliğinin yaşlı bireyler üzerindeki fiziksel, psikolojik ve sosyal etkileri ulusal ve uluslararası literatürde yer alan çalışmalar ışığında ele alınacaktır.

İklim değişikliği, sıcaklık ve hava koşullarındaki uzun vadeli değişimleri ifade etmektedir.  Bu değişimler, güneş aktivitesindeki değişiklikler veya büyük volkanik patlamalar gibi doğal nedenlerden kaynaklanmaktadır. Ancak 1800’lerden beri, iklim değişikliğinin ana nedeni; özellikle kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların yakılması nedeniyle insan faaliyetleri olarak görülmektedir. İklim değişikliğine neden olan başlıca sera gazları arasında karbondioksit ve metan yer almaktadır. Enerji, sanayi, ulaşım, inşaat, tarım ve arazi kullanımı ise sera gazlarına neden olan başlıca sektörler arasındadır (1)

İklim değişikliği, dünya genelinde çeşitli doğal ve toplumsal etkilere yol açmaktadır. Kutuplardaki buzullar erirken, deniz seviyeleri yükselmekte; bazı bölgelerde aşırı hava olayları ve yağışlar artarken, diğer bölgeler daha şiddetli sıcak hava dalgaları ve kuraklıklarla karşılaşmaktadır. Bu değişiklikler, ekosistemlerin dengesini bozarak tarımsal verimliliğin azalmasına, insan sağlığını olumsuz etkilenmesine, altyapı hasarlarına, ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu etkiler dünya genelinde yaşanmakta, ülkeden ülkeye farklılıklar göstermekte ve kadınlar, çocuklar ile yaşlılar gibi grupları, iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha savunmasız kılmaktadır (1).

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yaşlılığı biyolojik, fizyolojik ve sosyal kapasitelerin azalması olarak tanımlarken; genellikle kronolojik yaş baz alınarak 65 yaş ve üzeri bireyler “yaşlı” kabul edilmektedir. Buna ek olarak; 65-74 yaş arası genç yaşlı; 75-84 yaş arası orta yaşlı; 85 yaş ve üzeri ise ileri yaşlı olarak sınıflandırılmaktadır (2).

Ancak yaşlanma, yalnızca kronolojik yaşa bağlı bir süreç değildir; bireyin fiziksel ve biyolojik özellikleri, zihinsel kapasitesi, kültürel ve toplumsal koşulları ile şekillenen, psikososyal faktörlere bağlı olarak her bireyde farklılık gösteren bir süreçtir.

Fizyolojik olarak yaşlanma, terlemenin azalması, kardiyovasküler etkinliğin azalması ve kardiyovasküler hastalık ile diyabet gibi kronik sağlık sorunlarının yaygınlığı nedeniyle vücudun sıcaklığı düzenleme yeteneğini azaltır (2).

İklim değişikliği, ozon ve partikül madde miktarının artmasıyla hava kirliliğini artırmakta ve bu da solunum sağlığını olumsuz etkilemektedir. Yaşlı popülasyon, yaşa bağlı akciğer fonksiyonu azalması ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi kronik solunum yolu hastalıklarının yaygınlığı nedeniyle bu etkiler karşısında savunmasızdır. Avrupa ve Kuzey Amerika’da sıcak hava dalgaları sırasında solunumla ilgili hastaneye yatışlarda artış olduğu görülmüştür. Buna ek olarak, sıcak hava dalgaları yaşlı bireylerin hareketliliğini ve açık hava aktivitelerini kısıtlayarak, hareketsiz yaşam tarzını arttırmakta ve kronik rahatsızlıkları daha da kötüleştirmektedir. Aşırı sıcakla başa çıkmak için klima kullanımı da dahil olmak üzere, iç mekan sıcaklıklarının ayarlanmasını gerektirmektedir. Bu durum, elektrik faturalarında artışa ve daha yüksek CO2 emisyonlarına katkıda bulunmaktadır. Aile desteği olmayan birçok yaşlı birey için ise bu masraflar mali açıdan bir yük getirebilmektedir (3).

İklim değişikliğinin yaşlı bireylerin ruh sağlığı üzerine etkileri çok geniş bir yelpazede değerlendirilmektedir. Kasırga, sel ve orman yangını gibi iklimle ilgili felaketler yaşlı bireylerin bireysel olarak zarar görmesine, sevdiklerinin kaybına ve yaşam alanlarının tahrip olmasına yol açabilmektedir. Bu doğrudan etkilerin yanı sıra, ısıya maruz kalma, hava ve su kalitesinde değişmeler gibi dolaylı nedenlerle yaşlı bireyler travma ve yas, anksiyete, depresyon, kaygı, intihar, madde bağımlılığı, travma sonrası stres bozukluğu, uyku bozuklukları, kişisel kimliğin kaybı, özerklik ve kontrolün kaybı, sosyal kaçınma, sosyal ilişkilerde zorlanmalar gibi etkiler meydana gelebilmektedir. Ayrıca yaşa bağlı bilişsel bozukluklar yaşlı yetişkinlerin bu stres faktörlerine uyum sağlama yeteneğini engelleyerek savunmasızlıklarını artırmaktadır. Bu kapsamda; sağlık çalışanları bir ekip halinde hareket ederek detaylı bir değerlendirme ve tedavi sürecine katkıda bulunmalıdır (4).

Artan sıcaklıklar ve kötü hava kalitesi, yaşlanan nüfusta zihinsel sağlık için gerekli olan etkinlikler ve sosyal toplantı fırsatlarını daha da kısıtlayarak açık hava aktivitelerini engellemektedir. Bu durum, özellikle ekonomik olarak dezavantajlı veya sosyal dışlanmaya maruz kalmış yaşlı bireyler arasında sosyal kırılganlığı daha da artırmaktadır. Aşırı sıcaklıklar, yaşlı bireylerin alışveriş yapma, sağlık hizmetlerine erişim sağlama ve arkadaşlık ilişkilerini sürdürme gibi temel aktivitelerini gerçekleştirmesini zorlaştırmaktadır. Bu durum, onların bağımsızlıklarını kaybetmelerine ve daha fazla yardıma ihtiyaç duymalarına neden olmaktadır.

Literatürde yer alan ve ülkemizde yapılan bir çalışmada; Antalya’da yaşayan 60 yaş ve üzeri bireyler ile yapılan görüşmeler sonucunda, katılımcıların iklim değişikliği ve küresel ısınmayı kuraklık, sıcakların artması, mevsimsel değişiklikler, çevresel problemler ve hastalık gibi durumlarla ilişkilendirdiği görülmektedir (5). Çalışmaya göre yaşlıların iklim değişikliğine bağlı olarak sosyalleşme imkanlarının azaldığı, sağlık problemleri arttığı, sıcakların artmasından dolayı dışarıya çıkmadığı ve tedirginlik düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Benzer şekilde aynı bölgede yapılan bir başka çalışmada ise; iklim değişikliğinin yaşlıların sosyal yaşamlarını büyük ölçüde kısıtladığını, sağlık sorunları riskini artırdığı umutsuzluk, çaresizlik ve endişe gibi psikolojik boyutta ruh sağlığı problemleri yarattığını göstermiştir (6).

Kanada’da yapılan bir çalışmada; 15 yıl süresince olan kaza dışı ölümler incelenmiş, 65 yaş ve üzeri grupta iklim değişikliği ve sıcaklık artışına bağlı ölüm oranlarının yüksek olduğu görülmüş ve 2099 yılına kadar bu oranın daha da artacağı öngörülmüştür. Bu nedenle koruyucu önlemlere yönelik yeni araştırmaların yapılması planlanmıştır (7).

Prina ve ark. tarafından yürütülen bir başka çalışmada ise; literatürde yer alan ‘iklim değişikliği’ ve ‘yaşlanma’ kavramlarını içeren makaleler incelenmiş ve sıcaklık artışı konusu dışında yetersiz literatür olduğu sonucuna varılmıştır. Morbidite ve mortalite kavramına ek olarak, yaşlı bireylerin çevreleri ile olan ilişkilerine ve değer verdikleri kavramlara yönelik çalışmalar planlanması gerektiği sonucuna varılmıştır (8).

Chen ve ark. tarafından Çin’de yürütülen bir çalışmada ise; yaşlı popülasyonun iklim değişikliği ile olan mücadelesinde bakanlıklar, halk sağlığı birimleri ve klinisyenlerin birlikte hareket etmesi gerektiği ve bu konuda eğitimler ve yasal düzenlemeler yapılması gerektiği vurgulanmıştır (9).

Güncel tıp literatüründe son derece önem verilen bir konu olan sarkopeni ve iklim değişikliği ile olan ilişkisi üzerine Qaisar ve ark. tarafından yapılan bir çalışmada ise; iklim değişikliğinin önlenebilir bir risk faktörü olduğu saptanmıştır. Bu kapsamda; beslenme düzenleyici eğitimler, hava filtre sistemleri, halk sağlığı politikalarının iyileştirilmesi ve sağlık çalışanlarının bir ekip halinde bu konuda çalışması önerilmektedir (10).

Sonuç olarak, iklim değişikliği, yaşlı bireyler üzerinde biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarda çok yönlü, karmaşık ve derin etkiler yaratmaktadır. Özellikle artan sıcaklıklar, hava kirliliği, çevresel değişimler ve sosyal izolasyon, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini düşürmekte ve bu grubu daha savunmasız hale getirmektedir. İklim değişikliğine dayanıklılık sağlamak adına yaşlı bireylerin iklim değişikliği konusunda farkındalıklarının artırılması ve bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir. Yaşlı bireylerin konutlarının ve iç tasarımının aşırı sıcak ve soğuk hava dalgalarına uygun tasarlanması; yaşlı bakım merkezlerinin de yine bu kapsamda ele alınarak tasarlanması yaşlı bireylerin iklim değişikliğiyle daha kolay baş etmelerini sağlayabilir. Ayrıca, yaşlı bireylerin iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılıklarının artırılmasına yönelik geliştirilecek politika ve stratejilerde, ilgili bakanlıkların, yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin ve sağlık kurumlarının iş birliği içinde hareket etmesi büyük önem taşımaktadır.

KAYNAKLAR

1.Katey D, Zanu S. Climate change and population aging: The role of older adults in climate change mitigation. J Aging Stud. 2024;71:101274. 

2. World Health Organization (WHO). (2018). COP24 special report: Health and climate change. World Health Organization. https://iris.who.int/handle/10665/276405

3. Smirnova N, Shaver AC, Mehta AJ, Philipsborn R, Scovronick N. Climate Change, Air Quality, and Pulmonary Health Disparities. Clin Chest Med. 2023;44(3):489-499. 

4. White BP, Breakey S, Brown MJ, et al. Mental Health Impacts of Climate Change Among Vulnerable Populations Globally: An Integrative Review. Ann Glob Health. 2023;89(1):66. Published 2023 Oct 6. 

5.Işık, A., Ulus, Z., & Şatıroğlu Güldalı, P. 60 yaş ve üstü bireylerin iklim değişikliği ile ilgili düşüncelerinin yeşil sosyal hizmet bağlamında değerlendirilmesi. Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,2024; 8(2):658–682.

6.Ulu, N. N. İklim Krizinin Kentsel Alanlardaki Yaşlı Nüfus Üzerinde Etkisi ve İklim Adaleti Yaklaşımı: Antalya/Konyaaltı İlçesi Örneği. Senex: Yaşlılık Çalışmaları Dergisi, 2024;8(1):39-50.

7.Hebbern C, Gosselin P, Chen K, et al. Future temperature-related excess mortality under climate change and population aging scenarios in Canada. Can J Public Health. 2023;114(5):726-736.

8.Prina M, Khan N, Akhter Khan S, et al. Climate change and healthy ageing: An assessment of the impact of climate hazards on older people. J Glob Health. 2024;14:04101. Published 2024 May 24.

9.Chen Y, Zhou Q, Chen Y, Liyi F, Huang Z, Li X. Climate anxiety and quality of life among older adults: the mediating role of coping with climate change. BMC Geriatr. 2025;25(1):965. Published 2025 Nov 26.

10.Qaisar R, Ahmad F, Karim A. Climate Change and Sarcopenia: Mechanisms, Vulnerabilities, and Public Health Implications. Calcif Tissue Int. 2026;117(1):78. Published 2026 May 8.

24 Ağustos 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
TATDakademik

Yaşlı Hastada Mekanik Ventilasyon: Klinik Karar Verme Ve Sonuçlandırma

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 4 Ağustos 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Doç.Dr. Tanzer Korkmaz Editör: Doç.Dr. Rana Dişel

Dünya genelinde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte yoğun bakım ünitelerinde tedavi edilen yaşlı hasta sayısı hızla artmaktadır. Özellikle akut solunum yetmezliği, pnömoni, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) alevlenmesi, akut solunum sıkıntısı sendromu (ARDS) ve sepsis gibi kritik hastalıklar nedeniyle mekanik ventilasyon desteğine ihtiyaç duyan yaşlı bireyler, yoğun bakım pratiğinin giderek daha büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Ancak yaşlı hastalarda mekanik ventilasyon kararı, yalnızca gaz değişiminin düzeltilmesi veya solunum iş yükünün azaltılması açısından değil; aynı zamanda hastanın fizyolojik rezervleri, kırılganlık düzeyi, komorbiditeleri, yaşam beklentisi ve tedavi hedefleri açısından da değerlendirilmesi gereken karmaşık bir klinik süreçtir.

Yaşlanma ile birlikte solunum sisteminde meydana gelen yapısal ve fonksiyonel değişiklikler, mekanik ventilasyon uygulamalarını genç erişkinlerden farklı hale getirmektedir. Küçük hava yollarında daralma, alveoler genişleme, elastik geri çekilme kuvvetinde azalma, göğüs duvarı rijiditesinde artış ve solunum kaslarında güç kaybı gibi değişiklikler yaşlı bireylerde ventilasyon-perfüzyon uyumsuzluğunu artırmakta ve solunum rezervlerini azaltmaktadır. Bunun sonucundavital kapasite azalırken rezidüel volüm artmakta, difüzyon kapasitesi düşmekte ve hipoksemiye yatkınlık gelişmektedir. Bu fizyolojik değişiklikler, mekanik ventilasyon gereksinimini artırdığı gibi ventilatör ilişkili komplikasyonlara duyarlılığı da yükseltmektedir.1

Yaşlanmanın hava yolu anatomisi ve akciğer biyomekaniği üzerindeki etkileri yalnızca klinik gözlemlerle değil, deneysel ve sayısal modellemelerle de ortaya konmuştur. İnsan bronşiolleri üzerinde yapılan simülasyon çalışmalarında, 50-80 yaş arasında distal bronşiol çaplarında yaklaşık %10 azalma meydana geldiği, alveoler keselerin genişlediği ve akciğer dokusunun daha sert hale geldiği gösterilmiştir. Bunun sonucunda hava akımı dinamikleri değişmekte, gaz değişim etkinliği azalmakta ve ventilasyon sırasında oluşan mekanik stresin dağılımı farklılaşmaktadır. Solunum mekaniğinde 30 yaş sonrasında yılda yaklaşık %1 oranında ilerleyici bir kayıp olduğu bildirilmektedir.2

Mekanik ventilasyon yaşam kurtarıcı bir tedavi yöntemi olmakla birlikte, özellikle yaşlı hastalarda ventilatör ilişkili akciğer hasarı (VILI), ventilatör ilişkili pnömoni, diyafram disfonksiyonu ve uzamış ventilatör bağımlılığı gibi komplikasyon risklerini de beraberinde getirmektedir. Nitekim mekanik ventilasyon uygulanan kritik hastalarda mortalite yaklaşık %35 iken, bu oran ileri yaş gruplarında %50’nin üzerine çıkabilmektedir. Çin’de çok merkezli yoğun bakım ünitelerinde gerçekleştirilen geniş bir retrospektif çalışmada, 80 yaş ve üzerindeki mekanik ventilasyon uygulanan hastalarda hastane mortalitesinin yaklaşık %50’ye ulaştığı; yaşın, APACHE II skoru ve oksijenizasyon parametrelerinden bağımsız olarak mortalite için önemli bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir.3

Yaşlı Hastalarda Mekanik Ventilasyon Yönetimi: Yaşlı hastada mekanik ventilasyon, yalnızca ventilatör ayarlarının belirlenmesinden ibaret değildir. Doğru hasta seçimi, ventilasyon stratejisinin bireyselleştirilmesi, komplikasyonların önlenmesi, ventilatörden ayırma (weaning) sürecinin yönetimi ve tedavinin sonlandırılmasına ilişkin etik kararlar, klinik başarının temel bileşenlerini oluşturmaktadır. Yaşlanmaya bağlı olarak gelişen bu anatomik ve fizyolojik değişiklikler, akut solunum yetmezliği geliştiğinde yaşlı hastaların mekanik ventilasyona yanıtını belirgin şekilde etkilemektedir. Azalmış fizyolojik rezervler, eşlik eden çoklu komorbiditeler, kırılganlık sendromu ve yoğun bakım ilişkili komplikasyonlara yatkınlık nedeniyle yaşlı bireylerde mekanik ventilasyon yönetimi genç erişkinlerden farklı bir yaklaşım gerektirir. Yaşlı nüfusun artışıyla birlikte, yoğun bakım ünitelerinde mekanik ventilasyon desteğine ihtiyaç duyan geriatrik hastaların yönetimi, kendine özgü fizyolojik ve etik zorlukları beraberinde getirmektedir. Amaç yalnızca yaşamı sürdürmek değil; aynı zamanda fonksiyonel bağımsızlığı korumak, gereksiz invaziv girişimlerden kaçınmak ve hastanın değerleri doğrultusunda tedavi hedeflerini belirlemektir. Bu nedenle yaşlı hastalarda mekanik ventilasyon süreci; entübasyon kararından ventilatör ayarlarının seçimine, ventilatörden ayırma stratejilerinden yaşam sonu planlamasına kadar bütüncül bir değerlendirme gerektirmektedir.

Yaşlı Hastada Entübasyon Kararı: Geriatrik hastalarda invaziv mekanik ventilasyona başlama kararı; persistan apne, yüksek düzeyde havayolu tıkanıklığı, koruyucu reflekslerin kaybı, ciddi hipoksemi veya diğer tedavilere yanıtsız hiperkarbi gibi kesin endikasyonlara dayanmalıdır.4 Ancak karar verme sürecinde kronolojik yaş tek başına bir engel teşkil etmemeli; bunun yerine hastanın fizyolojik rezervi, eşlik eden hastalıkları ve kırılganlık düzeyi temel alınmalıdır. Akut solunum yetmezliği gelişen yaşlılarda, özellikle KOAH ve pulmoner ödem durumlarında, entübasyon ihtiyacını ve mortaliteyi azalttığı kanıtlanmış olan Non-İnvaziv Pozitif Basınçlı Ventilasyon (NIPBV) ilk seçenek olarak değerlendirilmelidir. Entübasyon kararı alındığında ise yaşlılardaki anatomik değişiklikler (diş kaybı, servikal rijidite) ve ilaçlara (opioid ve sedatifler) karşı artmış duyarlılık nedeniyle dozların %30-50 oranında azaltılması ve “düşük başla, yavaş git” ilkesinin uygulanması hayati önem taşır.

Ventilatör Ayarlarının Bireyselleştirilmesi: Yaşlanan akciğerlerde elastin fiberlerin kaybı, elastik geri çekimde azalmaya ve statik akciğer kompliyansında yaklaşık %41 oranında bir artışa neden olur. Bu durum, pozitif basınçlı ventilasyon sırasında alveollerin aşırı gerilmesine ve ventilatörle ilişkili akciğer hasarına (VILI) duyarlılığı artırır. Bu nedenle, özellikle sepsis veya ARDS tablosundaki yaşlılarda, tidal hacmin 6 mL/kg gibi düşük seviyelerde tutulduğu “akciğer koruyucu ventilasyon” stratejileri uygulanmalıdır. Ayrıca, yaşlı kalbin önyüke (preload) olan hassas bağımlılığı nedeniyle, ventilasyon sırasında konservatif sıvı yönetimi uygulanması ventilatör kaynaklı mortalitenin önlenmesinde kritik bir rol oynar.3,5,6

Weaning ve Ekstübasyon Süreci: Yaşlı hastalarda ventilatörden ayrılma (weaning) süreci, sarkopeni (kas kütlesi kaybı) ve diyafram atrofisi nedeniyle sıklıkla uzayabilmektedir. Başarılı bir weaning için, 2026 SCCM kılavuzları tarafından önerilen ve spontan solunum denemelerini (SBT) içeren “ABCDEF bundle” protokolleri titizlikle uygulanmalıdır. [A: Assess, prevent, and manage pain-Ağrıyı değerlendir, önle ve yönet; B: Both SAT and SBT: Hem Spontan Uyandırma Denemeleri (SAT) hem de Spontan Solunum Denemeleri (SBT); C: Choice of analgesia and sedation- Analjezi ve sedasyon seçimi; D: Delirium- assess, prevent, and manage- değerlendir, önle ve yönet; E: Early mobility and exercise- Erken mobilizasyon ve egzersiz; F: Family engagement and empowerment- Aile katılımı ve güçlendirilmesi]. Bu yaklaşımın, mekanik ventilasyon süresini, deliryum sıklığını ve yoğun bakımda kalış süresini azaltırken; fonksiyonel iyileşmeyi ve hasta sonuçlarını iyileştirdiği gösterilmiştir.7,8 Akut sarkopeni ile mücadele etmek için hastaya günlük 1.2 – 1.5 g/kg protein desteği sağlanmalı ve fizik tedaviye mümkün olan en erken aşamada (ilk 72 saat içinde) başlanmalıdır Ayrıca, yaşlılarda ventilatörle ilişkili pnömoni (VİP) mortalite için bağımsız bir risk faktörü olduğundan, ağız bakımı (Klorheksidin) ve yatak başının 30°-45° yükseltilmesi gibi önleyici paketlerin uygulanması weaning başarısını artırır.9

Prognoz ve Yaşam Sonu Kararları: Mekanik ventilasyon yönetimi, tıbbi başarının ötesine geçerek biyoetik ilkeler (özerklik, yararlılık, zarar vermeme ve adalet) çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hastanın kendi adına karar veremediği durumlarda, hekimlerin tıbbi verileri sunduğu, hasta vekillerinin ise hastanın değerlerini temsil ettiği “Ortak Karar Verme” (Shared Decision-Making) modeli uygulanmalıdır.4

Klinik belirsizliğin yüksek olduğu vakalarda, ventilasyonun süresiz başlatılması yerine, 48-96 saatlik objektif fizyolojik hedeflerin belirlendiği “Zaman Sınırlı Denemeler” (Time-Limited Trials) yapılması önerilir.10 Eğer tedavi hastaya net bir fayda sağlamıyor ve sadece ölme sürecini uzatıyorsa, yaşamı sürdüren tedavinin geri çekilmesi veya DNAR (resüsitasyon yapmama) kararlarının uygulanması etik ve yasal olarak kabul edilebilir bir yaklaşımdır. Bu aşamada odak noktası, hastanın onurunu koruyan kaliteli bir palyatif bakım sunmak olmalıdır.

