Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
  • Geriatrik Acil Tıp ÇG
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon, Misyon ve Tanımlar
      • Amaç ve Hedefler
      • Görevler
      • Bağlantılar
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu ve İletişim
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Raporlar
  • Yazılarımız
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslar
    • Sempozyum ve Kongreler
    • Sosyal Etkinlikler
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
TATD Giriş Sayfası | Aidat Ödemesi | Aidat Ödemesi
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
  • Geriatrik Acil Tıp ÇG
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon, Misyon ve Tanımlar
      • Amaç ve Hedefler
      • Görevler
      • Bağlantılar
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu ve İletişim
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Raporlar
  • Yazılarımız
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslar
    • Sempozyum ve Kongreler
    • Sosyal Etkinlikler
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
  • Üye Girişi
Pazar, 25 Ekim, 2026
Son Yazılar
Yaşlı Hastada Kanamalar ve Şok Durumuna Yaklaşım
Yaşlılarda Klinik Kırılganlık Ölçekleri ve Mental Değerlendirme Araçları
Yaşlılarda İdrar Yolu Enfeksiyonlarında Tanısal Sorunlar
Yaşlı hastada 3D (Deliryum – Demans – Depresyon) Tanısı Koymak Kolay...
Yaşlı İstismarı ve İhmali
Acil Servise Vertigo İle Başvuran Yaşlı Hastaların Yönetimi
Geriatrik Hastalarda Sıvı – Elektrolit Bozuklukları
Yaşlılarda Düşme: Yaklaşım ve Önlemler
Yaşlı Hastada Yaşam Sonu Sorunları Ve Yönetimi
Yaşlı Hastalarda Sarkopeni ve Travma ile İlişkisi
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
Aidat Ödemesi
  • Geriatrik Acil Tıp ÇG
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon, Misyon ve Tanımlar
      • Amaç ve Hedefler
      • Görevler
      • Bağlantılar
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu ve İletişim
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Raporlar
  • Yazılarımız
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslar
    • Sempozyum ve Kongreler
    • Sosyal Etkinlikler
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
© 2021 – 2026 All Rights Reserved. Designed and Developed by DNS Tech Company
Genel

Geriatrik Zehirlenmeler, Risk Grupları Ve Yönetim İlkeleri

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 20 Ocak 2026
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu Editör: Doç. Dr. Rana Dişel

*Ekim 2024’de yazılan bu blog yazısı teknik sorunlar nedeni ile Ocak 2026’da yayınlanmıştır.

Yaşlılık kavramı sadece takvim yaşıyla açıklanamayacak kadar karmaşık olsa da, “geriatrik hasta” grubu genellikle 65 yaş üzeri kişileri tanımlar. Ülkemizde ortalama yaşam beklentisinin gelişmiş batı ülkelerinden daha düşük olduğundan hareketle yaşlılık sınırını 55 olarak kabul edilmesi de savunulmaktadır. Bu konu ilaç metabolizması ve farmakokinetik ilkeleri açısından önemlidir çünkü zehirlenme şiddeti bu hücresel, enzimatik ve sistemik mekanizmalarla doğrudan ilişkilidir.

Bütün yaşlılar aynı değildir. ‘Sağlıklı yaşlı’ ve kırılgan veya “zayıf yaşlı” ayrımı bize birçok durumda yol gösterecektir. Kişide sadece yaşın kaç olduğu değil, komorbiditeleri, atılım/eliminasyon mekanizmalarının çalışması, diyet durumu, polifarmasi gibi birçok etkenlerin hesaba katılması zorunludur.

Geriatrik zehirlenmeler diğer yaşlara göre daha fazla hastane yatışı, daha fazla ölüm ve sakatlık riski ile sonuçlanır. Analjezikler, antidepresanlar, kardiyovasküler ilaçlar, psikotroplar en çok suçlananlardandır. Ülkemizde maalesef toplum tabanlı güvenilir veriler çok azdır.

Dünyada intihar ve zehirlenme paternleri incelendiğinde 75 yaş üzeri erkeklerde artış eğiliminin devam ettiği bildirilmiştir (Choi 2022). Yaşlıların intihar nedenleri ve eğilimleri incelendiğinde komorbid hastalıkların ve bakımverenlerin ölümünün, izolasyon duygusunun intihar amaçlı alımlarla doğrudan ilişkili olduğu birçok çalışmada ortaya konmuştur (Juurlink 2004). Gençlerde intihar amaçlı alımlarda kadın olgular ön plandayken yaşlılarda kadın-erkek oranları eşitlenmektedir (Geith 2024). Yaşlıların zehirlenmelerdeki oranı kültürel ve coğrafi etkenlerle yakından ilişkilidir. Örneğin Yemen’de yakın zamanda yapılan bir çalışmada 30 yaş üzerindeki zehirlenme olguları ancak %12,4’ü oluşturmaktadır (Al-Mahbashi 2024).

Yaşlıda ilaç metabolizmasındaki değişiklikler

  1. Karaciğer: Yaşlılarda alınan ilacın “ilk geçiş” (first-pass) etkisi hem karaciğer kitlesinin azalması, hem de perfüzyon sorunları nedeniyle düşmektedir. Bu biyoyararlanımın, dolayısıyla toksisite potansiyelinin artışına yol açar.
  2. Dağılım hacmi (Vd) artar. Yağ kitlesinin vücuda oranında artma, kaslarda erime sonucunda Vd artışı ortaya çıkar. Lipofilik ilaçlarda Vd artışı, dolayısıyla uzamış yarılanma ömrü görülürken hidrofilik (suda çözünen) ilaçlarda Vd azalır, etki ve yarılanma süresi düşebilir.
  3. Renal ekskresyon: Yaşlıların 2/3’ünde renal atılım %50’ye kadar düşmektedir (Klotz, 2009). Bunun hipertansiyon, diyabet, koroner kalp hastalıklarıyla da ilişkisi vardır.
  4. Komorbiditeler ve polifarmasinin zararları da ilaç metabolizmasını etkilemektedir.

Yaşlılarda polifarmasinin etkileri:

Polifarmasi hasta tarafından çok sayıda ilacın kullanılmasıdır. Net bir sayı vermek mümkün olmasa da genellikle 5 ila 10 arasında olduğu söylenebilir. Belli bir hastalığı olan subgruplarda ilaç kullanımı belirgin olarak artmaktadır.

Advers ilaç etkisi (AİE) gelişim riski diğer hastalıklardan ve yaştan bağımsız olarak kullanılan ilaç sayısıyla artmaktadır. Hastaneye yatış oranı da aynı şekilde ilaç sayısıyla artar. Polifarmasi kişinin fiziksel ve bilişsel yeteneklerini belirgin şekilde olumsuz etkiler. Hastaneye yatışlarının %0,2 ila 16’sının AİE’lerle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Vitamin K antagonistleri (warfarin), antiplateletler ve insülin preparatları bunların çoğunu oluştumaktadır.

Yaşlıda ilaç aşırı dozajının kolaylaşması ve zehirlenmelerin daha ağır seyretmesinin nedenleri arasında;

-Vücut yağ oranı artıp kas kitlesi azaldığından ilaç dağılım hacmi artmıştır.

– Tanılı böbrek hastalığı olmasa bile böbreklerden ilaç atılımı azalmıştır.

– Hepatik fonksiyonlar da azaldığından karaciğerden eliminasyon uzamıştır.

– İlaç yarılanma ömürleri uzamış, ilaç kan konsantrasyonları da artmıştır.

– Sonuç olarak aynı ilaç aynı dozda yaşlı kişiye verildiğinde bir gence göre çok daha yüksek oranda AİE gelişme olasılığı bulunmaktadır.

İlaç-ilaç etkileşimleri ve yaşlılar: İlaç-ilaç etkileşimleri tüm yaşlarda önemli morbidite ve mortalite nedeni olmakla birlikte organ yetmezlikleri ve diğer nedenlerle yaşlılar bundan daha çok etkilenmektedir. Gastrointestinal kanama ve düşmeler bu etkileşimlerin en önemli sonuçlarındandır.

Ülkemizden epidemiyolojik veriler: Samsun’da 2005-2011 arasındaki 7 yıl içinde yaşlıların akut zehirlenme nedeniyle acil kliniğine başvurularının incelendiği bir çalışmada toplam 3106 hastanın, 126’sı (%4,06) geriatrik yaş grubunda (65-92 yaş) idi (Katı 2013). Erkek/kadın oranı 1.1, yaş ortalaması 73 olarak bulundu. Yaşlı hastaların yarıdan fazlasında akut zehirlenme nedeni ilaç zehirlenmesi iken, bu grupta diğer zehirlenme nedenleri sırasıyla; %27 karbon monoksit, %12,7 tarım ilacı, %4,8 besin zehirlenmesi, %1,6 korozif madde zehirlenmesiydi. Yaşlılardaki zehirlenmelerin büyük çoğunluğu (%83.3) kaza kaynaklı, %12,7’si özkıyım kaynaklıydı. Özkıyım amaçlı alımların hemen tümü beşeri ilaç ve tarım ilacı ile gerçekleşti.

Prezantasyon ve klinik seyirde yaşın etkisi: Eskişehir’de yapılan bir tez çalışmasında acil servise gelen yaşlı hastalarda yaş arttıkça kullanılan ilaç sayısı da anlamlı şekilde arttığı bildirildi (Şen, 2012). Kadınlarda çoklu ilaç kullanımı daha yaygındı. Bakım yardımcısı olan hastalarda kullanılan ilaç sayısı daha yüksekti. Ayrıca kullanılan ilaç sayısı arttıkça acil laboratuar kullanımı artmıştır.

Izmir’de yaptığımız uzmanlık tez çalışmasından üretilen yayında da belirtildiği gibi, antidepresan zehirlenmelerinde yaş hastaneye yatış oranları ve kalış sürelerini etkileyen bağımsız bir faktördür (Unverir P, 2006). Hekim önerisine karşın kendi kararı ile hastaneden ayrılan (self-discharge) olguları için de yaş bağımsız ve güçlü bir risk faktörüdür (Vallersnes 2019).

İlaç türleri ve miktarı ile yaş ilişkisi: Benzer şekilde Townsend ve ark. İngiltere’de 1985-1997 yılları arasındaki intihar amaçlı ilaç alımlarını kapsayan geniş çalışmada; antidepresan ve sakinleştirici grubu ilaçların daha çok yaşlılarda, parasetamolun daha çok gençlerde zehirlenmelere yol açtığını ortaya koymuştur (Townsend 2001).

Çok yakın dönemde yapılan bir çalışmada Geith ve ark. geriatrik olgularda suisidal ilaç zehirlenmelerinde alınan ajan miktarının maksimum önerilen dozun 13 katı civarında, gençlerde ise 8,7 katı kadar olduğunu ortaya koymuştur (p<0.001) (Geith 2024). Yine bu çalışmada ilginç şekilde, zolpidem, zopiclone gibi antipsikotikler ve benzodiazepin grubu ile zehirlenmelerin yaş ilerledikçe anlamlı şekilde arttığını, non-opioid analjeziklerin ise azaldığını belirtmişlerdir (Figür 1) (Geith 2024). İntihar amaçlı alımlarda antikoagulan ve kardiovaskuler ilaçlar da yaşlılarca daha çok seçilmiştir.

Figür 1. İntihar amaçlı alımlarda ilaç türlerinin yaş gruplarına dağılımı. Anlamlı farklı olan ilaç türleri asterisk ile belirtilmiştir.

*p < 0.05; **p < 0.01; ***p < 0.001.

Tablo 1’de geriatrik olgularda kullanımı yüksek riskli olan ilaçlar ve ilgili riskler özetlenmiştir.

Tablo 1. Yaşlılarda kolaylıkla doz aşımına yol açan ilaçlar ve ilgili riskler.

İlaçRiskAçıklama
Analjezikler (opioid)Solunum depresyonu, bilinç baskılanması, kabızlıkAkut ve kronik ağrı kontrolünde fentanil, morfin, oksikodon kullanılarak, dikkatli doz ayarlaması ile sonuç alınabilir. Diğer opioid türevlerinde daha yüksek risk vardır.
AntipsikotiklerÖlümDemans durumundaki davranışsal sorunların kontrolü için verildiğinde risk yüksektir. Diğer durumlarda yararı daha fazladır.
BenzodiazepinlerDüşme, bilinç bozukluğuDüşme riski ve kırıklarda belirgin artış.
Kemoterapi ajanlarıKemik iliği depresyonu (nötropeni, anemi, karaciğer hasarı, kardiyotoksisite)Endikasyonu kesin olarak ortaya konmuş olan ilaçlar, hastanın organ yetmezlikleri ile beklenen toksisite düşünülerek verilmelidir.
Antihistaminikler (1. Kuşak)Uyku hali, odaklanamama, idrar retansiyonuUyku ilacı olarak verildiğinde antikolinerjik etkileri önemli bir dezavantajdır. Uzamış sedasyon, araç kullanmada risk artışı vardır.
Antikoagulan ilaçlar: warfarinMide veya intrakranial kanama, aort veya beyinde anevrizma kanamasıPT ve INR izlemi iyi yapıldığında yararı risklerinden daha fazladır.
İnsulinKan şekerinde düşme (hipoglisemi)Öğün atlama durumunda hemen her zaman hipoglisemik atak görülür. Gastroenterit, iştahsızlık gibi durumlarda da risk yüksektir.
Oral antidiabetikHipoglisemiYaşlı hastalarda hipoglisemi riski yüksektir.
DigoksinBilişsel bozukluk, aritmiler, atrioventriküler blokAtrial aritmilerde hız kontrolünde etkinliği düşük ve sistolik kalp yetmezliğinde tedavide alt sıralarda yeri olmasına rağmen gereğinden çok kullanılmaktadır.
Kinolon grubu antibiyotiklerTendon rüptürü, diare, aritmiler, myastenia gravisKortikosterioidler ile kombine kullanımda tendon rüptürü riski artar.
Trimetoprim-sulfametoksazol Hiperkalemi, sulfonilure ile birlikte ise hipoglisemiWarfarin ile kombinasyonda INR yüksekliği olabilir.

Uygun olmayan ilaç reçeteleme (UOIR)

Geniş bir çalışmada her 5 yaşlıdan birinin en az bir ilaçla ilgili olarak UOIR mağduru olduğu, en fazla yanlış kullanılan ilaçların ise benzodiazepinler ve nonsteroid antiinflamatuarlar olduğu ortaya konmuştur.

UOIR durumunu anlamak için birçok kriterler belirlenmiştir. Bunlar içinde ne çok kullanılan ve kabul göreni Beers Kriterleridir (BK). Amerikan Geriatri Derneği (AGS) 2015’te BK uyarınca hekimlerin ilaç reçetelerinde uygun olmama potansiyeli ortaya konmakta, bununla kalınmayıp uygun seçenekler de üretilmektedir (American Geriatrics Society 2015). Bu şekilde daha güvenli ve etkin ilaç kullanımı sağlanmaya çalışılmaktadır.

ABD’de bakımevlerindeki yaşlılar üzerinde yapılan çalışmada 6 geriatrik sendroma potansiyel olarak katkıda bulunan 513 ilaçtan oluşan bir liste ortaya çıkarıldı: bilişsel bozukluk, deliryum, düşmeler, iştahsızlık / kilo kaybı, idrar inkontinansı ve depresyon (Saraf 2016). Antiepileptikler tüm sendromlarla ilişkilendirilirken, antipsikotikler, antidepresanlar, antiparkinsonizm ve opioid agonistleri 5 geriatrik sendromla ilişkilendirildi. Çok sayıda ilaç kullanımı en fazla düşme riski ile ilişkiliydi.

GZ olguları sıklıkla demans ve konfüzyon ile yanlış alımlar, ürünün uygunsuz kullanımı, depolama sorunları (ilaçları yanlış kutulara koymak gibi), farklı yoldan ilaç alımı (kulak damlasını göze damlatmak gibi) ve yanlış kişinin ilacı almasından kaynaklanmaktadır. Yaşlılarda depresyon da oldukça sıktır ve suisidal alımlar da önemli orandadır. Suisidlerin başarıya ulaşma oranı da bu yaş grubunda daha yüksektir.

AİE’lerin sıklığının yaşla doğrudan ilişkili olduğu geniş bir İsveç çalışmasında ortaya konmuştur (Hakkarainen 2009). Tüm AİE’ler 18-44 yaş aralığında %5.9 aralığında görülürken 65 yaş üzerinde %22.2’ye çıkmaktadır. Spesifik zehirlenmelerle ilgili olarak da yaşlılıkla advers olay görülme sıklığı artabilmektedir. Örneğin benzodiazepin kullanan yaşlılarda düşme riskinin ve kırık oluşma sıklığının anlamlı şekilde arttığı bildirilmiştir. Woolcott ve ark. meta analiz sonuçlarına göre sedatif hipnotikler, antidepresanlar ve benzodiazepinler ile yaşlılarda düşme riskinin diğer faktörlerden bağımsız olarak etkilendiğini ortaya koymuşlardır (Woolcott 2009). Diğer ilaçlarda belirgin bir fark bulunmamıştır.

İran’da 2008 yılında GZ olgularının (60 yaş ve üzeri) incelenmesi sonucunda erkeklerin %70 ile daha büyük bir oranda zehirlendiği, suisidal alımların 1/3 oranında olduğu belirtilmiştir (Karbakhsh 2008). Zehirlenme şiddet indeksi (PSS) %17 olguda şiddetli grupta bulunmuştur. Olguların %5.4’ü asemptomatik iken %11.7 GZ olgusu ölümle sonuçlanmıştır. Opioidler ölümcül olgularda en sık saptanan ajan grubudur. Alımlar %80 olguda oral yolla, %4 inhalasyon, %3 kadar da böcek sokması ve hayvan ısırıkları gibi yollarla olmuştur.

Yaşlılarda önlenebilir AİE’leri inceleyen bir Almanya çalışmasında düşük doz aspirin rejiminin önlenebilir AİE’ler içinde önemli bir payı olduğu görülmüştür (Schmiedl 2018). Özellikle 80 yaş üzerinde çok dikkatli kullanılması gerektiği vurgulanmıştır. İlaç başlama ve sonlandırmada komorbiditeleri de göz önünde tutan belli kriterlerle davranılmasının AİE’leri minimize edeceği açıktır. STOPP/START kriterleri bu konuda en fazla kullanılanlardandır.

Spesifik ilaç etkileri:

  1. Digitoksin, gliburid ve spironolakton önlenebilir AİE ile en yakından ilişkili bulunmuştur.
  2. Aspirin ve diğer salisilatlara bağlı zehirlenme bulguları, pulmoner ödem, asit-baz bozuklukları ve nörolojik bulgular yaşlılarda sık görülür ve başka nedenlere bağlanıp atlanır. Gençlere göre daha düşük salisilat düzeylerinde hemodiyaliz gerekli olabilir.
  3. Antihipertansiflere bağlı kardiyak iletim sorunları daha sık görülür, özellikle beta bloker ve kalsiyum kanal blokerleri kullanımında dikkatli olunmalıdır. Renal ve/veya hepatik işlevlerinde bozulma olan yaşlılarda beta bloker toksisitesi hızla ortaya çıkabilir. Verapamil ve diltiazem ile hem uyku hali ve nöbet gibi nörolojik bulgular, hem de atrioventriküler blok ve bradikardi gibi disritmiler yaşlılarda daha sık görülür.
  4. Nitratlar düşük dozlarda miyokard infarktüsü ve akciğer ödemine neden olabilir. Bunun nedeni azalmış organ kan akımlarıdır. Ayrıca yaşlılarda komorbiditeler nedeniyle methemoglobinemi bulguları da daha düşük düzeylerde nitrat kullanımıyla ortaya çıkacaktır.
  5. Anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörü (ACEI) kullanan yaşlılarda böbrek işlevleri yakın izlenmelidir. Hipovolemi sık görüldüğünden böbrekte dengeler hızla bozulabilir.
  6. Sulfonilure yaşlılarda kolayca hipoglisemiye neden olurlar.
  7. Teofiline bağlı nöbet/status epileptikus ve taşiaritmiler de ilacın görece düşük konsantrasyonlarda sık görülür.
  8. Salisilat, lityum ve teofilin ile uzun dönemli tedavi alanlarda bulgular normal görünen kan düzeylerinde bile akut entoksikasyondan daha ciddi olabilir.
  9. Eski kuşak antipsikotikler, (fenotiazinler, tioksantinler ve butirofenonlar) özellikle önceden hastalığı olan yaşlılarda kolaylıkla kardiovaskuler toksisiteye yol açabilirler. Tioridazin ve mezoridazin ile ventriküler aritmiler ve kalp blokları görülebilir.
  10. Siklik antidepresanlar yaşlılarda terapötik düzeyde bile zehirlenmeye yol açabilir, özellikle sedatif hipnotiklerle kombine doz aşımları ciddi sonuçlar doğurur.
  11. Benzodiazepinler aşırı sedasyona yol açarak yaşlılarda düşme riski ve travmaları anlamlı şekilde artırır.
  12. Domperidon ve eritromisin gibi ajan kullananlarda gastrointestinal motilite artacağından ilaç etkileri azalabilir.

Önleme:

GZ’den korunma önlemleri öncelikle kaza ile alımlara yönelmelidir. Bunlar ilaç kötüye kullanımı ve suisidlerden daha olumlu sonuç verecektir. Birçok yazar GZ’lerin önlenmesi için çok boyutlu bir eylem planının yürütülmesini önermiştir. Bunun bir odağı primer önleme, yani potansiyel toksik doz maruziyetinin önlenmesi, kişisel eşiklerin aşılmasını engelleme olacaktır. Diğer başlık ise toksik alım gerçekleştikten sonra onun sonuçlarını en aza indirgeme olacaktır.

Yaşlılarda yaygın ölüm nedeni olan doz aşımı ve zehirlenmelere karşı kamu sağlığı önlemlerinin alınması, risk değerlendirmeleri önerilmiştir. Bilişsel problemleri olan kişilerin ilaçları yanlışlıkla veya farklı dozda almasını önlemek için kilitli ilaç kutusu kapakları, sadece günlük dozu vermek gibi önlemler yararlıdır. İlaç paketlemesinde kolay okunur ve tanınırlık artırılmalıdır. Bilişsel problemi olan yaşlıların ilaç içeriği ve dozajını anlamasında özel yardım gereklidir. Suisidal alımları azaltmak için depresyonun daha etkin ve erken tedavisi önemli yarar sağlar.

Yara temizliğinde kullanılan solüsyonları daha az toksik hale getirecek üretim önlemleri alınabilir. Yeni tanı almış yaşlı bir majör depresyon olgusuna 100 tablet içeren bir kutu trisiklik antidepresan vermek doğrudan tehlikelidir.

Yüksek riskli ilaç kullanımı kısıtlanmalı, zorunlu olmadıkça ilaç verilmemelidir. Dozlar da etkiyi sağlayan en düşük miktarla sınırlı olmalıdır. Yaşlılarda dozaj hataları ve yanlış ilaç verilmesi gibi sorunlar da sık görülmektedir. Taburculukta kontrol listeleri bunu önlemek için kullanılabilir. Bakımevi, huzurevi çalışanları konuyla ilgili özel eğitim almalıdır. Figür 2’deki gibi tehlike bildirici işaretler yaşlılara uyarlanarak kullanılabilir.

Figür 2. Pittsburgh’da çocuklara ilacın tehlikeli olduğunu anlatmak için kutulara konan görüntü.

Yaşlılarda deliryumu önlemek için antipsikotik kullanımında dikkatli olunmalı, polifarmasi önlenmeli, erken mobilizasyon ile fiziksel aktivite artırılmalı, çevre modifikasyonları düşünülmeli, farmakolojik olmayan uyku destekleri sağlanmalı, ağrı tedavisi yapılmalıdır.

GZ’de yönetim ve tedavi ilkeleri:

Yaşlıların değerlendirilmesinde temel olarak genel ilkeler geçerlidir. Rutinde alınan öykü, yapılan muayene ve incelemeler yetersiz kalabilmektedir. İşlevsellik kayıpları, bilişsel durum, sosyal destek, polifarmasi varlığı sorgulanmalıdır. Kendisi ve yakınlarından öykü alımında odaklanmalı ve daha ısrarlı olunmalıdır.

Hemodiyaliz ve hemoperfüzyon daha düşük doz eşiklerinde gerekli olabilir. Nonsteroid antiinflamatuar ajan doz aşımı gibi görece benign durumlarda bile renal işlevler bozulduysa hemodiyaliz düşünülmelidir.

Emilimi önleme stratejilerinde genel anlamda farklılık yoksa da örneğin katartik uygulaması kolayca sıvı-elektrolit anormalliğine yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Magnezyum içerenler hipermagnezemiye neden olabilir.

Multipl doz aktif kömür yaşlılarda gastrointestinal motilite azalmasından dolayı dikkatli uygulanmalıdır. Kronik konstipasyon öyküsü olanlarda bu uygulamadan kaçınılması uygun olabilir.

İdrarla atılımı artırma stratejilerinde önceki diüretik kullanımı sonucu var olabilecek hipokalemi nedeniyle dikkatli olunmalıdır.Bu olgularda idrar alkalinizasyonu ile atılımı artırma kontrendikedir.Bu ve benzeri durumlarda sıvı-elektrolit durumunun yakın izlemi önemlidir.

Antidot uygulamalarında genel ilkeler geçerli ise de bazı dozaj değişiklikleri söz konusu olabilir. Örneğin digoksin Fab antikorları konjestif kalp yetmezliği bulgularını tetikleyebilir.

 Kaynaklar

  1. Choi NG, Marti CN. Intent disclosure in late-life suicide: Age group differences in correlates and associations with suicide means. Front Psychol. 2022 Oct 5;13:949333. doi: 10.3389/fpsyg.2022.949333. PMID: 36275279; PMCID: PMC9580761.
  2. Juurlink DN, Herrmann N, Szalai JP, Kopp A, Redelmeier DA (2004) Medical illness and the risk of suicide in the elderly. Arch Intern Med 164(11):1179–1184
  3. Geith S, Lumpe M, Schurr J, et al. Clinical course and demographic insights into suicide by self-poisoning: patterns of substance use and socio-economic factors. Soc Psychiatry Psychiatr Epidemiol. 2024 Sep 24. doi: 10.1007/s00127-024-02750-x.
  4. Al-Mahbashi HM, Howilah AA. A cross-sectional study examining the pattern of acute poisoning among patients admitted to a governmental hospitals in Sana’a City, Yemen. Toxicol Rep. 2024 Aug 2;13:101704. doi: 10.1016/j.toxrep.2024.101704.
  5. Klotz U. (2009) Pharmacokinetics and drug metabolism in the elderly, Drug Metabolism Reviews, 41:2, 67-76.
  6. C. Katı et al., “Evaluation of Acute Poisonings in Geriatric Patients Attended to a University Emergency Clinic,” Turkish Journal of Geriatrics, 2013; 16 (3) 286-291
  7. Şen SE. Acil Servise Başvuran Yaşli Hastalarin Çoklu İlaç Kullaniminin Hastalarin Klinik Süreçlerine Etkisi. Tipta Uzmanlik Tezi. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tip Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, Eskişehir, 2012
  8. P Unverir, R Atilla, O Karcioglu, H Topacoglu, Y Demiral, Y Tuncok. A retrospective analysis of antidepressant poisonings in the emergency department: eleven-year experience. Hum Exp Toxicol 2006, 25 (10): 605-612.
  9. Vallersnes, O.M., Jacobsen, D., Ekeberg, Ø. et al. Mortality and repeated poisoning after self-discharge during treatment for acute poisoning by substances of abuse: a prospective observational cohort study. BMC Emerg Med 19, 5 (2019). https://doi.org/10.1186/s12873-018-0219-9
  10. Townsend E, Hawton K, Harriss L, Bale E, Bond A. Substances used in deliberate self-poisoning 1985-1997: trends and associations with age, gender, repetition and suicide intent. Soc Psychiatry Psychiatr Epidemiol. 2001 May;36(5):228-34. doi: 10.1007/s001270170053. PMID: 11515700.
  11. American Geriatrics Society 2015 Beers Criteria Update Expert Panel. American Geriatrics Society 2015 updated Beers Criteria for potentially inappropriate medication use in older adults. J Am Geriatr Soc. 2015;63:2227.
  12. Saraf AA, Petersen AW, Simmons SF, et al. Medications associated with geriatric syndromes and their prevalence in older hospitalized adults discharged to skilled nursing facilities. J Hosp Med 2016; 11:694.
  13. Hakkarainen KM, Gyllensten H, Jönsson AK, Andersson Sundell K, Petzold M, Hägg S. Prevalence, nature and potential preventability of adverse drug events – a population-based medical record study of 4970 adults. Br J Clin Pharmacol 2014;78(1):170-83.
  14. Woolcott JC, Richardson KJ, Wiens MO, et al. Meta-analysis of the impact of 9 medication classes on falls in elderly persons. Arch Intern Med 2009; 169:1952.
  15. Karbakhsh M, Zandi NS. (2008) Pattern of poisoning in the elderly: An experience from Tehran, Clin Toxicol, 46:3, 211-217.
  16. S Schmiedl, M Rottenkolber, J Szymanski, et al. for the German Net of Regional

Pharmacovigilance Centers (NRPC) (2018) Preventable ADRs leading to hospitalization — results of a long-term prospective safety study with 6,427 ADR cases focusing on elderly patients, Exp Opin Drug Saf, 17:2, 125-137.

