Yazar: Çağlar Kuas
Editör: Canan Akman
Türkiye ve dünya genelinde yaşlı nüfusun hızla artması, acil tıp pratiğimizin odak noktasını kaçınılmaz olarak değiştirmektedir. Günümüz acil servislerinde, hastaların önemli bir bölümünü çoklu komorbiditelere sahip yaşlı bireyler oluşturmakta, bu durum özellikle travma yönetimini yeni bir boyuta taşımaktadır. Geleneksel travma skorlama ve yönetim algoritmalarımız, bu özel hasta grubunun biyolojik ve fizyolojik kırılganlığını tam olarak yansıtamamaktadır. Basit bir ev içi düşmesi sonucu acil servise başvuran yaşlı bir hastada, genellikle minimal travmaya atfedilen ancak yüksek morbidite ve mortalite riski taşıyan bir kalça kırığı veya omurga fraktürü ile karşılaşmak artık rutindir. Bu yazımızda, bu klinik zorluğun temelini oluşturan “yaşlılıkta kırık spektrumu” kavramını mercek altına alacak; kırılganlık, osteoporoz ve fraktür arasındaki patofizyolojik bağı inceleyecek ve acil servis yönetimindeki kritik farklılıkları ele alacağız.
Patofizyolojik Zemin: Kırılgan Kemikler, Kırılgan Bedenler
Yaşlanmayla birlikte kemik mineral yoğunluğu azalır, trabeküler yapı incelir ve kortikal kemik daha gözenekli hale gelir. Bu durum, osteoporoz olarak tanımlanır ve düşük enerjili travmalarla bile kırık oluşma riskini belirgin şekilde artırır. Bunun yanında sarkopeni, yani yaşa bağlı kas kütlesi ve kas gücü kaybı, düşme riskini yükselten en önemli faktörlerden biridir. Kas gücünün azalması, denge kontrolünü zayıflatır ve refleks yanıtların yavaşlamasına neden olur. Böylece yaşlı birey, düşme anında vücudunu koruyacak tepkiyi veremez ve kırık oluşma olasılığı artar.
Yaşlı bireylerde kırık gelişimine zemin hazırlayan fizyolojik değişiklikler, yalnızca kemik yapısındaki bozulmalarla sınırlı değildir; kas-iskelet sistemi, sinir sistemi, denge mekanizmaları ve ilaç metabolizması gibi pek çok sistemin bütüncül etkisi söz konusudur. Bu nedenle yaşlı bir hastada basit görünen bir düşme, aslında uzun süredir devam eden biyolojik kırılganlığın klinik bir yansımasıdır.
Postural instabilite (denge bozukluğu) yaşlanmayla sık görülen bir diğer sorundur. Vestibüler sistemdeki yaşa bağlı dejenerasyon, propriyoseptif duyunun azalması ve görme keskinliğinin düşmesi, özellikle karanlık veya kaygan ortamlarda düşme riskini katlar. Buna ek olarak, çoklu ilaç kullanımı (polifarmasi) da önemli bir risk faktörüdür. Antihipertansifler, benzodiazepinler, antidepresanlar ve hipoglisemik ilaçlar baş dönmesi, ortostatik hipotansiyon veya dengesizlik yaratarak düşmeye zemin hazırlayabilir.
Yaşlı hastalarda metabolik hızın yavaşlaması, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarındaki gerileme, ilaçların farmakokinetiğini değiştirir. Bu durum, özellikle ağrı kesiciler, sedatifler ve antikoagülanlar açısından hem düşme riskini hem de travma sonrası komplikasyon olasılığını artırır. Ayrıca, kronik hastalıklar (örneğin kalp yetmezliği, diyabet, kronik böbrek hastalığı) vücudun travmaya verdiği yanıtı sınırlar, iyileşmeyi geciktirir ve posttravmatik mortaliteyi yükseltir.