Kaynaklar

1. Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği. Solunum sisteminde yaşlanma ve fizyolojik değişiklikler. Accessed July 19, 2026. https://www.tihud.org.tr/uploads/content/kongre/5/5.31.pdf

2. Kim J, Heise RL, Reynolds AM, Pidaparti RM. Aging effects on airflow dynamics and lung function in human bronchioles. PLoS One. 2017;12(8):e0183654. doi:10.1371/journal.pone.0183654

3. Ma JG, Zhu B, Jiang L, Jiang Q, Xi XM. Clinical characteristics and outcomes of mechanically ventilated elderly patients in intensive care units: a Chinese multicentre retrospective study. J Thorac Dis. 2021;13(4):2148-2159. doi:10.21037/jtd-20-2748

4. Karamercan MA, Bellou A, Blain H. Primary assessment and stabilization of life-threatening conditions in older patients. In: Nickel CH, Bellou A, Conroy S, eds. Geriatric Emergency Medicine. Springer International Publishing; 2018:23-48. doi:10.1007/978-3-319-19318-2_3. ISBN:978-3-319-19317-5. Turkish translation: Geriatrik Acil Tıp. Denizbaşı A, translation editors coordinator; Karcıoğlu Ö, Oktay C, Köksal Ö, Korkmaz T, Karacabey S, Sanrı E, Çetin M, translation eds.

5. Ely EW, Evans GW, Haponik EF. Mechanical ventilation in a cohort of elderly patients admitted to an intensive care unit. Ann Intern Med. 1999;131(2):96-104. doi:10.7326/0003-4819-131-2-199907200-00004

6. Nicolas-Robin A, Leblanc J, Bouadma L, et al. Elderly patients undergoing mechanical ventilation in and out of intensive care units. J Am Geriatr Soc. 2007;55(12):2065-2070. doi:10.1111/j.1532-5415.2007.01452.x

7. Marra A, Ely EW, Pandharipande PP, Patel MB. The ABCDEF bundle in critical care. Crit Care Clin. 2017;33(2):225-243. doi:10.1016/j.ccc.2016.12.005

8. Devlin JW, Skrobik Y, Gélinas C, et al. Clinical practice guidelines for the prevention and management of pain, agitation/sedation, delirium, immobility, and sleep disruption in adult patients in the ICU. Crit Care Med. 2018;46(9):e825-e873. doi:10.1097/CCM.0000000000003299

9. Sert H, Aygin D, Bölüktaş RP. Yoğun bakımdaki yaşlı hastalarda ventilatörle ilişkili pnömoni ve önlenmesi. Yoğun Bakım Hemşireliği Dergisi. 2015;19(2):60-67.

10. Kruser JM, Nadig NR, Viglianti EM, Clapp JT, Secunda KE, Halpern SD. Time-limited trials for patients with critical illness: a review of the literature. Chest. 2024;165(4):881-891. doi:10.1016/j.chest.2023.12.014

4 Ağustos 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlılarda Romatolojik Hastalıklar

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 17 Nisan 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Öğr.Gör.Dr. Ziya Uzun Editör: Doç.Dr. Ebru Ünal Akoğlu

Modern tıptaki gelişmeler sonucunda yaşam beklentisinin uzamasıyla birlikte sağlık kuruluşlarına başvuran geriatrik hasta sayısında ciddi artış gözlenmektedir. Yaşlı bireylerde kas-iskelet sistemi hastalıkları oldukça yaygın olup, romatolojik hastalıklardan kaynaklı klinik prezentasyon şekilleri geniş bir yelpazede değişmektedir. 65 yaş üzeri popülasyonda artrit prevalansı %50’ye yaklaşmaktadır. Bu durum, romatolojik hastalıkların yalnızca sıklığını değil; aynı zamanda klinik prezentasyonunu, tanı süreçlerini ve yönetimini de önemli ölçüde zorlaştırmaktadır 1.

Geriatrik hastalarda romatolojik hastalıkların değerlendirilmesi, genç hastalara kıyasla daha karmaşık olup, yaşlanma ile birlikte ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler, immün sistemdeki dönüşüm ve artan komorbid hastalık yükü bu durumun başlıca nedenlerini oluşturmaktadır. Bu faktörler, hastalıkların ortaya çıkış biçimini ve klinik seyrini önemli ölçüde etkilemektedir. Geriatrik popülasyonda komorbid hastalıkların yüksek prevalansı, polifarmasi ve geriatrik sendromların sık görülmesi daha zorlu bir tanı ve tedavi sürecine neden olmaktadır 2,3.

Geriatrik popülasyonda romatolojik hastalıkların en önemli özelliklerinden biri atipik prezentasyondur. Birçok romatolojik hastalıktaki klasik eklem bulgularından ziyade nonspesifik semptomlar şeklinde ortaya çıkabilir. Deliryum, düşme, fonksiyon kaybı veya genel durum bozukluğu gibi acil serviste sık karşılaşılan şikayetler olup, altta yatan bir romatolojik hastalığın göstergesi olabilir ve tanı sürecini güçleştirebilir. Ayrıca yaşlı hastalarda geniş ayırıcı tanı yelpazesi değerlendirme sürecinde gecikmelere ve tanısal hatalara yol açabilmektedir 1.

Yaşlanma sürecinde gelişen inflammaging (kronik düşük düzeyde inflamasyon) ve fizyolojik rezervde azalma, romatolojik hastalıkların patogenezinde ve klinik seyrinde önemli rol oynamaktadır. Bu süreçler yalnızca hastalık gelişimine katkıda bulunmakla kalmaz, aynı zamanda klinik bulguların maskelenmesine ve hastalıkların daha sinsi seyretmesine neden olabilir. Geriatrik popülasyonda romatolojik hastalıklar değerlendirilirken, tanının yanı sıra hastanın biyolojik yaşı, fonksiyonel durumu ve genel sağlık profili bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır 3.

Bu yazıda, yaşlı hastalarda romatolojik hastalıkların klinik özellikleri, tanısal güçlükler ve tedavi yaklaşımlarını güncel literatür ışığında ele almayı amaçladık.

Yaşlanma Sürecinde Romatolojik Hastalıkları Etkileyen Faktörler

Yaşlanma ile birlikte romatolojik hastalıkların sıklığı, ortaya çıkış biçimi, klinik seyri ve tedaviye yanıtı değişmektedir. Kas-iskelet sistemi, immün sistem ve metabolik süreçlerde meydana gelen değişiklikler, yaşlı hastalarda romatolojik hastalıkların daha karmaşık ve atipik bir klinik tablo ile seyretmesine neden olmaktadır. Yaşlanma süreciyle birlikte başlıca şu değişiklikler ortaya çıkmaktadır:

  1. İnflammaging: Son yıllarda yaşlanma ile ilişkili en önemli kavramlardan biri olup, yaşlı bireylerde çoğu zaman klinik olarak belirgin olmayan ancak sistemik düzeyde artmış kronik inflamatuvar durumu ifade eder. Inflammaging esnasında,
  2. IL-6, TNF-α ve CRP gibi inflamatuvar belirteçler artar
  3. Otoantikor üretimi artabilir
  4. Bağ dokusunda sürekli düşük düzeyde inflamasyon gelişebilir
  5. Bu kronik inflamasyon süreci, romatoid artrit, polimiyaljia romatika ve diğer inflamatuvar romatolojik hastalıkların gelişimine zemin hazırlarken; aynı zamanda romatolojik hastalıkların daha sinsi ve atipik seyretmesine neden olmaktadır 4,5.
  6. Bağışıklık Sistemindeki Değişiklikler: Yaşlanma ile birlikte bağışıklık sisteminde meydana gelen değişiklikler, inflamatuvar yanıt dengesini bozarak romatolojik hastalıkların gelişimini ve klinik seyrini etkilemektedir.
  7. İmmün yanıtın düzenlenmesindeki bozulma ve inflamasyon kontrolünün zayıflaması, hastalıkların daha silik ve atipik bulgularla seyretmesine yol açar. Ayrıca enfeksiyon–inflamasyon dengesindeki değişim, klinik değerlendirmede yanıltıcı olabilir 3.
  • Kas İskelet Sistemi Değişiklikleri: Yaşlanma sürecinde kas-iskelet sisteminde yapısal ve fonksiyonel değişiklikler meydana gelir. Eklem kıkırdağında dejenerasyon, eklem yüzeylerinde aşınma ve sinovyal sıvı üretiminde azalma dejeneratif süreçlerin temelini oluşturur.
  • Kas kütlesinde ve gücünde azalma (sarkopeni), eklem stabilitesini bozarak yük dağılımında değişimlere neden olmaktadır. Bu değişiklikler osteoartrit gelişimini hızlandırmakta, inflamatuvar süreçlerin etkisini artırmakta ve yaşlı hastalarda daha ağır klinik seyir ve belirgin fonksiyon kaybına yol açmaktadır 6.
  • Komorbid Hastalıklar ve Sistemik Etkileşimleri: Yaşlı hastalarda romatolojik hastalıklar sıklıkla diğer kronik hastalıklarla birlikte görülür. Artmış komorbidite yükü, hastalıkların klinik prezentasyonunu ve yönetimini doğrudan etkilemektedir.
  • Kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve böbrek hastalıkları gibi durumlar inflamatuvar süreçlerle etkileşime girerek hastalığın seyrini değiştirebilir. Kronik inflamasyon ile ateroskleroz arasındaki ilişki, romatolojik hastalıkların sistemik etkilerini daha belirgin hale getirmektedir 3.
  • Geriatrik Sendromlar ve Kırılganlık (Frailty): Kırılganlık, yaşlı hastalarda romatolojik hastalıkların prognozunu belirleyen temel faktörlerden biridir. Fizyolojik rezervde azalma ve stres yanıtının zayıflaması, hastaların hastalık toleransını azaltmaktadır.
  • Romatolojik hastalıklar ise bu süreci hızlandırarak kas kaybı, mobilite azalması ve artmış enerji tüketimine neden olur.
  • Bu nedenle romatolojik hastalıklar ile kırılganlık arasında çift yönlü bir ilişki bulunmaktadır ve bu durum hastaların genel sağlık durumunu belirgin şekilde etkilemektedir 3,7.
  • Metabolik ve Hormonal Değişiklikler: Yaşlanma ile ortaya çıkan metabolik ve hormonal değişiklikler, romatolojik hastalıkların gelişimini ve seyri üzerine etkilidir.
  • Kemik mineral yoğunluğunda azalma, kas gücünde düşüş ve metabolik dengesizlikler kas-iskelet sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturur. Bu değişiklikler hastalık gelişimine yatkınlığı artırmakta ve mevcut hastalıkların daha ağır seyretmesine neden olmaktadır 8.
  • Farmakolojik Değişiklikler ve Tedaviye Etkisi: Yaşlanma süreci, ilaçların farmakokinetik ve farmakodinamik özelliklerini etkileyerek tedaviye verilen yanıtı değiştirmektedir. Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarındaki azalma, ilaçların yarı ömürlerinin uzamasına ve yan etki riskinin artmasına yol açar.
  • Romatolojik hastalıkların tedavisinde ilaç seçimi ve doz ayarlaması sürecinde bireyselleştirilmiş yaklaşımlar gereklidir 9.

Yaşlı Hastalarda Değişen Romatolojik Hastalık Spektrumu ve Klinik Etkileri

Yaşlanma süreciyle birlikte romatolojik hastalıkların yalnızca sıklığı değil, aynı zamanda hastalık şiddeti, klinik seyri ve hastaya olan etkileri de belirgin şekilde değişmektedir. Bu değişiklikler; immün sistemdeki yeniden yapılanma, kronik inflamasyon artışı ve fizyolojik rezervde azalma ile yakından ilişkilidir. Aynı hastalık, yaşlı bireylerde genç bireylere kıyasla tamamen farklı bir klinik tablo ile prezente olabilir.

  • Geriatrik hastalarda romatolojik hastalıkların değerlendirilmesinde temel yaklaşım; hangi hastalıkların daha ağır seyrettiği, hangilerinin atipik prezentasyon gösterdiği ve hangilerinin daha hafif klinik seyir izlediğinin belirlenmesidir. Klinik değerlendirmede hastalığın tanısından ziyade hastaya olan etkisi ön planda tutulmalıdır 1,3.

Yaşlılıkta Yeni Ortaya Çıkan Romatolojik Hastalıklar Nelerdir?

Polimiyaljia Romatika: Genellikle 50 yaş ve üzerinde ortaya çıkan, ileri yaşa özgü inflamatuvar bir hastalıktır.

  • En sık omuz ve kalça kuşağında ağrı ve belirgin sabah tutukluğu ile karakterizedir.
  • Yaşlı hastalar çoğunlukla ağrıdan ziyade hareket kısıtlılığından yakınır.
  • Klinik olarak bilateral omuz ağrısı, 45 dakikadan uzun süren sabah tutukluğu, üst ekstremite hareketlerinde kısıtlılık ve günlük aktivitelerde azalma ön plandadır.
  • Eritrosit sedimentasyon hızı ve C-reaktif protein düzeyleri sıklıkla yüksektir.
  • Düşük doz kortikosteroid tedavisine dramatik yanıt vermesi tanı açısından önemli bir ipucudur.
  • Polimiyalji romatika ile temporal arterit birlikteliği sık olduğundan, baş ağrısı ve görsel semptomlar mutlaka sorgulanmalıdır 9.

Dev Hücreli Arterit (Temporal Arterit): İleri yaşlarda görülen büyük damar vaskülitlerinden biridir ve genellikle 50 yaş üzeri bireylerde ortaya çıkar.

  • Hastalık sıklıkla yeni başlangıçlı baş ağrısı ile prezente olur; çene kladikasyonu, saçlı deride hassasiyet ve görme bozuklukları eşlik edebilir.
  • Görme kaybı en ciddi ve genellikle geri dönüşümsüz komplikasyondur.
  • Yaşlı hastalarda yeni gelişen baş ağrısı varlığında dev hücreli arterit mutlaka akla gelmelidir.
  • Polimiyaljia romatika ile sık birliktelik göstermesi nedeniyle ayrıntılı klinik değerlendirme gereklidir 10.

Yaşlılıkla birlikte etkisi artan romatolojik hastalıklar hangileridir?

Osteoartrit: Yaşlı popülasyonda en sık görülen romatolojik hastalıktır.

  • En sık diz, kalça ve el eklemlerini tutar.
  • Mekanik karakterde, hareketle artan ve istirahatle azalan ağrı ile seyreder.
  • Zamanla eklem hareketlerinde kısıtlılık ve deformite gelişir.
  • Hastalığın ilerlemesiyle mobilitede azalma, kas gücünde düşüş ve sarkopeni gelişerek düşme riskini artırır ve bağımsız yaşamı kısıtlar.
  • Osteoartrit, yaşlı hastalarda fonksiyonel kapasiteyi doğrudan etkileyen önemli bir sağlık sorunudur 11,12.

Gut Artriti: Ürik asit kristallerinin eklem içinde birikmesi sonucu gelişen inflamatuvar bir hastalıktır ve yaşla birlikte sıklığı artar.

  • Genç hastalarda tipik olarak birinci metatarsofalangeal eklem tutulumu görülürken, yaşlı hastalarda daha atipik eklem tutulumları izlenebilir.
  • Hastalık yaşlılarda daha kronik seyredebilir ve tofüs oluşumu daha sık görülür.
  • Böbrek hastalıkları, diüretik kullanımı ve metabolik bozukluklar gelişim riskini artırır.
  • Yaşlı hastalarda akut eklem ağrısı değerlendirilirken gut artriti mutlaka ayırıcı tanıda düşünülmelidir 13.

Romatoid Artrit: Yaşlı hastalarda romatoid artrit farklı klinik özellikler gösterebilir.

  • Geç başlangıçlı romatoid artrit genellikle daha ani başlar ve büyük eklemleri tutma eğilimindedir.
  • Geç başlangıçta sistemik inflamasyon bulguları daha belirgin olabilir ve klasik küçük eklem tutulumu her zaman ön planda olmayabilir.
  • Bu durum tanıda gecikmeye yol açabilir ve hastalığın ilerlemesine bağlı fonksiyon kaybı gelişebilir 1,3.

Osteoporoz: Kemik mineral yoğunluğunda azalma ile karakterize olup yaşlı popülasyonda oldukça yaygındır.

  • Genellikle asemptomatik seyretmekte ve ilk bulgu kırık gelişimi olabilmektedir.
  • Özellikle vertebra ve kalça kırıkları mortalite ve morbiditeyi artırır.
  • Hormonal değişiklikler ve özellikle postmenopozal dönemde östrojen azalması osteoporoz gelişiminde önemli rol oynar.
  • Bu nedenle osteoporoz yalnızca bir kemik hastalığı değil, yaşam kalitesi ve yaşam süresini etkileyen önemli bir durumdur 14.

Yaşlılıkla birlikte etkisi azalan romatolojik hastalıklar var mıdır?

Sistemik Lupus Eritematozus: Genellikle genç kadınlarda görülen bu otoimmün hastalığın ileri yaşta başlangıcı nadirdir.

  • Yaşlı hastalarda görüldüğünde daha atipik bir klinik seyir izler ve klasik organ tutulumları daha az belirgindir.
  • Halsizlik, kilo kaybı ve hafif eklem ağrıları gibi nonspesifik semptomlar ön planda olabilir. Bu durum tanıda gecikmelere neden olabilmektedir 1.

Spondiloartropatiler: Genellikle genç yaşta başlayan bu hastalık grubu ileri yaşlarda nadir görülür.

  • İnflamatuvar sırt ağrısı ve sabah tutukluğu temel klinik özelliklerdir.
  • Yaşlı hastalarda sırt ağrısının çoğunlukla mekanik nedenlere bağlı olması nedeniyle ayırıcı tanı dikkatli yapılmalıdır.
  • Bu hastalıklar ileri yaş grubunda nadir görülmeleri nedeniyle tanısal değerlendirmede daha geri planda yer alır 1.

Yaşlılardaki Romatolojik Durumların Acil Servis Değerlendirmesi

Acil serviste yaşlı hastalarda romatolojik açıdan değerlendirme, genç erişkinlere kıyasla daha karmaşıktır. Yaşlı popülasyonda komorbidite yükü, polifarmasi ve kırılganlık (frailty) sıklıkla birlikte bulunmakta; inflamatuvar romatolojik hastalıklar ise çoğu zaman klasik klinik bulgularla prezente olmamaktadır.

Düşme, deliryum, fonksiyon kaybı, yeni gelişen immobilite ve açıklanamayan ağrı gibi sık karşılaşılan semptom ve bulgular, altta yatan romatolojik hastalıkları maskeleyebilir.

Acil serviste ilk yaklaşım, yalnızca eklem ağrısını değerlendirmekten ziyade başvurunun enfeksiyon, vaskülit kaynaklı iskemi, ilaç toksisitesi veya yeni gelişen fonksiyon kaybı ile ilişkili olup olmadığını belirlemeye odaklanmalıdır 3.

Acil servis yaklaşımının temeli, öncelikle hayatı tehdit eden durumların dışlanmasıdır.

İlk değerlendirmede vital bulgular, bilinç durumu, yeni gelişen yürüme bozukluğu, düşme öyküsü, immünsupresyon varlığı, yakın dönemde başlanan veya kesilen steroid ve diğer romatolojik tedaviler ile mevcut ilaç kullanımı birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca eşlik eden geriatrik sendromlar, polifarmasi ve yüksek riskli ilaç kullanımı (steroidler, nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar, biyolojik ajanlar vb.), kısa dönem olumsuz sonuçları artırarak acil serviste uygulanacak tedavinin güvenliğini doğrudan etkileyebilmektedir 15.