20 Ocak 2026 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

2025 Yılının İlgi Çeken Geriatrik Acil Tıp Makaleleri

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 10 Aralık 2025
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Prof. Dr. Arzu Denizbaşı

Editör: Doç.Dr. Canan Akman

Değerli Meslektaşlarım; 2025 yılını geride bırakırken yıl içinde yayınlanmış olan ve günlük Acil Tıp pratiğinde geriyatrik hastalara yaklaşımda önemli olabilecek üç makaleyi  sizlerle paylaşıyorum.  

Birinci makalenin başlığı;

Comparative Safety of Medications for Severe Agitation: A Geriatric Emergency Department Guidelines 2.0 Systematic Review

Martin F. Casey,  Natalie M. Elder ve arkadaşları

Martin F. Casey,  Natalie M. Elder ve arkadaşları tarafondan hazırlanmış bu derlemeye özellikle dikkat çekmek isterim. Bu sistematik inceleme, acil servislerde (AS) şiddetli ajitasyonu olan yaşlı erişkinlerde kullanılan ilaçların güvenliğini karşılaştırmayı amaçlamaktadır.

Sedasyon ajanları verilmesi sonrasında olumsuz olay sıklığı yüksektir: Akut ajitasyon nedeniyle  ilaç verilen yaşlı AS hastalarında olumsuz olay sıklığı yüksek (%16,8) bulunmuştur. İncelenen tüm ilaçlar arasında, özellikle midazolam olmak üzere benzodiazepinlerin en kötü güvenlik profiline sahip olduğu bildirilmiştir. Midazolam tek başına dahi “aşırı risk” oluşturmakta ve daha yüksek doz tekrarlama oranlarıyla ilişkilendirilmektedir (potansiyel olarak ajitasyonun paradoksal olarak kötüleşmesi nedeniyle).  Parenteral bir antipsikotik ile bir benzodiazepin’in birlikte uygulanmasının (genç erişkinlerde yaygın bir uygulama) yaşlı erişkinler için artan risk oluşturduğu ve değiştirilmiş bir klinik yaklaşım gerektirdiği sonucunu desteklemektedir.  Konuyla ilgili yetersiz sayıda çalışma (yalnızca dokuz çalışma dahil edilmiştir) olduğu ve bunların hepsinin orta veya ciddi derecede yanlılık riski taşıdığı belirtilmiştir.

Klinik önerilere gelince  öncelikle farmakolojik olmayan yöntemlere ve daha az invaziv ilaç formülasyonlarına odaklanan temkinli ve aşamalı bir yaklaşımı şiddetle desteklemektedir:

1. Farmakolojik Olmayan Yaklaşımlara Öncelik Verin (Bu konuda araştırmalar ihtiyaç var)

İlaç kullanmadan önce farmakolojik olmayan yaklaşımlar (sözlü de-eskalasyon, yeniden yönlendirme, bakım vereni dahil etme, duyusal azaltma, kişi merkezli iletişim) mutlaka denenmelidir.

2. Tercih Edilen İlaç Formülasyonu ve Dozajı

  1. Oral İlaçlar Tercih Edilir: İlaç gerektiğinde, parenteral uygulamadan önce oral ilaçlar (tablet veya sıvı) teklif edilmelidir, çünkü bunlar en az zorlayıcı yöntemdir.
  1. Oral ketiapin (quetiapine), diğer seçeneklere göre olumlu bir güvenlik profiline sahip bulunmuş ve makul bir birinci basamak oral ajan olarak önerilmiştir.
  2. En Düşük Etkili Doz: Yan etkileri (örneğin, solunum depresyonu) en aza indirmek için sağlayıcılar en düşük etkili dozla başlamalıdır.
    • Hedef olarak minimal sedasyonun belirlenmesi, gereken dozu azaltmak için tavsiye edilmiştir.
  3. Özellikle AS lerde hızlı sedasyon gerektiren durumlarda parenteral uygulama gerekmektedir. Düşük doz başlayıp sonra yavaş artırma stratejisi uyugulanmalıdır.

3. Belirli İlaçlara Yönelik Öneriler

  • Midazolam ve Kombinasyonlardan Kaçının: Veriler, yaşlı erişkinlere antipsikotik ve benzodiazepin birlikte uygulanmasını desteklememekte ve midazolamın tek başına yarattığı yüksek risk nedeniyle kullanımından kaçınılması gerektiğini göstermektedir.
  • Parenteral Antipsikotikler: Parenteral ilaç gerektiren şiddetli ajitasyon için:
    • Ziprasidon olumlu bir performans sergilemiştir (0/17 olumsuz olay gözlemlenmiştir) ve parenteral formülasyonu mevcuttur; ancak güvenlik profili hakkında kesin yorum yapmak için gözlem sayısı yetersizdir.

American College of Emergency Physicians (ACEP) Klinik Politikası, genellikle erişkin (18-64 yaş arası) hastalar için şiddetli ajitasyonun yönetimine odaklanmaktadır. Yaşlı yetişkinler hakkındaki inceleme makalesinin, ACEP politikasında genç yetişkinler için desteklenen bazı yaklaşımların yaşlılarda artmış risk oluşturduğu uyarısını yapmasının nedeni, bu iki politika arasındaki temel farklardır.

ACEP’in son Klinik Politikası (Genellikle 18-64 yaş arası hastalar için geçerli olmak üzere), ajitasyonun hızlı ve etkili tedavisini sağlamak için aşağıdaki B Düzeyi önerilerini (kanıt düzeyi orta) içermektedir:

  1. Hızlı ve Etkili Tedavi İçin Kombinasyonlar

Acil serviste şiddetli ajitasyonun daha hızlı ve etkili tedavisi için şunların bir kombinasyonunu kullanın:

  • Droperidol ve Midazolam kombinasyonu VEYA
  • Bir Atipik Antipsikotik ve Midazolam kombinasyonu.
  • Tek Ajan Tercihleri

Eğer tek bir ajan uygulanması gerekiyorsa, Midazolam’ın olumsuz etki profili nedeniyle:

  1. Droperidol veya bir Atipik Antipsikotik kullanın.
  2. Alternatif Tedaviler

Etkili tedavi için yukarıdaki ajanlara ek olarak Haloperidol tek başına veya Haloperidol ile Lorazepam kombinasyonu kullanılabilir.

  • Güvenlik Endişesi Olan Durumlar (Ketamin)

Hasta, çevredekiler veya personel güvenliğinin endişe kaynağı olduğu durumlarda, ajitasyonu hızla tedavi etmek için ketamin (intravenöz veya intramüsküler) kullanımı düşünülebilir (Uzman Konsensusu/C Düzeyi). Ketamin yaşlılarda ilk ilaç olarak kullanılabilir.

Makaleye göre  ACEP politikasının önerdiği bazı yaklaşımların yaşlı hastalarda neden uygun olmadığını açıkça belirtilmektedir.

Tablo. ACEP önerileri ile makale içindeki önerilerin karşılaştırması.

UygulamaACEP Politikası (Genç Erişkin)Yaşlı Erişkin İncelemesi Makale içinde (Uyarı)
Parenteral KombinasyonÖnerilir (Antipsikotik + Midazolam)Kaçınılmalıdır. Yaşlılarda artan risk ve Midazolamın kötü güvenlik profili nedeniyle.
Midazolam MonoterapisiÖnerilmez (Yan etki nedeniyle tek ajan yerine Droperidol veya Atipik Antipsikotik tercih edilir)Katiyen Önerilmez. Midazolam, incelemede incelenen tüm ilaçlar arasında en kötü güvenlik profiline sahiptir.
Genel YaklaşımHız ve etkililik odaklıdır.Oral formülasyon ve en düşük etkili doz ile başlama, farmakolojik olmayan yaklaşımların tükenmesi esastır.

Makalede vurgulanan ve dikkat çekilen en önemli konu Midazolam kullanımının riskli olduğudur. Makale künyesinde hekimlerin çoğu Acil Tıp Departmanlarında çalışmaktalar. Onların bu uyarıları bizler için önemli.

İkinci makalemizin başlığı;

Frailty-aware Care in the Emergency Department

Patrick E. Boreskie, Kevin F. Boreskie  

Patrick E. Boreskie, Kevin F. Boreskie tarafından yazılan bu makalenin özelliği Kırılganlık (Frailty) indeksinin acil servislerde yaşlı hastalarda kullanımı konusunda önemli uyarılar içermesi.

Yaşlanan Nüfus ve Acil Servisteki  Zorlukları

65 yaş üstü nüfusun 2050 yılına kadar ABD ve Kanada’da %50’den fazla artması bekleniyor. Yaşlılar, AS ziyaretlerinin yaklaşık dörtte birini (%20-%25) oluşturmaktadır.  Geleneksel triyaj araçları (CTAS, ESI) yaşlı hastaları yetersiz değerlendirmekte (under-triage), kritik durumdaki hastaları kaçırmakta veya düşük aciliyet skorlarına rağmen yüksek hastaneye yatış oranlarına yol açmaktadır.  Tek başına kronolojik yaş, yaşlı hastaların sağlık durumlarını ve risklerini (fizyolojik rezervlerini) doğru bir şekilde tanımlamakta yetersiz kalmaktadır.

Kırılganlık (Frailty) Nedir ve Neden Önemlidir?

Kırılganlık, sağlık stresörlerine uyum sağlama yeteneğinde azalmış fizyolojik rezerv olarak tanımlanır ve yaşlı hastaların sağlık durumu ve olumsuz sonuç riski için daha iyi bir göstergedir.  Acil servise başvuran yaşlı hastaların medyan %47’si kırılganlık yaşamaktadır. Kırılgan hastalar, daha sağlam yaşıtlarına göre çok daha yüksek risk altındadır. Bu riskler; artan hastaneye yatış ve Yoğun Bakım oranları, daha uzun hastane kalış süreleri ve yüksek   morbidite (hastalık) ve mortalite (ölüm) oranları olarak gösterilmiştir. Bu hastalara için hızlı değerlendirme araçları kullanılmalıdır.

Kırılganlığın “altın standart” değerlendirmesi olan Kapsamlı Geriatrik Değerlendirme (KGD) AS’de uygulamak zor olabilir. Geriyatri hastaların HOLOSTİK yaklaşım ile değerlendirmeler yapılmalıdır.  

Kullanılan araçlar, skorlama testleri için için makalede Tablo 1’ de gösterilmektedir.  

 Kırılganlık Odaklı Bakımın Uygulanmasının Önemi

Kırılganlığın erken teşhisi, bakımı hasta merkezli hale getirmek ve risk yönetimini iyileştirmek için hayati öneme sahiptir. Bu uygulamada triyaj, AS ve taburculuk sonrası dönemler için aşamalar vardır.

1. Triyajda Farkındalık

Geleneksel triyaj araçlarına kırılganlık değerlendirmesinin entegre edilmesi, özellikle düşük aciliyet skorlarına sahip kırılgan hastaların yanlış sınıflandırılmasını önler. CFS'( Clinical Frailty Scale) nin triyaja entegrasyonu, Yoğun Bakım’a yatış ve hastane içi ölüm tahminlerini iyileştirmektedir.

2. AS’de Kırılganlık Odaklı Bakım

Kırılganlık, bakımı “Geriatrik 5 M” olarak sıralanmış.

  1. Zihin [Mentation],
  2. Hareketlilik [Mobility],
  3. İlaçlar [Medications],
  4. Çoklu karmaşıklık [Multi-complexity] özellikle komorbiditeler
  5. Benim İçin Önemli Olanlar [Matters Most to Me]) etrafında şekillendirir.

Kırılganlık tespiti; acil değerlendirme süresini hızlandırma, deliryum ve polifarmasinin gözden geçirmesi ve fizyoterapi/geriatri gibi uzman hizmetlerin erken dahil edilmesini tetiklemelidir.  Kırılganlık kılavuzları kullanarak  bakım uygulamanın  AS kalış süresini, geri dönüş ziyaretlerini ve hastaneye yatışları azaltma eğiliminde olduğu görülmüştür.

3. Taburculukta Devamlılık

Kırılganlık, hastanın fonksiyonel bağımsızlığı ve bakım öncelikleri hakkında bilgi vererek (evde destek vs. uzun süreli bakım), bireyselleştirilmiş taburculuk kararlarına yardımcı olur. Gereksiz yatışları azaltan müdahaleler (ilaç düzenlemesi, hareketlilik testi) için taburculuk sonrası ayakta tedavi hizmetlerine (fizyoterapi, geriatri ekipleri) sevkler yapılmalıdır. Yaşlanan nüfusa etkin hizmet vermek için, AS’de kırılganlık değerlendirmesi elzemdir. Bu, hastaların temel ihtiyaçlarına odaklanarak, kararlara katılımını sağlayarak ve hasta merkezli Holostik bakımı teşvik ederek yaşlıların yaşadığı kaygı ve özerklik eksikliği hislerini hafifletmeye yardımcı olur.

Sonuç olarak kırılganlık odaklı bakım, iyi bir geriatrik bakımdan ayrı bir hedef değil, ona ulaşmanın etkili bir yoludur.

Üçüncü makale ise geriyatri yaş grubunda acil servislere sık başvuru gerektiren şikayet olan karın ağrısına yaklaşım ile ilgili 2025  yılının  makalelerinden.

Üçüncü makalemizin başlığı;

GI and Abdominal Pain Emergencies in Geriatric Emergency Medicine Patients

(Sara Manning ,  Michael Luba)

Yaşlı hastalarda karın ağrısı değerlendirmesi, fizyolojik değişiklikler, belirsiz semptomlar ve yüksek hayatı tehdit eden durum riski nedeniyle karmaşıktır. Bu yaş grubunda önemli olan durumlar sıralanmışlar.

  1. Atipik Semptomların var olması;  Yaşlanmış fizyoloji ve azalmış enflamatuar  yanıtlar nedeniyle klasik semptomlar (ateş, peritoneal bulgular) sıklıkla görülmez, bu da tanıyı geciktirir.
  2. Yüksek riskli tanılar olabilir.  Daha genç hastalara göre bu yaş gurubunda hayatı tehdit eden (mezenter iskemi, bağırsak tıkanıklığı, aort anevrizması vb) ciddi durumların görülme sıklığı daha yüksektir.
  3. Artan işlem ve girişim gereksinimi çıkar.  Yaşlı hastalar, daha genç hastalara göre daha sık Bilgisayarlı Tomografi (BT) çekimine, hastaneye yatışa ve cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyarlar.
  4. Nüks Oranıyüksektir.  Karın ağrısı ile başvuran yaşlı hastaların yaklaşık %10’u iki hafta içinde AS’ye geri dönmektedir.

Makalede  yüksek riskli spesifik cerrahi durumların bazıları vurgulanmıştır.

1. Safra Kesesi Hastalığı (Biliyer Taş Hastalığı)

Yaşlı hastalarda safra taşları 10 kata kadar daha sık görülür. Yaşlı hastalar, şok, böbrek ve solunum fonksiyon bozukluğu dahil olmak üzere kolesistit ve kolanjit gibi komplikasyonları daha yüksek oranda yaşarlar. 75 yaş üstü hastalar, şiddetli kolanjit açısından neredeyse üç kat daha yüksek risk taşır.Tanısal yanlışlık oranı en yüksek olan hastalıklardan biridir.  Yaş, cerrahiye kontrendikasyon değildir; laparoskopik kolesistektomi birinci basamak tedavidir. 70 yaş üstü hastalarda enfeksiyon için geniş spektrumlu IV antibiyotikler önerilir.

2. Apandisit

Vakaların sadece %5-10’unu geriyatik vakalarda oluştursa da, yaşlı hastalarda morbidite (hastalık) ve mortalite oranları önemli ölçüde yüksektir. Komplike hastalık (perforasyon, kangren) oranı %50’ye yaklaşır. Klasik ateş, ağrının göç etmesi ve rebound (sıçrama) bulguları nadirdir. Sağ alt kadran hassasiyeti en güvenilir fiziksel bulgudur.  Klinik skorlama sistemleri (Alvarado) yaşlılarda güvenirliğini kaybeder. Kontrastlı BT önerilen görüntüleme yöntemidir. Komplike olmayan apandisit tedavisinde cerrahi dışı yaklaşım denenmesine rağmen, kırılgan hastaların cerrahi dışı tedavide daha kötü sonuçlar aldığı belirtilmiştir.

3. Bağırsak Tıkanıklığı

Yaşla birlikte hem ince hem de kalın bağırsak tıkanıklığı sıklığı artar. İnce Bağırsak Tıkanıklığını (İBT)  en sık neden önceki ameliyatlara bağlı yapışıklıklardır. Kalın Bağırsak Tıkanıklığının en sık neden malignite (kanserdir). Sigmoid Volvulus yaşlılarda daha sık görülür ve %10’a yaklaşan yüksek ölüm oranına sahiptir. Atipik Semptomlar mevcuttur.  Yaşlı İBT hastalarının sadece %50’si kusma bildirir ve kabızlıktan ziyade ishal bildirme eğilimindedirler.  Kontrastlı BT, tıkanıklığın yerini, şiddetini ve iskemi/perforasyon gibi komplikasyonları belirlemede tercih edilen görüntüleme yöntemidir.

4. Pankreatit

Akut pankreatit vakalarının %30’unu 65 yaş üstü hastalar oluşturur. Yaşlılarda en yaygın nedenler safra taşları ve hipertrigliseridemi iken, alkol kullanımı daha az yaygındır. Yaşlı hastalar belirgin  bir şekilde daha yüksek mortalite oranlarına sahiptir; 65-70 yaş üstü olmak, mortalite ile bağımsız olarak ilişkili olabilir. Atipik  semptomlar mevcuttur.  80 yaş üstü pankreatit hastalarının neredeyse %30’u karın ağrısı bildirmezken, %15’i nefes darlığı ile başvurabilir. Tedavide yeterli sıvı resüsitasyonu ve erken enteral beslenme esastır. Biliyer pankreatiti olan yaşlılarda, kolesistektomi ilk yatış sırasında yapılmalıdır.

5. Mezenter İskemisi

Risk Faktörleri: Genellikle 70’li yaşların ortalarından sonlarına doğru görülür. Atriyal fibrilasyon, miyokard enfarktüsü ve ateroskleroz gibi yaşla ilişkili durumlar önemli risk faktörleridir. Klasik semptomu nispeten normal bir karın muayenesi eşliğinde şiddetli ve dinmeyen karın ağrısıdır (“orantısız ağrı”). Peritonit nadir görülen bir geç bulgudur.  Tanı, arteriyel ve venöz faz görüntülemeyi kullanan bifazik BT ile konur.  Tanı süresi 12 saati geçtiğinde bağırsak canlılığı hızla azalır; erken tanı kritiktir. Acil serviste antikoagülasyon (heparin) ve geniş spektrumlu antibiyotikler verilmelidir. Makalede özellikle akut mezenter iskemi (AMI) sınıflaması belirtilmiş ve bulguları   aşağıdaki Tabloda gösterilmiştir

Tablo.  Akut mezenter iskemisi sınıflaması. (AMI: akut mezenter iskemisi, SMA: Superior Mezenterik Arter)

TanıPatofizyolojiRisk faktörleriSemptomlar
Embolik AMIEmboli (en sık SMA)AF, romatizmal kalp hastalığı, Myokard enfarktüsü, protez  kapak, ventriküler anevrizma, Chagas hastalığıAni başlangıç, ek embolik fenomen, orantısız karın ağrısı
Trombotik AMIAterosklerozis (SMA), plak rupturuAterosklerozis, HT, DM, hiperlipidemi, antifosfolipid sendromu, eksojen estrojenPostprandial öncü ağrı ve intestinal anjina, acute-on- chronic ağrı, orantısız ağrı
Mezenterik ven TrombozuMezenter vende venöz tromboz sonucu barsak ödemi, bozulmuş arteryel perfüzyon ve iskemiHiperkoagulopati durumu, orak hücreli anemi, sağ kalp yetmezliği, DVT, malignans, hepatit, pankreatit , sirozSubakut başlangıçlı, daha az ağrılı
Nonokluzif MIBarsakta mal- perfuzyon, şok durumlarında iskemiHipovolemi, şok, ciddi kardiyomiyopati, alfa adrenerjik ilaçlarKötüleşen asidoz tablosu, abdominal distansiyon, kanlı ishal

Karın ağrısı yapan Kritik GİS  dışı patolojiler

Karın ağrısı ile başvurabilen diğer hayati tehlike arz eden durumlardan başta gelen Miyokard Enfarktüsüdür.  Özellikle yaşlı kadınlarda ve diyabetli hastalarda göğüs ağrısı olmadan karın ağrısı ile ortaya çıkabilir. Diğer önemli klinik tablo Abdominal Aort Anevrizmasıdır  (AAA).  Karın ağrısı, AAA hastalarının %61’inde bildirilmektedir. Yüksek ölüm oranına sahiptir.

Yaşlı hastada karın ağrısına klinik yaklaşımda acil servis hekimleri,  önemli patolojiye dair yüksek şüphe indeksi ile yaklaşmalı ve tanıya ulaşmak için laboratuvar ve görüntüleme (özellikle BT) dahil olmak üzere daha serbest bir tanısal yaklaşım benimsemelidir. Yani tetkiklerde geniş bir ön tanı spektrumuna göre davranılmalıdır. Kırılganlık ve eşlik eden hastalıklar, yönetim yaklaşımını ve başarılı tedavi olasılığını önemli ölçüde etkiler.

Hepinize iyi okumalar.

Kaynaklar

  1. Martin F. Casey,  Natalie M. Elder, et al. Comparative Safety of Medications for Severe Agitation: A Geriatric Emergency Department Guidelines 2.0 Systematic Review. Journal of the American Geriatrics Society, 2025; 73:2893–2904. https://doi.org/10.1111/jgs.19485
  2. Patrick E. Boreskie, Kevin F. Boreskie.    Frailty-aware Care in the Emergency Department.  Emerg Med Clin N Am 43 (2025) 199–210 https://doi.org/10.1016/j.emc.2024.08.004
  • Sara Manning ,  Michael Luba . GI and Abdominal Pain Emergencies in Geriatric Emergency Medicine Patients Current Geriatrics Reports (2025) 14:2 https://doi.org/10.1007/s13670-025-00427-0
10 Aralık 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlılarda Kırık Spektrumu

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 12 Kasım 2025
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Çağlar Kuas

Editör: Canan Akman

Türkiye ve dünya genelinde yaşlı nüfusun hızla artması, acil tıp pratiğimizin odak noktasını kaçınılmaz olarak değiştirmektedir. Günümüz acil servislerinde, hastaların önemli bir bölümünü çoklu komorbiditelere sahip yaşlı bireyler oluşturmakta, bu durum özellikle travma yönetimini yeni bir boyuta taşımaktadır. Geleneksel travma skorlama ve yönetim algoritmalarımız, bu özel hasta grubunun biyolojik ve fizyolojik kırılganlığını tam olarak yansıtamamaktadır. Basit bir ev içi düşmesi sonucu acil servise başvuran yaşlı bir hastada, genellikle minimal travmaya atfedilen ancak yüksek morbidite ve mortalite riski taşıyan bir kalça kırığı veya omurga fraktürü ile karşılaşmak artık rutindir. Bu yazımızda, bu klinik zorluğun temelini oluşturan “yaşlılıkta kırık spektrumu” kavramını mercek altına alacak; kırılganlık, osteoporoz ve fraktür arasındaki patofizyolojik bağı inceleyecek ve acil servis yönetimindeki kritik farklılıkları ele alacağız.

Patofizyolojik Zemin: Kırılgan Kemikler, Kırılgan Bedenler

Yaşlanmayla birlikte kemik mineral yoğunluğu azalır, trabeküler yapı incelir ve kortikal kemik daha gözenekli hale gelir. Bu durum, osteoporoz olarak tanımlanır ve düşük enerjili travmalarla bile kırık oluşma riskini belirgin şekilde artırır. Bunun yanında sarkopeni, yani yaşa bağlı kas kütlesi ve kas gücü kaybı, düşme riskini yükselten en önemli faktörlerden biridir. Kas gücünün azalması, denge kontrolünü zayıflatır ve refleks yanıtların yavaşlamasına neden olur. Böylece yaşlı birey, düşme anında vücudunu koruyacak tepkiyi veremez ve kırık oluşma olasılığı artar.

Yaşlı bireylerde kırık gelişimine zemin hazırlayan fizyolojik değişiklikler, yalnızca kemik yapısındaki bozulmalarla sınırlı değildir; kas-iskelet sistemi, sinir sistemi, denge mekanizmaları ve ilaç metabolizması gibi pek çok sistemin bütüncül etkisi söz konusudur. Bu nedenle yaşlı bir hastada basit görünen bir düşme, aslında uzun süredir devam eden biyolojik kırılganlığın klinik bir yansımasıdır.

Postural instabilite (denge bozukluğu) yaşlanmayla sık görülen bir diğer sorundur. Vestibüler sistemdeki yaşa bağlı dejenerasyon, propriyoseptif duyunun azalması ve görme keskinliğinin düşmesi, özellikle karanlık veya kaygan ortamlarda düşme riskini katlar. Buna ek olarak, çoklu ilaç kullanımı (polifarmasi) da önemli bir risk faktörüdür. Antihipertansifler, benzodiazepinler, antidepresanlar ve hipoglisemik ilaçlar baş dönmesi, ortostatik hipotansiyon veya dengesizlik yaratarak düşmeye zemin hazırlayabilir.

Yaşlı hastalarda metabolik hızın yavaşlaması, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarındaki gerileme, ilaçların farmakokinetiğini değiştirir. Bu durum, özellikle ağrı kesiciler, sedatifler ve antikoagülanlar açısından hem düşme riskini hem de travma sonrası komplikasyon olasılığını artırır. Ayrıca, kronik hastalıklar (örneğin kalp yetmezliği, diyabet, kronik böbrek hastalığı) vücudun travmaya verdiği yanıtı sınırlar, iyileşmeyi geciktirir ve posttravmatik mortaliteyi yükseltir.

Yaşlı bireylerde kırık gelişimi çoğu zaman tek bir etkenin sonucu değildir. Osteoporoz, sarkopeni, dengesizlik, görme bozukluğu ve polifarmasi gibi faktörlerin birbirini tetiklediği multifaktöriyel bir süreç söz konusudur ve bu süreç yaşlı hastalardaki kırık spektrumunun farklılaşmasına neden olur. Bu nedenle acil serviste yaşlı bir hastadan “küçük bir düşme” öyküsü alındığında, bu ifadenin arkasında ciddi bir biyolojik kırılganlık olabileceği unutulmamalı ve değerlendirme kapsamlı bir bakış açısıyla yapılmalıdır.

Travma Mekanizmaları: Basit Düşmelerin Karmaşık Sonuçları

Yaşlı bireylerde travma mekanizmaları genç erişkinlerden belirgin biçimde farklıdır. Gençlerde kırıklar çoğunlukla yüksek enerjili olaylar—trafik kazaları, yüksekten düşmeler veya endüstriyel yaralanmalar—sonucu ortaya çıkarken, yaşlılarda kırıkların büyük bölümü düşük enerjili travmalarla gelişir. En tipik örnek, ev içinde meydana gelen basit düşmelerdir. Halıya takılma, banyo zemininin kayganlığı veya ani baş dönmesi gibi küçük olaylar, osteoporotik kemik yapısı ve azalmış kas gücü nedeniyle ciddi kırıklara yol açabilir.

Bu yaş grubunda görülen düşmeler genellikle mekanik dengesizlik ve fizyolojik zayıflık ile ilişkilidir. Görme bozuklukları, işitme kaybı, propriyosepsiyon azalması ve vestibüler sistemdeki yaşa bağlı değişiklikler denge kontrolünü olumsuz etkiler. Ayrıca polifarmasiye bağlı ortostatik hipotansiyon, hipoglisemi atakları veya sedatif ilaç kullanımı yine düşme riskini artırır. Bu nedenle travma sonrası yaralanmanın ciddiyetinde travmanın mekanik şiddetinden çok, hastanın biyolojik kırılganlığı belirleyici olur.

Düşme dışında daha az sıklıkla düşük hızlı araç içi kazalar, merdivenden inme sırasında dengesizlik, sandalyeden kalkarken düşme veya başkasının yardımıyla yürürken devrilme gibi mekanizmalar da yaşlılarda ciddi yaralanmalara neden olabilir. Özellikle femur boynu, pelvis, vertebra ve distal radius kırıkları bu tür travmalarla sık ilişkilidir.

Bazı olgularda travma hikâyesi bile belirsiz olabilir. Hafif bir çarpma, ani bir dönme hareketi veya öksürük sırasında bile osteoporotik vertebra veya kaburga kırıkları gelişebilir. Bu nedenle acil servis değerlendirmesinde hastanın “düşme hatırlamıyorum” demesi, travmayı dışlamak için yeterli değildir. Ağrının yeri, hareketle ilişkisi, deformite ve fonksiyon kaybı gibi ipuçları dikkatle sorgulanmalıdır.