Yaşlı bireylerde kırık gelişimi çoğu zaman tek bir etkenin sonucu değildir. Osteoporoz, sarkopeni, dengesizlik, görme bozukluğu ve polifarmasi gibi faktörlerin birbirini tetiklediği multifaktöriyel bir süreç söz konusudur ve bu süreç yaşlı hastalardaki kırık spektrumunun farklılaşmasına neden olur. Bu nedenle acil serviste yaşlı bir hastadan “küçük bir düşme” öyküsü alındığında, bu ifadenin arkasında ciddi bir biyolojik kırılganlık olabileceği unutulmamalı ve değerlendirme kapsamlı bir bakış açısıyla yapılmalıdır.
Travma Mekanizmaları: Basit Düşmelerin Karmaşık Sonuçları
Yaşlı bireylerde travma mekanizmaları genç erişkinlerden belirgin biçimde farklıdır. Gençlerde kırıklar çoğunlukla yüksek enerjili olaylar—trafik kazaları, yüksekten düşmeler veya endüstriyel yaralanmalar—sonucu ortaya çıkarken, yaşlılarda kırıkların büyük bölümü düşük enerjili travmalarla gelişir. En tipik örnek, ev içinde meydana gelen basit düşmelerdir. Halıya takılma, banyo zemininin kayganlığı veya ani baş dönmesi gibi küçük olaylar, osteoporotik kemik yapısı ve azalmış kas gücü nedeniyle ciddi kırıklara yol açabilir.
Bu yaş grubunda görülen düşmeler genellikle mekanik dengesizlik ve fizyolojik zayıflık ile ilişkilidir. Görme bozuklukları, işitme kaybı, propriyosepsiyon azalması ve vestibüler sistemdeki yaşa bağlı değişiklikler denge kontrolünü olumsuz etkiler. Ayrıca polifarmasiye bağlı ortostatik hipotansiyon, hipoglisemi atakları veya sedatif ilaç kullanımı yine düşme riskini artırır. Bu nedenle travma sonrası yaralanmanın ciddiyetinde travmanın mekanik şiddetinden çok, hastanın biyolojik kırılganlığı belirleyici olur.
Düşme dışında daha az sıklıkla düşük hızlı araç içi kazalar, merdivenden inme sırasında dengesizlik, sandalyeden kalkarken düşme veya başkasının yardımıyla yürürken devrilme gibi mekanizmalar da yaşlılarda ciddi yaralanmalara neden olabilir. Özellikle femur boynu, pelvis, vertebra ve distal radius kırıkları bu tür travmalarla sık ilişkilidir.
Bazı olgularda travma hikâyesi bile belirsiz olabilir. Hafif bir çarpma, ani bir dönme hareketi veya öksürük sırasında bile osteoporotik vertebra veya kaburga kırıkları gelişebilir. Bu nedenle acil servis değerlendirmesinde hastanın “düşme hatırlamıyorum” demesi, travmayı dışlamak için yeterli değildir. Ağrının yeri, hareketle ilişkisi, deformite ve fonksiyon kaybı gibi ipuçları dikkatle sorgulanmalıdır.
Ek olarak, yaşlılarda görülen travmaların bir kısmı senkop, aritmi, inme veya hipoglisemi gibi altta yatan bir medikal olayın sonucu olabilir. Bu durumda travma, primer patolojinin sekonder bir bulgusu haline gelir. Dolayısıyla acil serviste yalnızca kırığı saptamak yeterli olmayıp, düşmeye yol açan neden de araştırılmalıdır. Bu yaklaşım hem tekrarlayan düşmeleri önlemek hem de mortaliteyi azaltmak açısından kritik öneme sahiptir.
Yaşlılarda travma, fiziksel enerjiden ziyade biyolojik zayıflığın bir göstergesidir. Bu nedenle acil serviste düşük enerjili travmaların ciddi yaralanma potansiyeline sahip olduğu unutulmamalı ve her yaşlı travma hastası, sistematik bir değerlendirmeyle ele alınmalıdır.
Kırık Spektrumu: En Sık Görülen Kırık Tipleri
Yaşlı bireylerde görülen kırıkların dağılımı, travma enerjisinden çok biyolojik kırılganlık düzeyine bağlı olarak değişir. Bu grupta en sık karşılaşılan kırıklar; kalça, vertebra, distal radius, proksimal humerus ve pelvis bölgelerinde görülür. Her biri farklı klinik tabloyla seyreder ve acil servis yaklaşımı açısından özel dikkat gerektirir.