  • Acil serviste yapılan en önemli hatalardan biri, yaşlı hastalarda sıcak, şiş ve ağrılı eklemin yalnızca romatizmal hastalık alevlenmesi olarak değerlendirilmesidir.

Ayırıcı tanıda öncelikle dışlanması gereken durum septik artrittir. İleri yaşta yüksek mortalite ve morbiditeye sahip olan bu tablo, acil tanı ve tedavi gerektirir. Gecikme; sepsis, kalıcı eklem hasarı ve ölüm riskinde artışa yol açabilir. Bu nedenle erken eklem aspirasyonu, sinovyal sıvı analizi, uygun antibiyotik tedavisi ve gerektiğinde cerrahi kaynak kontrolü kritik öneme sahiptir.

  • İmmünsupresif tedavi alan yaşlı hastalarda enfeksiyon bulgularının silik olabileceği, ateş yanıtının baskılanabileceği ve laboratuvar bulgularının yanıltıcı olabileceği unutulmamalıdır. Özetle, acil serviste monoartrit değerlendirmesinde temel yaklaşım “önce septik artriti dışla, sonra inflamasyonu tanımla” şeklinde olmalıdır 16.

Septik artrit ayırıcı tanısında kristal artritler de önemli bir yer tutar. Ürik asit veya kalsiyum pirofosfat kristallerinin eklemde birikimi ile oluşan bu hastalıklar, özellikle ileri yaşta sık görülür ve septik artriti taklit edebilir. Nadiren iki durum birlikte de bulunabilir.

  • Bu nedenle akut mono- veya oligoartrit ile başvuran hastalarda kristal artrit düşünülse dahi eklem aspirasyonu uygulanmalıdır.
  • Tedavide kullanılan nonsteroid antiinflamatuar (NSAİ) ilaçlar, kolşisin ve glukokortikoidler yaşlı hastalarda böbrek fonksiyon bozukluğu, gastrointestinal kanama ve ilaç etkileşimleri açısından dikkatle değerlendirilmelidir.
  • Bu hasta grubunda standart tedavi yaklaşımlarından ziyade bireyselleştirilmiş tedavi planları tercih edilmelidir 13,17.

Acil serviste gözden kaçırılmaması gereken önemli bir diğer durum dev hücreli arterit ve ilişkili polimiyaljia romatikadır.

  • Elli yaşın üstündeki hastalarda yeni başlangıçlı baş ağrısı, çene kladikasyonu, saçlı deri hassasiyeti, ani görme azalması veya diplopi varlığında bu tanılar mutlaka akla gelmelidir.
  • Dev hücreli arterit, görmeyi tehdit eden bir vaskülit olup erken dönemde yüksek doz glukokortikoid tedavisinin başlanması kalıcı görme kaybını önlemek açısından kritik öneme sahiptir.
  • Polimiyaljia romatika genellikle daha subakut seyretmekle birlikte, eşlik eden dev hücreli arterit açısından baş ağrısı ve görsel semptomlar mutlaka sorgulanmalıdır.
  • Yüksek eritrosit sedimentasyon hızı (ESR) ve C-reaktif protein (CRP) düzeyleri ile birlikte klinik şüphe varlığında ampirik tedavi geciktirilmemelidir 18,19.

İleri yaştaki hastalarda büyük eklemleri tutan ağrı ve beklenenden yüksek akut faz reaktanları (AFR) varlığında yalnızca dejeneratif hastalık düşünülerek semptomatik tedavi verilmesi önemli bir hatadır.

Geç başlangıçlı romatoid artrit akut semptomlarla başvurabilir, büyük ve proksimal eklemleri daha sık tutabilir ve daha düşük seropozitiflik gösterebilir. Bu durum osteoartrit gibi hastalıklarla karışarak tanıda gecikmeye neden olabilir. Ayrıca yaşlı hastalarda romatoid artrit varlığının, daha yüksek komorbidite ve artmış hastane yatış oranları ile ilişkili olduğu bildirilmiştir 20.

Yaşlı romatoloji hastalarında acil serviste yaklaşımın önemli bir bileşeni de ilaç güvenliğidir. Romatolojik tedaviler, biyolojik ajanlar, steroidler, antikoagülanlar, diüretikler ve analjeziklerin kombinasyonu hem başvuru semptomlarını hem de tedavi risklerini önemli ölçüde etkileyebilir.

  • Bu nedenle acil serviste yalnızca “hangi ilaçlar kullanılıyor?” sorusu değil, aynı zamanda “hangi ilaçlar mevcut klinik tabloyu ağırlaştırıyor?” sorusu da sorulmalıdır.

NSAİ ilaçlara başlanmadan önce böbrek fonksiyonları, kalp yetmezliği ve kanama riski, steroid tedavisinden önce enfeksiyon, hiperglisemi ve deliryum riski, kolşisin kullanımında ise böbrek fonksiyon bozukluğu ve ilaç etkileşimleri dikkatle değerlendirilmelidir 21.

Son söz olarak …

Yaşlı hastalarda romatolojik hastalıkların acil servis değerlendirmesi; atipik klinik prezentasyon, artmış komorbidite yükü ve polifarmasi nedeniyle genç hastalara kıyasla daha karmaşıktır.

Bu hasta grubunda başvurular çoğunlukla klasik eklem bulgularından ziyade fonksiyon kaybı, düşme, deliryum ve genel durum bozukluğu gibi nonspesifik semptomlarla olabilir.

Acil serviste yaklaşımın temeli, romatolojik hastalığın tanısını koymaktan önce hayatı tehdit eden durumların dışlanmasıdır.

Yaşlı hastalarda romatolojik hastalık şüphesinde temel yaklaşım enfektif ve vaskülitik acillerin öncelikle dışlanması, ardından inflamatuvar ve dejeneratif nedenlerin sistematik olarak değerlendirilmesi şeklinde olmalıdır.

Tedavi planı ise hastanın genel durumu, mevcut komorbiditeleri ve kullandığı ilaçlar göz önünde bulundurularak bireyselleştirilmelidir.

Kaynaklar

  1. Levinson J, Buehring B. Pitfalls and pearls in diagnosing inflammatory arthritis in older patients. Joint Bone Spine. 2024 Dec;91(6):105719.
  2. Agarwal, Avarna; Padhan, Prasanta. Rheumatic diseases in the elderly: Challenges and management. Journal of Integrative Medicine and Research 2(3):p 202-205, Jul–Sep 2024.
  3. van Onna M, Boonen A. Challenges in the management of older patients with inflammatory rheumatic diseases. Nat Rev Rheumatol. 2022 Jun;18(6):326-334.
  4. Fulop T, Larbi A, Pawelec G, Khalil A, Cohen AA, Hirokawa K, Witkowski JM, Franceschi C. Immunology of Aging: the Birth of Inflammaging. Clin Rev Allergy Immunol. 2023 Apr;64(2):109-122.
  5. Franceschi C, Garagnani P, Parini P, Giuliani C, Santoro A. Inflammaging: a new immune-metabolic viewpoint for age-related diseases. Nat Rev Endocrinol. 2018 Oct;14(10):576-590. 
  6. Salaffi F, Farah S, Di Carlo M. Frailty syndrome in rheumatoid arthritis and symptomatic osteoarthritis: an emerging concept in rheumatology. Acta Biomed. 2020 May 11;91(2):274-296.
  7. Lieber SB, Wysham KD, Sattui SE, Yung R, Misra D. Frailty and rheumatic diseases: evidence to date and lessons learned. Lancet Rheumatol. 2024 Dec;6(12):e881-e891.
  8. Cruz-Jentoft AJ, Bahat G, Bauer J, Boirie Y, Bruyère O, Cederholm T, Cooper C, Landi F, Rolland Y, Sayer AA, Schneider SM, Sieber CC, Topinkova E, Vandewoude M, Visser M, Zamboni M; Writing Group for the European Working Group on Sarcopenia in Older People 2 (EWGSOP2), and the Extended Group for EWGSOP2. Sarcopenia: revised European consensus on definition and diagnosis. Age Ageing. 2019 Jan 1;48(1):16-31. 
  9. Florescu MM, Bobircă F, Florescu A, Pădureanu V, Bobircă A, Ciurea PL, Criveanu C, Florescu LM, Muşetescu AE. Polymyalgia rheumatica: An update (Review). Exp Ther Med. 2023 Oct 5;26(6):543.
  10. Shahid F, Farooq H, Abeer H, Mahmood GM, Sheikh H, Ameer MZ, Fatima L, Ameer F, Amjad Z, Ahmad TZ, Rehman G, Rehman AU. The Association of Polymyalgia Rheumatica and Giant Cell Arteritis With COVID-19 Vaccination: A Systematic Review. Clin Med Insights Arthritis Musculoskelet Disord. 2026 Jan 19;19:11795441251414673.
  11. Motta F, Sica A, Selmi C. Frailty in Rheumatic Diseases. Front Immunol. 2020 Oct 29;11:576134. doi: 10.3389/fimmu.2020.576134.
  12. Johnston CB, Dagar M. Osteoporosis in Older Adults. Med Clin North Am. 2020 Sep;104(5):873-884.
  13. FitzGerald JD, Dalbeth N, Mikuls T, Brignardello-Petersen R, Guyatt G, Abeles AM, Gelber AC, Harrold LR, Khanna D, King C, Levy G, Libbey C, Mount D, Pillinger MH, Rosenthal A, Singh JA, Sims JE, Smith BJ, Wenger NS, Bae SS, Danve A, Khanna PP, Kim SC, Lenert A, Poon S, Qasim A, Sehra ST, Sharma TSK, Toprover M, Turgunbaev M, Zeng L, Zhang MA, Turner AS, Neogi T. 2020 American College of Rheumatology Guideline for the Management of Gout. Arthritis Care Res (Hoboken). 2020 Jun;72(6):744-760.
  14. Morin SN, Leslie WD, Schousboe JT. Osteoporosis: A Review. JAMA. 2025 Sep 9;334(10):894-907.
  15. Gunaga S, Carpenter CR, Kennedy M, Southerland LT, Lo AX, Lee S, Swan K, Mowbray F, Skains RM, Hogan TM, Casey MF, Ouchi K, George NR, de Wit K, Gettel CJ, Selman K, Ragsdale LC, Chary AN, van Oppen JD, Arendts G, Maddow CL, Hunold KM, Tyler KR, Khoujah D, Hwang U, Liu S. A Model for Developing Subspecialty Clinical Practice Guidelines: The Geriatric Emergency Department Guidelines 2.0. J Am Coll Emerg Physicians Open. 2025 Sep 16;6(6):100247.
  16. He M, Arthur Vithran DT, Pan L, Zeng H, Yang G, Lu B and Zhang F (2023) An update on recent progress of the epidemiology, etiology, diagnosis, and treatment of acute septic arthritis: a review. Front. Cell. Infect. Microbiol. 13:1193645.
  17. Pascart T, Filippou G, Lioté F, Sirotti S, Jauffret C, Abhishek A. Calcium pyrophosphate deposition disease. Lancet Rheumatol. 2024 Nov;6(11):e791-e804.
  18. Buttgereit F, Matteson EL, Dejaco C. Polymyalgia Rheumatica and Giant Cell Arteritis. JAMA. 2020 Sep 8;324(10):993-994. 
  19. Bilton EJ, Mollan SP. Giant cell arteritis: reviewing the advancing diagnostics and management. Eye (Lond). 2023 Aug;37(12):2365-2373.
  20. Risal UP, Bhattarai U. Late-Onset Rheumatoid Arthritis (LORA): A Diagnostic and Therapeutic Challenge Among Older Patients Visiting a Poorly Resourced Health-Care Setting. Mediterr J Rheumatol. 2024 Dec 31;35(4):573-578. 
  21. Skains RM, Koehl JL, Aldeen A, Carpenter CR, Gettel CJ, Goldberg EM, Hwang U, Kocher KE, Southerland LT, Goyal P, Berdahl CT, Venkatesh AK, Lin MP. Geriatric Emergency Medication Safety Recommendations (GEMS-Rx): Modified Delphi Development of a High-Risk Prescription List for Older Emergency Department Patients. Ann Emerg Med. 2024 Sep;84(3):274-284.
  22.  
17 Nisan 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlı Hastada Endokrin Aciller: Tanı ve Tedavide Yaşa Özgü Farklılıklar

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 13 Mart 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Editör: Prof.Dr.Mehmet Ali Aslaner Yazar: Uzm.Dr. Kudret Selki

Giriş

Acil servis başvurularında geriatrik popülasyonun giderek artan oranı, hekimleri çok daha karmaşık ve atipik hastalık prezentasyonları ile karşı karşıya bırakmaktadır. Yaşlanma süreciyle birlikte organ sistemlerinde meydana gelen fizyolojik regresyon ve stres yanıtındaki zayıflama, literatürde “homeostenoz” kavramı ile tanımlanmakta olup; bu durum yaşlı hastanın akut patolojilere karşı kompanzasyon yeteneğini dramatik ölçüde azaltmaktadır. Endokrinolojik aciller, bu fizyolojik rezerv kaybının, komorbiditelerin ve eşlik eden polifarmasinin en belirgin yansımalarının görüldüğü klinik tabloların başında gelmektedir1,2.

Sağlıklı yaşlılarda önemli endokrin fonksiyonlar genellikle iyi korunsa da, endokrin bozukluklar sıklıkla atipik ve spesifik olmayan belirtilerle ortaya çıkar ve genellikle başka tıbbi durumlar için yapılan taramalar sırasında tesadüfen saptanır.Genç popülasyonda belirgin otonomik hiperaktivite veya spesifik şikayetlerle kendini gösteren hiperosmolar krizler, tiroid fırtınası veya adrenal yetmezlik gibi hayatı tehdit eden tablolar; yaşlı hastalarda sıklıkla açıklanamayan deliryum, düşme, senkop veya letarji gibi oldukça silik ve nonspesifik semptomlarla kendini göstermektedir1,3. Bu yazıda, geriatrik hastalarda en sık karşılaşılan endokrin acillerin tanısında, maskelenen klasik bulgular ele alınmış ve hücresel yaşlanma, azalan böbrek/kardiyak rezervler göz önüne alınarak acil servis resüsitasyonunda dikkat edilmesi gereken yaşa özgü tedavi stratejileri özetlenmiştir.

Yaşlanma Sürecinde Endokrin Sistemdeki Fizyolojik ve Farmakolojik Değişiklikler

Yaşlanma, hipotalamik-hipofizer aksı ve dolayısıyla tüm endokrin sistemi karmaşık mekanizmalarla etkiler. Yaşlanmayla birlikte bazı endokrin organlar hipoaktif duruma gelirken, bazılarında da hiperaktif durum görülebilir. Bu hormonal değişimler; sarkopeni, bilişsel bozukluklar, ateroskleroz, osteoporoz ve kırılganlık gibi yaşlılık sorunlarının temelinde yer alır2. Acil klinik tabloları şekillendiren başlıca sistemik ve farmakolojik değişiklikler şunlardır:

  • Sıvı-Elektrolit ve Su Metabolizması: Yaşlanma ile böbreğin suyu atma ve idrarı konsantre etme kapasitesi azalır, bu da hastayı hem hiponatremiye hem de hiperozmolariteye yatkın hale getirir. Yaşlılarda ozmotik değişikliklere karşı hipotalamik osmoreseptör duyarsızlığı gelişir ve susama cevabı azalır. Aynı zamanda vazopressin düzeylerinin artması yaşlıları hiponatremiye yatkın hale getirirken, artan atrial natriüretik peptid noktüriye neden olur4,5.
  • Karbonhidrat Metabolizması: Yaşla ilişkili insülin direnci gelişir ve buna bağlı olarak kanda insülin düzeyleri artar. Bu durum yaşlıları hipertansiyona, düşük yoğunluklu lipoproteinlerde artışa ve yüksek yoğunluklu lipoproteinlerde düşüşe eğilimli hale getirir6-9.
  • Hipofiz ve Büyüme Hormonu Aksı: Hipofizde yaşa bağlı mikrovasküler değişiklikler ve fibrozis görülür; bu durum hormonların salınım miktarını ve sirkadiyen ritimlerini bozar. Büyüme hormonu 40’lı yaşlardan itibaren azalmaya başlar ve insülin benzeri büyüme faktörü-1 düzeyleri düşer10.
  • Tiroid Aksı: Normal yaşlanma sürecinde tiroid stimülan hormon ve T4 seviyeleri genellikle değişmezken, tiroksinin klirens hızı azaldığı için serbest T4 seviyeleri sabit kalır. Ancak üretiminin azalmasına bağlı olarak aktif hormon olan serbest T3 düzeyleri düşer11-13.
  • Adrenal Aks: Kortizol klirensi yaşla birlikte azaldığı için bazal kortizol seviyeleri yaşlanmadan belirgin şekilde etkilenmez. Dışarıdan verilen adrenokortikotropik hormona (ACTH) karşı adrenal kortizol yanıtı azalır, ancak baskılayıcı testlerde deksametazon kortizolü gençler kadar etkin baskılayamaz. Adrenal bezlerden salgılanan dehidroepiandrosteron sülfat hormonu ise dramatik bir şekilde düşerek 80’li yaşlarda gençlikteki seviyesinin %20’sine iner2,14.
  • Kalsiyum Metabolizması: Bağırsaklardan kalsiyum emiliminin azalması ve D vitamini seviyelerindeki düşüşe tepki olarak parathormon düzeyleri yaklaşık %30 oranında artar (kompansatuvar mekanizma); bu tablo osteoporozu hızlandırır14.
  • Otonomik ve Farmakolojik Faktörler: Otonomik sinir sistemindeki değişikliklere bağlı olarak yaşlılarda adrenerjik yanıt körelir. Ek olarak, yaşlı hastaların sıklıkla maruz kaldığı polifarmasi  endokrin krizlere karşı oluşması beklenen klasik fizyolojik yanıtları ciddi şekilde maskeler14.

Endokrin Aciller

1. Glukoz Metabolizması Acilleri7-9,15,16

Yaşlı hastalarda glukoz metabolizması acillerinin yönetimindeki en kritik prensip, katı glisemik kontrolden ziyade hastanın fonksiyonel durumuna göre hedeflerin bireyselleştirilmesi ve ölümcül olabilen hipoglisemiden kesinlikle kaçınılmasıdır.

  • Maskelenmiş Hipoglisemi: Yaşlı diyabetik hastaların acil tedavisindeki birincil hedef hipoglisemiden kaçınmaktır. Kognitif problemler, hatalı insülin kullanımı, yetersiz beslenme ve azalan böbrek klirensi nedeniyle yaşlılarda hipoglisemi gelişme ve fark edilmeme riski çok daha yüksektir. Yaşlılarda otonom nöropati ve adrenerjik yanıtların körelmesi nedeniyle, hipogliseminin klasik otonomik uyarıcı semptomları (terleme, çarpıntı, titreme) kaybolur (maskelenmiş hipoglisemi). Hastalar acil servise genellikle doğrudan nöroglikopenik semptomlarla (deliryum, konfüzyon, fokal nörolojik defisitler veya koma) getirilirler.
  • Hiperosmolar Hiperglisemik Durum (HHD): Yaşlı popülasyonda diyabetik ketoasidoza (DKA) kıyasla çok daha sık görülen, daha sinsi ilerleyen ve mortalite oranı (%10-20) çok daha yüksek olan bir tablodur. Tanı; kan şekerinin >600 mg/dl, ozmolaritenin >320 mOsm/kg olması, ağır dehidratasyon bulunması ve keton olmaması ile konur. Yaşlılarda susama hissinin azalması ve ketozis kaynaklı kusmaların olmaması nedeniyle sinsi bir başlangıç gösterir; sıvı kaybı (ortalama 8-10 litre) hastayı uyarmadan çok ağır bir seviyeye ulaşır.
    • Acil Yönetim: Tedavideki en kritik nokta sıvı ve elektrolit replasmanıdır. Ancak yaşlılarda sıklıkla eşlik eden komorbid kalp ve böbrek yetmezliği nedeniyle agresif sıvı resüsitasyonu, iyatrojenik volüm yüklenmesine ve akut pulmoner ödeme yol açabilir. Bu nedenle sıvı açığı kapatılırken mutlaka fizik muayene ve ultrasonografi (USG) gibi yöntemlerle sıkı takip yapılmalıdır.
  • DKA ve Laktik Asidoz: İnsülin eksikliği ve enfeksiyon gibi tetikleyici faktörlerin varlığında yaşlı tip 2 diyabetiklerde de DKA gelişebilir. Yaşlılarda laktik asidoz eşlik etme riskinin yüksekliği, atipik karın ağrısı veya sadece bilinç bulanıklığı ile geliş, tanıyı zorlaştıran faktörlerdir. Ayrıca yaşlı hastalarda böbrek fonksiyonlarında azalma veya kalp/akciğer hastalığına bağlı doku hipoksisi mevcutsa, metformin kullanımına bağlı olarak ağır laktik asidoz (kan laktat >5 mmol/l, pH <7.3) tablosu gelişebileceği akılda tutulmalıdır.

2. Tiroid Bezi Acilleri11-13

Tiroid krizleri, yaşlı hastalarda klasik bulguların tamamen zıttı bir klinik yelpazede karşımıza çıkabilir ve bu durum tanıda ciddi gecikmelere yol açar.