Ek olarak, yaşlılarda görülen travmaların bir kısmı senkop, aritmi, inme veya hipoglisemi gibi altta yatan bir medikal olayın sonucu olabilir. Bu durumda travma, primer patolojinin sekonder bir bulgusu haline gelir. Dolayısıyla acil serviste yalnızca kırığı saptamak yeterli olmayıp, düşmeye yol açan neden de araştırılmalıdır. Bu yaklaşım hem tekrarlayan düşmeleri önlemek hem de mortaliteyi azaltmak açısından kritik öneme sahiptir.

Yaşlılarda travma, fiziksel enerjiden ziyade biyolojik zayıflığın bir göstergesidir. Bu nedenle acil serviste düşük enerjili travmaların ciddi yaralanma potansiyeline sahip olduğu unutulmamalı ve her yaşlı travma hastası, sistematik bir değerlendirmeyle ele alınmalıdır.

Kırık Spektrumu: En Sık Görülen Kırık Tipleri

Yaşlı bireylerde görülen kırıkların dağılımı, travma enerjisinden çok biyolojik kırılganlık düzeyine bağlı olarak değişir. Bu grupta en sık karşılaşılan kırıklar; kalça, vertebra, distal radius, proksimal humerus ve pelvis bölgelerinde görülür. Her biri farklı klinik tabloyla seyreder ve acil servis yaklaşımı açısından özel dikkat gerektirir.

  • Kalça ve Femur Kırıkları

Kalça kırıkları, yaşlı travmalarının en ciddi ve en mortal seyirli grubunu oluşturur. Çoğu olgu, basit bir düşme sonrası gelişir ve genellikle femur boynu veya intertrokanterik bölge kırığı şeklindedir. Hastalar sıklıkla etkilenen ekstremitede kısalma, dış rotasyon deformitesi ve belirgin ağrı ile başvurur. Ancak bazı kırıklar radyografide başlangıçta fark edilmeyebilir; bu nedenle klinik şüphe varsa BT veya MRG ile ileri değerlendirme yapılmalıdır. Bu kırıklar, erken dönemde analjezi, sıvı desteği ve antikoagülasyon düzenlemesi gerektirir. Morbidite, uzun süreli immobilizasyon ve komplikasyon riski yüksek olduğundan ortopedik konsültasyon geciktirilmemelidir.

  • Vertebra Kompresyon Kırıkları

Vertebral kırıklar çoğu zaman düşük enerjili travma veya hatta öksürük, ani dönme gibi minimal hareketlerle bile gelişebilir. Özellikle torakolomber bölgede sık görülür. Bel ve sırt ağrısı, hareketle artan hassasiyet veya boy kısalması tipik bulgulardır. Ancak bu hastalar sıklıkla ağrılarını “kas tutulması” olarak yorumlayıp geç başvurabilir. Tanıda lateral omurga grafileri değerlidir, ancak osteoporotik zeminde radyolojik bulgular silik olabileceğinden MRG gerekebilir. Analjezi ve mobilizasyon planlaması yapılırken opioid duyarlılığı, deliryum riski ve kabızlık gibi geriatrik faktörler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Distal Radius (Colles) Kırıkları

Düşerken elini yere koyan yaşlı bireylerde ekstansiyon pozisyonunda düşme sonrası tipik olarak distal radius kırığı gelişir. “Dinner fork” deformitesi klasik görünümü oluşturur. Bu kırıklar çoğu zaman basit atel uygulamasıyla stabilize edilebilse de, osteoporotik kemik yapısı redüksiyon sonrası tekrar kaymaya yatkındır. Nörovasküler bütünlük kontrolü, uygun immobilizasyon ve ağrı kontrolü acil servisteki temel yaklaşımlardır.

  • Proksimal Humerus Kırıkları

Omuz üzerine düşme veya kolun üzerine yük binmesiyle ortaya çıkar. Ağrı ve omuz hareketlerinde belirgin kısıtlılık tipiktir. Çoğu olguda cerrahi dışı tedavi yeterlidir, ancak yer değiştirmiş kırıklarda ortopedik değerlendirme gerekir. Yaşlılarda bu kırıklar fonksiyonel bağımsızlığı ciddi şekilde kısıtlayabilir, bu nedenle erken fizyoterapi planlaması önem taşır.

  • Pelvik Kırıklar

Pelvis kırıkları yaşlılarda genellikle düşük enerjili travmalar sonrası oluşur, ancak yüksek mortaliteye sahip olabilir. Özellikle pubik ramus kırıkları çoğu zaman stabil olsa da, sakral veya asetabular bileşen içeren kırıklar ileri yaşta ciddi kan kaybına yol açabilir. Pelvik ağrı, oturamama, yürüyememe veya pelvik stabilitede bozulma gibi bulgular dikkatle değerlendirilmelidir. Yaşlı hastalarda intraabdominal kanama belirtileri silik olabileceğinden, vital bulguların yakından izlenmesi gerekir.

  • Diğer Kırıklar

Kosta, patella ve ayak bileği kırıkları da yaşlı popülasyonda sık görülür. Özellikle kaburga kırıkları solunum fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek atelektazi ve pnömoni riskini artırır. Bu nedenle uygun analjezi ve solunum egzersizleri hayati önemdedir.

Acil Serviste Tanısal Zorluklar

Yaşlı bireylerde kırık tanısı, genç hastalara kıyasla çok daha fazla klinik dikkat, sabır ve deneyim gerektirir. Bunun başlıca nedeni, travma enerjisinin düşük olması, klinik bulguların silik seyretmesi ve eşlik eden bilişsel veya duyusal bozukluklardır. Bu faktörlerin birleşimi, acil serviste kırıkların sıklıkla gözden kaçmasına zemin hazırlar.

Yaşlı hastalar travma sonrası çoğu zaman belirsiz veya atipik semptomlarla başvururlar. Ağrı hissi yaşla birlikte azalır, ayrıca demans, deliryum veya nöropati gibi durumlar ağrının doğru ifade edilmesini engeller. Bu nedenle “hafif ağrım var” diyen bir yaşlı hasta, ciddi bir kalça veya pelvis kırığına sahip olabilir. Benzer şekilde, düşme öyküsü olmayan veya hatırlanmayan hastalarda bile spontan vertebra kırıkları görülebilir. Bu nedenle her ağrı yakınması, özellikle yük verme güçlüğü veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, travma öyküsü olmasa dahi kırık açısından değerlendirilmelidir.

Fizik muayene acil servisteki en önemli aracımız olsa da bu yaş grubunda çoğu zaman yanıltıcıdır. Yaşlı hastalarda kas dokusunun zayıflığı, cilt altı yağ tabakasının incelmesi ve deformite oluşumunun azalması nedeniyle belirgin dış bulgular görülmeyebilir. Ödem veya ekimoz geç ortaya çıkabilir ya da hiç gelişmeyebilir. Ayrıca yaşlı hastalar ağrıyı azaltmak için istemsiz olarak etkilenen bölgeyi kullanmamayı tercih ederler, bu da klinik bulguların saptanmasını zorlaştırır. Bu nedenle muayene sistematik yapılmalı, yalnızca ağrı bölgesi değil, komşu eklemler ve omurga da dikkatle incelenmelidir.

Radyolojik değerlendirme de yaşlılarda özel dikkat gerektirir. Osteoporotik kemik dokusu, kırık hattının radyografide net seçilememesine neden olabilir. Bu nedenle özellikle kalça, pelvis ve vertebra bölgelerinde ilk grafilerin normal olması kırığı dışlatmaz. Klinik şüphe devam ediyorsa, ileri görüntüleme yöntemleri tercih edilmelidir. MRG, erken dönemde kemik iliği ödemi ve mikrotrabeküler hasarı gösterebildiği için bu grupta altın standart yöntemlerden biridir. BT ise küçük kortikal kırıkları saptamada yararlıdır ve özellikle pelvis veya proksimal femur kırıklarının değerlendirilmesinde tercih edilir.

Acil servis dinamikleri, tanısal zorlukları daha da artırabilir. Yüksek hasta yoğunluğu, kısıtlı zaman ve ileri görüntüleme erişiminin gecikmesi, yaşlı kırıklarının tanısında gecikmelere yol açabilir. Bu nedenle yaşlı travma hastalarında düşük şüphe eşiği ile hareket edilmesi, tanı sürecinin en temel prensibidir. “Basit düşme” veya “evde ayağı kaymış” gibi öyküler, çoğu zaman ciddi kırıkların altında yatan hikâyedir.

Acil serviste, yaşlı hastanın yalnızca travma bölgesine değil, genel durumuna da bütüncül bakmalıdır. Kırığın yanı sıra travmayı tetikleyen nedenin—örneğin senkop, aritmi, inme veya hipoglisemi—araştırılması, olası tekrar eden düşmelerin önlenmesi açısından büyük önem taşır. Yaşlı hastalarda travma değerlendirmesi, yalnızca bir kemik lezyonunu saptamak değil, bütüncül bir geriatrik travma yaklaşımını gerektirir.

Erken Mobilizasyon, Rehabilitasyon ve Taburculuk Planı

Yaşlı hastalarda kırık yönetimi yalnızca akut dönemde yapılan tanı ve stabilizasyonla sınırlı değildir. Tedavi sürecinin asıl amacı, hastanın mümkün olan en kısa sürede fonksiyonel kapasitesini yeniden kazanmasını ve bağımsız yaşamına dönebilmesini sağlamaktır. Bu nedenle erken mobilizasyon ve rehabilitasyon planlaması, tedavinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

İmmobilizasyon, yaşlı hastalarda genç bireylere göre çok daha kısa sürede ciddi komplikasyonlara yol açar. Uzun süre yatak istirahati, derin ven trombozu, pulmoner emboli, pnömoni, bası yaraları ve kas atrofisi gibi komplikasyonlara neden olur. Hareketsizlik aynı zamanda bilişsel bozulmayı hızlandırır, deliryum ve depresyon riskini artırır. Bu nedenle, genel durumu stabil olan her hastada mobilizasyon mümkün olan en kısa sürede başlatılmalıdır. Yatakta geçirilen süre azaltılmalı, günlük aktiviteler kademeli olarak artırılmalıdır.

Operasyon gerektiren kırıkların yönetimi, bu sürecin kritik bir aşamasıdır. Özellikle kalça, intertrokanterik femur, pelvis veya proksimal humerus kırıkları sıklıkla cerrahi tedavi gerektirir. Bu hastalarda cerrahiye kadar geçen süre boyunca ağrı kontrolü, sıvı-elektrolit dengesi, beslenme desteği ve antikoagülan kullanımı dikkatle yönetilmelidir. Operasyon kararı geciktirilmemeli; mümkünse 24–48 saat içinde cerrahi planlanmalıdır, çünkü gecikme mortalite ve komplikasyon riskini artırır. Ameliyat sonrası dönemde erken mobilizasyonun sağlanması, pulmoner komplikasyonları ve immobilizasyona bağlı mortaliteyi azaltır. Bu dönemde multidisipliner ekip yaklaşımı (ortopedi, geriatri, anestezi, hemşirelik ve fizik tedavi) iyileşme sürecinin başarısı açısından belirleyicidir.

Rehabilitasyon süreci, hastanın yaşına, kırık tipine, bilişsel durumuna ve komorbid hastalıklarına göre bireyselleştirilmelidir. Örneğin kalça kırıklı bir hastada, ilk 24–48 saat içinde yatak kenarında oturma, ardından yürüteç yardımıyla ayağa kalkma planlanabilir. Uygun analjezi sağlanmadan mobilizasyonun mümkün olamayacağı unutulmamalıdır. Bu nedenle, ağrı kontrolü tedavi sürecinin ön koşuludur; gerekirse bölgesel sinir blokları veya multimodal analjezik protokoller kullanılabilir.

Taburculuk planı, hastaneden çıkış öncesinde net olarak oluşturulmalıdır. Hastanın ev ortamı, düşmeye neden olabilecek çevresel faktörler (kaygan zemin, yetersiz aydınlatma, halı kenarları, eşik yüksekliği) açısından değerlendirilmelidir. Gerekiyorsa sosyal hizmet desteği sağlanmalı, yardımcı cihazlar (baston, yürüteç, oturma desteği) temin edilmelidir. Ayrıca aile üyeleri, hastanın mobilizasyon ve günlük yaşam aktivitelerinde nasıl destek olabilecekleri konusunda bilgilendirilmelidir.

Bunun yanında, düşmeye zemin hazırlayan faktörlerin ortadan kaldırılması rehabilitasyon kadar önemlidir. Görme bozukluklarının düzeltilmesi, antihipertansif veya sedatif ilaçların yeniden düzenlenmesi, D vitamini ve kalsiyum desteği verilmesi ve egzersiz önerileri gelecekteki kırıkları önleyici yaklaşımlar arasında yer alır. “Bir kez düşen yaşlı, yeniden düşmeye adaydır” ilkesi unutulmamalıdır.

Erken mobilizasyon, planlı rehabilitasyon ve cerrahi yönetim stratejileri, yaşlı kırık hastalarında yaşam kalitesi, bağımsızlık ve hayatta kalma oranlarını doğrudan etkiler. Acil servis hekimleri için bu süreç, yalnızca ortopedik tedavinin bir devamı değil, hastanın bütüncül iyileşme süreci için en kritik basamaklarından biridir. Etkin bir taburculuk planı ve disiplinler arası iş birliği, kırığı yalnızca bir travma değil, yeniden kazanım sürecinin başlangıcı haline getirir.

Sonuç: Yaşlı Kırıkları Acil Servisin Yeni Epidemisi mi?

Toplumun yaşlanmasıyla birlikte acil servislere başvuran ileri yaş hasta sayısı her geçen yıl artmaktadır. Bu artış, yalnızca kronik hastalık yükünün değil, aynı zamanda travma kaynaklı başvuruların da önemli ölçüde yükselmesine yol açmıştır. Günümüzde yaşlı bireylerde görülen kırıklar, özellikle düşük enerjili travmalar sonucu gelişen kırılganlık kırıkları, acil servislerin en sık ve en karmaşık hasta gruplarından birini oluşturmaktadır. Bu durum, birçok ülkede “gizli epidemilerden biri” olarak tanımlanmakta ve yaşlanan nüfusun sağlık sistemleri üzerindeki yükünü derinleştirmektedir.

Yaşlılarda kırıkların yönetimi, yalnızca ortopedik bir sorun değildir. Her kırık, biyolojik rezervleri sınırlı, polifarmasiye maruz kalmış, komorbiditesi yüksek bir bireyin yaşam dengesini sarsar. Bu nedenle acil tıp uzmanı, yaşlı kırıklarını değerlendirirken yalnızca anatomik hasara değil, fizyolojik kapasiteye, bilişsel duruma ve sosyal destek düzeyine de odaklanmalıdır. Basit bir düşmenin ardında, çok boyutlu bir klinik kırılganlık ve sistemik risk yatar.

Bu hasta grubunda erken tanı, uygun ağrı yönetimi, sıvı ve hemodinamik denge sağlanması, komorbid hastalıkların yeniden değerlendirilmesi ve multidisipliner koordinasyon (ortopedi, geriatri, anestezi, fizik tedavi, sosyal hizmet) büyük önem taşır. Geciken tanı veya yetersiz mobilizasyon, yalnızca fonksiyonel kayıplara değil, mortalite artışına da neden olabilir. Bu nedenle yaşlı kırıklarının acil servisteki yönetimi, “erken fark et, hızlı stabilize et, multidisipliner planla” ilkesiyle yürütülmelidir.

Sonuç olarak, yaşlılarda kırıklar giderek artan bir halk sağlığı sorunu ve acil servislerin karşısındaki en önemli klinik sorunlardan biridir. Bu kırıklar, sessiz bir epidemi gibi yayılmakta; düşük enerjili travmaların ardında yüksek mortalite ve uzun dönem bağımlılık riski taşımaktadır. Acil tıp uzmanlarının bu tabloya yönelik farkındalığı artırması hem bireysel hasta sonuçlarını hem de sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini olumlu yönde etkileyecektir.

Kaynaklar

  1. Court-Brown CM, Clement ND, Duckworth AD, Aitken S, Biant LC, McQueen MM. The spectrum of fractures in the elderly. Bone Joint J. 2014 Mar;96-B(3):366-72. doi: 10.1302/0301-620X.96B3.33316. PMID: 24589793.
  2. Bingol I, Kamaci S, Yilmaz ET, Oral M, Yasar NE, Dumlupinar E, Ata N, Ulgu MM, Birinci S, Bayram S, Tokgozoglu AM, Demirors H. The epidemiology of geriatric fractures: A nationwide analysis of 1 million fractures. Injury. 2024 Nov;55(11):111900. doi: 10.1016/j.injury.2024.111900. Epub 2024 Sep 19. PMID: 39332226.
  3. Khan AA, Slart RHJA, Ali DS, Bock O, Carey JJ, Camacho P, Engelke K, Erba PA, Harvey NC, Lems WF, Morgan S, Moseley KF, O’Brien C, Probyn L, Punda M, Richmond B, Schousboe JT, Shuhart C, Ward KA, Lewiecki EM; International Working Group on DXA Best Practices. Osteoporotic Fractures: Diagnosis, Evaluation, and Significance From the International Working Group on DXA Best Practices. Mayo Clin Proc. 2024 Jul;99(7):1127-1141. doi: 10.1016/j.mayocp.2024.01.011. PMID: 38960497.
  4. Williams CT, Whyman J, Loewenthal J, Chahal K. Managing Geriatric Patients with Falls and Fractures. Orthop Clin North Am. 2023 Jul;54(3S):e1-e12. doi: 10.1016/j.ocl.2023.04.001. Epub 2023 May 31. PMID: 37349065.
  5. Migliorini F, Giorgino R, Hildebrand F, et al. Fragility Fractures: Risk Factors and Management in the Elderly. Medicina (Kaunas). 2021;57(10):1119. Published 2021 Oct 17. doi:10.3390/medicina57101119
  6. Stefko JM, Jaworski HM, Cush CT, Lyons JG. Trends and epidemiology of lower trunk fractures in the super elderly population in the United States from 2011 to 2020. Injury. 2024 Nov;55(11):111837. doi: 10.1016/j.injury.2024.111837. Epub 2024 Aug 23. PMID: 39197325.
  7. Aguado HJ, Castillón-Bernal P, Ventura-Wichner PS, Cervera-Díaz MC, Abarca-Vegas J, García-Flórez L, Salvador-Carreño J, García-Virto V, Simón-Pérez C, Ojeda-Thies C, Sáez-López P, González-Montalvo JI; RNFC Working Group. Impact of subtrochanteric fractures in the geriatric population: better pre-fracture condition but poorer outcome than pertrochanteric fractures: evidence from the Spanish Hip Fracture Registry. J Orthop Traumatol. 2022 Mar 26;23(1):17. doi: 10.1186/s10195-022-00637-8. PMID: 35347459; PMCID: PMC8960105.
  8. Schoeneberg C, Pass B, Oberkircher L, Rascher K, Knobe M, Neuerburg C, Lendemans S, Aigner R; Registry for Geriatric Trauma DGU. Impact of concomitant injuries in geriatric patients with proximal femur fracture : an analysis of the Registry for Geriatric Trauma. Bone Joint J. 2021 Sep;103-B(9):1526-1533. doi: 10.1302/0301-620X.103B9.BJJ-2021-0358.R1. PMID: 34465160.
  9. Kucukler FK, Simsek Y, Turk AÇ, Arduc A, Guler S. Osteoporosis and Silent Vertebral Fractures in Nursing Home Resident Elderly Men in Turkey. J Clin Densitom. 2017 Apr-Jun;20(2):188-195. doi: 10.1016/j.jocd.2015.05.064. Epub 2015 Jun 10. PMID: 26071170.
  10. Bergh, C., Wennergren, D., Möller, M., & Brisby, H. (2020). Fracture incidence in adults in relation to age and gender: a study of 27,169 fractures in the Swedish Fracture Register in a well-defined catchment area. PloS one, 15(12), e0244291.
  11. Kanis JA, Oden A, Johnell O, Jonsson B, de Laet C, Dawson A. The burden of osteoporotic fractures: a method for setting intervention thresholds. Osteoporos Int. 2001;12(5):417-27. doi: 10.1007/s001980170112. PMID: 11444092.
  12. Court-Brown CM, Clement ND, Duckworth AD, Biant LC, McQueen MM. The changing epidemiology of fall-related fractures in adults. Injury. 2017 Apr;48(4):819-824. doi: 10.1016/j.injury.2017.02.021. Epub 2017 Mar 2. PMID: 28283181.
  13. Borgström F, Karlsson L, Ortsäter G, Norton N, Halbout P, Cooper C, Lorentzon M, McCloskey EV, Harvey NC, Javaid MK, Kanis JA; International Osteoporosis Foundation. Fragility fractures in Europe: burden, management and opportunities. Arch Osteoporos. 2020 Apr 19;15(1):59. doi: 10.1007/s11657-020-0706-y. PMID: 32306163; PMCID: PMC7166207.
  14. Rommens PM. Paradigm shift in geriatric fracture treatment. Eur J Trauma Emerg Surg. 2019 Apr;45(2):181-189. doi: 10.1007/s00068-019-01080-x. Epub 2019 Feb 6. PMID: 30725152.
  15. Roth T, Kammerlander C, Gosch M, Luger TJ, Blauth M. Outcome in geriatric fracture patients and how it can be improved. Osteoporos Int. 2010 Dec;21(Suppl 4):S615-9. doi: 10.1007/s00198-010-1401-4. Epub 2010 Nov 6. PMID: 21058001.
12 Kasım 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlılarda Cilt Sorunları, Tanı ve Tedavi İpuçları

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 8 Ekim 2025
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Uzm.Dr. Gökçe AKGÜL ODUNCU Editör: Doç.Dr. Tanzer KORKMAZ


Türkiye İstatistik Enstitüsü verilerine göre yaşlı popülasyonun oranı 2025 yılında %11, 2030 yılında %12,9, 2040 yılında %16,3 oranında artacağı öngörülüyor (1). Popülasyonun giderek yaşlanması acil servise geriatrik hasta başvurusunun da artmasına yol açmaktadır. Yaşlılar; özel ihtiyaçları bulunan, hastalık ve stresörlere karşı azalmış homeostaz kapasitesi ve düşük fizyolojik rezervi olan bir hasta grubudur. Vücut bileşenlerinin farklı olması dolayısıyla dehidratasyon ve hipernatremiye daha meyilli, azalmış cilt altı yağ dokusu dolayısıyla hipotermiye daha yatkındırlar. Aynı zamanda yaşlanma deri de dahil organ fonksiyonlarında gerilemeye yol açar. Yaşlanan deride pürüz ve kırışıklığı da içeren birçok yapısal değişiklik ortaya çıkar. Bariyer fonksiyonu, yara iyileşmesi, hücre yenilenme kapasitesi, termoregülasyon, immün yanıt, duyusal algı, DNA onarım kapasitesi, sebum ve ter üretimi azalır. 

Yaşlı insanlarda sıklıkla kseroz, pruritus, egzama, skabiyez, staz dermatiti, bası yaraları, cilt enfeksiyonları, sistemik hastalıkların cilt belirtileri, advers ilaç reaksiyonları ve kutanöz neoplazmalar gibi birçok dermatolojik hastalık görülebilir (2). Komorbiditelere ve çoklu ilaç kullanımına bağlı olarak tanı ve tedavi süreçleri değişkenlik gösterir. Hayatı tehdit eden acil durumların yaşlı popülasyonda oranının artmasının yanında klinik başvurular gençlerde olduğu kadar tipik değildir. Ayrıca deri hastalıkları ve başvuru sıklıkları ülkeden ülkeye değişkenlik gösterir. Endonezya’da yapılan bir çalışmaya göre yaşlılarda en sık görülen deri hastalıkları enfeksiyonlar (%35,8), dermatitler (%21,8), ülserler (%12,8), yaşa bağlı deri değişiklikleri (%8.) ve vasküler hastalıklardı (%5,3).

En sık enfeksiyonlar kutanöz kandidiazis (%11,7), ikincil enfeksiyonlar (%8,7) ve tinea (yüz gövde bacak ayak ve el mantarları) (%6,1), en sık görülen dermatitler, irritan kontakt dermatit (13,7), seboreik dermatit (3,8) ve intertriginnous dermatitlerdi (1,5). En sık ülserler bası ülserleri (%8), travmatik ülserler (%2) ve bakteriyel ülserlerdi (%1,5). Bu çalışmada en sık görülen yaşa bağlı deri bozukluğu xerozis kutis (%7,9) idi. En sık vasküler hastalık ise senil purpura (%2,3) ve ekstravazasyon hasarı (%1,2) idi. Eritomatoz dermatitler psöriazis, eritoderma, pitriazis sicca, pitriazis rosea ve jeneralize püstüler psoriasisi kapsamaktaydı (3).

Tayvan’da 16924 geriyatrik hastada yapılan başka bir çalışmada ise yine sırasıyla, dermatitler, fungal enfeksiyonlar, pruritus, benign tümörler ve viral enfeksiyonlar en sık görülen dermatozlar olarak raporlanmıştır (4).

Türkiye’de 2019-2021 yılları arasında 65 yaş üstü 887 hasta ile yapılan retrospektif bir çalışmaya göre tüm yaşlı hastalarda en sık görülen üç dermatolojik hastalık fungal enfeksiyonlar, ekzamatöz dermatitler ve kaşıntılar olarak bulunmuştur (5). Türkiye’de yapılan 820 kişilik başka bir çalışmada en sık görülen 5 dermatolojik hastalık sırasıyla; egzamalar %32,9, senil prurutis %14,6, yüzeyel mantar hastalıkları %14,5, ürtiker hastalıkları %7,4 ve benign-malign deri tümörleri %5 idi (6). Geriyatrik yaş grubunda görülen dermatozlar ve sıklığı coğrafi bölgelere göre değişkenlik göstermektedir. Türkiye’de 4099 geriyatrik hastada yapılan bir çalışmada; egzematöz dermatitler, pruritus, fungal ve bakteriyel enfeksiyonlar, sırasıyla, en sık görülen dermatozlar olarak raporlanmıştır. Söz konusu çalışmada dermatozların insidansının mevsimsel farklılıklar gösterdiği bildirilmiştir (7).

Bir çok deri hastalığı yaşlılarda yaşam kalitesini etkiler ve yaşlı bireylerin çoğunlukla en az bir dermatolojik hastalığı mevcuttur. Bunlar arasında en sık görülen kserozis, pruritus, egzema, psoriasis gibi pek çoğu, yaşamı tehdit edici olmasa da yaşam kalitesini olumsuz etkileyen tablolardır. Diğer taraftan, bası ülserleri, enfeksiyonlar, otoimmün büllü hastalıklar, vasküler hastalıklar zamanında tedavi edilmezse ciddi morbidite ve mortaliteye neden olabilirler. Ayrıca, paraneoplastik dermatozlar malignitenin habercisi olabilir.

Yaklaşım
Lezyonlar değerlendirilirken birçok faktör göz önünde bulundurulur. Ortaya çıkış zamanı, eski öyküsü, ilk ortaya çıkan lezyon ve ikincil lezyonlar, lezyonun dağılımı, sistemik hastalıkları, tanısal testler, döküntünün kategorisi (enfeksiyöz, immün, vasküler, alerjik, malignite) ve son olarak verilen tedavi değerlendirilir.

Hastanın fizik muayenesi uygun aydınlatma koşullarında ve eldiven kullanılarak yapılmalıdır. Birincil ve ikincil lezyonlar ile lezyonun karakteristik özellikleri ve dağılım paterni dikkatle değerlendirilir. Sistemik şikâyetleri bulunan hastalarda; deri, mukoza ve genital bölgeyi kapsayacak şekilde tam kapsamlı bir fizik muayene yapılmalıdır. Laboratuvar testlerine çoğu zaman ihtiyaç duyulmaz. Bazı spesifik hastalıklarda (örneğin sifiliz için kan testi, mononükleozis için heterofil antikor testi, grup A streptokok için hızlı boğaz sürüntü testi) laboratuvar incelemeleri gerekebilir. Sistemik hastalık şüphesinde ise kan sayımı, kan kültürü, lomber ponksiyon ile böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri yapılabilir.

Yönetim 
Tedavi enfeksiyöz alerjik, inflamatuar, otoimmün ve malign bozukluklar gibi durumlara göre belirlenir. Genellikle hastalar ayaktan takip edilir. Ciddi sıvı-elektrolit kaybı bulunan, termoregülasyonu bozulmuş, sistemik enfeksiyonu olan, yeterli beslenemeyen veya sosyal nedenlerle kişisel bakımını sürdüremeyen hastaların yatırılarak tedavi edilmesi gerekir. 