- Kalça ve Femur Kırıkları
Kalça kırıkları, yaşlı travmalarının en ciddi ve en mortal seyirli grubunu oluşturur. Çoğu olgu, basit bir düşme sonrası gelişir ve genellikle femur boynu veya intertrokanterik bölge kırığı şeklindedir. Hastalar sıklıkla etkilenen ekstremitede kısalma, dış rotasyon deformitesi ve belirgin ağrı ile başvurur. Ancak bazı kırıklar radyografide başlangıçta fark edilmeyebilir; bu nedenle klinik şüphe varsa BT veya MRG ile ileri değerlendirme yapılmalıdır. Bu kırıklar, erken dönemde analjezi, sıvı desteği ve antikoagülasyon düzenlemesi gerektirir. Morbidite, uzun süreli immobilizasyon ve komplikasyon riski yüksek olduğundan ortopedik konsültasyon geciktirilmemelidir.
- Vertebra Kompresyon Kırıkları
Vertebral kırıklar çoğu zaman düşük enerjili travma veya hatta öksürük, ani dönme gibi minimal hareketlerle bile gelişebilir. Özellikle torakolomber bölgede sık görülür. Bel ve sırt ağrısı, hareketle artan hassasiyet veya boy kısalması tipik bulgulardır. Ancak bu hastalar sıklıkla ağrılarını “kas tutulması” olarak yorumlayıp geç başvurabilir. Tanıda lateral omurga grafileri değerlidir, ancak osteoporotik zeminde radyolojik bulgular silik olabileceğinden MRG gerekebilir. Analjezi ve mobilizasyon planlaması yapılırken opioid duyarlılığı, deliryum riski ve kabızlık gibi geriatrik faktörler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
- Distal Radius (Colles) Kırıkları
Düşerken elini yere koyan yaşlı bireylerde ekstansiyon pozisyonunda düşme sonrası tipik olarak distal radius kırığı gelişir. “Dinner fork” deformitesi klasik görünümü oluşturur. Bu kırıklar çoğu zaman basit atel uygulamasıyla stabilize edilebilse de, osteoporotik kemik yapısı redüksiyon sonrası tekrar kaymaya yatkındır. Nörovasküler bütünlük kontrolü, uygun immobilizasyon ve ağrı kontrolü acil servisteki temel yaklaşımlardır.
- Proksimal Humerus Kırıkları
Omuz üzerine düşme veya kolun üzerine yük binmesiyle ortaya çıkar. Ağrı ve omuz hareketlerinde belirgin kısıtlılık tipiktir. Çoğu olguda cerrahi dışı tedavi yeterlidir, ancak yer değiştirmiş kırıklarda ortopedik değerlendirme gerekir. Yaşlılarda bu kırıklar fonksiyonel bağımsızlığı ciddi şekilde kısıtlayabilir, bu nedenle erken fizyoterapi planlaması önem taşır.
- Pelvik Kırıklar
Pelvis kırıkları yaşlılarda genellikle düşük enerjili travmalar sonrası oluşur, ancak yüksek mortaliteye sahip olabilir. Özellikle pubik ramus kırıkları çoğu zaman stabil olsa da, sakral veya asetabular bileşen içeren kırıklar ileri yaşta ciddi kan kaybına yol açabilir. Pelvik ağrı, oturamama, yürüyememe veya pelvik stabilitede bozulma gibi bulgular dikkatle değerlendirilmelidir. Yaşlı hastalarda intraabdominal kanama belirtileri silik olabileceğinden, vital bulguların yakından izlenmesi gerekir.
- Diğer Kırıklar
Kosta, patella ve ayak bileği kırıkları da yaşlı popülasyonda sık görülür. Özellikle kaburga kırıkları solunum fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek atelektazi ve pnömoni riskini artırır. Bu nedenle uygun analjezi ve solunum egzersizleri hayati önemdedir.
Acil Serviste Tanısal Zorluklar
Yaşlı bireylerde kırık tanısı, genç hastalara kıyasla çok daha fazla klinik dikkat, sabır ve deneyim gerektirir. Bunun başlıca nedeni, travma enerjisinin düşük olması, klinik bulguların silik seyretmesi ve eşlik eden bilişsel veya duyusal bozukluklardır. Bu faktörlerin birleşimi, acil serviste kırıkların sıklıkla gözden kaçmasına zemin hazırlar.