  • Apatetik Tirotoksikoz (Tiroid Fırtınası): Yaşlıların yaklaşık üçte birinde hipertiroidinin klasik hiperaktivite, anksiyete, terleme ve tremor gibi bulguları görülmez. Bunun yerine klinik tablo; açıklanamayan letarji, belirgin kilo kaybı, proksimal kas güçsüzlüğü ve yeni gelişen atriyal fibrilasyon (AF) veya dirençli kalp yetmezliği ile giden “apatetik tirotoksikoz” şeklinde ortaya çıkar. Gençlerden farklı olarak yaşlılarda tanıda mutlaka ciddi kardiyak değerlendirme yapılmalıdır.
    • Acil Yönetim: Tedavide beta-bloker (örn. propranolol) kullanımı temel taşlardan biri olsa da, dekompanse kalp yetmezliği ve bronkospazm riski olan yaşlılarda bu ajanlar çok dikkatli titre edilmelidir. Ayrıca dehidratasyon durumundaki hastalarda intravenöz kristalloid infüzyonu ve inaktif T4 formun T3’e dönüşümünü önlemek için hidrokortizon tedavisi de önerilir.
  • Miksödem Koması: Sıklıkla uzun süreli hipotiroidisi olan yaşlılarda araya giren bir pnömoni, soğuğa maruziyet veya ilaç kullanımı (örn. amiodaron, lityum) ile tetiklenir. Hipotermi, açıklanamayan bradikardi, hiponatremi ve mental durum değişikliği triadı ile karakterizedir ve bu atipik tablo yaşlılarda sıklıkla sepsis ile karıştırılabilir.
    • Acil Yönetim: İntravenöz levotiroksin replasmanı tedavinin merkezinde yer alsa da, tiroid hormonu miyokardın oksijen tüketimini artırır. Sessiz iskemisi olan yaşlılarda yüksek doz replasman akut miyokard enfarktüsünü veya ölümcül aritmileri tetikleyebileceğinden, ilaca her zaman çok düşük dozlarda başlanmalı (“Start low, go slow” prensibi) ve doz yavaşça artırılmalıdır.
Şekil 1. Geriatrik Tiroid Replasmanında ”Start Low, Go Slow” Prensibi

3. Adrenal Aciller14,17,18

Adrenal korteks disfonksiyonları yaşlılarda genellikle sinsi ilerler, ancak stres faktörleri ile karşılaşıldığında hızla yaşamı tehdit eden krizlere dönüşebilir.

  • Akut Adrenal Kriz (Adrenal Yetmezlik): Yaşlılarda adrenal yetmezliğin en yaygın nedeni, otoimmün hastalıklardan ziyade uzun süreli iatrojenik glukokortikoid tedavisinin aniden kesilmesidir. Yaşlılarda kortizol klirensi azaldığı için bazal kortizol seviyeleri genellikle normal sınırlarda kalır; ancak akut stres anında (enfeksiyon, cerrahi) beklenen kortizol yanıtı yetersiz kalabilir.
    • Yaşa Özgü Fark: Klasik hiperpigmentasyon veya spesifik bulgular görülmeyebilir. Hastalar acil servise genellikle açıklanamayan dirençli şok (vazopressörlere yanıtsız hipotansiyon), derin letarji, açıklanamayan hiponatremi ve hiperkalemi tablosu ile getirilir.
    • Acil Yönetim: Hemodinamik instabilite varlığında, tanısal testlerin (ACTH stimülasyon testi) sonuçları beklenmeden derhal ampirik intravenöz hidrokortizon tedavisine başlanmalıdır.

4. Hipofiz Acilleri: Akut Hipopitüitarizm10

Yaşlılıkta hipofiz bezinde meydana gelen mikrovasküler değişiklikler ve interstisyel fibrozis, hormonal salınım amplitüdlerini ve sirkadiyen ritimleri bozarak hastayı yetmezlik tablolarına yatkın hale getirir.

  • Etiyoloji ve Risk Faktörleri: Yaşlı popülasyonda akut hipopitüitarizmin en sık nedenleri kafa travmaları ve “boş sella” sendromudur. Özellikle hemorajik serebrovasküler olaylar, hipofiz yetmezliği için kritik bir risk faktörüdür; subaraknoidal kanama geçiren hastaların %30-35’inde hipopitüitarizm geliştiği bildirilmiştir.
  • Klinik Prezentasyon: Yaşlılarda hipofiz yetmezliği bulguları hem hasta hem de hekim tarafından sıklıkla “yaşlanmanın doğal bir sonucu” olarak görülüp hafife alındığı için tanı sıklıkla gecikir. Acil serviste bu tablo genellikle kilo alma, açıklanamayan halsizlik, dirençli hipotansiyon ve soğuk intoleransı gibi nonspesifik belirtilerle karşımıza çıkar.
  • Acil Yönetim ve Tanı: Adrenal yetmezlik şüphesinde sabah kortizol düzeyinin <4 mcg/dl olması tanıyı kesinleştirirken, >18 mcg/dl olması dışlamaktadır. Yaşlılarda insülin tolerans testi riskli kabul edildiği için tanı aşamasında “Kısa ACTH (Synacthen) testi” tercih edilmelidir.
    • Kritik Uyarı: Acil serviste hem tiroid hem de adrenal yetmezliği bir arada saptanan yaşlı hastalarda, tiroid hormonu replasmanından önce mutlaka hidrokortizon tedavisi başlanmalıdır. Aksi takdirde, artan metabolik hız adrenal krizi tetikleyebilir.

5. Elektrolit ve Su Metabolizması Bozuklukları4,5,18

Yaşlılarda endokrin disfonksiyonlar (özellikle hipofizer veya adrenal kaynaklı olanlar) acil servise sıklıkla sadece izole elektrolit bozuklukları şeklinde yansır.

  • Hiponatremi ve Uygunsuz ADH Sendromu (SIADH): Hiponatremi, acil servise başvuran yaşlılarda en sık karşılaşılan ve mortalitenin bağımsız bir belirleyicisi olan elektrolit anormalliğidir. En sık nedeni SIADH’tır. Yaşlıların sıklıkla kullandığı polifarmasi rejimi (özellikle tiyazid grubu diüretikler ve SSRI grubu antidepresanların eşzamanlı kullanımı) hiponatremi riskini 13,5 kata kadar artırmaktadır. Düşmelerin, senkopların ve akut kognitif değişikliklerin gizli nedeni sıklıkla hiponatremidir.
  • Hipernatremi: Azalmış susama hissi ve kısıtlı mobiliteye bağlı olarak suya ulaşamama, yaşlılarda sessiz ve derin bir dehidratasyona yol açar. Acil serviste bu hastaların sıvı resüsitasyonu planlanırken, ozmotik demiyelinizasyon sendromu gibi kalıcı nörolojik hasarları engellemek için serum sodyumunun düzeltilme hızı dikkatle ayarlanmalı ve 24 saatte 8-10 mEq/L’den fazla düşürülmemelidir.

6.Kalsiyum Metabolizması Acilleri1,2,17

  • Hiperkalsemi Krizi: Yaşlılarda hiperkalseminin en sık görülen iki temel nedeni primer hiperparatiroidi ve malignite ilişkili hiperkalsemidir. Acil serviste letarji, ciddi kas güçsüzlüğü, kognitif bozukluk ve EKG değişiklikleri (kısa QT mesafesi) ile prezente olur.
    • Acil Yönetim: Hiperkalsemi krizinin temel tedavisi agresif intravenöz hidrasyon ve loop diüretikleridir; ancak kalp yetmezliği olan yaşlı hastalarda bu “agresif hidrasyon” ciddi bir iyatrojenik pulmoner ödem ikilemi yaratır. Bu hastalarda hidrasyon yakından takip edilmeli ve dirençli vakalarda bisfosfonatlar veya denosumab gibi anti-rezorptif ajanlar tedaviye eklenmelidir.

Tablo 1. Genç Erişkin ve Geriatrik Hastaların Endokrin Acil Prezentasyonları Arasındaki Farklar

Endokrin AcilGenç Erişkin PrezentasyonuGeriatrik PrezentasyonKritik Acil Servis Nüansı
HipoglisemiTerleme, çarpıntı, titreme (Adrenerjik yanıt)Deliryum, konfüzyon, inme taklitçisi fokal defisitler (Nöroglikopeni)Beta-bloker kullanımı adrenerjik uyarıları maskeler; “maskelenmiş hipoglisemi”ye dikkat!
HHDPolidipsi, poliüri, orta derece dehidratasyonDerin dehidratasyon (8-10L), sinsi başlangıç, komaAgresif sıvı yüklemesi kalp yetmezliğini tetikleyebilir; fizik muayene veya USG takibi şarttır.
TirotoksikozÇarpıntı, anksiyete, hipertiroidi bulgularıApatetik Form: Letarji, kilo kaybı, yeni AF, kalp yetmezliğiPropranolol dozunda bronkospazm ve dekompanse kalp yetmezliği riski.
Miksödem KomasıBelirgin miksödem ödemi, uyku haliHipotermi, bradikardi, hiponatremi (Sepsis ile karışabilir)T4 replasmanı sessiz miyokard iskemisini tetikleyebilir; “Start low, go slow”.
Adrenal KrizHiperpigmentasyon, karın ağrısı, şokDirençli şok, açıklanamayan hiponatremi ve hiperkalemiTanı testlerini beklemeden ampirik Hidrokortizon başlanmalıdır.
HipopitüitarizmSpesifik hormon eksikliği bulgularıHalsizlik, kilo alma, hipotansiyon (Yaşlılık belirtisi sanılabilir)Tiroid replasmanından önce mutlaka steroid tedavisi verilmelidir.
HiperkalsemiKemik ağrısı, taşlar, abdominal yakınmalarLetarji, bilişsel bozukluk, EKG’de kısa QTAgresif hidrasyon vs. yaşlı kardiyak rezervi dengesi gözetilmelidir.

Sonuç ve Acil Servis Yönetimi İçin “Altın Kurallar”

Geriatrik popülasyonda endokrin aciller, sessiz ve atipik prezente olma eğilimindedir. Genç hastalarda hayat kurtaran standart tedavi algoritmaları, yaşlı hastalardaki homeostenoz göz önüne alınmadan uygulandığında iyatrojenik komplikasyonlara yol açabilir.

Acil tıp pratiğinde geriatrik endokrin acillerin yönetimi için iki temel “altın kural” akılda tutulmalıdır:

  1. Atipik Semptomlar İçin Düşük Eşik: Açıklanamayan deliryum, düşme, senkop veya genel durum bozukluğu ile acile getirilen her yaşlı hastada parmak ucu kan şekeri ve sodyum/kalsiyum düzeylerinin hızla değerlendirilmesi zorunludur.
  2. “Start Low, Go Slow” (Düşük Doz Başla, Yavaş İlerle): İntravenöz tiroid hormonu replasmanından, diyabetik acillerdeki sıvı ve insülin resüsitasyonuna kadar tüm endokrin kriz yönetimlerinde; end-organ rezervleri, komorbiditeler ve polifarmasi dikkate alınarak tedaviye düşük dozlarda başlanmalı ve monitörizasyon eşliğinde yavaşça titre edilmelidir.

Referanslar

1.         De Bray A, Tomas J, Gittoes N, Hassan-Smith Z. Management of endocrine conditions at the end of life. British Journal of Hospital Medicine. 2020;81(5):1-9.

2.         Karan MA. Geriatri yaş grubunda endokrin ve immün sistemlerdeki fizyolojik değişiklikler. In: Erişim; 2020.

3.         Senguldur E, Selki K. Today’s Problem Tomorrow’s Crisis: A Retrospective, Single-Centre Observational Study of Nonagenarians in the Emergency Department. Cureus. 2024;16(11):e73460-e73460.

4.         Cowen LE, Hodak SP, Verbalis JG. Age-associated abnormalities of water homeostasis. Endocrinology and Metabolism Clinics. 2013;42(2):349-370.

5.         Soiza RL, Cumming K, Clarke JM, Wood KM, Myint PK. Hyponatremia: special considerations in older patients. Journal of clinical medicine. 2014;3(3):944-958.

6.         Garber AJ, Abrahamson MJ, Barzilay JI, et al. Consensus Statement By The American Association of Clinical Endocrinologists And American College Of Endocrinology on the Comprehensive Type 2 Diabetes Management Algorithm–2016 Executive Summary. Endocr Pract. 2016;22(1):84-113.

7.         Munshi M, Nathan D, Schmader K, Mulder J. Treatment of type 2 diabetes mellitus in the older patient. UpToDate Nathan D, Schmader KE, Mulder JE, Eds Waltham, MA, UpToDate Inc. 2019.

8.         Satman İ İŞ, Akalın S, et al; T . EMD Diabetes Mellitus Çalışma ve Eğitim Grubu. TEMD Diabetes Mellitus ve Komplikasyonlarının Tanı, Tedavi ve İzlem Kılavuzu-2016. 8th ed. . In: Matbaası B, ed.2016.

9.         Sonne DP, Hemmingsen B. Comment on American Diabetes Association. Standards of Medical Care in Diabetes—2017. Diabetes Care 2017; 40 (Suppl. 1): S1–S135. Diabetes care. 2017;40(7):e92-e93.

10.       Curtò L, Trimarchi F. Hypopituitarism in the elderly: a narrative review on clinical management of hypothalamic–pituitary–gonadal, hypothalamic–pituitary–thyroid and hypothalamic–pituitary–adrenal axes dysfunction. Journal of Endocrinological Investigation. 2016;39(10):1115-1124.

11.       Papaleontiou M, Cappola AR. Thyroid-stimulating hormone in the evaluation of subclinical hypothyroidism. Jama. 2016;316(15):1592-1593.

12.       Ruggeri R, Trimarchi F, Biondi B. Management of endocrine disease: l-thyroxine replacement therapy in the frail elderly: a challenge in clinical practice. European Journal of endocrinology. 2017;177(4):R199-R217.

13.       Stott DJ, Rodondi N, Kearney PM, et al. Thyroid hormone therapy for older adults with subclinical hypothyroidism. New England Journal of Medicine. 2017;376(26):2534-2544.

14.       Gündoğdu A. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD). Diyabetes mellitüs ve komlikasyonlarının tanı, tedavi ve izlem klavuz. 2013;6:216.

15.       Seaquist ER, Anderson J, Childs B, et al. Hypoglycemia and diabetes: a report of a workgroup of the American Diabetes Association and the Endocrine Society. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism. 2013;98(5):1845-1859.

16.       LeRoith D, Biessels GJ, Braithwaite SS, et al. Treatment of diabetes in older adults: an Endocrine Society clinical practice guideline. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism. 2019;104(5):1520-1574.

17.       Modawal A, Ansari S, Fazili S. Management of Geriatric endocrine disorders. Comprehensive therapy. 2004;30(1):10-17.

18.       Morley JE. Dehydration, hypernatremia, and hyponatremia. Clinics in geriatric medicine. 2015;31(3):389-399.

13 Mart 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Antikoagülan Kullanan Yaşlılarda Kafa Travması: Acil Serviste İzlem Ve Güvenli Taburculuk Stratejileri

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 24 Şubat 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Dr. Öğr. Üyesi Özge CAN Editör: Doç.Dr. Canan AKMAN

Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte ≥65 yaş nüfus belirgin biçimde artmış; buna paralel olarak atriyal fibrilasyon (AF), venöz tromboemboli ve inme gibi tromboembolik hastalıkların prevalansı yükselmiş ve yaşlı popülasyonda antikoagülan kullanımı yaygınlaşmıştır. Düşmeye yatkın olan bu grupta, oluşan minör kafa travmaları bile intrakraniyal kanama (İKK) açısından klinik önem taşımaktadır. Çok merkezli çalışmalar, antikoagülan kullanan yaşlı travma olgularında İKK insidansının daha yüksek olduğunu, özellikle vitamin K antagonisti kullananlarda riskin daha belirgin olduğunu göstermektedir. Direkt etkili oral antikoagülan (DOAK) kullanımının artışı ile İKK riskinde azalma bildirilmiş olsa da, tüm ajanları kapsayan evrensel ve kolay erişilebilir bir geri çevirme stratejisinin sınırlı olması kanama varlığında kısıtlılık oluşturmaktadır. Bu nedenle hafif travmatik beyin hasarında (hTBH) durumunda beyin bilgisayarlı tomografi (BT) sıklıkla tercih edilmekte ve olgunun yönetimi daha dikkatli planlanmaktadır. Ancak başlangıç görüntülemesi normal olsa bile TBH’da gecikmiş intrakraniyal kanama (gİKK) gelişebilmesi olasılığı, karar sürecinin en kritik noktalarından birini oluşturmaktadır. Orta ve ciddi kafa travması varlığında hastanın görüntüleme ve yönetimi nettir. Ancak hafif kafa travması varlığındaki yönetimin sınırlılıkları konunun devamında klinik sorular ile giderilmeye çalışılacaktır. Öncelikle hTBH yönetiminde risk oluşturan gİKK anlatılacaktır.

Gecikmiş İntrakraniyal Kanama (gİKK)

Gecikmiş intrakraniyal kanama (gİKK), başlangıç çekilen beyin bilgisayarlı tomografi (BT)’nin normal olduğu bir hastada, izleyen saatler veya günler içinde yapılan kontrol görüntülemede kanama saptanması olarak tanımlanmaktadır. Antikoagülan kullanan yaşlı grubunda,  hTBH sonrası gİKK riski düşük olmakla birlikte tamamen sıfır değildir. Bu durum gözlem süresi, tekrar beyin BT gereksinimi ve hasta/hasta yakını bilgilendirmesinin kapsamı açısından klinik karar verme sürecini doğrudan etkilemektedir. Geniş kohort çalışmalarında, başlangıç beyin BT görüntülemesi negatif olan,  antikoagülan kullanan hTBH hastalarında, gİKK oranı yaklaşık %1–3 olarak bildirilmektedir. DOAK kullananlarda oran %1.5–1.8, vitamin K antagonisti (VKA) kullananlarda ise %0.6–4.5’dir. Çalışmalarda gİKK gelişen hastalarda 30 gün içinde nöroşirürjikal müdahale ya da mortalite bildirilmemiştir. Meta-analizler ve VKA ağırlıklı eski veriler de benzer şekilde düşük oranlar (yaklaşık %0.6–2) ve çok düşük cerrahi/mortalite riski (≈%0–0.3) göstermektedir. Genel minör kafa travması popülasyonunda gİKK oranı daha da düşüktür (~%0.3–0.4) ve bu hastaların yalnızca %2–3’ünde cerrahi gereksinim oluşmaktadır.

Antikoagülan kullanan hTBH hastalarında gİKK açısından daha yüksek riskle ilişkilendirilen klinik özellikler :

  • Travma sonrası kusma
  • Yeni veya kötüleşen nörolojik semptomlar
  • Bilinç kaybı
  • Posttravmatik amnezi
  • Yüksek enerjili travma
  • GKS <15

İzlem altında yapılan kohort çalışmalarında,  gİKK olgularının büyük kısmı ilk 24–48 saat içinde saptanmıştır. Geniş analizler ise vakaların %80’den fazlasının ilk 7 gün içinde ortaya çıktığını göstermektedir. Daha geç dönem başvurular nadir olmakla birlikte literatürde haftalar sonra gelişen ve ağır seyreden olgular bildirilmiştir.

Klinik Pratikteki Temel Sorular

  1. Antikoagülan kullanan yaşlı hafif travmatik beyin hasarı olgularında ilk çekilen beyin bilgisayarlı tomografi: rutin mi, seçici mi?

Neden rutin bilgisayarlı tomografi?

Antikoagülan kullanan yaşlı hTBH olgularında başlangıç beyin BT çekilmesi genellikle önerilmektedir. Bunun temel nedeni, bu grupta başlangıç İKK oranlarının küçümsenmeyecek düzeyde (%8–10) olması ve asemptomatik kanama olasılığının varlığıdır. Yaşlılarda,  semptomların silik seyretmesi ve nörolojik değerlendirmeyi zorlaştırmakta, yalnızca klinik gözleme dayalı bir yaklaşımı güvenilir olmaktan uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle çoğu rehber ve güncel çalışma, antikoagülan kullanan yaşlı hTBH olgularında en az bir beyin BT çekilmesini desteklemektedir.

Ne zaman seçici yaklaşım?

Bununla birlikte son yıllarda yayımlanan büyük kohort çalışmalarında, antikoagülan kullanımının tek başına İKK için bağımsız risk oluşturmadığı; riskin daha çok klinik faktörler (GKS <15, bilinç kaybı, kusma, şiddetli baş ağrısı, nörolojik defisit, yüksek enerjili travma, fraktür şüphesi) ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Asemptomatik, nörolojik muayenesi normal, düşük enerjili travma geçirmiş ve güvenilir sosyal desteği olan, çok düşük riskli olgularda yalnızca ilaç kullanımına dayanarak beyin BT çekmenin her zaman gerekli olmayabileceği tartışılmaktadır. Bu nedenle güncel eğilim, ilacı direk bir tetikleyici olarak görmek yerine, klinik risk değerlendirmesi ve paylaşımlı karar verme çerçevesinde bireyselleştirilmiş yaklaşım geliştirmektir.