Kaşıntı 

Yaşlı hastalarda en sık görülen semptomlardan biri kaşıntıdır. En yaygın neden, fizyolojik cilt yaşlanma sürecinin bir sonucu olan ve genellikle cilt bakım alışkanlıklarında bir değişiklikle tedavi edilebilen kserodermadır. Kseroderma herhangi bir dermatolojik veya sistemik hastalığa bağlı olmaksızın da ortaya çıkabilir. Bacak ön yüzler, ön kol ve el dorsalleri en sık etkilen bölgelerdir. Sıklıkla kaşıntıya neden olmakla birlikte tedavi edilmediğinde asteatotik egzemaya yol açabilir. Asteatotik egzema klinik olarak kuru, kaşıntılı ve pullanmış cilt şeklinde bulgu verir. Ayrıca dermatolojik muayenede dermal kılcal damarlardan da kanama olduğu görülebilir. Lokalize veya yaygın bir döküntü olarak karşımıza çıkabilir. Sabun kullanımı, sıcak su ve düşük nemli ortamlar ile kötüleşebilir. Kaşıntı aynı zamanda ilaç reaksiyonu sonucu da görülebilir. Ayrıca uyuz, çeşitli egzama, ürtiker, sedef hastalığı, kutanöz T hücreli lenfomalar veya büllöz otoimmün dermatozlar gibi birçok dermatolojik hastalık da kaşıntıya neden olabilir. Diabetes mellitus, kolestaz, üremi, hipo/hipertiroidizm gibi altta yatan diğer çeşitli iç hastalıkların yanı sıra malign neoplazmlar veya Hodgkin hastalığı, psikosomatik veya psikiyatrik nedenler de kaşıntıyı tetikler. Ayrıca kaşıntı, katı tümörlerde, lenfomalarda veya lösemilerde para neoplastik bir sendrom olarak karşımıza çıkabilir.

Şekil 1. Asteatotik Egzama (Fleisher AB. ve ark. Acil Dermatoloji Hızlı Tedavi Rehberi, 2003, Nobel Tıp)

Kronik kaşıntıda semptomlar 6 hafta ve üzeri devam eder. Ayrıntılı bir anamnez, fizik muayene ve bazen de laboratuvar testleri ayırıcı tanı için önemlidir. Semptomatik tedavinin temel amacı, hastanın yaşam kalitesini iyileştirmektir. Ortamın nemlendirilmesi, irritan maddelerden kaçınılması önemlidir. Öncelikle altta yatan hastalıklar veya ilaçlar gibi tetikleyici faktörlerden kaçınılmalıdır. Semptomatik tedavide üre, amonyum laktatlı nemlendiriciler, antihistaminikler ve kortikosteroidlerden yararlanılabilir. Ancak kortikosteroid atrofisi daha ince ve hassas olan yaşlı deride daha hızlı meydana gelebildiği için uzun süre kullanılmamalıdır.

Seboreik Dermatit (SD)

Seboreik Dermatit (SD), özellikle saçlı deride kaşıntının eşlik ettiği eritemli ve skuamlı plaklarla karakterize, nadiren follikülit ve blefaritin de görülebildiği kronik inflamatuar bir deri hastalığıdır. SD sıklıkla saçlı deri, glabella, kaşlar, kirpikler, burun kanatları, kulaklar, nazolabial kıvrımlar ve presternal bölge gibi derinin sebumdan zengin anatomik bölgelerinde daha nadiren de aksilla ve kasıklarda lokalizedir. SD yaşlı hastalar da yaşam kalitesini belirgin ölçüde değiştirr.

Etyopatogenezi tam olarak bilinmemekle birlikte; çevresel ve hormonal faktörler, nörotransmitter bozuklukları, çeşitli ilaçlar, sebore artışı, stres, immünolojik bozukluklar, atopi ve malassezia türleri gibi endojen ve ekzojen etkenler sorumlu tutulmaktadır. SD tanısı klinik olarak konulur. Yaşlı yetişkinlerde, azalmış deri bariyer fonksiyonu nedeniyle seboreik dermatit tedavisini yönetmek daha güç olabilir. Topikal tedaviler, ketokonazol, selenyum sülfid, çinko pirition içeren medikal şampuanlar ve kortikosteroid solüsyonları içerir. Şiddetli vakalarda, flukonazol veya itrakonazol gibi oral antifungal ajanlar tercih edilebilir. Geriatrik popülasyonda komorbiditeler nedeniyle yaygın ilaç kullanımı göz önüne alındığında, yan etkiler ve ilaç etkileşimlerine dikkat edilmelidir. Yan etki riskini azaltmak için daha düşük dozlar tercih edilmeli ve hastalar dikkatle izlenmelidir.

Kontakt Dermatit

İlerleyen yaşla birlikte deride meydana gelen bir takım değişiklikler kontakt dermatit yatkınlığını artırmaktadır. Bu değişiklikler arasında azalmış deri bariyer fonksiyonu ve sebum üretimi yer alır. Kullanılan şampuanlar, saç boyaları veya şekillendirici ürünlerdeki irritan veya alerjenlere maruziyet sonrası saçlı deride kontakt dermatit gelişimi görülebilir. Tedavide, tetikleyici ajanlardan kaçınma ve topikal ve/veya sistemik steroidler yer alır. 

Staz dermatiti

Yaşlı nüfusun büyük bir bölümünü etkileyebilir ve genellikle krurislerde bilateral olarak ortaya çıkar. Venöz yetmezliğin bir sonucu olarak görülür ve bacaklarda ülserasyonlara yol açarak çeşitli komplikasyonlar yaratabilir. Bacaktaki derin venöz pleksusun işlevinin bozulması, kanın yüzeysel venöz sisteme geri akmasına neden olarak venöz hipertansiyona ve kutanöz inflamasyona neden olur. Staz dermatiti, doğru tedavi yönetimi yapılmamış kseroz ve pruritustan da kaynaklanabilir. Klinik olarak hastalar öncelikle ayak bileğinin medial tarafında ortaya çıkan kaşıntı ile hekime gelir ve bu kaşıntı daha sonra ayağa ve baldıra yayılarak bacak ödemine neden olur. Tedavide esas amaç venöz yetmezliği azaltmak ve venöz basıncı düşürmektir. Vasküler cerrahiye ihtiyacını belirlemek için venöz doppler ultrasonografi gerekir. Tedavi multidisipliner olmalıdır. Bacaklardaki basınç miktarını kontrol etmek için kompresyon tedavileri (kompresyon çorapları, elastik sargılar, pnömatik cihazlar gibi) uygulanabilir. Bacakları kalp seviyesinden yukarı kaldırmanın da düzenli egzersizle birlikte etkili bir tedavi önlemi olduğu kanıtlanmıştır. Staz dermatitinin topikal tedavisinde hastanın kliniğine göre antibiyotikler, kortikosteroidler ve pansumanlar kullanılabilir.  Yaşla birlikte vasküler hastalıkların ve diyabetik hasta sayısının artması, kronik yara gelişimi ve buna bağlı komplikasyon olasılığını da yükseltir; bu durum tedavi maliyetlerinin artmasına ve yaşam kalitesinin düşmesine yol açar. 

Kronik venöz yetmezlik

Kronik venöz yetmezlik, bacak ülserlerinin büyük çoğunluğundan sorumludur. Bacak ülserleri genellikle çok ağrılı değildir ve en önemli komplikasyon olarak distal alt bacakta, özellikle medial ayak bileği bölgesinde ortaya çıkar. Onikomikoz ve tırnak büyüme bozuklukları da tabloya eşlik edebilir.

Kronik venöz yetmezlik, venöz dönüşü desteklemek amacıyla bandajlar veya kompresyon çoraplarıyla tedavi edilebilir; ek olarak antiseptik tedaviler veya glukokortikoidler kullanılabilir. 

Bacak ülserleri

Bacak ülserleri venöz ve arteriyel kaynaklı olabilir. Arteriyel bacak ülserleri terminal arterlerin tıkanması nedeniyle oluşur, venöz ülserin aksine ağrılı ve keskin sınırlıdır. Genellikle kruris ve/veya ayağın kemiksi çıkıntılarının üzerinde ve malleolar bölge, topuklar, anterior tibia ve distal parmaklar gibi basınç bölgelerinde yerleşir. Bacak ülserlerinin %5-10 unu oluşturur. Ülser tabanı nekrotiktir ve etraf deri dolaşım bozukluğuna bağlı olarak soluk görünümlüdür. Periferik nabızlar zayıflamış, kapiller dolum süresi uzamıştır. Tedavide ana amaç tıkalı arterlerin medikal veya cerrahi olarak açılmasıdır. Kan akışının sağlanması için anjiyografi gereklidir. Uygun cilt ve yara bakımı sağlanmalıdır. 

Venöz ülserler, arteriyel ülserlere göre daha sık görülür ve kadınlarda daha sıktır. Venöz yetersizlikler, bacaklarda yüksek venöz basınca neden olan venöz sistemin bir işlev bozukluğudur. Tromboz veya venöz kapakçıklardaki yetersizliklerden kaynaklanabilir. Venöz ülserler en sık medial malleol olmak üzere ayak bileğindeki kemik çıkıntıların üzerinde yerleşir. Arteriyel ülserler kadar keskin sınırlı değildir. Kırmızımsı/kahverengi renklidir ve ülser kenarları düzensizdir. Minimal ağrı eşlik eder. Standart venöz ülser tedavisi eksüdanın uzaklaştırılması ve nemli bir yara ortamı sağlamak, bacağın elevasyonu, kompresyon tedavisi ve topikal tedavileri içerir. Kronik venöz ülserler hayat kalitesini bozduğu ve malignitelere de yatkınlık oluşturabildiği için tedavi edilmelidir (8). 

Diyabetik Ayak Ülseri

Diyabetik ayak ülseri genellikle plantarda, halluksta, metatarsal I/II/V’de veya topukta ortaya çıkar. Diyabetik polinöropati ile ilişkilidir ve bu nedenle derin ülserlere genellikle ağrı hissi eşlik etmez.

Diyabetik Ayak Enfeksiyonları

Diyabetik Ayak Enfeksiyonları nöropati, periferik arter hastalığı ve bozulmuş yara iyileşmesi sonucu ortaya çıkan diyabetin yaygın komplikasyonlarıdır. Yaşla ilişkili vasküler değişiklikler ve duyusal nöropati nedeniyle diyabetik hastalarda yumuşak doku enfeksiyonu riski artar. Diyabetik ayak enfeksiyonlarının hızlı değerlendirilmesi ve tedavisi, selülit, apse oluşumu veya osteomiyelit gibi komplikasyonları önlemede önemlidir.

Basınç ülserleri

Basınç ülserleri ciddiye alınmalıdır. Ülserasyon genellikle çok uzun süre hareketsiz kalmaktan kaynaklanır, aynı zamanda dolaşım bozukluğu veya duyusal eksikliklerden de kaynaklanır. Sıklıkla sakrum, tuber ischiadicum, trokanter majör, femur ve lateral ayak bileklerinde görülür. Bu nedenle, yatalak hastalarda basınç ülserlerinden korunmak ve tedavi sürecinde doğru sık pozisyon değişimi önerilir.

Bası yaraları

Bası yaraları sürekli basınç ya da sürtünme sonucu oluşan kemik çıkıntısı üzerinde deri ve/veya yumuşak dokuya lokalize hasar olarak tanımlanmaktadır. Yaranın boyutu ve şiddeti, eritemden kas/kemik hasarına kadar değişebilir. Komorbiditeler ile yumuşak dokunun beslenmesi, perfüzyonu ve çevresi bası yarası eğilimini etkileyebilir. Bası yarası, dünya çapında önemli bir sağlık sorunu olarak kabul edilir. Yaşlılar, aktivite ve hareketlilikte azalma dolayısıyla bası yarası gelişimine yatkındır. Yaşlı bakım merkezlerinde ve uzun süreli bakımda sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Bası yaraları, tanı veya tedavi amaçlı uygulanan tıbbi cihazların kullanımından da kaynaklanabilir. Bu tür yaralanmalar genellikle cihazın şekli ile uyumludur (Trakeostomi bağları, CPAP maskeleri veya ventilatör yüz maskeleri vb).

Bası yaraları, doku hasarının derecesine göre dört evreye ayrılır: 
Evre 1: Deride sadece eritem görülür.

Evre 2: Epidermis ve dermisin yüzeyel kısmının kaybı sonucu yüzeyel ülserasyon oluşumu görülür.

Evre 3: Subkutan yağ dokusuna uzanan tam katmanlı ülser izlenir.

Evre 4: Kemik ve kas dokusuna kadar uzanan ülseratif lezyonlar görülür.

İmmobilite, düşük aktivite, cilt/ basınç ülseri durumu (mevcut veya önceki basınç ülseri ve genel cilt durumu) ve zayıf perfüzyon (diyabet), bası yarası oluşumu için doğrudan nedensel faktörlerdir. Mobilite artışı, pozisyon değişimi, uygun beslenme ve hidrasyon, cilt bakımı, uygun yatak kullanımı koruyucu yöntemler arasındadır.

Basınç ülserlerinin tedavisinde; yara çevresinin bakımı ve temizliği, debridman, evre 3–4 bası yaralarında cerrahi girişimler, ağrı ve enfeksiyon kontrolü ile uygun yara örtülerinin kullanımı temel yaklaşımlardır. Evre 3–4 dirençli yaralarda ise platelet kaynaklı büyüme faktörleri ve biyolojik tedavi ajanları kullanılabilir. Bu kapsamda doğrudan temaslı elektriksel uyarım, pulsed elektromanyetik alan tedavisi, pulsed radyo frekans enerjisi, UV-C ışığı ve nekrotik yumuşak dokunun (eskar dışı) debridmanı için düşük frekanslı ultrason (22,5; 25 veya 35 kHz) uygulanabilir. Erken adjuvan tedavi olarak negatif basınçlı yara tedavisi tedavi seçenekleri arasındadır.  Basınç ülseri tedavisi, hastanın sık sık pozisyon değiştirmesini ve ülserli doku üzerindeki basıncı azaltmayı içerir. Mümkünse havalı yatak uygulamasına geçiş düşünülmelidir. Ayrıca, yara temiz tutulmalı ve dışkı ve idrar kontaminasyonunu önlemek için önlemler alınmalıdır. Nekrotik dokular, iyileşmeyi hızlandırmak için cerrahi veya enzimatik yöntemlerle uzaklaştırılmalıdır.Enfeksiyon belirtileri gelişirse, antibiyotik tedavisine başlanmalıdır.

Cilt Enfeksiyonları

Geriatrik hastalar, bağışıklığın değişmesi ve genellikle kişisel hijyenin azalması dolayısıyla viral (örneğin herpes zoster), bakteriyel (örneğin erizipeller) ve mantar enfeksiyonlarına (örneğin onikomikoz) karşı daha hassastır. Enfeksiyonlar genellikle yaşlılıkta daha şiddetlidir ve hastaneye yatış ve mortalite oranı daha yüksektir.

Herpes Zoster: Bağışıklığın azalmasının bir sonucu olarak, duyusal gangliyonlarda depolanan varisella zoster virüsü yeniden aktive olur ve herpes zoster (zona) gelişebilir. İleri yaş, enfeksiyonlar, stres ve immunsupresyon en sık risk faktörleridir. Etkilenen dermatom genellikle şiddetli ağrının eşlik ettiği, kemer şeklinde, parlak kırmızı bir eritem ve veziküllü ödem içerir. Lezyonların ortaya çıkmasından önce veya eş zamanlı genellikle ağrı, yanma veya karıncalanma hissi eşlik eder.  Vakaların yaklaşık %80’inde cilt bulgularından önce prodromal bir aşama gelir, bu nedenle lokalizasyona bağlı ağrı dolayısıyla sıklıkla yanlış teşhisler (miyokard enfarktüsü, kolesistit vs) yapılabilir. Tedavi şiddetli klinik tablolarda asiklovir p.o., i.v. ile yapılır. Asiklovir ve diğer antiviral ilaçlar yaşlı bireylerde bozulmuş olan renal klirens dolayısıyla dikkatle kullanılmalıdır. Herpes zosterden korunmak için iki tip aşı mevcuttur. Bunlar canlı zayıflatılmış VZV aşısı ve rekombinant VZV glikoprotein E alt birim aşısıdır.

Şekil 2. Herpes Zoster (Rosen’s Emergency Medicine: Concepts and Clinical Practice, 10’th Edition, 2023)

Herpes Zoster Oftalmikus (HZO): Tedavi edilmemiş zona vakalarının yaklaşık yarısında oküler tutulum gözlemlenir ve bu durum konjunktivit, üveit, episklerit, keratit ve retinit gibi belirtilerle kendini gösterir. Göz tutulum semptomları arasında kızarıklık, ağrı, fotofobi ve görmede azalma bulunur. İlk 72 saat içinde antiviral tedaviye başlanması, hastalığın süresini kısaltmada ve oküler tutulumunu minimize etmede etkili bulunmuştur. Tedavide immünokompetan hastalarda valasiklovir 3×1 g, asiklovir 5×800 mg veya famsiklovir 3×500 mg, 7-10 gün boyunca önerilmektedir. Birden fazla dermatomda tutulumu olan veya immünsüpresif hastalar için IV asiklovir tedavisi önerilir.

Bakteriyel enfeksiyonlar: Özellikle yaşlılıkta azalan hücresel immün yanıt nedeniyle daha sık görülür. Erizipel ve selülit, dermis ve subkutan dokuyu etkileyen, çoğunlukla S. pyogenes tarafından ortaya çıkan bakteriyel enfeksiyonlardır. Erizipel, dermisteki yüzeyel lenfatiklerin enfeksiyonu ile karakterize olup, iyi sınırlı eritematöz plak lezyonları ile kendini gösterirken, selülit, daha az belirgin sınırları olan daha derin lenfatiklerin enfeksiyonu ile ortaya çıkan yumuşak doku enfeksiyonu (YDE) tablosudur. Her iki durum da her yaştan hastada görülebilir. İleri yaş hastalarda, diyabet ve periferik vasküler hastalık gibi komorbid durumlar riski artırır. Tedavide sistemik antibiyoterapi ile uygun yara bakımı yer alır. 

Şekil 3. Erizipel (Fleisher AB. ve ark. Acil Dermatoloji Hızlı Tedavi Rehberi, 2003, Nobel Tıp)

Fungal enfeksiyonlar: Yaşlılarda benign ve malign tümörlerden sonra en sık görülen ikinci dermatozdur. Tinea pedisise en sık görülen dermatofitozdur. En sık şikâyet kaşıntı iken ağrı da bazen eşlik edebilir. Ayak derisinin hasara uğradığı, alkali pH, yüksek sıcaklık koşullarında gelişimi kolaylaşır. Yaşlılarda, kişisel öz bakımın yetersiz olması, yatağa bağımlılık, periferik damar yetmezliği, obezite, diyabet, malignite, tekrarlayan travmalar, anjiyo/polinöropatiler ve diğer immün supresyona neden olan durumların fazla olması tinea pedis riskini artırır. Tinea manum, tinea pedis ve onikomikoz kaynak olabileceği için el-ayak ve tırnakların muayenesi önemlidir. Tinea pedis tanısı için öykü ve klinik ile lezyondan alınan örneğin %10’luk KOH ile tespiti sonrası direkt mikroskop altında incelenmesi, kültür ya da PCR gerekir. Topikal allilamin türevi %1 terbinafin- butefin ya da topikal azol grubundan herhangi birinin kullanımı öncelikli tedavi yaklaşımıdır (9). Ancak yaşlı hastalarda fiziksel engel ve görme yetisinin zayıflığı topikal tedavi kullanımını kısıtlayabileceğinden bu hasta grubunda sistemik tedavi öncelikli tercih edilmelidir. İlaç etkileşimi daha az olan terbinafin, Sistemik azoller (itrakonazol, flukonazol) yaşlı grubunda ilaç etkileşim risklerinden ötürü dikkatli kullanılmalıdırlar. Antifungal kremler ve spreyler aralıklı uygulanarak nüks önlenebilir (10).

Şekil 4. Onikomikoz (Rosen’s Emergency Medicine: Concepts and Clinical Practice, 10’th Edition, 2023)

Tinea corproris ve tinea cruris da toplumda sık görülen fungal deri hastalıklarındandır.

Tanı ve tedavileri benzerdir. Yaşlı hasta grubunda sadece topikal tedavi ya da daha güvenli olduğu için sistemik terbinafin tercih edilmelidir. Itrakonazol akut sistolik yetmezliğe neden olabilir. Amiadoran kullananlarda kardiyak arrest, statin kullananlarda rabdomiyoliz yapabilir (11).

Uyuz (skabies): Sarcoptes scabiei akarları tarafından ortaya çıkan parazitik deri enfestasyonu olup yaşlı hastalarda atipik özelliklerle kendini gösterebilir. Doğrudan temas ve kişisel kullanım eşyalarının ortak kullanımı ile bulaşır. Senil kaşıntının önemli bir nedenidir ve hızlı tedavi gerektirir. Özellikle azalmış hareket kabiliyeti, bilişsel gerileme ve eşlik eden komorbiditeler tanı ve tedavi sürecini zorlaştırır. Klasik uyuzda görülen tipik semptomlar yaşlı hastalarda bulunmayabilir. Ana semptom, karakteristik alanlarda (parmaklar, eller, bilekler, koltuk altları, anüs, kadın areolleri ve erkek cinsel organları arasındaki boşluklar) gece kaşıntısıdır. Birkaç milimetre uzunluğundaki görünür, kıvrımlı akar kanalları tanı koydurucudur. Akar, tünelin sonunda siyah bir nokta olarak görülebilir. Permetrin, krotamiton, benzil benzoat ve kükürt skabiyez tedavisinde tercih edilen topikal tedavi seçenekleridir. Norveç uyuzu (kabuklu kurutlu uyuz) vakalarında oral ivermektin tercih edilir. Ek olarak, hastalara fiziksel ve ev hijyenine (özellikle giysi ve yatak çarşafları) uyulması önerilir.

Büllöz otoimmün dermatozlar: Otoimmün büllöz hastalıklar nadirdir, ancak insidansı yaşla birlikte artar. Büllöz pemfigoid (BP) ve pemfigus vulgaris (PV) en sık görülenleridir. Geriatrik hastaların mevcut komorbiditeleri ve sık ilaç etkileşimleri tedaviyi daha zor hale getirebilir. BP yaşlı yetişkinlerde görülen en sık görülen otoimmün büllöz hastalıktır. Bazal keratinositlerin hemidesmozomlarına karşı oto antikorlar oluşur. Daha sonra subepidermal kabarcıklanma ortaya çıkar, bunu erozyonlar, kaşıntı ve eozinofili izler. Paraneoplazmik bir bozukluk olabileceğinden şüphe halinde bu açıdan tarama yapılmalıdır. Hastalık kullanılan bazı ilaçlar (antidiyabetikler, antipsikotikler, antihipertansifler, antineoplastikler) tarafından tetiklenebilir. Büllöz pemfigoidin tedavisinde steroidler başta olmak üzere birçok ajan yer alır ve kişiye özel tedavi planı uygulanır. Altta yatan tetikleyici ilaç varsa bu ajanların kullanımı belirlenmeli ve mümkünse değiştirilmelidir. PV daha nadirdir, ancak BP’den daha erken başlangıç yaşı olan daha ciddi bir durumdur. Otoantikorlar Desmoglein’e yöneliktir. Sıklıkla oral mukozal erozyonlarla başlar. Burun, gırtlak, yemek borusu, cinsel organlar veya anüsün mukoza zarları tutulabilir. Ciltte berrak içerikli sarkık kabarcıklar oluşur, bu da hızla yırtılabilir ve erozyonlara yol açabilir. Ağrı sıktır, kaşıntı yoktur. PV septik komplikasyonlar dolayısıyla ölümcül olabilir. Otoimmün büllöz deri hastalığının tanısı, klinik tablo, histolojik inceleme ve derinin immünofloresan incelemesinin yanı sıra dolaşımdaki antikorların tespiti ile konur. Hafif BP (vücut yüzey alanının %10’undan azı etkilenir) esas olarak klobetasol propiyonat ile topikal olarak tedavi edilir. Şiddetli bir seyir durumunda (etkilenen vücut yüzey alanının %30’undan fazlası), prednizolon eşdeğeri ile sistemik tedavi ile kombinasyon önerilir. Hafif PV (ağrı yok, ≤%1 normal cildi veya ≤ 1cm2 mukozayı etkiliyor) immünosupresif veya immünomodülatör tedavi ile kombinasyon halinde sistemik kortikosteroidlerle tedavi edilir. Gerekirse, kortikosteroidler topikal olarak verilebilir.Anti-CD20 antikorları, sistemik glukokortikoidler ve immünosupresanlar ciddi vakalarda endikedir. Bakteriyel süper enfeksiyonları önlemek için yara bakımı ve antiseptik tedavi önerilmektedir.

Şekil 5. Büllöz Pemfigoid (Fleisher AB. ve ark. Acil Dermatoloji Hızlı Tedavi Rehberi, 2003, Nobel Tıp)

Psöriyazis
Kronik inflamatuar kalıtsal bir hastalıktır. Psöriazisin birçok alt tipi vardır ve en çok kronik plak formu görülür (psöriazis vulgaris). Psöriazis vulgaris abdomen, kalça, dirsekler, dizler, ön kollar, lumbo sakral bölge, eller, ayaklar ve kafa derisi gibi cildin ekstansör yüzeylerindeki lezyonlarla karakterizedir. Alt ekstremite tutulumu nadir değildir. Kronik plak psöriazisin morfolojisinde canlı eritemli ve gümüşi skuamlı keskin sınırlı plaklar izlenir. İnverse psoriazis, aksiller kıvrımlarda, inguinal bölgede ve saçlı deride minimal skuamlı eritemli yamalar ve plaklar şeklinde gelişen fleksural lezyonlar olarak ortaya çıkar. İnvers psöriazis sıklıkla yaşlılarda görülür. Eritrodermik psöriazisde yüksek debili kalp yetmezliği ve pruritus, titreme, ateş, yorgunluk, iştahsızlık, kilo kaybı ve halsizlik gibi sistemik semptomlar görülür. Sistemik semptomların akut başlangıcı pullanma ve yaygın eritem ile ortaya çıkar. Yaşlı hastalarda önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olabilen eritrodermik psöriazise dikkat edilmelidir. Yaşlılarda psöriazis yönetimi çoklu ilaç ve komorbiditeler nedeniyle zor olabilir.

Şekil 6. Psöriyazis (Fleisher AB. ve ark. Acil Dermatoloji Hızlı Tedavi Rehberi, 2003, Nobel Tıp)

İyi huylu ve kötü huylu deri tümörleri

Yaşlılarda hücresel çoğalmada azalma olması hücrelerin diğer kanserojenlere karşı artmış duyarlılığına yol açar. Artan yaşla birlikte, iyi huylu veya kötü huylu bir tümör geliştirme olasılığı da artar. Deri kanserine bağlı ölümlerin %53’ü 65 yaş üzerindedir. Yaşlıların deri görünümünü pek önemsememesi, görme problemleri, lezyonların sırtta ortaya çıkması, bakım veren kişinin olmaması gibi nedenlerle tanı gecikebilmektedir. 

Tehlikeli olmayan ancak sıklıkla hastalar için estetik bir sorun teşkil eden iyi huylu seboreik keratoz yaşlılıkta sık görülür. Lezyonlar keskin bir şekilde tanımlanmış, yuvarlak veya ovaldir, geniş bir tabana sahiptir, yaklaşık 0.5-1 cm çapındadır ve gövde veya kafa üzerinde kümelenmiştir. Klinik tablo tek başına genellikle bir dermatoskop ile doğrulanabilen bir tanıya yol açar. Kozmetik nedenlerle çıkarma, bir Volkmann kaşığı ile küretaj ile yapılabilir. Seboreik keratoz kendi başına kötü huylu değildir, ancak örneğin kötü huylu bir tümörün paraneoplastik sendromu (Leser-Trélat işareti) olarak ortaya çıkabilir.

Başka bir estetik sorun senil hemanjiyomlar olabilir. Ayrıca iyi huyludurlar, birkaç milimetre büyüklüğünde ve kırmızıdırlar. Semptom varsa, lazer veya koter ile tedavi edilebilir.

Keratoakantom, karakteristik görünümü nedeniyle kolayca teşhis edilir. Güneşe maruz kalan bölgelerde ortaya çıkar, keratotik bir tıkaç ile doldurulmuş merkezi bir çöküntü ile yarım küre şeklinde, açık kırmızı ila kırmızımsı-mor bir nodülden oluşur. Hızlı büyüme nedeniyle hızlı eksizyon önerilmektedir.

Aktinik keratoz (AK) yaygın bir prekanseröz hastalık olup solar keratoz olarak da bilinir. Pre-malign keratinosit proliferasyonundan kaynaklanır. Güneşten gelen UV radyasyon en önemli risk faktörü olduğundan kronik olarak güneş ışığına maruz kalan bölgeler (kafa derisi, kulaklar, yüz, dekolte, kollar, sırt) özellikle etkilenir. AK yıllar sonra skuamöz hücreli karsinoma dönüşebilir. Kriyoterapi, topikal fluorourasil, imiquimod, fotodinamik tedavi, cerrahi eksizyon veya lazer tedavisi gibi çeşitli tedavi seçenekleri vardır. Ek olarak güneş kremi ve koruyucu giysiler AK oluşumunun önüne geçmek ve deri kanseri riskini azaltmak için hastalara önerilmelidir.

Bowen hastalığı in situ skuamöz hücreli karsinomdur. Genellikle gövdede yavaş büyüyen, sedef hastalığı benzeri plak şeklinde görülür. Yüzey kuru, pullu, eritemli, hiperkeratotiktir ve çatlaklı bir kenara sahiptir. Tedavide kriyoterapi, 5-florourasil, küretaj veya eksizyon önerilir.