Yaşlı hastalar travma sonrası çoğu zaman belirsiz veya atipik semptomlarla başvururlar. Ağrı hissi yaşla birlikte azalır, ayrıca demans, deliryum veya nöropati gibi durumlar ağrının doğru ifade edilmesini engeller. Bu nedenle “hafif ağrım var” diyen bir yaşlı hasta, ciddi bir kalça veya pelvis kırığına sahip olabilir. Benzer şekilde, düşme öyküsü olmayan veya hatırlanmayan hastalarda bile spontan vertebra kırıkları görülebilir. Bu nedenle her ağrı yakınması, özellikle yük verme güçlüğü veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, travma öyküsü olmasa dahi kırık açısından değerlendirilmelidir.
Fizik muayene acil servisteki en önemli aracımız olsa da bu yaş grubunda çoğu zaman yanıltıcıdır. Yaşlı hastalarda kas dokusunun zayıflığı, cilt altı yağ tabakasının incelmesi ve deformite oluşumunun azalması nedeniyle belirgin dış bulgular görülmeyebilir. Ödem veya ekimoz geç ortaya çıkabilir ya da hiç gelişmeyebilir. Ayrıca yaşlı hastalar ağrıyı azaltmak için istemsiz olarak etkilenen bölgeyi kullanmamayı tercih ederler, bu da klinik bulguların saptanmasını zorlaştırır. Bu nedenle muayene sistematik yapılmalı, yalnızca ağrı bölgesi değil, komşu eklemler ve omurga da dikkatle incelenmelidir.
Radyolojik değerlendirme de yaşlılarda özel dikkat gerektirir. Osteoporotik kemik dokusu, kırık hattının radyografide net seçilememesine neden olabilir. Bu nedenle özellikle kalça, pelvis ve vertebra bölgelerinde ilk grafilerin normal olması kırığı dışlatmaz. Klinik şüphe devam ediyorsa, ileri görüntüleme yöntemleri tercih edilmelidir. MRG, erken dönemde kemik iliği ödemi ve mikrotrabeküler hasarı gösterebildiği için bu grupta altın standart yöntemlerden biridir. BT ise küçük kortikal kırıkları saptamada yararlıdır ve özellikle pelvis veya proksimal femur kırıklarının değerlendirilmesinde tercih edilir.
Acil servis dinamikleri, tanısal zorlukları daha da artırabilir. Yüksek hasta yoğunluğu, kısıtlı zaman ve ileri görüntüleme erişiminin gecikmesi, yaşlı kırıklarının tanısında gecikmelere yol açabilir. Bu nedenle yaşlı travma hastalarında düşük şüphe eşiği ile hareket edilmesi, tanı sürecinin en temel prensibidir. “Basit düşme” veya “evde ayağı kaymış” gibi öyküler, çoğu zaman ciddi kırıkların altında yatan hikâyedir.
Acil serviste, yaşlı hastanın yalnızca travma bölgesine değil, genel durumuna da bütüncül bakmalıdır. Kırığın yanı sıra travmayı tetikleyen nedenin—örneğin senkop, aritmi, inme veya hipoglisemi—araştırılması, olası tekrar eden düşmelerin önlenmesi açısından büyük önem taşır. Yaşlı hastalarda travma değerlendirmesi, yalnızca bir kemik lezyonunu saptamak değil, bütüncül bir geriatrik travma yaklaşımını gerektirir.
Erken Mobilizasyon, Rehabilitasyon ve Taburculuk Planı
Yaşlı hastalarda kırık yönetimi yalnızca akut dönemde yapılan tanı ve stabilizasyonla sınırlı değildir. Tedavi sürecinin asıl amacı, hastanın mümkün olan en kısa sürede fonksiyonel kapasitesini yeniden kazanmasını ve bağımsız yaşamına dönebilmesini sağlamaktır. Bu nedenle erken mobilizasyon ve rehabilitasyon planlaması, tedavinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.