Sonuç olarak, antikoagülan kullanan yaşlı olgularda,  başlangıçta beyin BT görüntülemenin alınması çoğu durumda güvenli ve rasyonel bir yaklaşımdır ancak çok düşük risk taşıyan olgularda dikkatli klinik değerlendirme ile daha seçici stratejiler, gelecekte daha fazla yer bulabilir. Gelecekte sağlıklı yaşlanma kavramının güçlenmesi, farmakovijilans sistemlerinin gelişmesi ve yaşlıya özgü risk skorlarının oluşturulması ile daha seçici görüntüleme stratejileri mümkün olabilir.

2- Oral antikoagülan tipi, yaşlı hafif travmatik beyin hasarı olgularında gecikmiş intrakraniyal kanama riskini değiştirir mi?

Yaşlı hTBH olgularında VKA, başlangıç beyin BT’de saptanan erken İKK riskini DOAK’lara kıyasla daha fazla artırmaktadır (≈%10–16 vs %4–7; OR ≈0.4–0.6 DOAK lehine). Ancak başlangıç beyin BT’si normal olan hastalarda gİKK oranı hem DOAK hem de VKA kullananlarda düşük (%1–2) olup, nöroşirürjikal müdahale ve mortalite son derece nadirdir. Çoğu çalışmada ilaç tipleri arasında anlamlı fark gösterilememiştir. Bu nedenle tekrar beyin BT çekilmesi ve gözlem kararı, antikoagülan tipinden çok klinik risk belirteçlerine (GKS <15, kusma, yeni semptom vb.) dayanmalıdır.

3-Antikoagülan kullanan yaşlı hafif travmatik beyin hasarı olgularında gecikmiş intrakraniyal kanamayı öngörmeye yönelik standardize edilmiş bir risk skoru mevcut mudur?

Literatürde yaş, kraniyofasiyal/servikal yaralanma, diyabetes mellitus ve hipertansiyon gibi değişkenleri içeren bir gİKK risk aracı bildirilmiş ancak bu model,  klinik pratiğe yaygın şekilde girmemiştir. Güncel kanıtlar, özel ve kabul edilmiş bir “gİKK skoru” bulunmadığını, risk stratifikasyonunun halen standart klinik uyarı bulgularına dayandığını göstermektedir. Bu konu halen bir çalışma konusu olarak güncelliğini korumaktadır ve gelecekte yapay zeka algoritmaları ile desteklenen risk skorları mümkün olabilir görünmektedir.

4-. Antikoagülan kullanan yaşlı hafif travmatik beyin hasarı olgularında, ilk çekilen beyin bilgisayarlı tomografi normal ise rutin kontrol beyin bilgisayarlı tomografi gerekli midir?

Çalışmaların büyük bölümü, nörolojik olarak stabil seyreden ve ilk beyin BT’si normal olan yaşlı antikoagülan kullanan olgularda rutin 12–24 saatlik tekrar BT’nin klinik yararının sınırlı olduğunu göstermektedir.

  • 75 yaş üzeri olgularda ikinci beyin BT’nin, çekilmiş olan ilk beyin BT tetkiki negatif ve klinik stabilitesi mevcutsa gereksiz olduğu bildirilmiştir.
  • Çok merkezli hTBH kohortlarında rutin 12–24 saatlik tekrar beyin BT çekilmesinden kaçınılabileceği, yalnızca yüksek riskli özellikler veya klinik kötüleşme varlığında yapılması bu görüntüleme tetkikinin yapılması gerektiği belirtilmiştir.
  • Meta-analizler, rutin tekrar beyin BT’nin düşük klinik getiri sağladığını ortaya koymaktadır.

Mevcut kanıtlar, başlangıç beyin BT’si normal olan, klinik olarak stabil ve antikoagülan kullanan yaşlı hTBH olgularında, rutin kontrol BT’nin genellikle gerekli olmadığını göstermektedir. Olgunun yönetimi; zorunlu tekrar görüntüleme yerine dikkatli klinik izlem, hasta ve yakınlarının bilgilendirilmesi ve risk temelli seçici görüntüleme yaklaşımına dayanmalıdır.

5-Hafif travmatik beyin hasarında optimal gözlem süresi ne kadar olmalıdır?

Hafif travmatik beyin hasarı (hTBH),  başlangıç beyin BT görüntülemesinin normal olduğu olgularda gözlem süresi konusu son yıllarda yeniden değerlendirilmektedir. Özellikle yaşlı ve antikoagülan kullanan olgularda,  geleneksel olarak önerilen rutin 24 saatlik hastane gözlemi yaklaşımı, güncel kanıtlar ışığında daha seçici ve hedeflenmiş bir gözlem stratejisine doğru evrilmektedir. Güncel eğilim,  kısa süreli klinik izlem ve güçlü taburculuk bilgilendirmesi ile güvenli ayaktan takip yönündedir.

Büyük çok merkezli çalışmalarda, başlangıç beyin BT’si normal olan antikoagülan kullanan hTBH olgularında ilk 24 saat içinde semptomatik gİKK oranının son derece düşük olduğu bildirilmesine dayanılarak rutin 24 saatlik yatışın çoğu olguda gerekli olmadığı belirtilmiştir. Benzer şekilde retrospektif kohort analizlerinde gİKK oranı yaklaşık %3 civarında bildirilmiş ancak bu olguların hiçbirinde cerrahi gereksinim ya da mortalite gözlenmemiştir. Buna karşın 24 saatlik acil servis gözlemi sırasında %6–7 oranında ciddi iatrojenik komplikasyon geliştiği rapor edilmiş, rutin gözlemin risk–fayda dengesi sorgulanmıştır. Sistematik derlemeler, 24 saatlik hastane gözlemi sırasında saptanan gİKK’ın son derece nadir ve çoğunlukla klinik olarak önemsiz olduğunu göstermektedir. Başlangıç beyin BT’si normal, GKS 15, nörolojik muayenesi stabil ve güvenilir sosyal desteği olan yaşlı antikoagülan kullanan olgularda rutin 24 saatlik hastane yatışının kanıt temeli zayıftır. Bu grupta,  kısa süreli gözlem, klinik tablonun yeniden değerlendirilmesi ve ayrıntılı yazılı–sözlü taburculuk eğitimi çoğu zaman yeterli görünmektedir. Optimal yaklaşım; klinik kötüleşme bulgularına duyarlı, ancak gereksiz yatış ve iatrojenik risklerden kaçınan, bireyselleştirilmiş bir gözlem stratejisidir (Tablo 1).

Tablo1 Klinik bulgulara göre gözlem önerileri

Klinik Senaryo (hTBI, BT Normal)Önerilen Gözlem Stratejisi
  Antikoagülan kullanan, GKS 15, klinik stabil, güvenilir sosyal destek mevcut  Kısa süreli acil servis gözlemi (yaklaşık 4–6 saat), ayrıntılı bilgilendirme ile taburculuk  
  Antikoagülan kullanan ve yüksek risk özellikleri bulunan (kusma, yeni/kötüleşen semptom, GKS < 15, yüksek enerjili travma, kırılgan, yetersiz sosyal destek)    Daha uzun süreli gözlem ve/veya 12–24 saat içinde tekrar beyin BT için; karar bireyselleştirilmelidir
  Antikoagülan kullanmayan, nörolojik muayenesi normal  Erken taburculuk ve ayrıntılı bilgilendirme

6-Acil servisten taburcu edilen, beyin bilgisayarlı tomografi sonucu normal olan yaşlı hafif travmatik beyin hasarı olgularında oral antikoagülasyon kullanımı kesilmeli midir?

Güncel acil servis derlemelerinde, hTBH sonrası oral antikoagülasyonun (OAK) sürdürülmesi ya da kesilmesi konusunda net bir uzlaşı olmadığı belirtilmektedir. Bununla birlikte, gecikmiş kanama riskinin düşük, tromboembolik riskin ise bazı hastalarda yüksek olabileceği göz önüne alınarak, rutin kesme yerine bireysel risk–fayda değerlendirmesi önerilmektedir.

Bazı kurum protokollerinde, kısa süreli hastane gözlemi sırasında OAK tedavisine devam edilmekte; yalnızca belirgin intrakraniyal kanama, orta–ağır TBH veya yüksek riskli kanama durumlarında tedavi kesilmekte ya da geri çevirme uygulanmaktadır. Mevcut çalışmalar, negatif beyin BT sonucu sonrası rutin olarak antikoagülasyonu kesmenin gİKK’yı azalttığına dair net bir fayda göstermemektedir. Bildirilen başlıca zararlar, çoğunlukla gereksiz gözlem ve yatışa bağlı iatrojenik komplikasyonlardır.

Başlangıç beyin BT’si normal olan hTBH’lı yaşlı olgularda,  güvenli taburculuk çoğu zaman mümkündür ve rutin yatış ya da tekrar beyin BT çekilmesinin gerekliliği kanıtlarla güçlü biçimde desteklenmemektedir. Benzer şekilde, negatif BT sonrası OAK rutin olarak kesilmesini destekleyen net bir kanıt bulunmamaktadır. Karar,  tromboembolik endikasyonun gücü, düşme/kanama riski ve hastanın güvenilir takibi dikkate alınarak bireyselleştirilmelidir.

Sonuç ve Önerilen Yaklaşım

Antikoagülan kullanan, yaşlı hTBH bulunan olgularda mevcut kanıtlar doğrultusunda en rasyonel yaklaşım, başlangıçta tüm hastalara beyin BT çekilmesidir. Ancak izlem ve tekrar görüntüleme kararları,  klinik temelde bireyselleştirilmelidir. Rutin 24 saatlik gözlem ve rutin tekrarlayan beyin BT yerine; nörolojik durum, travma mekanizması ve ek risk faktörleri dikkate alınarak seçici bir izlem stratejisi benimsenmelidir.

İntrakraniyal kanama saptandığında, özellikle vitamin K antagonisti kullanan hastalarda uygun tedavinin gecikmeksizin uygulanması önem taşır. Uzun dönem antikoagülasyonun yeniden başlanması ise tromboembolik risk ile kanama yükü arasındaki denge gözetilerek, multidisipliner değerlendirme eşliğinde planlanmalıdır.

Ayrıca hasta ve yakınlarının gİKK belirtileri konusunda ayrıntılı biçimde bilgilendirilmesi ve net başvuru kriterlerinin yazılı ve sözlü olarak verilmesi, güvenli taburculuğun temel bileşenidir.

Bu hasta grubunda temel hedef,  gereksiz görüntüleme ve yatışlardan kaçınırken klinik olarak anlamlı kanamayı atlamamak, aynı zamanda güvenli, rasyonel ve kaynak bilinci yüksek bir acil servis yönetimi sağlamaktır.

Bu konuda güncel çalışmaların net sonuçlar ifade edememesi, halen çalışma konusu olarak güncel bir konu olduğunu ve gelecekte özellikle yapay zeka destekli uygulamalar ile yeniliklere açık olduğunu göstermektedir.

REFERANSLAR

  1. Capsoni N, Carpani G, Tarantino F, et al. Incidence and risk factors for delayed intracranial hemorrhage after mild brain injury in anticoagulated patients: a multicenter retrospective study. Scand J Trauma Resusc Emerg Med. 2025;33(1):26. doi:10.1186/s13049-025-01337-y
  2. Shih RD, Alter SM, Solano JJ, et al. Low incidence of delayed intracranial hemorrhage in geriatric emergency department patients on preinjury anticoagulation presenting with blunt head trauma. J Emerg Med. 2024;67(6):e516-e522. doi:10.1016/j.jemermed.2024.06.002
  3. Karamian A, Seifi A, Karamian A, et al. Incidence of intracranial bleeding in mild traumatic brain injury patients taking oral anticoagulants: a systematic review and meta-analysis. J Neurol. 2024;271:3849-3868. doi:10.1007/s00415-024-12424-y
  4. Jaffres E, Dacher JN, Taalba M, et al. Possible limited justification for systematic head computed tomography scans based solely on antithrombotic therapy in elderly patients (aged 75 or older) with mild traumatic brain injury. Res Diagn Interv Imaging. 2025;13:100053. doi:10.1016/j.redii.2024.100053
  5. Santing JAL, Lee YX, van der Naalt J, van den Brand CL, Jellema K. Mild traumatic brain injury in elderly patients receiving direct oral anticoagulants: a systematic review and meta-analysis. J Neurotrauma. 2022;39(7-8):458-472. doi:10.1089/neu.2021.0435
  6. Park N, Turcato G, Zaboli A, Santini M. The state of the art of the management of anticoagulated patients with mild traumatic brain injury in the emergency department. Emerg Care J. 2022;18(2):10640. doi:10.4081/ecj.2022.10640
  7. Flaherty S, Biswas S, Watts DD, et al. Findings on repeat posttraumatic brain computed tomography scans in older patients with minimal head trauma and the impact of existing antithrombotic use. Ann Emerg Med. 2023;81(3):364-374. doi:10.1016/j.annemergmed.2022.08.006
24 Şubat 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Genel

Acil Servislerde Yaşlı Yetişkinlerin Klinik Bakımını İyileştirmeye Yönelik Stratejiler

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 20 Ocak 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Dr.Öğr.Üyesi Çağlar Kuas Editör: Prof.Dr. Özgür Karcıoğlu

Giriş: Acil Servisler Yaşlanıyor, Peki Biz Hazır mıyız?

Acil servislerin hasta profili sessiz ama köklü bir dönüşüm geçiriyor. Bugün birçok acil serviste başvuran hastaların %25–50’si 65 yaş ve üzerindedir ve bu oran önümüzdeki yıllarda daha da artacaktır. Yaşam süresinin uzaması, kronik hastalıkların daha iyi yönetilmesi ve toplumun yaşlanması, acil servisleri fiilen “geriatrik bakım alanları” haline getirmiştir. Ancak dürüst olmak gerekirse, acil servislerin büyük bir kısmı hâlâ yaşlı hastaların karmaşık ihtiyaçlarına göre tasarlanmış değildir.

Yaşlı hasta; daha yavaş iyileşen, daha kırılgan, daha fazla ilaç kullanan ve çoğu zaman şikâyetini net ifade edemeyen bir hasta grubudur. Bu durum, hızlı karar alma ve kısa süreli bakım üzerine kurulu acil servis kültürüyle doğal bir gerilim yaratır. Sonuç olarak; atlanan tanılar, uygunsuz taburculuklar, tekrar başvurular, fonksiyonel kayıplar ve sağlık çalışanları için artan tükenmişlik ortaya çıkar. Bu tablo bize şunu açıkça göstermektedir: yaşlı hasta bakımında dönüşüm artık ertelenemez.

Neden Bir Dönüşüm Gerekli?

1. Yaşlı Hastalar Acil Serviste “Standart Hasta” Değildir

Yaşlı yetişkinler acil servise daha sık başvurur, daha uzun süre kalır ve daha yüksek oranda yatırılır. Ancak asıl sorun sayılar değil, karmaşıklıktır. Multimorbidite, polifarmasi, bilişsel bozukluklar, sosyal destek eksikliği ve fonksiyonel gerileme çoğu zaman aynı hastada birlikte bulunur. Bu nedenle yaşlı hasta, tek bir tanı veya tek bir şikâyet üzerinden değerlendirilemez.

Örneğin “düşme” ile gelen bir hasta; bir enfeksiyonun, ilaç yan etkisinin, ortostatik hipotansiyonun veya yeni gelişen bir deliryumun ilk işareti olabilir. Bu karmaşıklığı görmezden gelen bir yaklaşım yalnızca semptomu tedavi eder ve nedeni ıskalar.

2. Mevcut Acil Servis Performans Göstergeleri Yaşlı Hastayla Uyuşmuyor

Acil servis performansı genellikle bekleme süresi, yatış süresi ve hasta akışı gibi hız odaklı ölçütlerle değerlendirilir. Oysa yaşlı hasta için “iyi bakım”, her zaman hızlı bakım anlamına gelmez. Bazen doğru olan; biraz daha fazla zaman ayırmak, fonksiyonel durumu değerlendirmek veya taburculuk öncesi destek sistemlerini organize etmektir.

Sistematik derlemeler, yaşlı hastalara yönelik bütüncül yaklaşımların bazı durumlarda yatış oranlarını azalttığını, bazı durumlarda ise daha güvenli yatışlar sağladığını göstermektedir. Yani amaç yalnızca hastayı hızlıca göndermek değil, doğru yere, doğru zamanda yönlendirmektir.

3. Klinik Sonuçların Ötesinde İnsanî ve Etik Bir Sorumluluk Var

Yaşlı hastalar, acil servis deneyimini genç hastalara kıyasla daha stresli ve travmatik yaşayabilir. Gürültü, kalabalık, yönelim kaybı ve yalnızlık; deliryumu ve fonksiyonel kaybı tetikleyebilir. Bu durum yalnızca klinik bir sorun değil, aynı zamanda etik bir meseledir. Acil servisler, en savunmasız hastalar için güvenli bir alan olmak zorundadır.

Dönüşüm Nasıl Yapılabilir?

Geriatrik acil bakım literatürü, yaşlı hastalara yönelik daha iyi bir bakımın mutlaka yüksek maliyetli yatırımlar veya tamamen ayrı birimler gerektirmediğini açıkça göstermektedir. Asıl dönüşüm; bakış açısında, ekip organizasyonunda ve bakım süreçlerinde gerçekleşmektedir. Bu dönüşümü anlamak ve yönetmek için en yaygın kabul gören çerçeve, People – Processes – Place (İnsan, Süreç, Mekân) yaklaşımıdır. Bu model, acil servislerde geriatrik bakımın yalnızca klinik bir konu olmadığını; aynı zamanda organizasyonel ve kültürel bir değişim gerektirdiğini vurgular.

İnsan (People): Geriatrik Hasta Farkındalığı Olan Acil Ekibi

Dönüşümün merkezinde insanlar vardır. Yaşlı hastaya uygun bakım, tek bir hekimin klinik becerileriyle sürdürülebilecek bir süreç değildir. Aksine, geriatrik bakım; farklı disiplinlerin katkısını, ortak bir dil ve hedef etrafında birleştirmeyi gerektirir.

Acil tıp uzmanları ve hemşireler, yaşlı hastaların klasik hastalık sunumlarından farklı özellikler gösterebileceğini içselleştirmelidir. Deliryum, kırılganlık, düşme riski ve polifarmasi gibi geriatrik sendromlar; nadir durumlar değil, acil serviste günlük pratiğin bir parçasıdır. Bu nedenle geriatrik sendromlara yönelik temel farkındalık, geriatrik tıp yan dalı bilgisi değil; çağdaş acil tıbbın çekirdek yetkinliklerinden biri olarak görülmelidir.

Bu noktada geriatrik hemşire koordinatörleri kilit rol oynar. Bu hemşireler, yaşlı hastaların fonksiyonel durumunun değerlendirilmesi, bakım ihtiyaçlarının belirlenmesi ve güvenli taburculuk planlarının oluşturulmasında köprü görevi görür. Özellikle karmaşık sosyal ve fonksiyonel sorunları olan hastalarda, hekimin sınırlı sürede fark edemeyeceği riskleri görünür kılarlar.

Sosyal hizmet uzmanları, fizyoterapistler ve klinik eczacılar ise yaşlı hastanın “görünmeyen” sorunlarını ortaya çıkarır. Sosyal destek eksikliği, ev ortamının uygunsuzluğu, mobilizasyon sorunları veya ilaç etkileşimleri çoğu zaman başvuru nedeninin arkasında yatan temel faktörlerdir. Bu profesyonellerin sürece dahil edilmesi, yalnızca hasta sonuçlarını iyileştirmekle kalmaz; aynı zamanda acil servis ekibinin üzerindeki yükü azaltır ve ekip içi iş doyumunu artırır. Literatür, multidisipliner geriatrik acil bakım modellerinin tükenmişlik üzerinde de olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir.

Süreçler (Processes): Rastlantısal Değil, Sistematik Bakım

Yaşlı hastaya iyi bakmak, “biraz daha dikkatli olmak” değildir. Asıl fark yaratan unsur, bakımın rastlantısal değil, sistematik hale getirilmesidir. Bu sistematik yaklaşım, klinisyenin bireysel deneyimine bağımlı olmayan, standartlaştırılmış süreçler üzerine kurulmalıdır.

Geriatrik sendromlar için kısa ve valide tarama araçlarının acil servis pratiğine entegre edilmesi bu sürecin temel taşlarından biridir. Deliryum, düşme riski, kırılganlık ve polifarmasi; ancak aktif olarak aranırsa fark edilen durumlardır. Bu taramalar birkaç dakikadan fazla sürmez; ancak erken tanı, yanlış taburculukları ve komplikasyonları belirgin biçimde azaltabilir. Önemli olan, bu değerlendirmelerin “ekstra iş” olarak değil, temel klinik değerlendirme kadar vazgeçilmez olarak görülmesidir.

Bakım hedeflerinin konuşulması da sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Acil serviste zaman baskısı altında bu tür konuşmalar zorlayıcı olabilir; ancak özellikle kırılgan yaşlı hastalarda, bakım hedeflerinin erken dönemde ele alınması gereksiz tetkik ve girişimlerin önüne geçebilir. Hastanın yaşam önceliklerini, fonksiyonel beklentilerini ve kabul edilebilir bakım düzeyini anlamak; klinik kararların daha etik ve hasta merkezli olmasını sağlar.