Malign deri tümörlerinin iki ana grubu beyaz deri kanseri (bazal hücreli ve skuamöz hücreli karsinom) ve siyah deri kanseridir (malign melanom).

Bazal hücreli karsinom (BHK) en sık görülen malign deri tümörüdür. Genellikle deride inci benzeri bir papül olarak ortaya çıkar. Görülme sıklığı yaş ve güneşe maruz kalma ile artar. En çok yüz (öncelikle burun) etkilenir, bunu boyun, gövde ve ekstremiteler izler. Görünüm değişkendir. Birçok alt tipi vardır. En sık görülen alt tip olan nodüler BHK, keskin sınırlı, geniş tabanlı, mumsu, inci benzeri bir kenarla çevrilidir ve telenjiektaziler içerebilir. Genellikle ortada zamanla ülserleşebilen bir çöküntü vardır. Tanı, dermatoskop ve histolojik muayene ile desteklenen klinik tablo temelinde yapılır. Metastaz nadirdir ancak lokal olarak yıkıcı bir büyüme gösterir. Hızlı tedavi gerekir. Nüks oranı yüksektir. Tam cerrahi eksizyon standarttır. Gerekirse sığ eksizyon, radyoterapi, topikal tedavi, fotodinamik tedavi, kriyoterapi, lazer veya sistemik tedavi kullanılabilir. 

Skuamöz hücreli karsinom (SHK) atipik keratinositlerden gelişen daha nadir, BHK’dan daha hızlı büyüyen, nüks ve uzak metastaz oranı daha yüksek bir deri kanseridir. Daha çok kulak, dudak ve eller gibi güneşe maruz kalan bölgelerdegörülür. Etiyoloji multifaktöriyeldir. UV radyasyonu veya kimyasal kanserojenler gibi dışsal faktörlere ek olarak, genetik veya immünolojik yatkınlık da belirleyicidir. Standart tedavi tam eksizyondan oluşur. Tam rezeke edilemeyen karsinom veya geniş lenf nodu tutulumu durumunda ve ayrıca ameliyat edilemeyen hastalarda adjuvan veya postoperatif radyoterapi kullanılabilir.

Malign Melanom en nadir ancak ölümcül deri kanseridir. Bazal hücreli veya skuamöz hücreli karsinomdan daha az yaygındır, ancak erken metastaz yapması nedeniyle daha fazla agresiflik gösterir. Lenfojen ve hematojen metastaz yapar. Birçok tipi vardır, yaşlı bireylerde en sık yüzeyel yayılan tipi görülür. UV radyasyonu en önemli dışsal risk faktörüdür. Tümörler genellikle düzensiz olarak sınırlı ve çok renkli görünür. Tanı klinik tablo (ABCDE kuralı: asimetri, kenar, renk, çap, gelişim) ve bir histoloji temelinde yapılır. Tedavi, primer tümörün uygun bir güvenlik sınırı ile cerrahi eksizyonuna dayanır. 

Şekil 7. Malign Melanom (Fleisher AB. ve ark. Acil Dermatoloji Hızlı Tedavi Rehberi, 2003, Nobel Tıp)

Yaşlılıkta cildin fizyolojik değişiklikleri tutarlı bakım ile hafifletilebilir. Dışarıdan gelen zararlı etkiler en aza indirilmelidir. Kötü huylu tümörlerde erken tespit için dermatoskop ve fotoğraf dokümantasyonu ile düzenli dermatolojik tarama yapılmalıdır. Tedavi seçimi, çeşitli faktörlere bağlıdır ve genellikle dermatologlar, onkologlar, cerrahlar ve diğer uzmanları içeren multidisipliner bir yaklaşım gereklidir.

Sonuç
Yaşlılarda deri hastalıkları, yalnızca yaşam kalitesini olumsuz etkilemekle kalmaz; aynı zamanda hayati risk taşıyan durumların da habercisi olabilir. Bu nedenle geriatrik hastalarda uygun cilt bakımı, doğru tanı ve zamanında tedavi büyük önem taşır. Belirsiz cilt değişiklikleri, malignite riski açısından dikkate alınmalı ve ayrıntılı bir tüm vücut muayenesi yapılmalıdır.

Tedavi sürecinde hastanın genel durumu, yaşam kalitesi, eşlik eden hastalıkları, polifarmasi ve bitkisel ya da reçetesiz ürün kullanımları mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Deri bulgularının net değerlendirilemediği, malignite şüphesinin bulunduğu, tedavilere yanıt alınamayan veya deneyim gerektiren kompleks olgularda dermatoloji konsültasyonu istenmelidir.


Kaynaklar

1. Turkish Statistical Institute (TURKSTAT). Elderly population statistics, 2020. 2021. Available from https://data.tuik.gov.tr/Bulten/In dex?p=Istatistiklerle-Yaslilar-2020-37227. Accessed June 25, 2021.

2. Tursen Ü. (2025). Geriatrik Dermatolojik Tedavi. İstanbul. Türm Dermatoloji Derneği Yayınları.

3. Legiawati L, Yusharyahya SN, Astriningrum R, Pulungan AA, Kusumahapsari RW. Skin disease profile in geriatric inpatients at a tertiary referral hospital. Malays J Med Sci. 2023;30(6):54–60. https://doi.org/10.21315/mjms2023.30.6.6

4. Liao YH, Chen KH, Tseng MP, Sun CC. Pattern of skin diseases in a geriatric patient group in Taiwan: a 7-year survey from the outpatient clinic of a university medical center. Dermatology. 2001;203(4):308-13).

5. Aksoy Sarac G, Emeksiz MAC, Acar O, Nazlican E, Tanacan E, Nayir T. Retrospective analysis of dermatological diseases in geriatric patients during dermatology outpatient department visits. Dermatol Pract Concept. 2022;12(3):e2022145. https://doi.org/10.5826/dpc.1203a145

6. Özyurt ve ark. Geriatrik Hastalarda Dermatolojik Sorunlar. Turk J Dermatol 2014; 4: 206-9

7. Yalçin B, Tamer E, Toy GG, Oztaş P, Hayran M, Alli N. T he prevalence of skin diseases in the elderly: analysis of 4099 geriatric patients. Int J Dermatol. 2006;45(6):672-6.)

8. Bonkemeyer Millan S, Gan R, Townsend PE. Venous Ulcers: Diagnosis and Treatment. Am Fam Physician. 2019;100(5):298-305.

9. Loo DS. Cutaneous fungal infections in the elderly. Dermatol Clin. 2004;22(1):33-50. doi:10.1016/s0733 8635(03)00109-8.

10. Kaul S, Yadav S, Dogra S. Treatment of Dermatophyto sis in Elderly, Children, and Pregnant Women. Indian Dermatol Online J. 2017;8(5):310-318. doi:10.4103/idoj. IDOJ_169_17.

11. Kaul S, Yadav S, Dogra S. Treatment of Dermatophyto sis in Elderly, Children, and Pregnant Women. Indian Dermatol Online J. 2017;8(5):310-318. doi:10.4103/idoj. IDOJ_169_17.

8 Ekim 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlılarda Periferik Arter Hastalıkları ve Acil Prezentasyonlar

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 12 Eylül 2025
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Doç.Dr. Tanzer Korkmaz Editör: Doç.Dr. Rana Dişel

Periferik arter hastalığı, gövde, üst ve alt ekstremiteler ile beyin, mezenter ve böbrek gibi organlara kan taşıyan; koroner arterler ve aort dışındaki tüm arterleri etkileyebilen, bu arterlerde kan akımının azalmasıyla karakterize bir vasküler hastalık grubudur (1,2). Bu terim genellikle ateroskleroza bağlı olarak bacak arterlerinde zayıf dolaşımı tanımlamak için kullanılmakla birlikte diğer sistemleri de etkiler (1). Yaşlanma ile birlikte sarkopeni gelişiminin yanı sıra diyabet, hipertansiyon, dislipidemi ve atriyal fibrilasyon gibi komorbid durumların artan prevalansı ile birlikte, polifarmasi de etkili olmak üzere arteriyel sertlik, endotelyal disfonksiyon ve ateroskleroz gelişimi hızlanmaktadır. Sarkopeni, 50 yaş sonrasında belirgin hale gelen kas kütlesi ve gücünde azalma durumu olup, 75 yaş ve üzeri periferik arter hastalarının yalnızca %0,2’sinde kodlanmakta ve yeterince tanımlanmamaktadır. Almanya’da yapılan uzun dönemli bir çalışmada, sarkopeni prevalansının 2005 yılında %0,05 iken 2020 yılında %0,34’e yükseldiği rapor edilmiştir (3) Geriatrik hastalarda acil servis başvurularında periferik arter hastalıkları genellikle atipik klinik tablolarla prezente olur; frailty (kırılganlık) ve kognitif bozukluklar ise semptomların doğru tanımlanmasını güçleştiren önemli faktörlerdir (4). Nadir görülen olgularda, örneğin; bir yıldır bacak ağrısı olan geriatrik bir hastada 38 yıl önceki travmaya bağlı gelişen arteriyovenöz fistül ile ilişkili anevrizma gibi karmaşık vakalar tespit edilebilir (5). Tanıda gecikme ciddi morbidite ve mortaliteye yol açabilir.

Periferik Arter Hastalıkları genel olarak dört ana alt gruba ayrılabilir:

1. Alt Ekstremite Periferik Arter Hastalıkları (AEPAH)

En sık görülen periferik arter hastalığı (PAH) formudur. Genellikle ateroskleroz kaynaklıdır; ancak tromboemboli, vaskülit, travma ve iyatrojenik nedenler de etken olabilir (6). Yaşlı bireylerde AEPAH %40–50 oranında asemptomatik seyredebilir. Yorgunluk, yürüyüş intoleransı ve bacaklarda güçsüzlük gibi atipik semptomlar da sık görülür (4).  Yaş ile beraber prevelansta artış mevcuttur (40 yaş, 60 yaş ve >80 yaş ta sırası ile %3, %6 ve %15) (6,7). Ancak nüfus tarama çalışmalarında bu hastaların %10 -50’sinin bu semptomlar için sağlık kuruluşuna başvurmamış olmaları ilginç bir sonuçtur (6). 

İntermittan klaudikasyon (genellikle egzersiz sırasında kısa bir dinlenme ile rahatlayan kas kaynaklı bacak ağrısı öyküsü) ve kritik ekstremite iskemisi (ülser, gangren, dinlenme ağrısı) gibi tipik bulguların yanısıra geriatrik prezentasyonda hastalar çoğunlukla asemptomatik olabilirler (%40–50) (4,6,8). Akut ekstremite iskemisi, asemptomatik bireylerde emboli veya lokal trombozla gelişebilir; atriyal fibrilasyonun daha iyi yönetilmesiyle embolik olaylar azalırken, trombotik iskemilerin insidansı artmaktadır. Modern endovasküler tekniklere rağmen, literatürde %10–30 oranında 30 günlük amputasyon bildirilmektedir (7). Acil serviste tanıda “Altı P” (Six Ps) bulguları kritik öneme sahiptir: Ağrı (Pain), Solukluk (Pallor), Nabızsızlık (Pulselessness), Parestezi (Paresthesia), Felç (Paralysis) ve Soğukluk (Perishing Cold) (7,9). Klinik sunum atipik olabilir; ayırıcı tanıda nörojenik ve venöz patolojiler önemlidir. Nörojenik klaudikasyon (lomber spinal stenoz- Öne eğilmekle rahatlama tipik) (4), periferik nöropati (diyabet ilişkili), derin ven trombozu (DVT-Şişlik ve ısı artışı; periferik arter hastalığında soğukluk ön planda), kronik venöz yetmezlik (Pigmentasyon ve ödem), Kas-iskelet sistemi ağrıları (Artrit, osteoartrit) ve akut arteriyel emboli (Ani başlangıçlı ağrı ve nabız kaybı) dikkate alınmalıdır (8). Alt ekstremite periferik arter hastalığı ile ilgili daha kapsamlı bilgi TATDGAT (geriatrik acil tıp çalışma grubu) 17 Mayıs 2023 tarihli blog yazısından okunabilir.Link: https://tatd.org.tr/geriatri/genel/yaslilarda-periferik-arter-hastaligi/

2. Üst Ekstremite Periferik Arter Hastalıkları (ÜEPAH)

Üst ekstremite periferik arter hastalıkları daha nadir görülür. En sık nedeni subklavian arter stenozudur. Geriatrik hastalarda çoğunlukla karotis ve koroner arter hastalığı ile birlikte seyreder (8). Kolda güçsüzlük, eforla ağrı, ani nabız kaybı ve soğukluk klinik tablosu ile acil servise başvurabilirler. 

3. Serebrovasküler Hastalıklar (Karotis ve Vertebral Arter)

Periferik arter hastalıklarının önemli bir alt grubudur. Geçici iskemik atak (TIA), inme, baş dönmesi, senkop gibi semptomlarla acil servise başvurular olurken geriatrik yaş grubunda kognitif bozukluk, dengesizlik, tekrarlayan düşmeler gibi atipik bulgular görülebilir (2). Acil servise en sık başvuru yapılan periferik arter hastalığı tipi inmedir. 

4. Mezenterik Arter Hastalığı

Postprandiyal karın ağrısı (“intestinal angina”), kilo kaybı, iştahsızlık klinik tablolarının yanısıra geriatrik hasta grubunda non-spesifik semptomlarla seyredebileceği için tanı gecikebilir, bu da mortalite riskini artırır. Acil serviste şiddetli karın ağrısı ve laktik asidoz varlığında mortalitenin çok yüksek olduğu akılda bulundurulmalıdır (6).

5. Renal Arter Hastalığı

Genellikle sessiz seyreder. Dirençli hipertansiyon ve akut böbrek fonksiyon bozukluğu ile başvurabilir. En yaygın etiyoloji aterosklerotik darlıktır (9). Daha nadir nedenler arasında fibromüsküler displazi, vaskülitler ve travma sayılabilir. Uzun dönemde iskemi, böbrek parankiminde fibrozis ve kronik böbrek hastalığına yol açar (8). Ani veya hızla kötüleşen böbrek fonksiyon bozukluğu yanında bilateral darlıkta akut akciğer ödemi ve ağır hipertansiyon krizi görülebilir (“flash pulmonary edema”). Geriatrik hastalarda diyabet ve hipertansiyon birlikteliği böbrek fonksiyon bozukluğunu hızlandırır (9). Yaşlı hastalarda çoğu zaman asemptomatik ilerler, sadece hipertansiyonun dirençli olması veya ani kreatinin yükselişi ile fark edilebilir. 

Etiyolojik Sınıflandırma

1. Okluziv Periferik Arter Hastalıkları: Genellikle aterosklerotik plak birikimine bağlı olarak arteriyel lümenin kısmen veya tamamen daralması ya da tıkanması sonucu ekstremiteye giden kan akımının ciddi şekilde azalması durumudur. Oklüziv periferik arter hastalığı en sık alt ekstremite arterlerinde gelişir. Çok daha az yaygın olarak, hastalık omuzların veya kolların arterlerinde gelişir (1). Klasik klaudikasyon, kritik uzuv iskemisi veya akut iskemik tablolara yol açar. İstisna olarak Fibromüsküler Displazi (FMD) aterosklerozdan ziyade damar duvarındaki hücrelerdeki anormalliklerin neden olduğu oklüziv periferik arter hastalığına bir örnektir ve nadiren alt ekstremiteleri etkiler. 

2. Fonksiyonel Periferik Arter Hastalıkları: Tıkanma olmadan arterik akımı bozan mekanik, inflamatuvar veya kistsel nedenlere dayanır ve tanı süreçlerinde dikkatli klinik ve görüntüleme değerlendirmesi gerektirir. Bu etyolojiler otoimmün, konjenital, dejeneratif, enflamatuar, enfeksiyöz, metabolik, neoplastik veya travmatik nitelikte olabilir. Başlıca neden vazospazmlara bağlı düşük kan akımı (örneğin Raynaud fenomeni, eritromelalji, akrosiyanoz) neden olmaktadır (1). 

3. Vaskülit: Damar duvarının inflamasyonu nedeniyle akım bozulması sonucu gelişir.  Takayasu arteriti ve Behçet hastalığı gibi inflamatuvar vaskülopatiler örnek verilebilir (1). 

4. Popliteal Arter Entrapment (Tuzak Sendromu): Kas ya da tendon yapılarının arter üzerindeki kompresyonu ile geçirilmiş akım bozukluğu (1). Örnek olarak “popliteal artery entrapment syndrome” dolaşımı bozarak klaudikasyon yol açabilen bir durumdur.

5. Kistik Adventisyel Hastalık (Cystic Adventitial Disease): Nadir görülen bu durum, arter duvarında adventisyel katmanda mukoid yapılı kistlerin oluşması ile ortaya çıkar. En sık popliteal arterde görülmektedir. Kistik yapı arter lümenine bası yaparak klaudikasyon veya akut iskemik tabloya neden olabilir (10). 

6. Medial arterioskleroz (Monckeberg Sklerozu): Yaşlı bireylerde arter duvarında medial kalsifikasyonla karakterize bir durumdur ve ABI ölçümlerinde yanılmalara neden olabilir (11). 

Klinik prezentasyonlar

Periferik arter hastalıklarının klinik bulguları, hastalığın ciddiyetine, etkilenen damarın yerine ve eşlik eden komorbiditelere bağlı olarak değişkenlik gösterir. Periferik arter hastalıklarında gelişen semptomlar etkilenen bölgeye bağlı değişiklikler gösterir. Örneğin istirahatte veya eforla başlayan ayak ağrısı, iyileşmeyen yaraların varlığı AEPAH düşündürürken, baş dönmesi ve vertigonun eşlik ettiği hareketle ortaya çıkan kol ağrısı varlığında UEPAH düşünülür. Kalıcı veya geçici nörolojik belirtilerin varlığında karotis arter hastalığı, yemek sonrası karın ağrısı varlığında mezenterik arter hastalığı araştırılmalıdır. En sık karşılaşılan alt ekstremite periferik arter hastalığında klinik prezentasyonlar genel olarak üç grupta ele alınabilir:

1. Tipik Semptomlar:  İntermittan klaudikasyon (genellikle egzersiz sırasında kısa bir dinlenme ile rahatlayan kas kaynaklı bacak ağrısı öyküsü) ve kritik ekstremite iskemisi (ülser, gangren, dinlenme ağrısı) gibi tipik bulguların yanısıra geriatrik prezentasyonda hastalar çoğunlukla asemptomatik olabilirler (%40–50) (2,4,6,8).  Acil serviste tanıda “Altı P” (Six Ps) bulguları kritik öneme sahiptir: Ağrı (Pain), Solukluk (Pallor), Nabızsızlık (Pulselessness), Parestezi (Paresthesia), Felç (Paralysis) ve Soğukluk (Perishing Cold) (7,9). Klinik sunum atipik olabilir; ayırıcı tanıda nörojenik ve venöz patolojiler önemlidir. Nörojenik klaudikasyon (lomber spinal stenoz- Öne eğilmekle rahatlama tipik) (4), periferik nöropati (diyabet ilişkili), derin ven trombozu (DVT-Şişlik ve ısı artışı; periferik arter hastalığında soğukluk ön planda), kronik venöz yetmezlik (Pigmentasyon ve ödem), Kas-iskelet sistemi ağrıları (Artrit, osteoartrit) ve akut arteriyel emboli (Ani başlangıçlı ağrı ve nabız kaybı) dikkate alınmalıdır (8). Alt ekstremite periferik arter hastalığı ile ilgili daha kapsamlı bilgi TATDGAT (geriatrik acil tıp çalışma grubu) 17 Mayıs 2023 tarihli blog yazısından okunabilir.Link: https://tatd.org.tr/geriatri/genel/yaslilarda-periferik-arter-hastaligi/

2. Atipik Semptomlar: Yaşlı bireylerde yorgunluk, yürüyüş intoleransı ve kas zayıflığı gibi daha belirsiz belirtilerle prezente olabilir (4). Bu durum tanıda gecikmelere yol açabilir.

3. Akut Ekstremite İskemisi: Arterin aniden gelişen emboli ya da trombozu sonucunda oluşur. Bu durum, zamanında tedavi edilmezse ampütasyon riski %10-30 arasında değişir (6). Akut ekstremite iskemisi, asemptomatik bireylerde emboli veya lokal trombozla gelişebilir; atriyal fibrilasyonun daha iyi yönetilmesiyle embolik olaylar azalırken, trombotik iskemilerin insidansı artmaktadır. Modern endovasküler tekniklere rağmen, literatürde %10–30 oranında 30 günlük amputasyon bildirilmektedir (7).

Tanı 

Tedavi sürecinde zaman kritik önemdedir; iskelet kası iskemiyi yalnızca 4–6 saat tolere edebilir. Bu nedenle, uzuv canlılığının ve arteriyel perfüzyonun hızlı değerlendirilmesi, uygun revaskülarizasyonun gecikmeden sağlanması açısından zaman hayati önem taşır. Aksi takdirde, geri dönüşü olmayan doku nekrozu gelişebilir ve amputasyon gerekebilir (7). Ekstremite periferik arter hastalıklarında tanı sürecinde, hastanın öyküsü, fizik muayene bulguları ve görüntüleme yöntemleri birlikte değerlendirilmelidir.

Fizik muayenede etkilenen ekstremitede nabız zayıflığı veya yokluğu, solukluk, soğukluk, ülser, atrofi ve gangren gibi cilt  bulguları değerlidir.

Ayak Bileği-Kol İndeksi (AKİ) [Ankle-Brachial Index (ABI)]: Non-invaziv ve kolay uygulanabilir bir testtir. Alt ekstremiteler için dorsalis pedis ile tibialis posterior arterlerinden alınan ölçümlerden yüksek olanı, üst ekstremitelerden yüksek olarak alınan brakial arter sistolik değerine bölünerek AKİ değerleri saptanır. Normal değer 1.0–1.4 arasıdır. <0.9 olması periferik arter lehine, <0.4 olması ciddi iskemiyi gösterir (6). AKİ değeri düştükçe PAH etkilenmesinin şiddeti de artmaktadır. Yalancı negatiflik potansiyeli taşıyan durumlar içerisinde ileri kalsifikasyona bağlı tansiyon aleti manşonu ile komprese edilemeyen ileri kalsifik arteriyel bulunan diyabetes mellitus, kronik böbrek yetmezliği bulunan ve diyaliz uygulanan hastalar sayılabilir (12). Yaşlı hasta popülasyonu için herhangi bir risk faktörü olup olmamasına bakılmaksızın 65 yaş üzeri tüm hastalarda yapılan fizik muayeneye ek olarak AKİ ölçümü yapılmalıdır.

Görüntüleme Yöntemleri: Tanıda zamanlama ve doğruluk, özellikle geriatrik kritik hastalarda mortalite ve morbiditeyi etkileyebildiğinden klinik tanı konulması ve hızlı revaskülarizasyon stratejisi önem taşır.

  • Doppler Ultrasonografi (USG): İlk basamak değerlendirme yöntemidir. Ekstremite ve karotis stenozunu ve renal arterleri değerlendirmek için genellikle ilk tercih edilen tanı aracıdır.
  • Duplex USG : Kronik mezenterik iskemi değerlendirmesinde başlangıç tarama aracı olarak kullanılabilir. 
  • Bilgisayarlı Tomografi Anjiyografi (CTA) ve Manyetik Rezonans Anjiyografi (MRA) Testleri: Anatomik ayrıntıyı net gösterir ve anatomik planlama için kullanılır. Özellikle non-invaziv olarak tercih edilir . CTA Akut mezenterik iskemi tanısında altın standarttır. Hem vasküler tıkanıklıkları hem de bağırsak hasarını gösterir. Ekstremite iskemilerinde daha detaylı anatomik bilgi sağlamak açısından da kritik olup, invaziv girişim planlamasında kullanışlıdır. Fibröz Mekanik Değişiklikler (ör. FMD) de genellikle renal veya karotis arterlerde anjiyoplasti öncesi kullanılır.
  • Konvansiyonel Renal Arteriografi: Tanı ve müdahale planlamasında altın standart olarak kabul edilir (13). 
  • Kateter Anjiyografi: Hem tanısal hem de terapötik amaçla kullanılabilir, özellikle endovasküler girişim planlanıyorsa tercih edilir (7,9).   

Non-oklüzif (Fonksiyonel veya Diğer) hastalıklardan vaskülitlerde klinik, laboratuvar ve anjiografik bulguların değerlendirilmesi gibi ön tanıdaki diğer hastalıklara uygun tetkikler planlanabilir.

Tedavi

Geriatrik hastalarda frailite, kognitif durum ve eşlik eden komorbiditeler dikkate alınarak acil servislerde tanı ve tedavi süreçleri hızlı ve multidisipliner şekilde yürütülmelidir (4). Tedaviye erken başlanmalı, uygun şekilde triyaj sağlanmalı ve hastanın terminal tedavi sürecine erişimi geciktirilmemelidir. Bu kapsamda, oklüziv hastalıklar kadar non-oklüziv etyolojilere sahip periferik arter hastalıklarının da özgün tanı ve tedavi yaklaşımları akılda tutulmalıdır. Örneğin kistik adventisyal hastalıkta tedavi cerrahi eksizyon veya kist aspirasyonudur (10). Fibromüsküler displaziside anjiyoplasti; vaskülitte immünsüpresif tedavi gibi.

Genel tedavi stratejileri; risk faktörlerinin kontrolü, yaşam tarzı değişiklikleri, antikoagülan (örneğin heparin), analjezi, cerrahi veya endovasküler revaskülarizasyon, sekonder korunma (statin, antiplatelet tedavi, fiziksel egzersiz) gibi yaklaşımları içerir.

Güncel kılavuzlar, aterosklerozun farklı vasküler yataklarını eş zamanlı etkileyebileceğini vurgulamakta ve bu nedenle tanı ve tedavi sürecinde multidisipliner bir vasküler ekip kurulmasını önermektedir. Serebrovasküler hastalıklar ve alt ekstremite PAH özelinde hasta ve sağlık çalışanları açısından farkındalığın arttırılması önerilmektedir (14).

Aspirin veya diğer antitrombotik ilaçlar semptomatik PAH, koroner arter hastalığı veya serebrovasküler hastalığı olan hastalarda miyokard enfarktüsü, iskemik inme ve vasküler ölümleri azaltmada kullanılır.

Revaskülarizasyon planlanmayan hastalarda çift antiplatelet tedavi (örneğin aspirin + klopidogrel) veya güçlü ajanlar (örneğin vorapaksar) önerilirken, yüksek kanama riski nedeniyle dikkatli değerlendirme yapılmalıdır (7). 2024 ACC/AHA kılavuzuna göre akut ekstremite iskemisinde antikoagülan tedaviye sınıf I öneri verilmiştir. Aspirin ile düşük doz rivaroksaban kombinasyonu, trombozun önlenmesinde fayda sağlayabilir ancak kanama riski artışı göz önüne alınmalıdır  (1,7) 

Revaskülarizasyon prosedürleri uygulanabilir. Zamanında yapılan revaskülarizasyon önemlidir. Ancak bazı durumlarda istenilen sonuçlar alınamayabilir. Ekstremite periferik arter hastalığında fasiyotomi gibi girişimler, kompartman sendromu riskine karşı uzvu korumak amacıyla uygulanabilir.

Dislipidemi yaygın bir aterosklerotik risk faktörüdür. Statinlerle yapılan lipit düşürücü tedavi, klinik sonuçları iyileştirmektedir.

Hipertansiyon en yaygın kardiyovasküler risk faktörüdür. Bu hastalarda kan basıncını kontrol altına almak için ACE inhibitörleri ve anjiyotensin reseptör blokerleri önerilmektedir.

Sigara içmek ve diğer tütün kullanımı biçimleri, periferik arter hastalığı gelişiminde güçlü ve doza bağımlı bir risk faktörüdür. Sigarayı bırakmak, hastalığın ilerlemesini ve uzuv kaybı riskini azaltır.

Diyabet, periferik arter hastalığı gelişimini hızlandıran önemli bir risk faktörüdür. Diyabetik hastalarda, yaşam tarzı değişikliklerini ve kilo kontrolünü içeren tedavi planlaması yapılmalıdır.

Vitamin takviyesi B-kompleks veya D vitamini gibi takviyelerin, periferik arter hastalığı riskini azaltmada etkili olduğuna dair güçlü kanıtlar bulunmamaktadır (7).