İmmobilizasyon, yaşlı hastalarda genç bireylere göre çok daha kısa sürede ciddi komplikasyonlara yol açar. Uzun süre yatak istirahati, derin ven trombozu, pulmoner emboli, pnömoni, bası yaraları ve kas atrofisi gibi komplikasyonlara neden olur. Hareketsizlik aynı zamanda bilişsel bozulmayı hızlandırır, deliryum ve depresyon riskini artırır. Bu nedenle, genel durumu stabil olan her hastada mobilizasyon mümkün olan en kısa sürede başlatılmalıdır. Yatakta geçirilen süre azaltılmalı, günlük aktiviteler kademeli olarak artırılmalıdır.
Operasyon gerektiren kırıkların yönetimi, bu sürecin kritik bir aşamasıdır. Özellikle kalça, intertrokanterik femur, pelvis veya proksimal humerus kırıkları sıklıkla cerrahi tedavi gerektirir. Bu hastalarda cerrahiye kadar geçen süre boyunca ağrı kontrolü, sıvı-elektrolit dengesi, beslenme desteği ve antikoagülan kullanımı dikkatle yönetilmelidir. Operasyon kararı geciktirilmemeli; mümkünse 24–48 saat içinde cerrahi planlanmalıdır, çünkü gecikme mortalite ve komplikasyon riskini artırır. Ameliyat sonrası dönemde erken mobilizasyonun sağlanması, pulmoner komplikasyonları ve immobilizasyona bağlı mortaliteyi azaltır. Bu dönemde multidisipliner ekip yaklaşımı (ortopedi, geriatri, anestezi, hemşirelik ve fizik tedavi) iyileşme sürecinin başarısı açısından belirleyicidir.
Rehabilitasyon süreci, hastanın yaşına, kırık tipine, bilişsel durumuna ve komorbid hastalıklarına göre bireyselleştirilmelidir. Örneğin kalça kırıklı bir hastada, ilk 24–48 saat içinde yatak kenarında oturma, ardından yürüteç yardımıyla ayağa kalkma planlanabilir. Uygun analjezi sağlanmadan mobilizasyonun mümkün olamayacağı unutulmamalıdır. Bu nedenle, ağrı kontrolü tedavi sürecinin ön koşuludur; gerekirse bölgesel sinir blokları veya multimodal analjezik protokoller kullanılabilir.
Taburculuk planı, hastaneden çıkış öncesinde net olarak oluşturulmalıdır. Hastanın ev ortamı, düşmeye neden olabilecek çevresel faktörler (kaygan zemin, yetersiz aydınlatma, halı kenarları, eşik yüksekliği) açısından değerlendirilmelidir. Gerekiyorsa sosyal hizmet desteği sağlanmalı, yardımcı cihazlar (baston, yürüteç, oturma desteği) temin edilmelidir. Ayrıca aile üyeleri, hastanın mobilizasyon ve günlük yaşam aktivitelerinde nasıl destek olabilecekleri konusunda bilgilendirilmelidir.
Bunun yanında, düşmeye zemin hazırlayan faktörlerin ortadan kaldırılması rehabilitasyon kadar önemlidir. Görme bozukluklarının düzeltilmesi, antihipertansif veya sedatif ilaçların yeniden düzenlenmesi, D vitamini ve kalsiyum desteği verilmesi ve egzersiz önerileri gelecekteki kırıkları önleyici yaklaşımlar arasında yer alır. “Bir kez düşen yaşlı, yeniden düşmeye adaydır” ilkesi unutulmamalıdır.
Erken mobilizasyon, planlı rehabilitasyon ve cerrahi yönetim stratejileri, yaşlı kırık hastalarında yaşam kalitesi, bağımsızlık ve hayatta kalma oranlarını doğrudan etkiler. Acil servis hekimleri için bu süreç, yalnızca ortopedik tedavinin bir devamı değil, hastanın bütüncül iyileşme süreci için en kritik basamaklarından biridir. Etkin bir taburculuk planı ve disiplinler arası iş birliği, kırığı yalnızca bir travma değil, yeniden kazanım sürecinin başlangıcı haline getirir.