Kollateral bilginin standartlaştırılması ise sıklıkla göz ardı edilen bir diğer kritik süreçtir. Yaşlı hastaların önemli bir bölümü, bilişsel bozukluk, işitme kaybı veya akut hastalık nedeniyle güvenilir öykü veremez. Aile üyeleri, bakım verenler veya huzurevi personelinden alınan bilgiler; hastanın bazal fonksiyonel durumu, son günlerdeki değişiklikler ve gerçek başvuru nedeni hakkında hayati ipuçları sunar. Bu bilginin sistematik şekilde toplanması, güvenli taburculuğun temelini oluşturur.

Mekân (Place): Küçük Dokunuşlarla Büyük Farklar

Yaşlı dostu bir acil servis oluşturmak için mutlaka ayrı bir geriatrik alan veya kapsamlı fiziksel yenilemeler gerekmez. Çoğu zaman küçük, düşük maliyetli düzenlemeler büyük farklar yaratır.

Gürültünün azaltılması, yaşlı hastalarda deliryum riskini düşürür ve hasta deneyimini iyileştirir. Yeterli ve dengeli aydınlatma hem yönelim bozukluğunu azaltır hem de düşme riskini düşürür. Saat ve takvim gibi yönlendirici görseller, özellikle bilişsel bozukluğu olan hastalarda zaman ve mekân algısını destekler.

Yürüteç, baston ve rahat oturabilecek sandalyelerin kolay erişilebilir olması ise mobilizasyonu teşvik eder. Uzun süre sedyede kalan yaşlı hastalarda fonksiyonel kayıp ve deliryum riski hızla artar. Bu nedenle mekânsal düzenlemeler yalnızca konfor değil, doğrudan klinik sonuçlarla ilişkilidir.

Literatür, bu tür çevresel düzenlemelerin hasta güvenliğini artırdığını, bakım sürecini kolaylaştırdığını ve acil servis deneyimini daha insanî hale getirdiğini göstermektedir.

Sonuç: Yaşlı Hastaya Uygun Acil Servis, Daha Güvenli ve Daha Sürdürülebilir Bir Acil Servistir

Acil servislerde yaşlı yetişkinlerin klinik bakımını iyileştirmeye yönelik dönüşüm, yalnızca belirli bir hasta grubuna yönelik bir iyileştirme çabası değildir. Bu dönüşüm, acil tıbbın güncel gerçekliğiyle yüzleşmesidir. Yaşlanan nüfus, artan başvuru sayıları ve giderek karmaşıklaşan klinik tablolar; acil servislerin klasik hız ve akış odaklı yaklaşımının tek başına yeterli olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Yaşlı hastaya uygun bakım; daha fazla tetkik yapmak, daha uzun süre gözlem altında tutmak ya da herkesi yatırmak anlamına gelmez. Aksine, doğru hastayı doğru zamanda doğru yere yönlendirmeyi hedefler. Geriatrik sendromları erken tanımak, bakım hedeflerini konuşmak, kollateral bilgiyi sistematik şekilde toplamak ve fonksiyonel durumu göz önünde bulundurmak; klinik kararların kalitesini belirgin biçimde artırır. Bu yaklaşım, hem kaçırılan tanıları hem de gereksiz girişimleri azaltır.

People–Processes–Place yaklaşımı bize şunu öğretir: dönüşüm büyük devrimlerle değil, bilinçli ve sürdürülebilir adımlarla gerçekleşir. Ekibin geriatrik düşünme biçimine alışması, bakım süreçlerinin standartlaştırılması ve fiziksel ortamda yapılan küçük ama akıllı düzenlemeler; toplamda büyük bir fark yaratır. Üstelik bu fark yalnızca hasta sonuçlarında değil, acil servis çalışanlarının günlük pratiğinde de hissedilir.

Yaşlı dostu bir acil servis; daha az kaotik, daha öngörülebilir ve daha yönetilebilir bir çalışma ortamı sunar. Multidisipliner ekip çalışması, yükü tek bir hekimin üzerinden alır. Standart süreçler, belirsizliği azaltır. Güvenli taburculuklar ve daha az tekrar başvuru, sistem üzerindeki baskıyı hafifletir. Tüm bunlar, uzun vadede tükenmişliğin azalmasına ve mesleki tatminin artmasına katkı sağlar.

Sonuç olarak, yaşlı yetişkinlerin klinik bakımını iyileştirmek bir “geriatrik yan proje” değil, modern acil tıbbın temel bir bileşenidir. Bu dönüşümden kaçınmak mümkün değildir; ancak onu bilinçli şekilde yönetmek mümkündür. Yaşlı hastaya göre düzenlenmiş bir acil servis, yalnızca yaşlılar için değil; tüm hastalar, tüm ekip ve tüm sistem için daha iyi bir acil servistir.

Referanslar ve Okuma Önerileri

  1. Brousseau AA, Schonnop R, Melady D. Strategies for Improving Clinical Care of Older Adults in the Emergency Department. Emerg Med Clin North Am. 2025;43(2):179-187. doi:10.1016/j.emc.2024.08.002
  2. Melady D, Schumacher JG. Developing a Geriatric Emergency Department: People, Processes, and Place. Clin Geriatr Med. 2023;39(4):647-658. doi:10.1016/j.cger.2023.05.008
  3. Boreskie PE, Boreskie KF. Frailty-aware Care in the Emergency Department. Emerg Med Clin North Am. 2025;43(2):199-210. doi:10.1016/j.emc.2024.08.004
  4. Shadyab AH, Castillo EM, Chan TC, Tolia VM. Developing and Implementing a Geriatric Emergency Department (GED): Overview and Characteristics of GED Visits. J Emerg Med. 2021;61(2):131-139. doi:10.1016/j.jemermed.2021.02.036
  5. Bambach, K., & Southerland, L. T. (2021). Applying Geriatric Principles to Transitions of Care in the Emergency Department. Emergency medicine clinics of North America, 39(2), 429–442. https://doi.org/10.1016/j.emc.2021.01.006
20 Ocak 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Genel

Yaşlılarda Polifarmasi ve İlaç Yönetimi

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 20 Ocak 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Dr. Kudret Selki  Editör: Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu

*Ocak 2025’de yazılan bu blog yazısı teknik sorunlar nedeni ile Ocak 2026’da yayınlanmıştır.

Acil servis birçok özellikli hasta grubunun uğrak kapısıdır. Son yıllarda tıbbi bakımın iyileşmesiyle bu özellikli gruplardan bir tanesi ön plana çıkmaktadır. Bu grup, geriatrik yani yaşlı hastalardır.  Nasıl ki çocuklar erişkinlerin küçültülmüşü değildir, tanı-tedavi yöntemleri kendine ait özellikli bir gruptur, yaşlılar da erişkinlerin büyültülmüşü değildir. Yaşlı hasta deyince de aklımıza ilk olarak çok sayıda komorbidite, dolayısıyla polifarmasi gelir. Polifarmasi nedir, potansiyel uygunsuz ilaç (PIM) kullanımı nedir, hangi kriterlerle tanımlanır, hangi noktalara dikkat etmek gerekir gibi sorulara yanıt bulmanız için bu yazıyı sizlere sunuyorum.

Polifarmasi Nedir?

Polifarmasi 20. yüzyıldan beri çok sayıda ilaç kullanımı olarak tanımlanan bir terimdir (1). Tanımı hakkında net bir görüş birliği bulunmamaktadır. En az 240 gün süreyle 2 ve daha fazla ilaç kullanımı (2), 4 ve daha fazla ilaç kullanımı (3), 5 ve daha fazla ilaç kullanımı (4) gibi birçok tanımlama mevcuttur. Net bir kesme değeri bulunmaması nedeniyle ‘’hastanın ihtiyacı olduğundan fazla miktarda ilaç kullanması’’ olarak tanımlamak doğru olacaktır. Ayrıca polifarmasi dendiğinde yalnızca hekimin reçete ettiği ilaçlar değil, komşu tavsiyesi ilaçlar, tezgah üstü ilaçlar ve bitkisel takviyeler de akılda bulundurulmalıdır.

Ülkemizde ve Dünyada Yaşlı Nüfus

Yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 yaş ve üzeri popülasyon, 2018 Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 7 milyon 186 bin 204 kişi iken son beş yılda %21,4 artarak 2023 yılında 8 milyon 722 bin 806 kişi oldu. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 2018 yılında %8,8 iken, 2023 yılında %10,2’ye yükseldi. Nüfus projeksiyonlarına göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında %12,9, 2040 yılında %16,3, 2060 yılında %22,6 ve 2080 yılında %25,6 olacağı öngörülüyor. Ölüm nedeni istatistiklerine göre, 2022 yılında ölen yaşlıların %39,1’i dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Bu hastalığı ikinci sırada %15,5 ile solunum sistemi hastalıkları, üçüncü sırada %12,7 ile maligniteler takip etti (Şekil-1) (5). 2020 Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünyadaki 60 yaş üstü popülasyon 1 milyar iken 2030 yılında 1.4 milyara çıkması beklenmektedir. 2050 yılına kadar ise bu nüfusun iki katına çıkarak 2,1 milyar olması beklenmektedir. 2020-2050 yılları arasında 80 yaş üstü nüfusun ise 3 katına çıkarak 426 milyona ulaşması beklenmektedir (6). Bu veriler bizlere dünyadaki yaşlı nüfusun hızla arttığını ve artmaya devam edeceğini gösteriyor. Bu da bizler için acil servis yoğunluğunu arttıracağından önem arz ediyor. Avustralya’da yapılan bir çalışmada 2050 yılındaki acil servis başvuruları, 65-84 yaş grubunda 2010’a göre %242’sine, ≥85 yaşlarındaki kişilerde %411’ine bir artış olduğu ortaya koyulmuştur. Orta düzeyde nüfus artışı senaryosunda ≥85 yaşındaki kişilerin başvuruları 2020’de %150’ye, 2030’da %236’ya, 2040’ta %402’ye ve 2050’de %574’e yükselmiştir (7).​ Türkiye’de yaşlı hastaların acil servis başvurularının karşılaştırıldığı bir çalışmada çok yaşlı nüfusun (90 yaş üstü) oranı %3,9’dur. Aynı çalışmada yaşlı (65-89 yaş) ve çok yaşlı nüfusun 30 günlük mortaliteleri kıyaslandığında %2’ye karşın %5,8 oranı tespit edilmiş. Yani yaş arttıkça mortalite de artmış (8). Yine Türkiye’de yapılan bir çalışmada 65 yaş üstü hastaların %88’inin yılda 4-7 kere, %12’sinin ise yılda 7’den daha fazla acil servis başvurusu olduğu tespit edilmiş. Aynı çalışmada 74 gün içinde 4 ve daha fazla acil servis başvurusu olan yaşlı hastaların mortalite riskinin 4 kat arttığı görülmüş (9).  Yani yaşlı nüfus tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artmakta, dolayısıyla geriatrik popülasyon üzerine düşülmesi gereken bir grup olarak dikkat çekmektedir. Bu hastaların erişkin popülasyona göre acil servis başvuru sayısının ve mortalitelerinin daha fazla olduğu göz önüne alındığında acillerin yaşlı hasta yükünü en ön cephede sırtlayan yerler olduğu göze çarpmaktadır.

Şekil-1. 2022 Yılında Türkiye’de Gerçekleşem Ölüm Nedenleri ve Cinsiyetlere Göre Dağılımı

Yaşlılarda Polifarmasi

İleri yaş birçok tıbbi durum gibi polifarmasi için de en yaygın risk faktörüdür. Acil serviste anamnez alırken, yaşlı bir hastanın yakınının bir eczane poşeti dolusu ilacı deske dökmesi bu yazıyı okuyan kimseye yabancı gelmeyecektir. OPERAM (Optimizing Therapy to Prevent Avoidable Hospital Admissions in Multimorbid Older Adults – Çoklu Morbiditeye Sahip Yaşlı Yetişkinlerde Önlenebilir Hastane Yatışını Önlemek İçin Tedaviyi Optimize Etme), randomize kontrollü bir çalışma, polifarmasi ve çoklu morbiditeye sahip yaşlı yetişkinlerde ilaçla ilişkili hastane yatışları üzerinde ilaç tedavisini optimize etmenin etkisini incelemek için yürütülmüştür. Çalışma, hastaneye yatırılan polifarmasi olan yaşlı yetişkinlerde uygunsuz reçetelemenin yaygın olduğu ve farmakoterapiyi optimize etmenin yatış oranlarını azaltabileceği sonucuna varmıştır (10). 2023 yılında yapılan bir çalışmada ilaç-ilaç ve ilaç-hastalık etkileşimlerini tespit etmenin önündeki en büyük engelin zaman olduğunda yola çıkılarak yapay zeka destekli bir web sitesi geliştirilmiştir ve PIM’lerin %75,3’ü tespit edilmiştir. Bunu, hekimlerin ortalama süresi olan 2278 saniyeye karşılık 33,8 saniyeye indirdiği, yani bu süreyi 60 kat hızlandırdığı sonucuna varılmıştır (11). Bir diğer çalışmada 3 ve daha fazla ilaç kullanan hastaların, 3’ten az ilaç kullananlara göre 1 yıl içinde demans görülme riskinin 6 kat daha fazla olduğu bildirilmiştir (12).

1991’de Mark Beers, yaşlı hastalarda çok sayıda ilaç kullanımının olası yan etkilerini ön görmek, doğru ilaç düzenleme stratejileri ile yan etki, ilaç-ilaç etkileşimlerini en aza indirmek için Beers Kriterleri’ni tanımlamıştır. 2023’te bu kriterlerin en güncel hali Amerikan Geriatri Derneği tarafınca yayımlandı (13). Yine 2023 yılında yaşlı hastalarda uygunsuz ilaç kullanımı için ilki 2008 yılında yayımlanan STOPP (Screening Tool of Older Person’s Prescriptions – Yaşlı İnsanların Reçetelerini Tarama Aracı) / START (Screening Tool to Alert Doctors to the Right Treatment – Doktorları Doğru Tedavi Konusunda Uyaracak Tanı Aracı) kriterleri-Versiyon 3 yayımlandı. Önceki versiyonu 114 kriterden oluşan bu sistem 190 kritere genişletildi (14).

Beers Kriterleri-2023 (13) (Tablolar Türkçeleştirilmiş ve sadeleştirilmiştir. Orijinal hallerine tablo altındaki referanslarından ulaşabilirsiniz.)

İlaçlar beş kategoriye ayrılmıştır:

  • Yaşlılarda organ sistemi ve ilaç gruplarına göre potansiyel olarak uygunsuz olabilecek ilaç kullanımı (Tablo 1)
  • Yaşlı yetişkinlerde hastalık veya sendromun kötüleşmesine neden olabilecek ilaç-hastalık veya ilaç-sendrom etkileşimleri nedeniyle potansiyel olarak uygunsuz ilaç kullanımı (Tablo 2)
  • Zararlı advers etkiler potansiyeli nedeniyle dikkatle kullanılması gereken ilaçlar
  • Yaşlı yetişkinlerde kaçınılması gereken ilaç-ilaç etkileşimleri (Tablo 3)
  • Böbrek fonksiyonuna göre kaçınılması veya doz düzeltilmesi gereken ilaçlar (Tablo 4)

Kriterler birçok kez güncellenmiştir ve en son 2023 yılında yenilenmiştir. Güncellenen kriterlere Amerikan Geriatri Derneği web sitesinden ulaşılabilir. 2023 güncellemesindeki bazı değişiklikler şunlardır:

  • Rivaroksaban, yaşlı bireylerde diğer direkt etkili oral antikoagülanlara (DOAK) göre daha yüksek kanama riski nedeniyle, atriyal fibrilasyon (AF) veya venöz tromboembolizm (VTE) için uzun süreli tedavide kullanımından kaçınılması.
  • Alternatifler (örn. DOAK) kontrendike olmadıkça veya kullanımda önemli engeller olmadıkça, VTE veya nonvalvüler AF için başlangıç tedavisi olarak varfarinden kaçınılması.
  • Kardiyovasküler olaylar, tüm nedenlere bağlı mortalite ve hipoglisemi risklerinin alternatiflere göre daha yüksek olması nedeniyle sülfonilürelerin birinci veya ikinci basamak monoterapi olarak kullanımından kaçınılması. Eğer bir sülfonilüre kullanılacaksa, kısa etkili bir ajan tercih edilmelidir.
  • Kardiyovasküler hastalıkların primer profilaksisi için aspirin başlanmasından kaçınılması. Daha önce aspirin kullanan yaşlı hastalarda ilaç bıraktırma göz önünde bulundurulmasıdır.

İlaçların Olumsuz Etkileri

Advers ilaç etkisi (ADR), ilaç kullanımından kaynaklanan bir defekttir. ADR, bir ilacın normal dozajlarda neden olduğu zararı ifade eder. Akut geriatrik tıbbi yatışların %5 ila %28’inden sorumlu olduğu tahmin edilmektedir. Önlenebilir ADR’ler, yaşlı yetişkinlerde uygunsuz ilaç kullanımının ciddi sonuçları arasındadır. Önlenebilir ADR’lerle yaygın olarak ilişkilendirilen ilaç sınıfları, kardiyovasküler ilaçlar, antikoagülanlar, hipoglisemikler, diüretikler ve nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar (NSAİİ)’dır. Yaşla birlikte gelen metabolik değişiklikler ve azalan ilaç klirensi nedeniyle, istenmeyen ilaç etkileri yaşlı yetişkinlerde daha yüksektir. Bu risk, kullanılan ilaç sayısı arttıkça artar.

Tablo 1. Yaşlılarda Organ Sistemi ve İlaç Gruplarına Göre Potansiyel Olarak Uygunsuz Olabilecek İlaç Kullanımı

Organ Sistemi, İlaçlarGerekçeÖneriKanıt Kalitesi
AntihistaminiklerGüçlü antikolinerjik etki; konfüzyon, ağız kuruluğu, kabızlık gibi belirtilere yol açabilir. Yaşlılarda deliryum, demans ve düşme riski artışı ile ilişkilidir.Kaçınılması önerilir. Sadece şiddetli alerjik reaksiyonların akut tedavisinde kullanılabilir.Orta
Antibiyotikler NitrofurantoinPulmoner toksisite, hepatotoksisite ve periferik nöropati riski, uzun süreli kullanımda artar.<30 mL/dak CrCl olan bireylerde kaçınılması önerilir.Düşük
Kardiyovasküler ve Antitrombotikler     Kardiyovasküler hastalıkların primer profilaksisi için: AspirinYaşlılarda, aspirin majör kanama riskini önemli ölçüde artırır. Çalışmalar, yaşlı yetişkinlerde primer profilaksi için başlatıldığında net bir fayda olmadığını veya zarar vermediğini göstermektedir. Sekonder profilaksi için ise genellikle endikedir.Kardiyovasküler hastalıkların primer profilaksisi için kaçınılması önerilir.Yüksek
Nonvalvüler atriyal fibrilasyon veya venöz tromboembolizm (VTE) tedavisinde: VarfarinDOAK’lar çoğu hasta için daha güvenli bir antikoagülan seçeneği sunar. Varfarin iyi kontrol edilmiş INR’ler ile kullanılıyorsa tedaviye devam edilebilir.Başlangıç tedavisi olarak DOAK’lar mevcutsa varfarinle başlanmamalıdır.Yüksek
Nonvalvüler AF veya VTE uzun süreli tedavisinde: RivaroksabanVTE veya AF tedavisinde kullanılan rivaroksaban, yaşlılarda diğer DOAK’lara (özellikle apiksaban) göre daha yüksek bir majör kanama ve gastrointestinal kanama riski taşır.Uzun süreli tedavi için daha güvenli antikoagülan alternatifleri tercih edilmelidir.Orta
Non-selektif periferik alfa-1 blokerler (doksazosin, prazosin)Ortostatik hipotansiyon için yüksek risk taşır.Antihipertansif olarak kullanımı önerilmezOrta
AmiodaronAF için, kalp yetmezliği veya belirgin sol ventriküler hipertrofi olmadığı sürece birinci basamak tedavi olarak önerilmez.AF için birinci basamak tedavi olarak önerilmez.Yüksek
Santral Sinir Sistemi Antidepresanlar Amitriptilin Notrtriptilin ParoksetinAntikolinerjik, sedatif ve ortostatik hipotansif etkileri mevcut.Kaçınılmalıdır.Yüksek
Antiparkinson ajanlar Benztropin TriheksifenidilAntipsikotiklerin neden olduğu ekstrapiramidal semptomların tedavisi için önerilmez. Parkinson hastalığı tedavisi için endikedir.Kaçınılmalıdır.Orta
Antipsikotikler Aripiprazol Olanzapin Ketiapin RisperidonDemansı olan hastalarda stroke riski ve mortaliteyi arttırırlar.Kaçınılmalıdır. (şizofreni, bipolar hastalık, parkinson, psikoz, majör depresyon, kısa süreli antiemetik gibi FDA onaylı endikasyonlar hariç.).Orta
BenzodiazepinlerKötüye kullanım ve bağımlılık için risk oluşturur. Derin sedasyon, solunum depresyonu, koma ve ölüme neden olabilir. Nöbet, etanol çekilme, anksiyete, periprosedürel anestezi gibi durumlarda uygun olabilir.Kaçınılmalıdır.Orta
İnsülin Bazal veya uzun etkili insülin rejimi olmaksızın hızlı veya kısa etkili insülin kullanımıArtmış hipoglisemi riskiKaçınılmalıdır.Orta
Proton Pompa İnhibitörleri Esomeprazol Lansoprazol Omeprazol PantoprazolArtmış C. Difficile enfeksiyonu, pnömoni, GİS maligniteleri, kemik kırıkları riskiYüksek riskli hastalar (kronik NSAİİ veya oral kortikosteroid kullanan, Barrett özofagus, erozif özefajit vb.) hariç 8 hafta üzerinde kullanımdan kaçın  Orta-Yüksek  
Analjezikler Non-COX 2 selektif NSAİİ, oral Aspirin >325 mg/gün Diklofenak Etodolak İbuprofen İndometazin/Piroksikam Meloksikam NaproksenArtmış GİS kanama ve peptik ülser riski, yüksek riskli grupta (75 yaş üstü, kortikosteroid, antikoagülan veya antiplatelet kullanan) Riskler doz bağımlıdır.Kısa süreli kullanımdan kortikosteroid, antikoagülan veya antiplatelet kullanan hastalarda kaçın.Orta

CrCl: kreatinin klirensi, DOAK: Direkt oral antikoagülan, VTE: Venöz Tromboemboli, AF: Atrial Fibrilasyon, NSAİİ: Nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar, GİS:Gastrointestinal sistem

By the 2023 American Geriatrics Society Beers Criteria® Update Expert Panel. American Geriatrics Society 2023 updated AGS Beers Criteria® for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2023;71(7):2057-2063. doi:10.1111/jgs.18372

Multipl Komorbidite

Yaşlanma, ilişkili fizyolojik ve patolojik değişiklikler nedeniyle bireyleri çoklu hastalık (2 veya daha fazla kronik sağlık sorununun bir arada bulunması) riskine sokar ve birden fazla ilaç reçete edilme olasılığını artırır (15).