Kaynaklar

  1. William Schuyler Jones. Peripheral Artery Disease. Duke University Health System. Reviewed/Revised Jul 2025. https://www.merckmanuals.com/home/heart-and-blood-vessel-disorders/peripheral-artery-disorders/overview-of-peripheral-artery-disorders
  2. Aboyans, V., Ricco, J. B., Bartelink, M. E. L., et al. (2018). 2017 ESC Guidelines on the Diagnosis and Treatment of Peripheral Arterial Diseases. European Heart Journal, 39(9), 763–816. https://doi.org/10.1093/eurheartj/ehx095
  3. Volker H. Schmitt at all. Sarkopeni. 75 Yaş ve Üzeri Periferik Arter Hastalığı Olan Hastanede Yatan Hastalarda Klinik Sonucu Etkiler. Vasküler Cerrahi Yıllıkları, 2025-01-01, Cilt 110, Sayfalar 54-65.
  4. McDermott, M. M., Mehta, S., & Ahn, H. (2021). Atypical and Asymptomatic Presentations of Peripheral Artery Disease in Older Adults. JAMA, 325(21), 2195–2206.
  5. İhsan ALUR İ, Y.İ.ALİHANOĞLU, Ali Baran BUDAK A.B at all., A Huge Aneurysm of Popliteal Arteriovenous Fistula Occured Secondary to Trauma:CaseReport. DamarCerDerg2013;22(1). doi: 10.9739/uvcd.2012-32965
  6. Norgren, L., Hiatt, W. R., Dormandy, J. A., et al. (2007). Inter-Society Consensus for the Management of Peripheral Arterial Disease (TASC II). Journal of Vascular Surgery, 45(Suppl S), S5–S67
  7. Heather L. Gornik, Herbert D. Aronow, Philip P. Goodney at all. 2024 ACC/AHA/AACVPR/APMA/ABC/SCAI/ SVM/SVN/SVS/SIR/VESS Guideline for the Management of Lower Extremity Peripheral Artery Disease: A Report of the American College of Cardiology/American Heart Association Joint Committee on Clinical Practice Guidelines. Circulation. 2024;149:e1313–e1410. DOI: 10.1161/CIR.0000000000001251 
  8. Hirsch, A. T., Haskal, Z. J., Hertzer, N. R., et al. (2006). ACC/AHA Guidelines for the Management of Patients With Peripheral Arterial Disease. Journal of the American College of Cardiology, 47(6), 1239–1312.
  9. Olin, J. W., & Sealove, B. A. (2010). Peripheral artery disease: current insight into the disease and its diagnosis and management. Mayo Clinic Proceedings, 85(7), 678–692.
  10. Li S, King BN, Velasco N, Kumar Y, Gupta N. Cystic adventitial disease-case series and review of literature. Ann Transl Med. 2017 Aug;5(16):327. doi: 10.21037/atm.2017.05.04. PMID: 28861424; PMCID: PMC5566729.
  11. Fields C. Calciphylaxis and Mönckberg’s Arteriosclerosis in a Diabetic Patient. Journal for Vascular Ultrasound. 2020;44(2):83-88. doi:10.1177/1544316720923478
  12. Köksal C. İntermittan klodikasyon. In: Bozkurt AK, editor. Periferik arter ve ven hastalıkları ulusal tedavi kılavuzu. İstanbul: Bayçınar Tıbbi Yayıncılık; 2016. p. 12–26.
  13. Bokhari MR, Bokhari SRA. Renal Artery Stenosis. [Updated 2023 Jul 17]. In: StatPearls [Internet]. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; 2025 Jan-. Available from: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK430718/?utm_source=chatgpt.com
  14. Keleşoğlu Ş, “periferik arter hastalıkları,” ın temel kardiyoloji ve pratik çözümler, Ankara: Nobel Yayınevi, 2020, pp.1-328.   
12 Eylül 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlılarda Hematolojik Sorunlar, Tanı Ve Tedavisi

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 9 Ağustos 2025
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yazar: Doç.Dr.Mehmet Altuntaş Editör: Prof.Dr. Özlem Köksal

Dünya yaşlanıyor ve bu durum sağlık alanında yeni zorluklarla karşımıza çıkıyor. Özellikle hematolojik hastalıklar konusunda bu değişimi net bir şekilde görüyoruz. Avrupa’da 80 yaş üstü nüfusun 2060 yılına kadar üç katına çıkacağı öngörülüyor (1) – bu gerçekten büyük bir değişim!

Bugün hematolojik kanserlerinin %60’ı 65 yaş üstü hastalarda görülüyor ve bu oran artmaya devam edecek. Lenfoma, lösemi ve myelom hastalarının ortalama yaşı 67-69 arasındadır (2). Yani artık acil servislerde yaşlı kan hastalarını çok daha sık görmeye başladık.

Bu yazıda, yaşlı erişkinlerde hematolojik bozuklukların tanı ve yönetimine dair güncel yaklaşımları, geriatrik değerlendirmenin önemini ve acil tıp bakış açısıyla pratik önerileri ele alacağız.

Yaşlanmanın Hematolojik Sistem Üzerindeki Fizyolojik Etkileri

Yaşlanma ile birlikte hematopoetik sistemde önemli değişiklikler görülür. Bu süreçte hematopoetik kök hücre DNA hasarı, telomer kısalması, oksidatif stres ve kemik iliğine yerleşme yeteneğinde azalma gibi sorunlarla karşılaşır (1).

Temel Fizyolojik Değişiklikler:

  • Kemik iliği rezervinde azalma
  • Lenfoid hücre üretiminin düşmesi
  • Myeloid hücre serisinin baskınlığı
  • Anemiye toleransın azalması
  • Bağışıklık sisteminin yaşlanması

Bu genetik ve epigenetik hasarlar, medyan yaşı 65 yaş üzerinde olan bir popülasyonda malign hematolojik hastalıklara yol açmaktadır (2).

Bu değişiklikler, hematolojik hastalıkların yaşlı hastalarda atipik ve silik bulgularla seyretmesine neden olur (3). Bu nedenle yorgunluk, halsizlik, mental durgunluk gibi genel belirtiler dikkatle değerlendirilmelidir.

Yaşlılarda En Sık Karşılaşılan Hematolojik Hastalıklar

Anemi

Anemi tanısı 2005 yılında 3 milyon yaşlı kişide konulmuş olup, 2030 yılında yaşlı nüfusun iki katına çıkmasıyla bu sayının 6 milyon olacağı tahmin edilmektedir (4). Yaşlılarda anemi asla yaşlılığa bağlanmamalıdır (3). Hafif bir anemi bile, çoklu fiziksel ve mental problemlerle birleştiğinde, daha önce engellerini yönetebilen hastalar için dengeyi bozabilir (3).

Başlıca Nedenleri:

  • Demir eksikliği (gastrointestinal kanamalar!)
  • Kronik hastalık anemisi
  • Vitamin B12 veya folat eksikliği
  • Myelodisplastik sendromlar (MDS)
  • Açıklanamayan anemiler (yaklaşık %34) (4)

Acil yaklaşım: Dispne, taşikardi, senkop, bilinç değişikliği gibi bulgular varsa hemogram, retikülosit, ferritin, B12, LDH ve periferik yayma değerlendirmesi yapılmalıdır. Transfüzyon kararı semptomlara ve hemoglobin düzeyine göre verilir (genelde Hb <7-8 g/dL ise).

Trombositopeni

Yaşlı hastalarda sık görülen nedenler:

  • İlaçlar (özellikle heparin, trimetoprim-sülfametoksazol, klopidogrel)
  • İmmün trombositopenik purpura (ITP)
  • MDS veya lösemi

Acil yaklaşım: Peteşi, purpura, spontan kanamalar, kafa travması sonrası intrakraniyal kanama riski dikkate alınmalıdır. Kanama eşlik ediyorsa hastaneye yatırılmalı, trombosit seviyesine göre transfüzyon düşünülmelidir (genelde <10.000/mm³ ise mutlak endikasyon).

Lökositoz veya Lökopeni

  • Enfeksiyonlara bağlı olabileceği gibi, hematolojik malignitelerin de ilk bulgusu olabilir
  • Yaşlılarda sepsis, nötropeniyle başlayabilir!

Acil yaklaşım: Ateşsiz enfeksiyon varlığı dışlanmalıdır. Yayma mutlaka değerlendirilmelidir. Lökositozda blast varlığı akut lösemi açısından önemlidir.

Yaşlılarda Hematolojik Maligniteler: Güncel Veriler

Akut Myeloblastik Lösemi (AML)

2005 yılında yaklaşık 12.000 kişiye AML tanısı konulmuş olup, bu sayı on yıl öncesine göre %30’dan fazla artış göstermiştir. Bu artış, özellikle 80 yaş üstü popülasyondaki büyümeye bağlanabilir (4).

Güncel tedavi yaklaşımları: 2024 yılında yayınlanan bir çalışmada, 80 yaş üstü hastalarda standart bakım olan VEN-HMA (venetoclax ve hipometilasyon ajanı) rejiminin güvenli ve etkili olduğu, hastaların yaklaşık %25’inde sağkalımı uzatabileceği gösterilmiştir (5).

Myelodisplastik Sendromlar (MDS)

2030 yılına kadar 60 yaş üstü hastalarda yılda 25.000-40.000 AML ve MDS vakası görüleceği tahmin edilmektedir (6).

Multipl Myelom

Yaşlı hastalarda myelom insidansı artmakta olup, bu hastalarda geriatrik bozukluklar hakkında çok az bilgi bulunmaktadır.

Non-Hodgkin Lenfoma

Yaşlı hastalarda epcoritamab-bysp, antrasiklinin kontrendike olduğu büyük B hücreli lenfoma hastalarında %69 objektif yanıt oranı ve %62 tam yanıt oranı göstermiştir.

Geriatrik Değerlendirmenin Önemi

Kapsamlı Geriatrik Değerlendirme (KGD)

Yaşlı yetişkinler hematolojik bozukluk tanısı konan hastaların büyük çoğunluğunu oluşturmasına rağmen, klinik çalışmalarda yeteri kadar temsil edilmemektedirler (7). Geriatrik değerlendirme, iyi performans durumuna sahip hastalarda bile geriatrik bozuklukları tespit edebilir ve bu bozukluklar mortalite açısından tahmin edici olabilir (8).

KGD’nin Temel Bileşenleri:

  • Fonksiyonel durum değerlendirmesi
  • Komorbiditeler
  • Polifarmasi
  • Beslenme durumu
  • Kognitif değerlendirme
  • Sosyal destek

Özel Tarama Araçları

GAH (Geriatrik Assessment in Hematology) Ölçeği: GAH ölçeği, İspanyol hematoloji uzmanları ve geriatri uzmanları tarafından geliştirilen, 10-15 dakikada tamamlanabilen ve çeşitli hematolojik malignitelere sahip yaşlı hastaları tanımlayabilen kısa bir geriatrik değerlendirme aracıdır (9).

G8 Tarama Aracı: G8 skorlaması yaş ve “Mini Nutritional Assessment”ten türetilen 7 soruyu içerir. G8 ve CGA’yı karşılaştıran çalışmalarda sensitivite %65-92 arasında, spesifisite %30-75 arasında değişmektedir (10).

Timed Up and Go (TUG) Testi: Güncel ASH 2024 verilerine göre, anormal TUG süreleri hem hematolojik hem de non-hematolojik toksisitelerle korelasyon göstermekte, ayrıca daha düşük progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalım oranlarıyla ilişkili bulunmuştur (6).

Geriatrik Değerlendirmenin Klinik Sonuçlara Etkisi

Geriatrik bozuklukların medyan prevalansı, iyi WHO performans durumuna sahip hastalarda bile %17-68 arasında değişmektedir. Polifarmasi, beslenme durumu ve enstrümantal günlük yaşam aktiviteleri en sık bozulan alanlardır. Geriatrik bozukluklar ve kırılganlık daha kısa genel sağkalımla ilişkili bulunurken, WHO performans durumu çoğu çalışmada prediktif değerini kaybetmiştir (7).

Antikoagülan Kullanımı ve Özel Durumlar

Yaşlılarda Antikoagülasyon Riskleri

65 yaş ve üzeri hastalar atriyal fibrilasyon (AF) ve venöz tromboembolizm (VTE) hastalarının çoğunluğunu oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda genç hastalara göre daha yüksek morbidite, mortalite ve yetersiz tedavi riski altındadırlar (11). VTE’li hastaların yaklaşık üçte ikisi ve AF’li hastaların dörtte biri bir yıl içinde ölecektir (12).

Güncel Antikoagülasyon Stratejileri

Yeni Nesil Oral Antikoagülanlar (YOAK) ve Warfarin

Sınırlı kanıtlar YOAK’ların yaşlı hastalarda vitamin K antagonistlerine göre daha etkili ve güvenli olabileceğini düşündürmektedir (12).

ELDERCARE-AF Çalışması Sonuçları

80 yaş üstü Japon hastalarda düşük doz antikoagülasyon plaseboya göre daha fazla inmeyi önlemiş (HR 0.34) ancak sağkalımı etkilememiştir (HR 0.97). Düşük doz DOAC majör kanama riskini artırmasa da gastrointestinal kanama riskini artırmıştır (11).

Acil serviste yaklaşım: Yaşlı hastalarda atriyal fibrilasyon, venöz tromboemboli ve koroner arter hastalığı gibi nedenlerle sık kullanılan antikoagülanlar (özellikle YOAK’lar), minör travmalarda bile ciddi kanamalara neden olabilir. Kafa travması, makroskopik hematüri, GİS kanaması olan hastalarda bu ilaçların varlığı sorgulanmalı ve gerekirse geri döndürücü ajanlar kullanılmalıdır.

Tedavi Yaklaşımında Bireyselleştirme

Risk Sınıflandırması

Kırılganlık, organ rezervinde azalma, aktivite eksikliği, kötü beslenme durumu, stres ve/veya yaşlanmanın fizyolojik değişikliklerinden kaynaklanan olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkili azalmış fizyolojik rezerv durumudur (13).

Hasta kategorileri:

  • Fit (Uygun): Standart doz yoğunlukta kemoimmünoterapi adayları
  • Intermediate-fit (Orta uygun): Modifiye tedavi gerekebilir
  • Frail (Kırılgan): Düşük yoğunlukta veya destekleyici tedavi

Tedavi Planlamasında Değerlendirilecek Faktörler:

  • Fonksiyonel durum (kognitif, fiziksel)
  • Komorbiditeler (diabetes, KVH, demans, renal yetmezlik)
  • İlaç etkileşimleri
  • Kapsamlı geriatrik değerlendirme sonuçları
  • Hastanın yaşam hedefleri ve tercihleri

Hemato-onkologlar ve geriatri uzmanları arasındaki iş birliği yaşlı hastaların yönetiminin optimize edilmesi için esastır. Bu multidisipliner yaklaşım, önerilen doz tedaviyi tolere edebilecek hastaları ve aksine, yaşlı popülasyonun çok korktuğu özerklik kaybına yol açan yaşam kalitesinde azalmaya neden olabilecek yan etkiler yaşayabilecek hastaları belirlememizi sağlar (1).

Acil Serviste Pratik Yaklaşım

Triaj ve İlk Değerlendirme

  1. Vital bulgular ve mental durum
  2. Anemiye tolerans değerlendirmesi
  3. Kanama bulgularının araştırılması
  4. Enfeksiyon belirtilerinin değerlendirilmesi
  5. İlaç anamnezi (özellikle antikoagülanlar)

Laboratuvar İncelemesi

Temel testler:

  • Tam kan sayımı ve periferik yayma
  • Kapsamlı metabolik panel
  • Koagülasyon testleri
  • Ferritin, B12, folat
  • LDH, ürik asit

İleri tetkikler:

  • Flow sitometri
  • Kemik iliği aspirasyonu/biopsisi
  • Sitogenetik incelemeler

Tedavi Öncelikleri

  1. Acil durumlar: Kanama kontrolü, sepsis yönetimi
  2. Semptomatik destek: Transfüzyon, antibiyoterapi
  3. Spesifik tedavi: Hematoloji konsültasyonu sonrası
  4. Geriatrik konsültasyon: Uygun hastalarda

Gelecek Perspektifleri ve Öneriler

Araştırma Alanları

Küresel olarak hematolojik malignite vakalarında 1990’dan bu yana artış görülmekte olup, 2019’da 1.343,85 bin vakaya ulaşmıştır (14). Bu artış, aşağıdaki alanlarda yoğun araştırma ihtiyacını ortaya koymaktadır:

  1. Yaşa-uygun tedavi rejimlerinin geliştirilmesi
  2. Geriatrik değerlendirme araçlarının standardizasyonu (9)
  3. Moleküler hedefli tedavilerin yaşlılarda optimizasyonu
  4. Yapay zeka destekli risk sınıflandırması (2)

Sağlık Sistemi Düzeyinde Öneriler

Düşük-orta gelir düzeyindeki ülkelerde geriatrik hematoloji programlarının uygulanması için sistematik yaklaşımlar gereklidir.

Önerilen stratejiler:

  • Multidisipliner geriatrik hematoloji kliniklerinin kurulması
  • Sağlık çalışanlarına yönelik eğitim programları
  • Hasta ve hasta yakını eğitim materyallerinin geliştirilmesi
  • Telemedicine uygulamalarının yaygınlaştırılması

Sonuç

Yaşlı bireylerde hematolojik hastalıklar, genellikle altta yatan başka sorunların gölgesinde kalabilir (3). Modern yaklaşım, sadece hastalığın tedavisi değil, hastanın tüm yaşam kalitesini göz önünde bulunduran kapsamlı bir değerlendirmeyi gerektirir (8).

Yaşlı hastalarda geriatrik değerlendirmenin entegre edilmesi, tedavi toleransını ve faydasını tahmin etmede yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Acil servis hekimi, bu hastalarda klasik semptomları ararken, yaşlanmanın getirdiği fizyolojik farklılıkları da göz önünde bulundurmalıdır (13).

Temel prensipler:

  • Yaşlılık bir hastalık değil; özel yaklaşım gerektiren fizyolojik bir süreçtir (2)
  • Her yaşlı hasta benzersizdir ve bireysel değerlendirme gerektirir (6,9)
  • Multidisipliner yaklaşım başarının anahtarıdır (3,14)
  • Geriatrik değerlendirme tedavi planlamasının ayrılmaz parçası olmalıdır (8,9)

Gelecekte, yaşlanan nüfusla birlikte hematoloji hizmetlerine olan talep dramatik şekilde artacaktır. Bu meydan okumayla başa çıkabilmek için, şimdiden proaktif stratejiler geliştirmek, uygun sayıda sağlık profesyonelini eğitmek ve gerekli araştırmaları yönlendirmek gerekecektir.

Kaynaklar

  1. Scheepers ERM, Vondeling AM, Thielen N, van der Griend R, Stauder R, Hamaker ME. Geriatric assessment in older patients with a hematologic malignancy: a systematic review. Haematologica. 2020;105(6):1484-1493. doi: 10.3324/haematol.2019.245803.
  2. Caserta S, Cancemi G, Loreta S, Allegra A, Stagno F. Hematological Malignancies in Older Patients: Focus on the Potential Role of a Geriatric Assessment Management. Diagnostics. 2024;14(13):1390. doi: 10.3390/diagnostics14131390.
  3. Walsh JR. Hematologic disorders in the elderly. West J Med. 1981;135(6):446-454. PMID: 6801866.
  4. Rosenblum D. Hematologic Disease in the Elderly. The Hematologist. 2006;3(2):No Pagination Specified. doi: 10.1182/hem.V3.2.6025.
  5. Watts JM, Baer MR, Yang J, et al. Older Adults with Aggressive Blood Cancer are Responsive to Treatment and Show Prolonged Survival. Press Release, American Society of Hematology. 2024 May 9.
  6. Torka P, Drill E, Ganesan N, et al. A Prospective Geriatric Assessment (GA) Study Predicting Toxicities in Older Adults (OA) with Non-Hodgkin Lymphoma (NHL): Timed up and Go Test (TUG) Time Emerges As a Functional Vital Sign. Blood. 2024;144(Supplement 1):4474.
  7. Hamaker ME, Mitrovic M, Stauder R. The G8 screening tool detects relevant geriatric impairments and predicts survival in elderly patients with a haematological malignancy. Ann Hematol. 2014;93(9):1533-1540. doi: 10.1007/s00277-014-2103-0.
  8. Klepin HD. Ready for prime time: role for geriatric assessment to improve quality of care in hematology practice. Blood. 2019;134(25):2005-2012. doi: 10.1182/hematology.2019001299.
  9. Bonanad S, De la Rubia J, Gironella M, et al. Development and psychometric validation of a brief comprehensive health status assessment scale in older patients with hematological malignancies: The GAH Scale. J Geriatr Oncol. 2015;6(5):353-361. doi: 10.1016/j.jgo.2015.03.003.
  10. Wildiers H, Heeren P, Puts M, et al. International Society of Geriatric Oncology consensus on geriatric assessment in older patients with cancer. J Clin Oncol. 2014;32(24):2595-2603. doi: 10.1200/JCO.2014.56.3214.
  11. Parks AL. Anticoagulation at the end of life: whether, when, and how to treat. Hematology Am Soc Hematol Educ Program. 2024;2024(1):348-354. doi: 10.1182/hematology.2024000559.
  12. Orkaby AR, Gaziano JM. Oral anticoagulant therapy in older adults. Thromb Res. 2024;238:74-85. doi: 10.1016/j.thromres.2024.04.009.
  13. Mohile SG, Dale W, Somerfield MR, et al. Practical Assessment and Management of Vulnerabilities in Older Patients Receiving Chemotherapy: ASCO Guideline for Geriatric Oncology. J Clin Oncol. 2018;36(22):2326-2347. doi: 10.1200/JCO.2018.78.8687.
  14. Zheng R, Zhang S, Zeng H, et al. Global burden of hematologic malignancies and evolution patterns over the past 30 years. Blood Cancer J. 2023;13(1):82. doi: 10.1038/s41408-023-00853-3.
9 Ağustos 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlılarda İmmun Yetmezlik Ve Acil Servis Yönetimi

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 16 Temmuz 2025
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

*Eylül 2024’de yazılan bu blog yazısı teknik sorunlar nedeni ile Temmuz 2025’de yayınlanmıştır.

İmmun yaşlanma (immünosenesans), bağışıklık sistemindeki yaşlanmayla ilişkili değişiklikleri ifade eder [1]. Bu değişiklikler, bağışıklık sistemindeki neredeyse tüm hücre soylarını etkiler ve hem doğuştan gelen bağışıklıkta hem de kazanılmış bağışıklıkta değişen tepkilere yol açar. Doğuştan gelen bağışıklık sistemi, patojenlerle veya aşılarla ilk etkileşimlerden oluşmakta iken, B hücreleri ve T hücreleri tarafından yönetilen kazanılmış bağışıklık, yaşla birlikte önemli işlevsel değişikliklere uğrar. Bu değişiklikler, kemik iliğindeki hematopoetik kök hücrelere (HSC’ler) kadar uzanır. Yaşlanmayla ilişkili bağışıklık değişiklikleri, hücresel sinyal iletiminde ve bağışıklık fonksiyonunda ortaya çıkan değişikliklerle kendini gösterir. Genetik mekanizmaların yanı sıra dış faktörlerden de etkilenir. Bu dış faktörler arasında kronik veya tekrarlayan enfeksiyonlar (örneğin herpes virüsü reaktivasyonu veya HIV), hormonal değişiklikler ve kronik tıbbi durumlar nedeniyle ortaya çıkan hücresel hasar bulunur [2].

Yaşlılığa bağlı gelişen immun yetmezlik enfeksiyon hastalıklarına bağlı morbidite ve mortalite artırır. Örneğin, yaşlılar tüberkülozun reaktivasyonu ve varisella zoster virüsü (VZV) enfeksiyonlarına karşı daha hassastır. Yaş, aynı zamanda sepsis ve COVID-19’a neden olan şiddetli akut solunum yolu sendromu koronavirüs 2 (SARS-CoV-2) enfeksiyonlarından kaynaklanan daha yüksek ölüm oranları ve kötüleşmiş sonuçlar için bağımsız bir risk faktörüdür [1].

İmmun yaşlanma şu durumlarla ilişkilidir [3]:

  1. Enfeksiyonlara, özellikle de hücre içi bakterilere karşı artan duyarlılık
  2. Enfeksiyon sonrası daha uzun iyileşme süresi
  3. Aşıya karşı daha düşük duyarlılık
  4. Artan neoplastik ve otoimmün yatkınlık 

Hekimler, bağışıklık sisteminin yaşlanmasına dair özel durumların farkında olmayabilir. Bu bilgi eksikliği tanıda gecikmelere ve antibiyotik tedavisinin gereksiz şekilde artırılmasına yol açabilir. Özellikle geniş spektrumlu antibiyotiklerin ve kortikosteroidlerin uygunsuz kullanımı fırsatçı enfeksiyon riskini artırır.

Kırılgan yaşlı kişiler genellikle şiddetli protein-enerji malnütrisyonu (PEM) ile de karşı karşıya kalır. PEM, kırılganlık sendromunun birçok sonucuna ve özellikle immün yetmezlik hastalarında gözlemlenen mantar enfeksiyonları da dahil olmak üzere enfeksiyonlara karşı duyarlılığa katkıda bulunur [4]. 

Yaşlılarda immun yetmezlik ile PEM arasındaki ilişki iki faktöre dayanmaktadır:
1- Kronik inflamasyonun tetiklediği ve makrofajların proinflamatuar sitokinlerinin aktivasyonu ile ilişkili PEM kaynaklı hiperkatabolizma, protein rezervlerinin azalması nedeni ile immun yetmezlik gelişir [5].

2-PEM ile ilişkili mikro besin eksiklikleri, immun yetmezliği şiddetlendirir. Özellikle çinko, D vitamini ve E vitamini eksiklikleri bu duruma katkıda bulunur [6].

Çinko hücre çoğalmasında rol oynayan mikro besindir ve bağışıklık yanıtı için hayati önem taşır. Ancak organizmanın çinkoyu depolama yeteneğinin olmaması nedeniyle bu mikro besindeki eksiklik (serum seviyesi < 70 g/dL), bağışıklık yanıtını olumsuz etkiler. Çinko takviyesinin bağışıklık yanıtını geri kazanmada faydalarını rapor eden birkaç randomize çalışma olmasına rağmen, dozaj rejimleri konusunda bir fikir birliği yoktur [6].

E vitamini, hücre zarını oksidatif strese karşı koruyan bir antioksidandır. Bu fenomen, doğuştan gelen bağışıklık işleyişinde (NK hücreleri) yer alan mekanizmalardan biridir, bu nedenle E vitamini, sitotoksik bağışıklık yanıtı sırasında hücrelerin bütünlüğünü korumada kritik bir rol oynar. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar, enfeksiyonlar ile E vitamini eksikliği arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur [6].

D vitamininin kalsiyum homeostazı mekanizmalarının düzenlenmesindeki rolü iyi bilinmektedir. Ancak bu fonksiyonlarla hiçbir ilgisi olmayan hücrelerde bile D vitamini reseptörleri bulunur. Biyokimyasal çalışmalar, D vitamini reseptörlerinin bağışıklık hücrelerinde baskın olduğunu ortaya koymuştur. D vitamininin doğuştan gelen ve adaptif bağışıklık yanıtlarının temel bir uyarıcısı olarak hareket ettiği düşünülmektedir. Epidemiyoloji açısından D vitamini eksikliği ile bağışıklık duyarlılığı arasındaki ilişki de vurgulanmıştır [7].

İmmun yaşlanmaya; PEM’ in yanısıra, bağışıklık sisteminin işleyişinin korunması, komorbiditeler ve ilgili ilaç kullanımı katkıda bulunur [8]. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) veya diyabet gibi bazı kronik hastalıkların immünosupresif doğası iyi bilinmektedir. Kortikosteroidler gibi tedaviler immünosupresyonu daha da şiddetlendirir [9]. Son olarak ciddi durumlarda antibiyotik kullanımı florayı bozarak fırsatçı enfeksiyonlara katkıda bulunur ve genel olarak çok faktörlü bağışıklık yetmezliğini kolaylaştırır. Bu durumlar kandida enfeksiyonu gibi diğer enfeksiyonlara yatkınlığı artırır [10].

Yaşlı bireylerde akut enfeksiyon vakalarında, hekimler multifaktöriyel bağışıklık yetmezliğine yol açabilecek enfeksiyonlardan, potansiyel olarak yaygın Candidiasis gibi fırsatçı enfeksiyonlardan sorumlu olabilecek önleyici ve tetikleyici faktörleri araştırmalıdır. Bu faktörler şunlardır:

1-Doğuştan gelen ve adaptif bağışıklık sistemlerinin bozulmasından sorumlu hiperkatabolizma

2-PEM varlığı

3-Birden fazla hastalığın varlığı

4-Çoklu ilaç kullanımı [11].

Geniş spektrumlu antibiyotiklerin ve/veya kortikosteroidlerin akut durumlarda kullanımı, sistemik veya lokal fırsatçı enfeksiyonlar için tetikleyici bir faktör olarak kabul edilir. Bu faktörler arasında PEM önemli bir rol oynar ve bu nedenle her zaman çok erken dönemde taranmalı ve erken yönetim uygulanmalıdır. Tarama ve tedaviye yönelik yönetimle birlikte, diğer değiştirilebilir faktörlerin erken yönetimi gereklidir. Bu yönetim, özellikle acil serviste standart geriyatrik değerlendirmeye ve akut durumlarda reçetelenen ilaçların analizine dayanarak, uygunsuz antibiyotik reçetelerinin azaltılmasını, ayrıca multidisipliner bir yönetimi (özellikle beslenme, duygu durumu ve motor yönetim) içerir. Bu kapsamlı multidisipliner yaklaşım, multifaktöriyel bağışıklık yetmezliği olan yaşlı hastaların uygun yönetimine yol açar.