Sonuç: Yaşlı Kırıkları Acil Servisin Yeni Epidemisi mi?
Toplumun yaşlanmasıyla birlikte acil servislere başvuran ileri yaş hasta sayısı her geçen yıl artmaktadır. Bu artış, yalnızca kronik hastalık yükünün değil, aynı zamanda travma kaynaklı başvuruların da önemli ölçüde yükselmesine yol açmıştır. Günümüzde yaşlı bireylerde görülen kırıklar, özellikle düşük enerjili travmalar sonucu gelişen kırılganlık kırıkları, acil servislerin en sık ve en karmaşık hasta gruplarından birini oluşturmaktadır. Bu durum, birçok ülkede “gizli epidemilerden biri” olarak tanımlanmakta ve yaşlanan nüfusun sağlık sistemleri üzerindeki yükünü derinleştirmektedir.
Yaşlılarda kırıkların yönetimi, yalnızca ortopedik bir sorun değildir. Her kırık, biyolojik rezervleri sınırlı, polifarmasiye maruz kalmış, komorbiditesi yüksek bir bireyin yaşam dengesini sarsar. Bu nedenle acil tıp uzmanı, yaşlı kırıklarını değerlendirirken yalnızca anatomik hasara değil, fizyolojik kapasiteye, bilişsel duruma ve sosyal destek düzeyine de odaklanmalıdır. Basit bir düşmenin ardında, çok boyutlu bir klinik kırılganlık ve sistemik risk yatar.
Bu hasta grubunda erken tanı, uygun ağrı yönetimi, sıvı ve hemodinamik denge sağlanması, komorbid hastalıkların yeniden değerlendirilmesi ve multidisipliner koordinasyon (ortopedi, geriatri, anestezi, fizik tedavi, sosyal hizmet) büyük önem taşır. Geciken tanı veya yetersiz mobilizasyon, yalnızca fonksiyonel kayıplara değil, mortalite artışına da neden olabilir. Bu nedenle yaşlı kırıklarının acil servisteki yönetimi, “erken fark et, hızlı stabilize et, multidisipliner planla” ilkesiyle yürütülmelidir.
Sonuç olarak, yaşlılarda kırıklar giderek artan bir halk sağlığı sorunu ve acil servislerin karşısındaki en önemli klinik sorunlardan biridir. Bu kırıklar, sessiz bir epidemi gibi yayılmakta; düşük enerjili travmaların ardında yüksek mortalite ve uzun dönem bağımlılık riski taşımaktadır. Acil tıp uzmanlarının bu tabloya yönelik farkındalığı artırması hem bireysel hasta sonuçlarını hem de sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini olumlu yönde etkileyecektir.
Kaynaklar
- Court-Brown CM, Clement ND, Duckworth AD, Aitken S, Biant LC, McQueen MM. The spectrum of fractures in the elderly. Bone Joint J. 2014 Mar;96-B(3):366-72. doi: 10.1302/0301-620X.96B3.33316. PMID: 24589793.
- Bingol I, Kamaci S, Yilmaz ET, Oral M, Yasar NE, Dumlupinar E, Ata N, Ulgu MM, Birinci S, Bayram S, Tokgozoglu AM, Demirors H. The epidemiology of geriatric fractures: A nationwide analysis of 1 million fractures. Injury. 2024 Nov;55(11):111900. doi: 10.1016/j.injury.2024.111900. Epub 2024 Sep 19. PMID: 39332226.
- Khan AA, Slart RHJA, Ali DS, Bock O, Carey JJ, Camacho P, Engelke K, Erba PA, Harvey NC, Lems WF, Morgan S, Moseley KF, O’Brien C, Probyn L, Punda M, Richmond B, Schousboe JT, Shuhart C, Ward KA, Lewiecki EM; International Working Group on DXA Best Practices. Osteoporotic Fractures: Diagnosis, Evaluation, and Significance From the International Working Group on DXA Best Practices. Mayo Clin Proc. 2024 Jul;99(7):1127-1141. doi: 10.1016/j.mayocp.2024.01.011. PMID: 38960497.