Tablo 2. Yaşlı Yetişkinlerde Hastalık veya Sendromun Kötüleşmesine Neden Olabilecek İlaç-Hastalık veya İlaç-Sendrom Etkileşimleri Nedeniyle Potansiyel Olarak Uygunsuz İlaç Kullanımı

Hastalık/SendromİlaçlarGerekçeÖneriKanıt Kalitesi
Kardiyovasküler KYNSAİİ’ler ve COX-2 inhibitörleri, tiyazolidindionlar, nondihidropiridin CCB (diltiazem, verapamil), PioglitazonSıvı tutulumu ve/veya KY kötüleştirme potansiyeli (NSAİİ’ler ve COX-2 inhibitörleri, tiyazolidindionlar);Kaçınılmalı: NSAİİ’ler ve COX-2 inhibitörleri, Tiyazolidindionlar

Azalmış ejeksiyon fraksiyonu olan hastalarda kaçınılmalı: nondihidropiridin CCB’ler (diltiazem, verapamil).


COX-2 inhibitörleri: Düşük
nondihidropiridin CCB’ler, NSAİİ’ler: Orta, Tiyazolidindionlar: Yüksek
SenkopAntipsikotikler (klorpromazin, olanzapin), Kolinesteraz inhibitörleri (donepezil, rivastigmin), Non-selektif periferik alfa-1 blokerler (doksazosin, prazosin) Trisiklik antidepresanlar (amitriptilin, klomipramin,Antipsikotikler ve trisiklik antidepresanlar, ortostatik hipotansiyon riskini artırır.

Kolinesteraz inhibitörleri, bradikardiye neden olur ve bradikardi nedeniyle senkop riski taşıyan yaşlılarda kaçınılmalıdır.

Non-selektif periferik alfa-1 blokerler, ortostatik hipotansiyona neden olur.
Kaçınılmalı.Yüksek
DeliryumAntikolinerjikler Antipsikotikler, Benzodiazepinler, Kortikosteroidler (oral ve parenteral), H2-reseptör antagonistleri (simetidin, famotidin, nizatidin), non-benzodiazepin hipnotikler, OpioidlerYaşlılarda deliryum riskini artırabileceğinden veya kötüleştirebileceğinden kaçınılmalıdır.

Antipsikotikler: Demans veya deliryumun davranışsal problemleri için; eğer farmakolojik olmayan seçenekler başarısız olmuşsa kullanılabilir.

Kortikosteroidler: En düşük etkili dozda kısa süre kullanılmalıdır.

Opioidler: Opioid kullanımı ve deliryum arasında ilişki vardır.
Gerekli durumlar dışında kaçınılmalı.H2-reseptör antagonistleri: Düşük, Diğerleri: Orta
Düşme veya Kırık GeçmişiAntikolinerjikler Antidepresanlar (SNRI, SSRI, trisiklik antidepresanlar) Antiepileptikler, Antipsikotikler, Benzodiazepinler, Opioidler    Ataksi, psikomotor işlev bozukluğu veya ek düşme riskine neden olabilir.

Antikolinerjikler, seçili antidepresanlar, antiepileptikler, antipsikotikler, sedatif/hipnotikler (benzodiazepinler dahil) ve opioidler, düşme riskini artırabilir.
Daha güvenli alternatifler yoksa kaçınılmalı. Antiepileptikler nöbet veya duygu durum bozukluğu dışında kaçınılmalı. Opioidler, şiddetli akut ağrı dışında kullanılmamalı. KaçınılmalıAntidepresanlar, opioidler: Orta, Diğerleri: Yüksek   Orta
Parkinson HastalığıAntiemetikler (metoklopramid, prometazin), Antipsikotikler (klosapin ve ketiapin hariç)Dopamin reseptör antagonistleri, Parkinson semptomlarını kötüleştirme potansiyeline sahiptir. İstisnalar: Klosapin, ketiapin,KaçınılmalıOrta

KY: Kalp Yetmezliği, CCB: Kalsiyum kanal blokerleri, SNRI: Serotonin-Noradrenalin Gerialım İnhibitörleri, SSRI: Selektif Serotonin Gerialım İnhibitörü, NSAİİ: Nonsteroid Antiinflamatuar İlaçlar

By the 2023 American Geriatrics Society Beers Criteria® Update Expert Panel. American Geriatrics Society 2023 updated AGS Beers Criteria® for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2023;71(7):2065-2067. doi:10.1111/jgs.18372

İlaç Etkileşimleri

Çoklu ilaçlar, ilaç-ilaç etkileşimleri ve PIM’lerin reçete edilmesi olasılığını artırır. İlaç-ilaç etkileşimi, bu 2 etkenin her birinin tek başına verildiğinde bilinen etkilerinden beklenen yanıttan farklı olan bir ilaç kombinasyonunun uygulanmasına verilen farmakolojik veya klinik yanıtı ifade eder. Kardiyovasküler ilaçlar, ilaç-ilaç etkileşimlerinde en sık yer alır. En sık görülen advers ilaç etkileşimleriyle ilişkili advers olaylar nöropsikolojik (deliryum), akut böbrek yetmezliği ve hipotansiyondur (16).

Kalça Kırığı Riski

Bazı vaka kontrol çalışmalarında polifarmasinin yaşlı yetişkinlerde kalça kırıkları için bağımsız bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Ancak bunun sebebinin ilaç sayısının artmasının, düşmelerle ilişkili merkezi sinir sistemi (MSS) ilaçları gibi belirli ilaç türlerine maruz kalma olasılığının daha yüksek olması olabilir (17).

Önlenebilir advers ilaç olayları, polifarmasinin ciddi sonuçlarından biridir ve aksi kanıtlanana kadar yeni bir semptomu olan yaşlı bir hastayı değerlendirirken bu olasılık her zaman dikkate alınmalıdır. Bu strateji, reçeteleme kaskadlarını veyahut hastaneye yatış riskini önleyebilir. Ayrıca, kalça kırığı, düşme ve azalmış bilişsel işlevler için artan risk gibi polifarmasiyle ilgili belirli sorunların farkında olmak, düşme gibi olumsuz sonuçları önlemeye ve sağlık bakım maliyetlerini azaltmaya yardımcı olabilir. Belirli bir hasta senaryosunda birden fazla ilaç reçetelemek kaçınılmaz olsa da, sağlık uzmanları aşırı reçeteleme ve yetersiz reçeteleme arasında denge kurmalı ve yaşam beklentisi ve bakım hedeflerine göre ilaç uygunluğunu göz önünde bulundurmalıdır.

Tablo 3: Yaşlı Yetişkinlerde Kaçınılması Gereken İlaç-İlaç Etkileşimleri

İlaç veya SınıfEtkileşen İlaç veya SınıfRisk GerekçesiÖneriKanıt Kalitesi
RAS inhibitörleri (ACEI’ler, ARB’ler) veya potasyum tutucu diüretikler (amilorid, triamteren)Diğer RAS inhibitörleri veya potasyum tutucu diüretiklerHiperkalemi riskinde artış.Kronik böbrek hastalığı evre 3a veya daha üstü olanlarda 2 veya daha fazla RAS inhibitörü veya bir RAS inhibitörü ile potasyum tutucu diüretik birlikte kullanılmamalıdır.Orta
OpioidlerBenzodiazepinler   Gabapentin veya pregabalinDoz aşımı ve advers olay riskinde artış. Solunum depresyonu ve ölüm riskinde artış.Kaçınılmalıdır.   Geçiş dönemlerinde dikkatle kullanılmalıOrta
AntikolinerjiklerAntikolinerjiklerAntikolinerjik özelliklere sahip birden fazla ilaç kullanımı kognitif gerileme, deliryum ve düşme riskini artırır.Antikolinerjik ilaçların sayısını en aza indirin.Orta
Antiepileptikler (gabapentinoidler dahil)3 veya daha fazla MSS-aktif ilacın herhangi bir kombinasyonuDüşme ve kırık riskinde artış.Aynı anda 3 veya daha fazla MSS-aktif ilaç kullanımından kaçının.Yüksek
LityumACEI’ler, ARB’ler, ARNİ’lerLityum toksisitesi riskinde artış.Lityum konsantrasyonlarını izleyin ve bu kombinasyondan kaçının.Orta
TeofilinSimetidinTeofilin toksisitesi riskinde artış.KaçınılmalıdırOrta
VarfarinAmiodaron, Siprofloksasin, SSRI’larKanama riskinde artış.Kullanımı kaçınılmaz ise INR yakından izlenmelidir.Orta

RAS: Renin-Anjiotensin Sistemi, MSS: Merkezi Sinir Sistemi, ACEI: Anjiotensin Dönüştürücü Enzim İnhibitörü, ARB: Anjiotensin Reseptör Blokerleri, ARNİ: Angiyotensin Reseptör–Neprilisin inhibitörü, SSRI: Selektif Serotonin Gerialım İnhibitörü

By the 2023 American Geriatrics Society Beers Criteria® Update Expert Panel. American Geriatrics Society 2023 updated AGS Beers Criteria® for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2023;71(7):2070-2071. doi:10.1111/jgs.18372

Tablo 4. Böbrek Fonksiyonuna Göre Kaçınılması veya Doz Düzeltilmesi Gereken İlaçlar

CrCl: Kreatinin klirensi, MSS: Merkezi Sinir Sistemi, ACEI: Anjiotensin Dönüştürücü Enzim İnhibitörü, ARB: Anjiotensin Reseptör Blokerleri, NSAİİ: Nonsteroid Antiinflamatuar İlaçlar GİS: Gastrointestinal Sistem

By the 2023 American Geriatrics Society Beers Criteria® Update Expert Panel. American Geriatrics Society 2023 updated AGS Beers Criteria® for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2023;71(7):2072-2073. doi:10.1111/jgs.18372

START ve STOPP kriterleri, yaşlı bireylerde ilaç kullanımını optimize etmek ve PIM reçetelerini tanımlamak için geliştirilmiş araçlardır. Bu kriterler, yaşlı bireylerde polifarmasiye bağlı riskleri azaltmak ve uygun ilaç tedavisini teşvik etmek amacıyla kullanılır (14). Son güncellemelerde STOPP/START kriterleri daha kapsamlı hale getirilmiştir. 114’ten 190’a çıkarılmış ve klinik durumlara özel yeni rehberlikler eklenmiştir. Bu güncellemeler, yaşlı bireylerin daha güvenli bir şekilde yönetilmesine olanak tanımaktadır.

START Kriterleri

START kriterleri, yaşlı bireylerde gerekli ilaçların eksikliğini tanımlamak için kullanılır. Bu kriterler, tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilecek klinik durumlarda endikasyon dahilinde ilaçların reçete edilmesini teşvik eder.

STOPP Kriterleri

STOPP kriterleri, yaşlı bireylerde PIM kullanımını belirlemek için kullanılır. Uygunsuz ilaç kullanımı, yan etki riskini artırır ve yaşlı bireylerde yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. STOPP kriterleri, gereksiz ilaçların kesilmesini teşvik eder.

Örneğin: Hipotansiyon öyküsü olan bireylerde alfa-blokörlerin stoplanması, kalp yetmezliği olan bireylerde non-dihidropiridin kalsiyum kanal blokerlerinin (örn. verapamil) stoplanması. deliryum öyküsü olan hastalarda benzodiazepinlerin stoplanması, proton pompa inhibitörlerinin endikasyonsuz olarak uzun süre kullanımının durdurulması.

Kriterlerin Amaçları

  1. Polifarmasiyi Yönetmek: Gereksiz ilaç kullanımını azaltmak ve ilaçlar arası etkileşimleri önlemek.
  2. Yan Etkileri Azaltmak: Özellikle yaşlı bireylerde ilaçların olumsuz etkilerini en aza indirmek.
  3. Tedavi Etkinliğini Artırmak: Hastaların mevcut klinik durumlarına uygun ilaçların kullanımını sağlamak.
  4. Yaşam Kalitesini İyileştirmek: Gereksiz ilaç yükünden kaçınılarak hastaların daha sağlıklı ve konforlu bir yaşam sürmesini sağlamak.

Aşırı ve Yetersiz Reçeteleme Arasındaki Denge

Çoğu zaman, klinik olarak karmaşık yaşlı bireyleri yönetmek için birden fazla ilaca gerek duyulur. Buna karşılık, uygunsuz (geleneksel) polifarmasi, bir veya daha fazla ilacın klinik endikasyonlar dışındaki nedenlerle reçete edilmesi ve bunun sonucunda olumsuz hasta sonuçlarına ve terapötik hedefe ulaşılamamasına neden olmasıdır. Bir çalışma, polifarmasinin her zaman zararlı olduğu varsayımının artık yapılamayacağı ve ilaçların reçete edildiği klinik gerekçenin dikkate alınması gerektiği sonucuna varmıştır. Ancak, hastaların hastalık yönetimi için yalnızca uygun ve hedeflenen ilaç tedavisini aldıklarını doğrulamak amaç olmalıdır (18). Örneğin, 4 ila 6 ilaç kullanan 6 veya daha fazla komorbid rahatsızlığı olan hastaların, 1 ila 3 ilaç kullananlara göre hastaneye yatış olasılığı daha yüksek değildir. Bu nedenle, klinisyenler, belirli terapötik hedefe ulaşmak için tüm ilaçların reçete edildiği uygun polifarmasi ile istenmeyen ilaç reaksiyonlarını önlemek için ilaç tedavisinin optimize edildiği durumlar arasında ayrım yapmalıdır.

Klinik rehberler genellikle hastaların karmaşık ihtiyaçlarıyla hastalık spesifik yönergelere uyum sağlamaya çalışır. Örneğin, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), tip 2 diyabet, osteoporoz, hipertansiyon ve osteoartriti olan yaşlı bir kadın hasta için klinik rehberler, bu kişi için 12 ilacın reçete edilmesini önerebilir (19). Daha sistematik bir yaklaşım, ilaç rejimlerinin bireylerin ihtiyaçlarına uyarlanmasını yönlendirmek için gereklidir. Önemli bir ilke, ilaç rejimini hastanın durumu ve bakım hedefleriyle eşleştirmektir. Bu, hangi ilaçların kesilmesi veya değiştirilmesi gerektiğinin dikkatlice değerlendirilmesini içerir (20). 2023 yılında yapılan 94 çalışmayı kapsayan bir meta-analizde, 17 ülkede 371 milyondan fazla yaşlı bireyi temsil eden ayakta tedavi hizmetlerinde PIM kullanımının global prevalansı değerlendirilmiştir (21). Oran %36,7 olarak bulunmuş ve benzodiazepinlerin en yaygın PIM olduğu saptanmıştır. PIM kullanımı son 20 yılda, özellikle yüksek gelirli ülkelerde artmıştır.

Gereksiz Tedaviyi Durdurun

Klinisyenler genellikle bir tedaviyi sonlandırmada özellikle de kendi başlatmadıkları tedaviyi sonlandırmakta isteksizdir. Ancak bu durum, sınırlı terapötik faydayla birlikte hastayı bir yan etki riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Yaygın bir örnek, yaşlılarda genellikle belgelenmemiş göstergeler için reçete edilen digoksin kullanımıdır. Böbrek yetmezliği veya geçici dehidratasyon, yaşlı bireylerde digoksin toksisitesine yatkınlık oluşturabilir (22). Ancak, sistolik fonksiyonu bozulmuş hastalarda digoksin tedavisinin kesilmesi olumsuz etkilere yol açabilir (23).

Polifarmasiyi Önleme Stratejileri

  • Hastalarınızı reçeteli, reçetesiz, takviye edici ve bitkisel ilaçlar dahil tüm ilaçlarını yanlarında getirmeleri konusunda teşvik edin.
  • Herhangi bir değişikliği hasta ve yakınıyla birlikte gözden geçirin ve mümkünse tüm değişiklikleri yazılı olarak sağlayın.
  • Mümkün olan en az sayıda ilacı ve en basit dozaj rejimini kullanın.
  • Reçete edilen her ilacı tanısıyla ilişkilendirmeye çalışın.
  • Gereksiz tüm ilaçları kesin.
  • İlaç-ilaç ve ilaç-hastalık etkileşimlerini tarayın.
  • Potansiyel olarak zararlı ilaçlara başlamaktan kaçının; Beers Kriterlerini kullanın.
  • Yeni bir ilaca en düşük dozda başlamayı deneyin ve ardından yavaş yavaş titre edin.
  • İlaç uygunluğunu değerlendirirken hastaların bakım hedeflerini ve yaşam beklentilerini göz önünde bulundurun.
  • Polifarmasi , dozu azaltılan ancak kesilmeyen ilaçları dikkate almaz (24).
  • Klinik ortamlarda çoklu hastalıklı yaşlı kişilerde ilaç incelemesi için STOPP/START kriterlerinin entegrasyonu yapılmalıdır (14).

SON SÖZ

Yaşlıların özellikli bir grup olduğu ve polifarmasinin hem yatış oranlarını arttırdığı hem de ilaç reaksiyonlarıyla mortaliteye katkısı olabileceği unutulmamalıdır. Tüm hastalar gibi yaşlı hastaların da ilk giriş kapısının acil servis olduğu hatırlanmalıdır. Hastaların ilaçlarının düzenlenmesi için doğru yer acil servis olmasa da, bizlerin hastaları bu düzenlemeler için ilgili birinci basamak hekimlerine gitmesi konusunda teşvik etmesi ve bu konuda dünyada hızla gelişen yapay zeka modelleri gibi kolaylaştırıcı faktörleri yakından takip etmesi önemlidir.

REFERANSLAR

1.         Friend DG. Polypharmacy — multiple-ingredient and shotgun prescriptions. N Engl J Med. 1959;260(20):1015-8.

2.         Veehof L, Stewart R, Haaijer-Ruskamp F, Jong BM. The development of polypharmacy. A longitudinal study. Fam Pract. 2000;17(3):261-7.

3.         Britain G. Medicines and Older People: Implementing Medicines-related Aspects of the NSF for Older People; National Service Framework: Department of Health; 2001.

4.         Fillit HM, Futterman R, Orland BI, Chim T, Susnow L, Picariello GP, et al. Polypharmacy management in Medicare managed care: changes in prescribing by primary care physicians resulting from a program promoting medication reviews. Am J Manag Care. 1999;5(5):587-94.

5.         Türkiye İstatistik Kurumu T. İstatistiklerle Yaşlılar. 2023;53710.

6.         WHO. Ageing and health. World Health Organization. 2024.

7.         Burkett E, Martin-Khan MG, Scott J, Samanta M, Gray LC. Trends and predicted trends in presentations of older people to Australian emergency departments: effects of demand growth, population aging and climate change. Aust Health Rev. 2017;41(3):246-53.

8.         Senguldur E, Selki K. Today’s Problem Tomorrow’s Crisis: A Retrospective, Single-Centre Observational Study of Nonagenarians in the Emergency Department. Cureus. 2024;16(11):e73460.

9.         Demir MC, Selki K, Şengüldür E. Impact of inter-visit duration on mortality in older adults who use emergency department frequently. Signa Vitae. 2024;20(9):63-71.

10.       Blum MR, Sallevelt B, Spinewine A, O’Mahony D, Moutzouri E, Feller M, et al. Optimizing Therapy to Prevent Avoidable Hospital Admissions in Multimorbid Older Adults (OPERAM): cluster randomised controlled trial. Bmj. 2021;374:n1585.

11.       Akyon SH, Akyon FC, Yılmaz TE. Artificial intelligence-supported web application design and development for reducing polypharmacy side effects and supporting rational drug use in geriatric patients. Frontiers in Medicine. 2023;10:1029198.

12.       Trevisan C, Limongi F, Siviero P, Noale M, Cignarella A, Manzato E, et al. Mild polypharmacy and MCI progression in older adults: the mediation effect of drug–drug interactions. Aging Clinical and Experimental Research. 2021;33:49-56.