Acil servis yönetimi

Acil serviste yaşlı yastalar değerlendirilirken bağışıklık sistemi değerlendirilmelidir. İmmun yetmezlik durumu gözden geçirilmelidir. Aktif immun yetmezliği olan hastalar, uygun hasta odalarına yönlendirilmeli ve enfeksiyon hastalıklarından korunmalıdır. İmmun yetmezlik ile acilde geliş şikayetleri arasında ilişki olup olmadığı araştırılmalıdır. İmmun yaşlanma kavramı unutulmamalı ve katkıda bulunan faktörler gözden geçirilmelidir. Örneğin hastanın protein enerji malnutrisyonu hızlı testlerle tespit edilmelidir. Uygunsuz antibiyotikler ve endikasyon dışı kullanılan steroid ilaçların bağışıklık sistemine olumsuz etkileri göz ardı edilmemeli. Yaşlı hastalarda ateş ve beyaz küre yüksekliği gibi durumlar erişkinlerden farklı olarak gözlenmeyebilir. Bu durum yaşlı hastanın tanısında yanılmalara neden olabilir. Yaşlı hastalar acil serviste bağışıklık açısından da kapsamlı geriatrik değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. 

Kaynaklar 

1-Albert C. Shaw; Thilinie D. Bandaranayake, 2024,New York. Hazzard’s Geriatric Medicine and Gerontology, 8e, Chapter 3: Immunology and Inflammation. Mcgraw Hill,

2-Crétel E, Veen I, Pierres A, Bongrand P, Gavazzi G. Immunosénescence et infections, mythe ou réalité? [Immunosenescence and infections, myth or reality?]. Med Mal Infect. 2010;40(6):307-318. 

3-Bürkle A, Caselli G, Franceschi C, Mariani E, Sansoni P, Santoni A, et al. Pathophysiology of ageing, longevity and age-related diseases. Immun Ageing 2007;4:4.

4-De Pauw B, Walsh TJ, Donnelly JP, Stevens DA, Edwards JE, Calandra T, et al. Revised definitions of invasive fungal disease from the European Organization for Research and Treatment of Cancer/Invasive Fungal Infections Cooperative Group and the National Institute of Allergy and Infectious Diseases Mycoses Study Group (EORTC/MSG) Consensus Group. Clin Infect Dis 2008;46:1813–21.

5-Franceschi C, Campisi J. Chronic inflammation (inflammaging) and its potential contribution to age-associated diseases. J Gerontol Ser A 2014;69:S4–9.

6-Pae M, Wu D. Nutritional modulation of age-related changes in the immune system and risk of infection. Nutr Res 2017;41:14–35.

7-Holick MF. Vitamin D Deficiency. N Engl J Med 2007;357:266–81.

8- Castle SC, Uyemura K, Rafi A, Akande O, Makinodan T. Comorbidity is a better predictor of impaired immunity than chronological age in older adults. J Am Geriatr Soc 2005;53:1565–9. 

9- Michaud M, Balardy L, Moulis G, Gaudin C, Peyrot C, Vellas B, et al. Proinflammatory cytokines, aging, and age-related diseases. J Am Med Dir Assoc 2013;14:877–82. 

10- Sims CR, Ostrosky-Zeichner L, Rex JH. Invasive Candidiasis in immunocompromised hospitalized patients. Arch Med Res 2005;36:660–71.

11-Tannou T, Koeberle S, Manckoundia P, Aubry R. Multifactorial immunodeficiency in frail elderly patients: Contributing factors and management. Med Mal Infect. 2019;49(3):167-172.

16 Temmuz 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlı Hastalarda Meningoensefalit

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 16 Temmuz 2025
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

*Ağustos 2024’de yazılan bu blog yazısı teknik sorunlar nedeni ile Temmuz 2025’de yayınlanmıştır.

Meningoensefalit; meninks ve beyin parankiminin inflamasyonu olarak tanımlanan ciddi bir durumdur. Viral, bakteriyel, fungal veya otoimmün nedenler bu duruma yol açmaktadır. Hızlı tanı, yakın monitörizasyon beraberinde antimikrobiyal, steroid, antiepileptik ve destekleyici tedavi ile ortaya çıkan komplikasyonlar ve nörolojik hasar en aza indirilebilmektedir (1).

Epidemiyoloji

Yakın zamanda (2017-2020 yılları arasında yapılan ) Avrupa çok merkezli prospektif yoğun bakım çalışması “EURECA” ‘da 7 ülkeden 68 merkezden yoğun bakım yatışı gerektiren 589 hasta, epidemiyolojisi ve sonuç durumlarına göre araştırılmıştır. Buna göre bakteriyel menenjit,  vakaların %42’sini oluşturmaktadır. Bu grupta streptococcus pneumoniae en sık tanımlanan patojen olup akut bakteriyel menenjit etkenlerinin %60’ıdır (2). Şekil 1’de EURECA çalışmasında meningoensefalitin başlıca nedenleri verilmiştir.

Şekil 1: Meningoensefalitin başlıca nedenleri (2).

Vakaların %66’sında, çoğunlukla virüsler (%82) etkendir. Herpesviridae [herpes simpleks virüsü (HSV) %35 ve varicella zoster virüsü (VZV) %15 ] ve tüm meningoensefalit vakalarının %27’sinde etken ajandır (3). HSV nedeniyle oluşan vakalar değerlendirildiğinde yoğun bakım ünitesine yatış önemli ölçüde daha yüksektir. Arbovirüs ise, yoğun bakım ünitesine yatması gereken hastalarda daha azdır (1). İmmün sistemi baskılanmış hastalar değerlendirildiğinde %20 cryptococcus neoformans,  %13,5 VZV, %5,5 mycobacterium tuberculosis ve %4,5 enterobacterales görülmekte ve bunların yarısı geniş spektrumlu beta-laktamaz üretmektedir. Enterobacterales etkeni olan  meningoensefalit, yüksek ve erken mortalite ile ilişkili bulunmuştur  (%50-70, 1 yıl) (4). 

Meningoensefalit vakalarının %11-25’inin yoğun bakım ünitesine yatış gerektirecek kadar ciddi olduğu ve sağ kalım oranı %15-25 olanlarda ciddi fonksiyonel kayıp söz konusu olmakla birlikte kötü prognoz ile ilişkili olduğu gösterilmiştir (1,5). EURECA çalışmasında yer alan kötü sonuçlarla ilişkili faktörler; ileri yaş (>60 yaş), immün sistemi baskılanması, fokal bulgular (hemiparezi / hemipleji), Glasgow koma skalası (GKS) ≤ 3, anormal nörogörüntüleme bulguları, kardiyovasküler ve solunum yetmezliği ve yoğun bakıma yatış süresinin > 1 günden uzun olması şeklinde belirtilmiştir.  Ek olarak yatış gününde 3. kuşak sefalosporin ve asiklovir uygulanması daha iyi sonuçlarla ilişkili olduğu da gösterilmektedir (1). 

Tanı

Meningoensefalitin bakteriyel nedenlerinin tanısında,  gram boyama ve bakteri kültürleri hala altın standarttır, en sık görülen viral nedenler beyin omurilik sıvısı (BOS) real- time polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) yöntemi ile tanımlanmaktadır (1). Son zamanlarda Chandran ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada FilmArray menenjit/ensefalit (FA-ME) paneli ile tanı da verimliliğin arttığı gösterilmiş aynı zamanda enfeksiyonların tanısına ilişkin mikrobiyolojik iş akışına da katkı sağlanmıştır. FA-ME panelinin,  çok kısa bir sürede birden fazla patojeni aynı anda test edebilme avantajı söz konusudur (6,7). Bu panel ile bakteri ( Escherichia coli K1, Haemophilus influenzae, Listeria monocytogenes , Neisseria meningitidis , Streptococcus agalactiae , S. pneumoniae) virüs [sitomegalovirüs (CMV), enterovirüs, HSV-1, HSV-2, insan herpes virüsü 6 (HHV-6), insan parechovirüsü, VZV] ve maya (C.neoformans/gattii) BOS taramalarında görülebilmektedir (6). Multipleks PCR, ampirik antibiyotik tedavisi gören akut bakteriyel menenjit hastalarında dikkat çekicidir. Yapılan çalışmalarda multipleks PCR’ı sistematik olarak gerçekleştirmek için 10 hücre/μl’den fazla sistematik BOS beyaz küre (WBC) sayısı eşiğinin kullanılması gerektiği öne sürülmüştür (8). Pozitif FA-ME paneli olması durumunda antibiyotik azatımı ve bu panelin  HSV-1 PCR sonuç süresini ve intravenöz asiklovir tedavi süresini kısalttığı ve potansiyel olarak hastane tedavi maliyetini azalttığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir (9). Son yıllarda yapılan çalışmalarda FA-ME panelinin kullanılması ile birlikte bakteriyel menenjitin teşhisinde başarılı ve erken uygun antibiyotik tedavisinin de başlanılması sonucu klinik bakımında  önemli ölçüde etkilendiği gösterilmiştir. Ayrıca multipleks nükleik asit amplifikasyon testi;  merkezi sinir sistemi (MSS) enfeksiyon panelleri henüz geliştirilme aşamasındadır (10). Meningoensefalit otoimmün nedenlerinin,  viral nedenlerden ayrımı için BOS incelenmesi değerlidir. BOS değerlendirmesinde görülen lenfositik pleositoz, yükselmiş protein seviyesi ve normal BOS / plazma glikoz oranı tipik olarak viral meningoensefalit lehinedir (11). 

HSV meningoensefaliti yoğun bakım ünitesine yatışa yol açan patojendir (2,5). Akut HSV ensefalitinin MRG Flair görüntülemesinde bilateral, birleşmeye eğilimli, asimetrik olan beyaz cevher hiperintensiteleri, kortikal difüzyon kısıtlılığı  ve genellikle T2 sekans  görüntülemede hemorajik değişiklikler görülmektedir. HSV-1 ensefaliti ise spesifik bir dağılımı olmayan HSV-2’nin aksine limbik sistemde daha baskındır (12). HSV ensefalitinin akut fazında, beyindeki yaygın MRG değişiklikleri ve talamik difüzyon sinyali bağımsız olarak kötü sonuçlarla ilişkili olarak bulunmuştur (13).  Varisella zoster virüsü (VZV)  ensefaliti  %80 altta yatan immünsupresyon ile ilişkilidir. MRG yapıldığında 2/3’ünde anormal bulgular görülmüştür ve bunların %15’inde serebral vaskülit belirtileri görülmektedir. Mirouse ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada yoğun bakım ünitesindeki ölüm oranı %25 olarak verilmiş ve taburcu olduktan 1 yıl sonra ise ancak  vakaların %36’sında olumlu nörolojik sonuçlar olduğu gösterilmiştir. İleri yaş ve invaziv mekanik ventilasyon ihtiyacı, mortalite riskinin artması ile ilişkilendirilmiştir (14). Erken başlanan  intravenöz asiklovir daha iyi bir prognoz ile ilişkilendirilmiştir (15). 

Kriptokok meningoensefalit, immün sistemi baskılanmış hastalarda önemli morbidite ve mortalite nedenidir (16,17). Alanazi ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada kriptokok menenjit hastalarınmda agresif BOS ponksiyonu ile artan intrakraniyal basınç, sağ kalım ile ilişkili bulunmuştur (18). Paraziter nedenler arasında serebral toksoplazmoz ve nörosistiserkoz da  yer almaktadır (19). 

Tedavi

            Multipleks PCR ile tedavinin derhal başlatılması için erken tanı zorunludur (20). Antimikrobiyal tedavilerin erken kullanımı daha iyi sonuçlarla ilişkilendirilmiştir (2).

Bakteriyel nedenlerTedavi için seçilen ilaçlar
S. pneumoniae, N. meningitidis Listeria3.  kuşak sefalosporin  Amoksisilin + Gentamisin
Viral nedenlerHSV-1/2Asiklovir
Tablo 1. Bakteriyel ve viral meningoensefalit tanısının etkene yönelik tedavisi (2). 

Bakteriyel menenjit şüphesi varsa en kısa sürede steroid başlanmalıdır (21). Viral ensefalit olan hastalarda steroidler endike değildir ve HSV ensefaliti alanında randomize kontrollü bir çalışma devam etmektedir (22). Otoimmün ve enfeksiyöz ensefalit, dirençli nöbetler açısından yüksek risklidir. Otoimmün ensefaliti olan hastalarda, nöbet tedavisi antiepileptik ilaçlarla birlikte immünoterapiyi içerir ve belirli durumlarda karbamazepin veya lakosamid gibi sodyum kanal blokerlerine öncelik verilir (anti-LGI1 ensefaliti) (23). Tüm hastalarda antiepileptik ilaçların uzun süreli uygulanması gerekli olmayıp, tedavi stratejileri heterojendir.  Antiepileptik ilaçların kullanım süresine ilişkin güncel bir kılavuz henüz bulunmamaktadır (1). 

Komplikasyon

            Artmış intrakraniyal basınç, meningoensefalitin ciddi bir komplikasyonudur. Sekonder beyin hasarı ve daha kötü sonuçlarla ilişkilidir (24). Artmış intrakraniyal basınca neden olan mekanizmalar karmaşık görülmekle birlikte inflamasyon, arteriyel vazodilatasyon, BOS akışının tıkanması ve venöz tromboz gibi durumları kapsamaktadır (25). Yapılan çalışmalarda intrakraniyal basınç takibinin sistematik olarak yapılması önerilmektedir. Bilgisayarlı tomografi (BT), MRG görüntülemede görülen bazal sisternalarda kompresyon veya orta hatta görülen şiftin olması, yapılan ultrasonografide ölçülen artmış optik sinir kılıfı çapı, transkranial doppler ile ölçülen azalmış diyastolik hızlar ve / veya değişmiş otomatik pupillometri parametreleri artmış intrakraniyal basınç ve oluşabilecek daha ciddi sonuçların oluşma riskinin de göstergesi olabilmektedir. Oluşabilecek hidrosefali veya ventrikülit durumlarında ekstraventriküler drenaj girişimine ek olarak intrakraniyal basınç takibinin yapılması öneriler arasında yer almaktadır (26).

            Sonuç olarak meningoensefalit tablosuna ışık tutacak zamanında müdahale ve kapsamlı bir tanı yaklaşımı önemlidir. Meningoensefalitten şüphelenilen yaşlıda LP gibi tanısal testler, BT ve MRG gibi görüntüleme testleri, konsültasyonlar zaman geçirmeden gerçekleştirilmeli ve multidisipliner yaklaşım devreye girmelidir. 

Kaynaklar

  1. Thy M, de Montmollin E,  Bouadma L,  Timsit J-F. Sonneville R, Severe meningoencephalitis: epidemiology and outcomes. Current Opinion in Critical Care 29(5):p 415-422, October 2023. | DOI: 10.1097/MCC.0000000000001087.
  2. Sonneville R, de Montmollin E, Contou D, et al., EURECA Investigator Study Group. Clinical features, etiologies, and outcomes in adult patients with meningoencephalitis requiring intensive care (EURECA): an international prospective multicenter cohort study. Intensive Care Med 2023; 49:517–529..
  3. Mailles A, Argemi X, Biron C, et al. Changing profile of encephalitis: results of a 4-year study in France. Infect Dis Now 2022; 52:1–6.
  4. Tamzali Y, Scemla A, Bonduelle T, et al. Specificities of meningitis and meningo-encephalitis after kidney transplantation: a French Retrospective Cohort Study. Transpl Int 2023; 36:10765.
  5. Fillatre P, Mailles A, Stahl JP, Tattevin P; Scientific Committee and Investigators Group. Characteristics, management, and outcomes of patients with infectious encephalitis requiring intensive care: a prospective multicentre observational study. J Crit Care 2023; 77:154300.
  6. Waldrop G, Zucker J, Boubour A, et al. Clinical significance of positive results of the BioFire Cerebrospinal Fluid FilmArray Meningitis/Encephalitis Panel at a tertiary medical center in the United States. Arch Pathol Lab Med 2022; 146:194–200.
  7. A.L. Leber, K. Everhart, J.M. Balada-Llasat, J. Cullison, J. Daly, S. Holt, et al. Multicenter evaluation of biofire filmarray meningitis/encephalitis panel for detection of bacteria, viruses, and yeast in cerebrospinal fluid specimens J Clin Microbiol, 54 (2016), pp. 2251-2261.
  8. Vo¨ lk S, Dobler F, Koedel U, et al. Cerebrospinal fluid analysis in emergency
  9. patients with suspected infection of the central nervous system. Eur J Neurol 2023; 30:702–709.
  10. Clague M, Kim C, Zucker J, et al. Impact of implementing the cerebrospinal fluid FilmArray Meningitis/Encephalitis Panel on duration of intravenous acyclovir treatment. Open Forum Infect Dis 2022; 9:ofac356.
  11. Teoh T, Powell J, O’Keeffe J, et al. Outcomes of implementation of the FilmArray meningoencephalitis panel in a tertiary hospital between 2017 and 2020. PLoS One 2022; 17:e0265187.
  12. Wang L-P, Yuan Y, Liu Y-L, et al. Etiological and epidemiological features of acute meningitis or encephalitis in China: a nationwide active surveillance study. Lancet Reg Health West Pac 2022; 20:100361.
  13. Singh SK, Hasbun R. Neuroradiology of infectious diseases. Curr Opin Infect Dis 2021; 34:228–237.
  14. Sarton B, Jaquet P, Belkacemi D, et al., ENCEPHALITICA Consortium. Assessment of magnetic resonance imaging changes and functional outcomes among adults with severe herpes simplex encephalitis. JAMA Netw Open 2021; 4:e2114328.
  15. Mirouse A, Sonneville R, Razazi K, et al. Neurologic outcome of VZV encephalitis one year after ICU admission: a multicenter cohort study. Ann Intensive Care 2022; 12:32.
  16. Yan Y, Yuan Y, Wang J, et al. Meningitis/meningoencephalitis caused by varicella zoster virus reactivation: a retrospective single-center case series study. Am J Transl Res 2022; 14:491–500.
  17. Ssebambulidde K, Anjum SH, Hargarten JC, et al. Treatment recommendations for non-HIV associated cryptococcal meningoencephalitis including management of postinfectious inflammatory response syndrome. Front Neurol 2022; 13:994396.
  18. Rajasingham R, Govender NP, Jordan A, et al. The global burden of HIV-associated cryptococcal infection in adults in 2020: a modelling analysis. Lancet Infect Dis 2022; 22:1748–1755.
  19. Alanazi AH, Adil MS, Lin X, et al. Elevated intracranial pressure in cryptococcal meningoencephalitis: examining old, new, and promising drug therapies. Pathogens 2022; 11:783.
  20. Haston JC, Cope JR. Amebic encephalitis and meningoencephalitis: an update on epidemiology, diagnostic methods, and treatment. Curr Opin Infect Dis 2023; 36:186–191.
  21. Chandran S, Arjun R, Sasidharan A, et al. Clinical performance of filmarray meningitis/encephalitis multiplex polymerase chain reaction panel in central nervous system infections. Indian J Crit Care Med 2022; 26:67–70.
  22. Brouwer MC, van de Beek D. Adjunctive dexamethasone treatment in adults with listeria monocytogenes meningitis: a prospective nationwide cohort study. EClinicalMedicine 2023; 58:101922.
  23. Whitfield T, Fernandez C, Davies K, et al. Protocol for DexEnceph: a randomised controlled trial of dexamethasone therapy in adults with herpes simplex virus encephalitis. BMJ Open 2021; 11:e041808.
  24. Abboud H, Probasco J, Irani SR, et al. Autoimmune Encephalitis Alliance Clinicians Network. Autoimmune encephalitis: proposed recommendations for symptomatic and long-term management. J Neurol Neurosurg Psychiatry 2021; jnnp-2020-325302.
  25. Meyfroidt G, Kurtz P, Sonneville R. Critical care management of infectious meningitis and encephalitis. Intensive Care Med 2020; 46:192–201.
  26. Sonneville R, Citerio G, Meyfroidt G. Understanding coma in bacterial meningitis. Intensive Care Med 2016; 42:1282–1285.
  27. Sonneville R, de Montmollin E, Gaudemer A, et al. Meningoencephalitis requiring intensive care and neuromonitorization. Author’s reply. Intensive Care Med 2023; 49:884–885. 
16 Temmuz 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Genel

Yaşlılarda Düşme: Yaklaşım ve Önlemler

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 16 Temmuz 2025
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

I. Yaşlılarda Düşme: Tanım ve Epidemiyoloji

Düşme, Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir kişinin istemsiz olarak yere veya daha düşük bir seviyeye inmesi olarak tanımlanır (1). 65 yaş üzeri bireylerin acil servis başvuruları arasında en sık görülen nedenlerdendir. Yaşlı hastaların %30’u yılda en az bir kez düşerken, 80 yaş üzeri bireylerde bu oran %50’ye kadar çıkmaktadır. Bu vakaların yaklaşık yarısında tekrarlayan düşmeler görülmektedir (2). Bakımevlerinde yaşayan yaşlı bireylerde ise bu oran %60’a yaklaşmaktadır (3). Yaşlı bireylerde tüm acil servis başvurularının %10’unun düşmelerle ilgili olduğu bildirilmektedir. Yılda üç milyon yaşlı insan düşmeler nedeniyle acil serviste tedavi edilmekte ve 800 binden fazlası hastaneye yatırılmaktadır (2,3).  Yaralanma bulgusu olmayan düşme olgularında bile anlamlı morbidite geliştiği ve bu durumun fonksiyonel kaybın başlangıcı olabileceği bildirilmiştir (4,5). Tekrarlayan düşmeler ayrıca hastalarda korkuya neden olarak, pasifliği, azalan gücü ve azalan dengeyi tetiklemekte ve sonucunda bağımsızlık kaybına ve günlük yaşam aktivitelerinin azalmasına neden olmaktadır (6). Düşen hastaların %12’sinin uzun süreli bakımevi bakımına ihtiyacı olduğu bildirilmiştir (3). Basit bir yaralanma ile ciddi patolojilerin gelişimi ile bu hastalar için ‘Silver Trauma‘ tanımı yapılmıştır. Silver travma, basit bir mekanizma sonrası yaralanma ciddiyet skoru (ISS) 15 üzerinde olduğu durumları içermektedir (7). Bu nedenler yaşlıların düşmelerinin acil servislerdeki önemini göstermektedir.

II. Düşme Risk Faktörleri

Düşmeler genellikle, yaşa bağlı denge, yürüyüş ve kardiyovasküler işlevlerdeki azalmaların üzerine eklenen akut bir stres faktörünün (örn. enfeksiyon, ilaç, çevresel risk) etkisiyle oluşur.  Çok sayıda prospektif kohort çalışmaya göre, tekrar eden düşme öyküsü olanlarda risk daha yüksektir. Aşağıdaki faktörler en sık ilişkili olanlardır:

  • Geçmişte düşme öyküsü 
  • Kas güçsüzlüğü, özellikle alt ekstremitelerde
  • İleri yaş
  • Kadın cinsiyet
  • Denge bozukluğu
  • Bilişsel bozulma
  • Psikotrop ilaç kullanımı
  • Artrit, inme, ortostatik hipotansiyon
  • Anemi, senkopla ilişkili düşme,

Yaşlı bireylerde düşme riskini artıran çeşitli faktörler sistematik olarak sınıflandırılabilir. Kadın cinsiyet, erkeklere kıyasla belirgin bir risk faktörüdür (2,8). Bunun dışında, yaşlanma süreciyle birlikte duyusal sistemlerdeki bozulmalar da düşme riskini artırmaktadır. Görme azalması, vestibüler disfonksiyon ve proprioseptif yetersizlik gibi duyusal yıkımlar; özellikle çok odaklı gözlük kullanımı ve işitme kaybı ile birleştiğinde çevresel etkileşimi zorlaştırarak postüral stabiliteyi bozar ve denge kaybına yol açabilir. Ayrıca ortostatik hipotansiyon ve serebral perfüzyon bozuklukları da düşmeleri kolaylaştıran önemli fizyopatolojik mekanizmalardır. Parkinson hastalığı, osteoartrit, diyabet ve inme gibi kronik hastalıklar ile kas-iskelet sistemi ağrısı ve osteoporoz hem düşme hem de kırık açısından önemli risk oluşturur. Psikotrop ilaçlar, antikolinerjik ajanlar, antihipertansifler, polifarmasi ve ilaç dozundaki değişiklikler ise değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer alır. Aşırı alkol kullanımı ve uygun olmayan ayakkabı seçimi ise önlenebilir çevresel riskler arasında sayılmaktadır (8-12).

III. Düşmeye Bağlı Yaralanmalar

Yaşlı bireylerde düşmelerin en ciddi sonuçları kalça kırıkları, kosta kırıkları, el bileği ve vertebra kırıkları, travmatik beyin hasarı ve yumuşak doku yaralanmalarıdır (13). Kalça kırığı sonrası bir yıllık mortalite %15–30 arasında bildirilmektedir. Beyin atrofisi nedeniyle subdural hematom riski artmakta, antikoagülan kullanımı komplikasyon riskini daha da yükselmektedir (14). Düşmenin düşük enerjili olması, ciddi yaralanmaları dışlamaz; majör torasik ya da abdominal travmalar gelişebilir (4). Düşmeye bağlı hastaneye yatış oranı %5 civarındayken, %10’a yakın hastanın uzun dönem bakıma ihtiyacı doğmaktadır (3,14).

IV. Düşme Sonrası Acil Serviste Yaklaşım

Acil serviste düşen yaşlı bireyin değerlendirilmesi özellikli yaklaşım gerektirir. Değerlendirme yalnızca travmatik yaralanmaları değil, aynı zamanda düşmeye neden olan altta yatan etiyolojiyi de kapsamalıdır (5,11,15). İlk değerlendirme ABCDE yaklaşımı ile başlamalı, vital bulgular yaşlı hastalarda atipik seyredebildiğinden dikkatle yorumlanmalıdır (11). Yaşlılarda travmatik yaralanmalar sıklıkla sessiz seyredebilir; bu da klinik değerlendirmede önemli bir tuzaktır. Beyin atrofisi kraniyal patolojilerin semptomlarının gizli kalmasına neden olabilir, batın yaralanmaları semptomları değişen visseral sinir fizyoloji ile batın hassasiyeti oluşturmayabilir (5,16). 

Düşme ile başvuran bir yaşlıda anamnez sadece travmaya yönelik olmamalıdır. Öncesinde yaşanan baş dönmesi, çarpıntı, bilinç kaybı, görme bulanıklığı, nöbet veya göğüs ağrısı gibi semptomlar sorgulanmalıdır. Düşmenin neden olacağı yaralanmalar yanında bir patolojiye sekonder düşme de meydana gelebilmektedir. Bu nedenle hastaların ek tetkikleri ile- EKG, tam kan sayımı, elektrolit paneli ve görüntüleme tetkikleri- altta yatan senkop, miyokard enfarktüsü, aritmi, inme gibi nedenler dışlanmalıdır (11). 

Olası nedenler arasında geriatrik sendromlar anamnez ve muayenede yer almalıdır. Yaşlı bireyin daha önce düşme atakları, düşme riski, düşme korkusu sorgulanmalıdır. Düşme nedenlerinden. Önemli olan polifarmasi ayrıntılı sorgulanmalıdır. Özellikle antihipertansifler, benzodiazepinler, antidepresanlar ve antikolinerjik etkili ajanlar etiyolojide etkileri nedeniyle antikoagülan antiplatelet ajanlar ise olası patoloji riskleri nedeniyle ayrıntılı değerlendirilmelidir. Sarkopeni, denge bozuklukları ayrıntılı değerlendirilmelidir (11, 17).

Acil servise düşme ile başvuran hastalar için CDC tarafından sağlık profesyonelleri ve de hastalar için bilgilendirmeler yapmaktadır. Sağlık profesyonelleri için düşen bir hasta için önerdiği algoritma tanımlanmıştır. Bu algoritmada düşme riski belirlenen hastanın güç ve denge testlerini yapılmasını önermektedir. Acil serviste de kolaylıkla yapılabilecek adım testi, sandalye testi, dört aşamalı denge testi bunlardan önerilenlerdir. Hastanın polifarmasi, görme keskinliği, ev güvenliği, ortostatik kan basıncının, ayak sağlığının, ek hastalıkların sorgulanmasını önerilmektedir (3). 

Yaşlı hastaların basit düşmeye bağlı yaralanmaları yatış ya da operasyon gereksinimi olmasa da komplikasyon gelişimi nedeniyle acil serviste izlem gerektirir. Kafa travması olan yaşlı bireylerin izlemde subdural gelişim riski vardır (18). Toraks travmasına bağlı patoloji saptanmasa dahi yeterli ağrı palyasyonu sağlanmadığında gelişebilecek atelektazi ve pnömoniler yine acil servis başvurusu ile sonuçlanacaktır (19). Batın muayenesinin izlenmesi, yaşa bağlı değişen fizyolojik yanıtlar nedeniyle yaşlı hastalarda sınırlı anlam taşımaktadır (16).