- Williams CT, Whyman J, Loewenthal J, Chahal K. Managing Geriatric Patients with Falls and Fractures. Orthop Clin North Am. 2023 Jul;54(3S):e1-e12. doi: 10.1016/j.ocl.2023.04.001. Epub 2023 May 31. PMID: 37349065.
- Migliorini F, Giorgino R, Hildebrand F, et al. Fragility Fractures: Risk Factors and Management in the Elderly. Medicina (Kaunas). 2021;57(10):1119. Published 2021 Oct 17. doi:10.3390/medicina57101119
- Stefko JM, Jaworski HM, Cush CT, Lyons JG. Trends and epidemiology of lower trunk fractures in the super elderly population in the United States from 2011 to 2020. Injury. 2024 Nov;55(11):111837. doi: 10.1016/j.injury.2024.111837. Epub 2024 Aug 23. PMID: 39197325.
- Aguado HJ, Castillón-Bernal P, Ventura-Wichner PS, Cervera-Díaz MC, Abarca-Vegas J, García-Flórez L, Salvador-Carreño J, García-Virto V, Simón-Pérez C, Ojeda-Thies C, Sáez-López P, González-Montalvo JI; RNFC Working Group. Impact of subtrochanteric fractures in the geriatric population: better pre-fracture condition but poorer outcome than pertrochanteric fractures: evidence from the Spanish Hip Fracture Registry. J Orthop Traumatol. 2022 Mar 26;23(1):17. doi: 10.1186/s10195-022-00637-8. PMID: 35347459; PMCID: PMC8960105.
- Schoeneberg C, Pass B, Oberkircher L, Rascher K, Knobe M, Neuerburg C, Lendemans S, Aigner R; Registry for Geriatric Trauma DGU. Impact of concomitant injuries in geriatric patients with proximal femur fracture : an analysis of the Registry for Geriatric Trauma. Bone Joint J. 2021 Sep;103-B(9):1526-1533. doi: 10.1302/0301-620X.103B9.BJJ-2021-0358.R1. PMID: 34465160.
- Kucukler FK, Simsek Y, Turk AÇ, Arduc A, Guler S. Osteoporosis and Silent Vertebral Fractures in Nursing Home Resident Elderly Men in Turkey. J Clin Densitom. 2017 Apr-Jun;20(2):188-195. doi: 10.1016/j.jocd.2015.05.064. Epub 2015 Jun 10. PMID: 26071170.
- Bergh, C., Wennergren, D., Möller, M., & Brisby, H. (2020). Fracture incidence in adults in relation to age and gender: a study of 27,169 fractures in the Swedish Fracture Register in a well-defined catchment area. PloS one, 15(12), e0244291.
- Kanis JA, Oden A, Johnell O, Jonsson B, de Laet C, Dawson A. The burden of osteoporotic fractures: a method for setting intervention thresholds. Osteoporos Int. 2001;12(5):417-27. doi: 10.1007/s001980170112. PMID: 11444092.
- Court-Brown CM, Clement ND, Duckworth AD, Biant LC, McQueen MM. The changing epidemiology of fall-related fractures in adults. Injury. 2017 Apr;48(4):819-824. doi: 10.1016/j.injury.2017.02.021. Epub 2017 Mar 2. PMID: 28283181.
- Borgström F, Karlsson L, Ortsäter G, Norton N, Halbout P, Cooper C, Lorentzon M, McCloskey EV, Harvey NC, Javaid MK, Kanis JA; International Osteoporosis Foundation. Fragility fractures in Europe: burden, management and opportunities. Arch Osteoporos. 2020 Apr 19;15(1):59. doi: 10.1007/s11657-020-0706-y. PMID: 32306163; PMCID: PMC7166207.
- Rommens PM. Paradigm shift in geriatric fracture treatment. Eur J Trauma Emerg Surg. 2019 Apr;45(2):181-189. doi: 10.1007/s00068-019-01080-x. Epub 2019 Feb 6. PMID: 30725152.
- Roth T, Kammerlander C, Gosch M, Luger TJ, Blauth M. Outcome in geriatric fracture patients and how it can be improved. Osteoporos Int. 2010 Dec;21(Suppl 4):S615-9. doi: 10.1007/s00198-010-1401-4. Epub 2010 Nov 6. PMID: 21058001.