13.       American Geriatrics Society 2023 updated AGS Beers Criteria® for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2023;71(7):2052-81.

14.       O’Mahony D, Cherubini A, Guiteras AR, Denkinger M, Beuscart JB, Onder G, et al. STOPP/START criteria for potentially inappropriate prescribing in older people: version 3. Eur Geriatr Med. 2023;14(4):625-32.

15.       von Buedingen F, Hammer MS, Meid AD, Müller WE, Gerlach FM, Muth C. Changes in prescribed medicines in older patients with multimorbidity and polypharmacy in general practice. BMC Fam Pract. 2018;19(1):131.

16.       Lavan AH, Gallagher P. Predicting risk of adverse drug reactions in older adults. Ther Adv Drug Saf. 2016;7(1):11-22.

17.       Machado-Duque ME, Castaño-Montoya JP, Medina-Morales DA, Castro-Rodríguez A, González-Montoya A, Machado-Alba JE. Drugs With Anticholinergic Potential and Risk of Falls With Hip Fracture in the Elderly Patients: A Case-Control Study. J Geriatr Psychiatry Neurol. 2018;31(2):63-9.

18.       Hughes C. Appropriate and inappropriate polypharmacy-Choosing the right strategy. Br J Clin Pharmacol. 2021;87(1):84-6.

19.       Boyd CM, Darer J, Boult C, Fried LP, Boult L, Wu AW. Clinical practice guidelines and quality of care for older patients with multiple comorbid diseases: implications for pay for performance. Jama. 2005;294(6):716-24.

20.       Steinman MA, Hanlon JT. Managing medications in clinically complex elders: “There’s got to be a happy medium”. Jama. 2010;304(14):1592-601.

21.       Tian F, Chen Z, Zeng Y, Feng Q, Chen X. Prevalence of Use of Potentially Inappropriate Medications Among Older Adults Worldwide: A Systematic Review and Meta-Analysis. JAMA Netw Open. 2023;6(8):e2326910.

22.       Forman DE, Coletta D, Kenny D, Kosowsky BD, Stoukides J, Rohrer M, et al. Clinical issues related to discontinuing digoxin therapy in elderly nursing home patients. Arch Intern Med. 1991;151(11):2194-8.

23.       Packer M, Gheorghiade M, Young JB, Costantini PJ, Adams KF, Cody RJ, et al. Withdrawal of digoxin from patients with chronic heart failure treated with angiotensin-converting-enzyme inhibitors. RADIANCE Study. N Engl J Med. 1993;329(1):1-7.

24.       Bergman-Evans B. A nurse practitioner led protocol to address polypharmacy in long-term care. Geriatr Nurs. 2020;41(6):956-61.

20 Ocak 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
TATDakademik

2024 Yılının İlgi Çeken Geriatrik Makaleleri

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 20 Ocak 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Doç.Dr. Vahide Aslıhan DURAK  Editör: Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu

*Aralık 2024’de yazılan bu blog yazısı teknik sorunlar nedeni ile Ocak 2026’da yayınlanmıştır.

Yaşlı nüfusun giderek artması ve Dünya Sağlık Örgütünün yaşlılık tanımlamasını değiştirmesi üzerine geriatri/gerontoloji alanları daha da ilgi çekici olup her yıl daha fazla akademik araştırma yapılır hale gelmiştir. Bu yazımızda 2024 yılının en ilgi çekici ve biz acil servis hekimlerinde de bu alanda bir farkındalık yaratması hedeflenen makaleleri yer almaktadır.

1-Developing a prediction model for cognitive impairment in older adults following critical illness. BMC Geriatr. 2024;24(1):982. 

Bu çalışmada yoğun bakım yatışları sonrası sağ kalan hastalarda yeni gelişen veya kötüleşen hasarların tespit edilmesinin önemi vurgulanmakta ve kognitif bozuklukların yoğun bakım yatışı sonrası erken dönemde tespit edilmesi için hastaların elektronik sağlık kayıtlarının kullanıldığı bir tarama modeli geliştirilmesi amaçlanmaktadır.

2015-2021 yılları arasında yoğun bakıma yatışı ve taburculuğu yapılan, minimum 48 saat kalan, 60 yaş ve üzeri hastalar dahil edilmiş olup, öncesinde demans tanısı olan hastalar ise çalışma dışı bırakılmıştır.

Öncesinde demans veya kognitif bozukluğu olmayan hastalarda yoğun bakımdan taburculuk sonrası 12 ay içinde yeni tanı alanları saptamak veya yatış öncesi kognitif bozukluğu olanlarda yeni demans tanısı alanları saptamak çalışmanın esas hedefidir.

Analizler için çeşitli modeller kullanılmış ve validasyon metodu olarak da Monte Carlo çapraz validasyon metodu tercih edilmiştir.

Verilerin analizinde 8299 hastanın dahil edildiği ortalama yaşın 72 olduğu ve %44,8 oranında kadın hasta olduğu görülmüştür. Mortalite oranı bir yıl için %22 olarak saptanmıştır. Taburculuk sonrası 1 yıl içinde demans veya kognitif bozukluk alma tanısı için kümülatif insidans ise %5 olarak saptanmıştır. Demans / kognitif bozukluk gelişen grupta; kadın cinsiyet, ileri yaş, partnerin olmaması (boşanmış, bekar, dul, kayıp) ve taburculuk sonrası bakım evine yerleştirilme oranı istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksek saptanmıştır.

Oblique random survival forest ( ORSF) denilen dijital bir sistemde düşük ve yüksek riskli hasta ayrımı en iyi şekilde yapılmış ve diğer tüm modellerde c- istatistik oranı 0,76 ile 0,83 arasında saptanmıştır. Çalışmamızda tanı sürecini belirleyen ana unsurlar; yaş, ilk yatış esnasında deliryum olması, taburculuk sonrası ilk 3 aylık dönemde sağlık hizmeti kullanımının artması olarak belirlenmiştir.

Literatürde yer alan çalışmalardan farklı olarak; elektronik sağlık kayıtlarını kullanarak yeni tanı demans veya kognitif bozukluk saptayan ilk çalışma bu çalışma olup bu vakaların bildirilmeme veya fark edilmeme oranının yüksek olduğu görülmüştür.

2- The role of Ottawa ankle rules in geriatric emergency department visits. Ulus Travma Acil Cerrahi Derg. 2024;30(4):271-275. 

Ayak bileği yaralanmaları acil servis başvurularında önemli bir yer tutmakta olup, erken tanı ve etkili tedavi yöntemleri ile hastaların kısa sürede iyileşmesi sağlanmaktadır. Bu çalışmada Ottawa Ayak Bileği kurallarının geriatrik hasta popülasyonu için etkinliğini araştırmak amaçlanmıştır.

Şubat 2022 ve Kasım 2022 arasında acil servise izole ayak bileği yaralanması ile başvuran ve 65 yaş ve üzeri olan 160 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların %37,5 oranında kırık saptanmış ve Ottawa Ayak Bileği kurallarının sensitivitesi %98,33, spesifitesi %86, negatif prediktif değeri %98,85 ve pozitif prediktif değeri ise %80,82 olarak saptanmıştır.

Sonuç olarak; Ottawa Ayak Bileği kuralları gereksiz radyolojik görüntüleme ve ileri tanı yöntemlerinin önüne geçebilmek için efektif bir araç olarak kullanılabilmekte ancak bazı nadir kırık tiplerini atlayabilmektedir. Bu nedenle acil servis hekimleri; geriatrik popülasyonda bu kuralları uygularken mutlaka dikkatli bir muayene ve kişiselleştirilmiş bir yaklaşım da eklemelidirler.

3- Factors associated with serious abdominal conditions in geriatric patients visiting the emergency department. BMC Emerg Med. 2024;24(1):16. 

Karın ağrısı geriatrik hasta popülasyonunun acil servis başvurularında %20 oranda görülmekte olup, ciddi morbidite ve mortalite nedeni olabilmektedir. Bu çalışmada ciddi abdominal şikayetlerle ilişkili faktörlerin ortaya konması hedeflenmektedir.

2017-2021 yılları arasında yürütülen bu retrospektif çalışmada 65 yaş ve üzeri olan ve acile akut abdominal ağrı ile başvuran hastalar çalışmaya dahil edilmiştir.

1221 hastanın dahil edildiği çalışmada; erkek cinsiyet, anoreksi, NEWS skoru 5-6, sistolik kan basıncının 100-125 mmHg olması, bakım hastası olması, beyaz küre değerinin ≥ 14,000 hücre /mm3 olması, acil serviste kalış süresinin 4-8 saat olması ve ≥ 8 s olmasının ciddi abdominal durumlarla ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.

4- Standard imaging in the emergency department in geriatric patients with immobilizing pelvic pain after low-energy trauma or without trauma: X-ray vs. computed tomography. Injury. 2024;55(3):111294. 

Yalnızca röntgen ile değerlendirilen geriatrik hasta grubundaki pelvis yaralanmaları sıklıkla yanlış sınıflandırılmakta, hatta gözden kaçabilmektedir. Buna bağlı olarak hastalarda; uzun süreli immobilizasyon ve devamlı pelvik ağrı görülebilmektedir. Bu çalışmanın amacı hareket etmeyi kısıtlayan pelvik ağrısı olan 70 yaş ve üzeri hastalarda radyografinin duyarlılığını ve özgüllüğünü değerlendirmektir.

Retrospektif olarak yürütülen bu çalışmaya travmatik veya travma dışı nedenlerden dolayı hareket etmeyi kısıtlayan pelvik ağrısı olan 107 geriatrik grup hasta (23 erkek, 84 kadın) dahil edilmiş olup ortalama yaş 83,07 ± 6,08 yıl olarak saptanmıştır.

Hastalardan 91’inde pelvisin ön-arka (AP) grafisi ve ardından bilgisayarlı tomografisi (BT) çekilmiştir.

Çalışma grubunda AP Pelvik grafinin tanısal performansının pelvis BT (altın standart) ile karşılaştırıldığında, (%2,7) duyarlılık ve (%94,4) özgüllük ile sonuçlanmış olup çalışma popülasyonunda pelvis kırıklarına özel duyarlılık (%3,4) ve özgüllük (%94,4) saptanmıştır.

Bu çalışmanın sonuçlarına göre; AP Pelvik grafisi; düşük enerjili travma olan veya olmayan ve hareket kısıtlayıcı pelvik ağrısı olan hastalarda ilk basamak görüntüleme yöntemi olarak uygun olmadığı sonucuna varılmıştır ve bu hastalarda pelvis BT çekilmesi gerekmektedir. Çalışma bu kapsamda hasta gruplarına göre pelvis BT çekilmesi için yeni tanısal algoritmaların gerekliliğine dikkati çekmektedir.

5- Evaluation of the Early Administration of Tranexamic Acid in Geriatric Hip Fractures in the Emergency Department: A Retrospective Study. Cureus. 2024;16(6):e62636. Published 2024 Jun 18. 

Perioperatif traneksamik asit (TXA) uygulanması, peritrokanterik kalça kırığı olan hastalarda hemoglobin seviyelerindeki postoperatif düşüşleri ve transfüzyon ihtiyacını azaltmada etkili olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada, acil serviste standart perioperatif TXA dozuna ek olarak TXA alan ve kırılganlığa bağlı kalça kırığı olan hastaların, acil serviste TXA almayan hastalarla karşılaştırmak ve hemoglobin seviyesi üzerindeki etkiyi değerlendirmek amaçlanmıştır.

Çalışma kapsamında Mayıs 2020 ile Mayıs 2021 tarihleri ​​arasında 2.Düzey travma merkezinde iki gruba ayrılmış 64 hasta kaydı retrospektif olarak incelenmiş, hastalar acil serviste yaralanmadan sonraki beş saat içinde bir gram TXA alan hastalar (yeni protokol) veya acil serviste hiç TXA almayan hastalar (eski protokol) olarak gruplanmıştır. Çalışmanın primer sonucu hemoglobin düzeyi ölçümü ve istenmeyen olayların saptanmasıdır.

Ameliyat günü veya sıfırıncı gün ile acil servise geliş günündeki hemoglobin değeri arasındaki fark ölçülmüş ve bu iki protokol arasında fark  istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. (p=0,322). Ameliyat sonrası birinci gün ile acil servise gelişte günündeki hemoglobin değeri arasındaki fark da istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p = 0,339). Yeni protokolde yan etki oranı daha düşük olsa da iki protokol arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p = 0,178).

Kırılganlığa bağlı gelişen kalça kırıklarında TXA kullanımını destekleyen çalışmalar literatürde giderek artmakta ancak uygulanma zamanı ile ilgili yeterli kılavuz bulunmamaktadır. Çalışmamızda iki protokol arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmasa da erken dönemde verilmesinin sonucunda yan etkilerin artmadığı görülmekte ve bu sayede TXA’nın güvenli yan etki profili desteklenmektedir.

6-The adherence of Turkish emergency departments to geriatric guideline recommendations. Eur Geriatr Med. 2024;15(5):1267-1275.

Bu çalışma, ülkemizdeki acil servislerde geriatrik hastalara uygun protokollerin, ekipmanların ve fiziksel şartların kullanılabilirliğinin yanı sıra potansiyel iyileştirme önerilerinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Prospektif olarak yürütülen bu anket çalışması 1-29 Şubat 2024 tarihleri ​​arasında Türkiye’deki AI, AII, B grubu ve üniversite hastanelerinde gerçekleştirilmiştir.

Çalışma; 75 katılımcı ile gerçekleştirilmiş olup aylık yaşlı hasta başvuru sayısı 500 ve üzerinde olan hastane sayısı 133 (%76,0) olarak saptanmıştır. Personel/yönetim bilgisinin rehber önerilerine göre düşük düzeyde olduğu görülmüştür. Personel/hasta yönetim bilgisi ve toplam ekipman/malzeme uygunluğu hastane türleri ile karşılaştırıldığında üniversite hastanelerinin rehbere en uygun şekilde hareket ettiği ve gruplar arası farklılıkların anlamlı düzeyde olduğu belirlenmiştir (p <0,001).

Sonuç olarak; Türkiye’deki acil servislerin, geriatrik acil servis kılavuzlarında belirtilen kriterlere uyumunun oldukça düşük düzeyde olduğu belirlenmiş olup bu alanda iyileştirme politikalarının uygulanması önerilmektedir.

7- Elderly patients with non-specific complaints at the emergency department have a high risk for admission and 30-days mortality. BMC Geriatr. 2024;24(1):5. Published 2024 Jan 3. 

Yaşlı hastalar acil servis kaynaklarının daha fazla kullanımını gerektiren komplike tıbbi şikayetlerle başvurabilmektedir. Non-spesifik şikayetler, olumsuz sonuçlara yol açma ihtimalı çok olsa da, öncelikli olarak değerlendirilmemektedir. Çalışmanın amacı; dispne, göğüs ağrısı ve karın ağrısı gibi spesifik şikayetlere kıyasla acil servise non-spesifik şikayetlerle başvuran geriatrik hasta gruplarında hastane yatışı ve mortalite oranlarını araştırmaktır.

Retrospektif olarak yürütülen bu çelışmada; hastaların elektronik tıbbi kayıtlarından şikayetleri incelenmiştir. Halsizlik, konfüzyon, jeneralize güçsüzlük ve düşme riski non-spesifik şikayet olarak belirlenmiştir. Hastaların yatış ve 30günlük mortalite oranı çalışmanın primer sonuçlarını oluşturmaktadır. Toplamda 4.927 hasta çalışmaya dahil edilmiştir ve başvuru şikayetlerine göre kategorize edilmiş olup göğüs ağrısı (%32), dispne (%27), karın ağrısı (%30) ve non-spesifik şikayetler  (%11) oranında saptanmıştır.

Dispne ve non-spesifik şikayetleri olan hastalar, sırasıyla %79 ve %70 yatış oranları ile en yüksek hastaneye yatış oranlarına sahipken, göğüs ağrısı (%63) ve karın ağrısı (%61) olan hastalar daha düşük yatış oranlarına sahiptir (p < 0,001).

Non-spesifik şikayetleri olan hastaların acil serviste ortalama kalış süresi (4.7 saat) göğüs ağrısı, dispne veya karın ağrısı olan hastalara kıyasla anlamlı derecede daha uzundur.Tüm hastalar için ortalama kalış süresi 4.2 gündür. Ancak, non-spesifik şikayetleri olan hastaların hastanede kalış süresi ortalama 5.6 gündür, bu da daha uzun bir hastaneye yatış süresine ihtiyaç duyduklarını göstermektedir.Hem non-spesifik şikayetleri hem de dispne şikayeti olan hastalar, en yüksek 30 günlük mortalite oranlarına sahipti.

Çalışma, acil servise non-spesifik şikayetler ile başvuran yaşlı hastaların daha yüksek yatış oranları, daha uzun hastanede kalış süreleri ve daha yüksek 30 günlük mortalite riski taşıdığını vurgulamakta olup acil servis personelinin bu hastalarla daha dikkatli olması önerilmektedir.

8- Risk of falls is associated with 30-day mortality among older adults in the emergency department. Am J Emerg Med. 2024; 79:122-126. 

Bu çalışma, acil servise başvuran yaşlı bireylerde düşme riski ile 30 günlük mortalite arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır.75 yaş ve üzeri bireyleri kapsayan gözlemsel bir kohort çalışması olup acil servise başvuran ve Memorial Emergency Department Fall Risk Assessment Tool (MEDFRAT) kullanılarak düşme riski değerlendirilen hastaları kapsamaktadır. MEDFRAT, acil servise spesifik bir tarama aracıdır. Düşme riski, düşük (0-2 puan), orta (3-4 puan) veya yüksek (≥5 puan) olarak sınıflandırılmıştır. Çalışmanın primer sonucu 30 günlük mortalitedir. Acil serviste düşme riski değerlendirilen toplam 941 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Ortalama  yaş 83.7 olup; hastaların %45.6’sı erkek olup %62.7’si hastaneye yatmıştır. Yüksek düşme riski grubundaki 30 günlük mortalite, düşük risk grubunun dört katı kadar bulunmuştur (%11.8 vs. %3.1; HR 4.00, %95 CI 2.18-7.34, p < 0.001). Orta risk grubundaki bireylerin mortalite oranı, düşük risk grubunun neredeyse iki katı kadar olup, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (%6.0 vs. %3.1; HR 1.98, %95 CI 0.91-4.32, p = 0.087).Sonuç olarak; acil serviste yapılan düşme riski değerlendirmeleri, 30 günlük mortalite ile ilişkili olup bu alanda yapılacak taramalar ile  yaşlı bireylerin risk sınıflaması yapılabilmektedir.

KAYNAKLAR

1-Eisner AE, Witek L, Pajewski NM, et al. Developing a prediction model for cognitive impairment in older adults following critical illness. BMC Geriatr. 2024;24(1):982. Published 2024 Nov 29.

2- Seyhan AU, Ak R, Şimşek F, Ayvacı S, Açıkgöz O. The role of Ottawa ankle rules in geriatric emergency department visits. Geriatrik acil servis başvurularında Ottawa ayak bileği kurallarının rolü. Ulus Travma Acil Cerrahi Derg. 2024;30(4):271-275. 

3- Dadeh AA, Uppakarnnuntakul W. Factors associated with serious abdominal conditions in geriatric patients visiting the emergency department. BMC Emerg Med. 2024;24(1):16. Published 2024 Jan 25. 

4- Abdalmaqsoud H, Sehmisch S, Giannoudis V, Liodakis E. Standard imaging in the emergency department in geriatric patients with immobilizing pelvic pain after low-energy trauma or without trauma: X-ray vs. computed tomography. Injury. 2024;55(3):111294. 

5- Doka R, Neibaur S, Mohammad S, et al. Evaluation of the Early Administration of Tranexamic Acid in Geriatric Hip Fractures in the Emergency Department: A Retrospective Study. Cureus. 2024;16(6):e62636. Published 2024 Jun 18. 

6- Çelik Ş, Çelik P. The adherence of Turkish emergency departments to geriatric guideline recommendations. Eur Geriatr Med. 2024;15(5):1267-1275. 

7- Erwander K, Ivarsson K, Olsson ML, Agvall B. Elderly patients with non-specific complaints at the emergency department have a high risk for admission and 30-days mortality. BMC Geriatr. 2024;24(1):5. Published 2024 Jan 3. 

8- Hamilton MP, Bellolio F, Jeffery MM, et al. Risk of falls is associated with 30-day mortality among older adults in the emergency department. Am J Emerg Med. 2024;79:122-126. 

20 Ocak 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Yeni Gönderiler
Eski Gönderiler

Hakkımızda

  • Üyelik Başvuru Formu
  • Kurumsal Kimliğimiz
  • Gizlilik Politikası

Bize Ulaşın

  • Mustafa Kemal Mahallesi Dumlupınar Blv. No:274 Mahall E Blok Daire:18 Ankara
  • Telefon: (0312) 438 12 66
  • Email: [email protected]
© 2021 – 2026 All Rights Reserved. Designed and Developed by DNS Tech Company
Facebook Twitter Instagram Linkedin Youtube Email
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
  • Home
Giriş

Çıkış yapana kadar oturumumu açık tut

Parolanızı mı unuttunuz?

Parola Kurtarma

Yeni bir parola size e-posta ile gönderildi.

Yeni bir şifre mi aldınız? Giriş Yap