V. Acil Serviste Koruyucu Stratejiler ve Uygulanan Modeller

Düşme sonrası başvuruların ve tekrarlayan başvuruların acil servise olması, düşmeye bağlı yaralanmaların komplikasyonlarının acil serviste yönetilmesi, düşme önleyici politikaların acil servislerde oluşturulması için adım atılmasını gerekli kılmıştır. Düşme ile başvuruların acil servislere olduğu düşünüldüğünde koruyucu stratejilerin geliştirilmesi de acil servis taburculuğu sonrasında başlaması vurgulanmakta ve konu ile ilgili çalışmalar yayınlanmaktadır (20,21). Düşme riskinin ve düşme korkusunun belirlenmesi ilk adımı oluşturur. Risk faktörlerinin belirlenmesi özellikle taburculuk öncesi ilaçların düzenlenmesi düşme riskini belirgin azaltmaktadır (15). 2012’de yapılan bir Cochrane İncelemesi, düşme oranını azaltan birkaç müdahale bulmuş ve acil tıp yönetiminde ‘yararlı olabilecek’ müdahalelerin düşünülebileceğini ve bireysel risk değerlendirmesi, ev güvenliği değerlendirmesi ve değişiklik, grup ve ev tabanlı egzersiz programları ve psikotropik ilaçların kademeli olarak kesilmesini içeren çoklu faktöriyel müdahaleleri içerebileceğini önermiştir (21). Giovanni ve arkadaşları, fiziksel aktivite, teknoloji ve fizyolojik ve kognitif düzenlemelerin düşmeyi önleyeceğini belirtmektedir (11).

Harper ve arkadaşları, acil serviste taburculuk sonrası-eğitim, egzersiz, ev güvenliğinin sağlanması, iş terapisi gibi çoklu düzenlemeler- düşme önleyici müdahalelerin tekrarlayan düşme oranlarını azaltmada etkili olmadığını ancak hasta üzerinde olumlu etkileri olduğunu belirtmiştir (20). Ancak eğitimin tek başına %10 etkili olduğunu vurgulamıştır. Goldberg ve arkadaşları, denge ve kuvvet değerlendirmeleri ile eczacı incelemesini takiben uygulanan ev düzenlemeleri, fiziksel aktivite ve iş terapisi gibi müdahalelerin üç ay içinde düşme oranlarını azalttığını bildirmiştir (22). Morello sistematik derlemesinde eğitim, ev düzenlemeleri, sağlık kuruluşuna yönlendirme ile düzenlemeleri, cihaz kullanımlarının da yer aldığı acil servis düşme önleme modelleri ile popülasyona göre düzenleme yapıldığında etkili olabileceğini belirtmektedir (23). SeFallED çalışması, kompleks acil servis protokollerinin düşme önlemede etkili olduğuna dair umut verici sonuçlar ortaya koymuştur (24).

CDC tarafından geliştirilen STEADI (Stopping Elderly Accidents, Deaths & Injuries) algoritması, riskli hastaları tanımak ve müdahalede bulunmak için kullanılmaktadır. Bu algoritması, kapsamlı düşme riski değerlendirmeleri (takip ile veya takipsiz), egzersiz, ilaç yönetimi, düşme riski eğitimi, davranış değişikliği ve ev tehlike azaltımı gibi tek başına stratejileri veya en az iki farklı stratejiyi içeren çoklu faktöriyel müdahaleleri içerir (25). Ev ve çevresel düzenlemeler, takip sistemleri, giyilebilir teknolojiler ve egzersiz programları gibi stratejilerle desteklenen düşme önleyici politikaların oluşturulması önerilmektedir.

Yaşlı bireylerde düşmenin önlenmesine yönelik müdahalelerin, acil servis başvurusuyla başlaması gerektiği ve bu sürecin çok bileşenli, bireyselleştirilmiş yaklaşımlarla sürdürülmesi gerektiği önerilmektedir. 

Kaynakça

  1. World Health Organization. Falls: Key Facts. Published 2021. Accessed July 14, 2025. https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/falls
  2. Greenberg MR, Goodheart V, Jacoby JL, et al. Emergency Department Stopping Elderly Accidents, Deaths and Injuries (ED STEADI) Program. J Emerg Med. 2020;59(1):1-11. doi:10.1016/j.jemermed.2020.04.019
  3. Centers for Disease Control and Prevention. Older Adult Falls Data. Accessed October 28, 2024. https://www.cdc.gov/falls/data-research/index.html
  4. Spaniolas K, Cheng JD, Gestring ML, et al. Ground level falls are associated with significant mortality in elderly patients. J Trauma. 2010;69(4):821-825. doi:10.1097/TA.0b013e3181efc6c6
  5. Aschkenasy MT, Rothenhaus TC. Trauma and falls in the elderly. Emerg Med Clin North Am. 2006;24(2):413-429. doi:10.1016/j.emc.2006.01.005
  6. Kiel DP. Falls in older persons: risk factors and patient evaluation. UpToDate. Updated June 10, 2025. Accessed July 14, 2025. https://www.uptodate.com/contents/falls-in-older-persons-risk-factors-and-patient-evaluation
  7. Curtis K, Mitchell R, Chong SS, Black DA. Older people and trauma: A trauma registry review. Injury. 2020;51(3):650-655. doi:10.1016/j.injury.2019.12.010
  8. Martins R, Carvalho N, Batista S, Dinis A. Falls in Elderly: Study of the Prevalence and Associated Factors. Eur J Dev Stud. 2022;2(3):12-17. doi:10.24018/ejdevelop.2022.2.3.92
  9. Melzer I, Freiberger E, Britting S, et al. Characteristics of falls among community-dwelling older adults: The SCOPE Study. Gerontology. 2025;71(4):253-272. doi:10.1159/000544962
  10. Xu Q, Ou X, Li J. The risk of falls among the aging population: A systematic review and meta-analysis. Front Public Health. 2022;10:902599. doi:10.3389/fpubh.2022.902599
  1. Giovannini S, Brau F, Galluzzo V, et al. Falls among older adults: Screening, identification, rehabilitation, and management. Appl Sci. 2022;12(15):7934. doi:10.3390/app12157934
  2. Casey MF, Niznik J, Anton G, et al. Prevalence of fall risk-increasing drugs in older adults presenting with falls to the emergency department. Acad Emerg Med. 2023;30(11):1170-1173. doi:10.1111/acem.14743
  3. Bergeron E, Clement J, Lavoie A, et al. A simple fall in the elderly: not so simple. J Trauma. 2006;60(2):268-273. doi:10.1097/01.ta.0000197651.00482.c5
  4. Rau CS, Lin TS, Wu SC, et al. Geriatric hospitalizations in fall-related injuries. Scand J Trauma Resusc Emerg Med. 2014;22:63. doi:10.1186/s13049-014-0063-1
  5. Rubenstein LZ. Falls in older people: epidemiology, risk factors and strategies for prevention. Age Ageing. 2006;35(Suppl 2):ii37-ii41. doi:10.1093/ageing/afl084
  6. Hagan AK, et al. Physical exam is not an accurate predictor of injury in geriatric patients with low-energy blunt trauma. Ann Med Surg. 2023;83:103070. doi:10.1016/j.amsu.2023.103070
  7. Ambrose AF, Paul G, Hausdorff JM. Risk factors for falls among older adults: a review of the literature. Maturitas. 2013;75(1):51-61. doi:10.1016/j.maturitas.2013.02.009
  8. Wada K, et al. Incidence of chronic subdural hematoma after mild head trauma in older adults. World Neurosurg. 2022;160:e123-e130. doi:10.1016/j.wneu.2021.10.045
  9. Van Vledder MG, Kwakernaak V, Hagenaars T, et al. Patterns of injury and outcomes in the elderly patient with rib fractures: a multicenter observational study. Eur J Trauma Emerg Surg. 2019;45(4):575-583. doi:10.1007/s00068-018-0969-9
  10. Harper KJ, Arendts G, Barton AD, Celenza A. Providing fall prevention services in the emergency department: Is it effective? A systematic review and meta-analysis. Australas J Ageing. 2021;40:116-124.
  11. Gillespie LD, Robertson MC, Gillespie WJ, et al. Interventions for preventing falls in elderly people. Cochrane Database Syst Rev. 2012;9:CD007146.
  12. Goldberg EM, Resnik L, Marks SJ, Merchant RC. GAPcare: the Geriatric Acute and Post-acute Fall Prevention Intervention—a pilot investigation of an emergency department-based fall prevention program for community-dwelling older adults. Pilot Feasibility Stud. 2019;5:106. doi:10.1186/s40814-019-0491-9
  • Morello RT, Soh SE, Behm K, et al. Multifactorial falls prevention programmes for older adults presenting to the emergency department with a fall: systematic review and meta-analysis. Inj Prev. 2019;25(6):557-564. doi:10.1136/injuryprev-2019-043214
  • Stuckenschneider T, Koschate J, Dunker E, et al. Sentinel fall presenting to the emergency department (SeFallED) – protocol of a complex study including long-term observation of functional trajectories after a fall, exploration of specific fall risk factors, and patients’ views on falls prevention. BMC Geriatr. 2022;22:594. doi:10.1186/s12877-022-03261-7
  • Centers for Disease Control and Prevention. STEADI (Stopping Elderly Accidents, Deaths & Injuries) Tool Kit for Health Care Providers. Accessed April 22, 2024. https://www.cdc.gov/steadi/media/pdfs/steadi-pocketguide-508.pdf
16 Temmuz 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
GenelTATDakademik

Yaşlılarda Omurga Ve Postür Problemleri

taradından Türkiye Acil Tıp Derneği 19 Haziran 2025
tarafından yazıldı Türkiye Acil Tıp Derneği

Yaşlılarda Omurga Bozuklukları

Omurga bozuklukları, yaşlı bireylerde hem fonksiyonel kapasiteyi hem de yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. Osteoporotik kırıklar, dejeneratif değişiklikler, postüral deformiteler ve nadir görülen diğer bağ dokusu hastalıkları bu bozuklukların başlıca nedenleri arasında yer alır.

Yaşla birlikte artan motor fonksiyon bozuklukları, denge problemleri, nöropatik ağrı ve güçsüzlük gibi klinik durumlar omurga ile ilgili bozuklukların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Yaşlanma süreciyle birlikte omurgada, hem mekanik hem de biyolojik açıdan önemli değişiklikler gelişir. Omurganın yük taşıma kapasitesinin azalması, kemikteki mineral yoğunluğundaki azalma, vertebral disk dejenerasyonu ve kas kütlesinde ki kayıp; yaşlı bireylerde omurga sorunlarının temelini oluşturur. Bu değişiklikler, ağrı, hareket kısıtlılığı, düşme riski ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız becerilerin azalması gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Yaşlı bireylerde bu durumun oluşumu ve ilerleyişi; omurilik tümörleri, osteoporoz, omurga metastazları, omurga deformiteleri ve spinal bağ yapılarının ossifikasyonu başlıkları altında incelenebilir (1) (Şekil 1).

Şekil 1            Yaşlı bireylerde omurga bozuklukları oluşum ve ilerleyiş nedenleri

Dubousset ve arkadaşlarının ortaya koyduğu kavrama göre, bireyin dengesini koruyabilmesi için minimal kas aktivasyonu yeterlidir. Ancak, şiddetli omurga deformitesi bulunan hastalarda dengeyi sağlamak için daha fazla kas enerjisine ihtiyaç duyulur ve ayakta duruş pozisyonunu korumak giderek zorlaşabilir. Bu durum, şiddetli bel ağrısına bağlı aralıklı yürüyüş ve duruş bozukluklarına, omurga kifozuna, gastroözofageal reflü hastalığına, depresyona ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen psikososyal ve fiziksel sorunlara yol açabilmektedir. Bu deformitelerin değerlendirilmesi ve tanısı amacıyla çeşitli sınıflandırmalar (örneğin, SRS-Schwab sınıflandırması) geliştirilmiş ve spinal füzyon cerrahisi gibi tedavi yaklaşımları da uygulanmaya başlanmıştır. Ancak özellikle ileri yaş grubunda, komorbiditeler, azalmış kemik kalitesi ve iyileşme sürecine ilişkin riskler nedeniyle invaziv cerrahi müdahaleler konusunda dikkatli bir hasta seçimi ve multidisipliner değerlendirme gibi hala bazı endişeler bulunmaktadır.

Omurga deformitesi açısından önemli bir diğer husus ise osteoporozdur. Osteoporoz, yaşlı bireylerde en sık karşılaşılan metabolik kemik hastalığıdır. Vertebra korpuslarında trabeküler kemik yoğunluğunun azalması, minimal travmalarla bile kırıklara yol açabilmektedir. Torakal ve lomber vertebra kırıkları, özellikle T7-T8 ve L1 seviyesinde sık görülür ve kırıklar akut ağrı, postüral bozukluk ve kifotik deformiteye neden olabilir. Yaşlı bireylerde osteoporoza bağlı en sık karşılaşılan durum vertebral kırıklardır. Buna sıklıkla yaşlanmaya bağlı kas kütlesi ve kas fonksiyonunda azalma ile karakterize sarkopeni de eşlik etmektedir. Bu iki durumun birlikteliği, kronik bel ağrısına ve fiziksel aktivitede azalmaya yol açarak yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürmekle kalmaz; aynı zamanda mortalite riskini de yaklaşık %15 oranında artırmaktadır (2). Özellikle vertebral kırıkların erken tanısı ve etkin tedavisi büyük önem taşımaktadır; çünkü mevcut bir kırığın ardından ilk birkaç yıl içinde yeni kırık gelişme riski belirgin şekilde artmaktadır. Bu süreçte temel hedef, etkin ağrı palyasyonu ve hastanın günlük yaşam aktivitelerine mümkün olan en kısa sürede geri dönmesinin sağlanmasıdır (3). Vertebral kırıkların tedavisinde kullanılan seçeneklerden biri olan cerrahi müdahaleler, özellikle yaşlı hastalarda yüksek komplikasyon riski taşımaktadır. Uygulanan cerrahi teknikler arasında vertebral augmentasyon, posterior fiksasyon, osteotomi ve anterior fiksasyon gibi yöntemler yer almaktadır. Özellikle implant cerrahisi uygulanan 80 yaş ve üzeri hastalarda komplikasyon oranlarında belirgin bir artış gözlenmektedir (4,5). Sonuç olarak, yaşlı hastalarda öncelikli olarak konservatif tedavi yaklaşımları tercih edilmektedir. Ancak konservatif tedaviye dirençli vakalarda ve nörolojik semptomların eşlik ettiği durumlarda cerrahi müdahalenin ön planda değerlendirilmesi kaçınılmaz hale gelebilmektedir.

Yaşlı bireylerde omurga bozukluklarıyla kendini gösterebilen bir diğer önemli neden omurilik tümörleridir. Merkezi sinir sistemi tümörlerinin yaklaşık %4-16’sını oluşturan bu tümörlerde en sık intradural-ekstramedüller yerleşimli olanlar görülmektedir (6). Bu grup içinde yer alan menenjiyomlar ise özellikle 60-69 yaş aralığındaki bireylerde en yüksek insidansa sahip tümöral yapılar olarak öne çıkmaktadır (7). Bu alanda nedensel genlerin (driver genler: hastalığın gelişiminde etken olan genler) genetik analiz ve tanımlanmasına yönelik çalışmalar ile özellikle malign tümörler açısından gen terapisi yaklaşımları ön plana çıkmaktadır (6).

Her ne kadar primer omurilik tümörleri omurga bozukluklarına yol açabilse de bu duruma neden olabilecek diğer önemli bir etken de metastatik omurga tümörleridir. Metastatik omurilik basısı, tüm kanserli hastaların yaklaşık %5-14’ünde görülmektedir (8). Patolojik kırıklar ve felç gibi ciddi komplikasyonlara yol açabileceği için erken tanısı ve uygun tedavisi oldukça önem taşımaktadır. Bu nedenle hastanın prognozunun dikkatle değerlendirilmesi ve tedavi planının multidisipliner yaklaşımla programlı bir şekilde oluşturulması gerekmektedir (9). Bu hasta grubunda genel olarak radyoterapi, cerrahi ya da radyoterapi ve cerrahiyi kombine eden tedavi protokolleri uygulanabilmektedir. Ancak literatürde, cerrahi tekniğin radyoterapiye eklenmesinin çoğu durumda ek bir yarar sağlamadığı bildirilmiştir. Sadece cerrahi uygulamalarda komplikasyon oranının %29’a ulaştığı belirtilmiş olup, bu nedenle daha düşük komplikasyon riski taşıyan minimal invaziv cerrahi teknikler günümüzde öncelikli tercih olarak öne çıkmaktadır (10,11).

Omurga bozukluklarına yol açan bir diğer önemli neden ise spinal bağların kemikleşmesidir. Bu durum, omurganın stabilitesini sağlayan ve hareket kabiliyetini yöneten spinal ligamentlerin heterotopik ossifikasyonu olarak da tanımlanmaktadır. Özellikle Uzak Doğu toplumlarında insidansın Batı toplumlarına göre daha yüksek olduğu bildirilmektedir; bunda genetik faktörlerin etkili olabileceği düşünülmektedir. Klinik olarak ise en sık posterior longitudinal ligamanın ossifikasyonu şeklinde klinik olarak kendini göstermektedir (12,13). Tanısal yöntemler arasında bilgisayarlı tomografi (BT) ve üç boyutlu BT öncelikli olarak kullanılmaktadır. Kadın cinsiyet ve vücut kitle indeksi, hastalığın prevalansında etkili faktörler arasında yer alırken, özellikle çıkış bölgesi olarak servikal lokalizasyonun en sık tutulduğu rapor edilmiştir. Tedavi protokollerinde cerrahi ve cerrahi dışı yöntemler uygulanmakta olup, en sık tercih edilen cerrahi teknikler arasında füzyon cerrahisi ve füzyonsuz laminoplasti yer almaktadır. Ancak hangi cerrahi yöntem uygulanırsa uygulansın, iyi klinik sonuç elde edebilmek için omurilik geri dönüşümsüz hasar görmeden önce posterior longitudinal ligaman ossifikasyonu bulunan hastaların zamanında cerrahi müdahale alması büyük önem taşımaktadır.

Ayrıca intervertebral disklerin dejenerasyonu yaşla birlikte kaçınılmazdır. Disk yüksekliğinin azalması, faset eklem hipertrofisi ve ligamentum flavum kalınlaşması sonucunda spinal kanal daralabilir. Lomber spinal stenoz, özellikle yürüme sırasında bacak ağrısı ve güçsüzlükle karakterize nörojenik kladikasyon tablosuna yol açabilmektedir.

Yaşlı hastalarda omurga bozukluklarının tanısı dikkatli bir klinik değerlendirme ile başlar. Ayrıntılı anamnezde ağrının lokalizasyonu, şiddeti, süresi ve travma öyküsü sorgulanmalı; fizik muayenede postür bozuklukları, hareket kısıtlılıkları ve nörolojik defisitler araştırılmalıdır. Tanısal görüntülemede ilk basamak olarak direkt radyografi tercih edilirken, yumuşak doku, intervertebral diskler ve spinal kanal patolojileri için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) altın standarttır. Osteoporotik kırıkların detaylı değerlendirilmesi ve kompleks kemik yapılarının incelenmesi amacıyla BT kullanılabilir. Osteoporozun değerlendirilmesinde ise çift enerjili X-ray absorbsiyometri (DEXA) yöntemi ile kemik mineral dansitesi ölçülerek kırık riski objektif şekilde belirlenebilir.

Yaşlılarda omurga bozukluklarının medikal tedavisinde temel hedef, ağrının kontrolü, fonksiyonel kapasitenin korunması ve komplikasyonların önlenmesidir. Ağrı yönetiminde asetaminofen ve non-steroid antiinflamatuar ilaçlar (NSAİİ) ilk basamakta kullanılırken, dirençli olgularda dikkatli şekilde opioid analjezikler de uygulanabilir; ancak yaşlılarda yan etki profili nedeniyle opioid kullanımı titizlikle ve yakından izlenmelidir. Kas spazmının eşlik ettiği durumlarda kısa etkili kas gevşeticilerden faydalanılabilir. Osteoporozun yönetiminde bifosfonatlar, denosumab ve seçilmiş hastalarda paratiroid hormon analogları gibi ajanlar kemik mineral yoğunluğunu artırarak kırık riskini azaltır. Ayrıca, tüm hastalarda yeterli kalsiyum ve D vitamini desteği mutlaka sağlanmalıdır. Fizik tedavi ve rehabilitasyon programları; kas gücünü artırma, postürü düzeltme ve dengeyi geliştirme amacıyla tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır (14).

Yaşlı bireylerde omurga bozuklukları; ağrı, hareket kısıtlılığı ve düşme riski ile bireylerin yaşam kalitesini ciddi şekilde tehdit eder. Multidisipliner yaklaşım, erken tanı ve uygun tedavi seçenekleriyle bu hastalarda fonksiyonel bağımsızlığın korunması mümkündür. Özellikle acil servis başvurularında, yaşlı hastaların spinal patolojileri mutlaka sistematik bir şekilde değerlendirilmelidir.

Yaşlılarda Postür Bozuklukları

İlerlemiş yaş, kas-iskelet sistemi değişikliklerinin yanı sıra duruş bozuklukları, statik dengeyi ve yürüyüşü sürdürmeyi zorlaştıran çeşitli sorunları da beraberinde getirmektedir (15). Omurgadaki anatomik değişiklikler, kas kütlesinde kademeli bir dejenerasyon ve de bunun yerini kolajen doku ve yağ dokunun alması ile yaklaşık bir ila üç santimetrelik bir yükseklik kaybı oluşmaktadır. Yaşlı bireylere özgü postüral deviasyon ve duruş değişiklikleri; genetik yatkınlık, sigara kullanımı, hormonal dengesizlikler, psikolojik faktörler, kötü postüral alışkanlıklar ile merkezi ve periferik sinir sistemine ait bozukluklardan kaynaklanabilmekte olup, en sık torasik ve servikal bölgelerde gözlemlenmektedir. Ağrı, hastaların en sık başvurduğu temel şikayetlerden biridir (16). Postür değişikliklerinin başlıca nedeni olarak osteoporoz ön plana çıkmaktadır. Risk faktörleri arasında ileri yaş, kadın cinsiyet, Asya kökenli olmak, östrojen eksikliği gibi durumlar yer almaktadır. Bunun yanı sıra yaşam tarzı faktörleri; alkol tüketimi, sedanter yaşam biçimi, kortikosteroid ve antikonvülsan ilaç kullanımı gibi durumlar da osteoporoz gelişimini destekleyen etkenler arasındadır (17). Yaşlı bireylerde öne eğilme, öksürme veya hapşırma gibi basit eylemler dahi osteoporotik kırıklara neden olabilmektedir. Kırıkların yanı sıra, yaşlılarda duruş ve omurga hizalanma bozuklukları da sıkça gözlenmektedir. Bu bağlamda kifoz, skolyoz ve lordoz en sık karşılaşılan deformiteler arasında yer almaktadır. Özellikle kifoz ve skolyoz, denge ve stabiliteyi bozarak yürüme sırasında çeşitli problemler oluşturur. Hastalar bu durumu genellikle geniş tabanlı duruş veya sallanarak yürüme gibi kompansatuvar mekanizmalarla dengelemeye çalışırlar. Tanıda, fizik muayene ve laboratuvar bulgularının yanı sıra, günümüzde en etkili yöntemlerden biri DEXA olarak kabul edilmektedir. Kalça veya omurga mineral yoğunluğunun 2,5 standart sapma veya daha fazla azalması osteoporoz tanısı açısından pozitif kabul edilmektedir. Osteoporoza bağlı bu tür rahatsızlıkların önlenmesinde ise düzenli egzersiz ve uygun ilaç tedavisi en etkili yaklaşımlar arasında yer almaktadır (18).

Kifoz, vertebra gövdelerinin ve intervertebral disklerin şekil özellikleri nedeniyle torasik omurgada belirli bir düzeyde anterior eğrilik bulunmasıyla karakterizedir ve bu durum fizyolojik olarak kabul edilmektedir. Yetişkin bireylerde yaklaşık 40°’lik kifotik açı normal sınırlar içerisinde değerlendirilirken, bu değer 55-60 yaşlarındaki kadınlarda ortalama 43°’ye, 76-80 yaşlarındaki kadınlarda ise ortalama 52°’ye yükselmektedir. Bu değerlerin üzerinde saptanan artışlar hiperkifoz olarak tanımlanır. Hiperkifoz insidansı ise hem erkek hem de kadınlarda %20 ila %40 arasında değişmektedir (19). Kifoz açısının ölçümü, ayakta çekilen lateral omurga radyografisi üzerinden yapılmaktadır. Ölçüm sırasında üst sınır olarak T4, alt sınır olarak T12 vertebraları referans alınarak çizilen dik çizgiler arasındaki açı hesaplanır ve bu ölçüm Cobb’un kifoz açısı olarak adlandırılır (Şekil 2). Alternatif bir yöntem olarak Debrunner kifoz ölçümü kullanılmaktadır. Bu yöntemde cihazın üst kolu T2 ve T3 spinöz çıkıntılara, alt kolu ise T11 ve T12 spinöz çıkıntılara yerleştirilir; hasta mümkün olduğunca dik dururken açı ölçülerek hesaplama yapılır (20,21) (Şekil 3).

Hiperkifozun fiziksel sonuçları; zayıf denge, yavaş yürüyüş hızı, duruş ve yürüyüşte geniş destek tabanı kullanımı, merdiven çıkma hızında azalma ve artmış düşme riski şeklinde özetlenebilir. Yaşam kalitesi üzerindeki etkileri ise; objektif sağlık göstergelerinden bağımsız olarak kişinin kendini sağlıksız hissetmesi (subjective poor health), aile ilişkilerinde zayıflama ve ekonomik koşullara yönelik memnuniyetsizlik şeklinde kendini gösterebilmektedir. Yaşlı bireylerde bu durumla mücadelede fizyoterapi, öncelikli tedavi seçeneği olarak kabul edilmektedir (22).

Şekil 2           Cobb’un kifoz açısı-T4-T12 vertebralar arası çizilen dik çizgiler arası açı. T4-T12 vertebralar arası çizilen dik çizgiler arası açı.

Şekil 3       Debrunner kifoz ölçümü-T2-T3 ve T11-T12 spinöz çıkıntılar arası dik durumdaki açı.

Skolyoz, koronal düzlemde omurganın lateral eğriliği olarak tanımlanmaktadır (Şekil 4). Amerika Birleşik Devletleri’nde nüfusun yaklaşık %2-3’ü skolyozdan etkilenmektedir. Etiyolojik açıdan değerlendirildiğinde, olguların yaklaşık %80’i idiopatik nedenlere bağlıdır; kalan kısmı ise konjenital ve nöromüsküler etiyolojilerden kaynaklanmaktadır. Skolyozun semptomları arasında omuz seviyelerinde asimetri, başın pelvis üzerinde hizalanmaması, kalçalarda simetri bozukluğu, göğüs kafesinde yükseklik farkı, bel bölgesinde asimetri, omurganın üzerindeki deride yapısal değişiklikler (omurga üzerinde çukurluk (sakral dimple), anormal kıllanma (hipertrikozis) ve renk değişiklikleri (hipo- veya hiperpigmente lekeler, café-au-lait lekeleri) ve vücudun bir tarafa doğru eğilmesi yer almaktadır. Tanıda fizik muayenenin yanı sıra direkt grafi, spinal radyografi, bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRI) yöntemleri kullanılmaktadır. Yaşlı popülasyonda, özellikle 65 yaş ve üzerindeki bireylerde en sık karşılaşılan skolyoz formu dejeneratif skolyoz olup, çoğunlukla lomber vertebra düzeyinde izlenmektedir. Dejeneratif skolyoz, yaşlı bireylerin yaklaşık %68’ini etkileyerek spinal stenoz (spinal kanal daralması) ve buna bağlı işlevsel bozukluklara yol açmaktadır. Tedavide öncelikle konservatif yöntemler tercih edilmektedir; ancak omurga eğriliğinin 50 derecenin üzerine çıkması durumunda, alt ekstremitelerde nörolojik defisit gelişmesi ve/veya intestinal (konstipasyon, inkontinans vb.) ya da mesane semptomlarının (retansiyon, nörojenik mesane vb.) ortaya çıkması durumunda cerrahi müdahale gerekebilmektedir (Şekil 5). Cerrahi prosedür; ilgili omurga segmentlerinin yeniden hizalanması, nöral elemanların dekompresyonu ve spinal füzyon işlemlerini kapsamaktadır. Ancak cerrahi girişimlerde komplikasyon oranlarının %37 ile %62 arasında değişebildiği bildirilmektedir (23,24).

Şekil 4      Skolyoz-Koronal düzlemde laterale eğiklik    

Şekil 5 Dejeneratif skolyoz-Laterale eğikliğin 50° ‘nin üzerine çıkması

Lordoz, servikal ve lomber omurgada anterior yönde eğriliğin artması durumu olarak tanımlanır. Çoğu olgu idiopatik kaynaklı olmakla birlikte, spondilolistezis, akondroplazi, osteoporoz ve osteosarkom gibi çeşitli kemik hastalıkları da lordoz gelişimine neden olabilmektedir. Servikal ve lomber lordoz, klinikte en sık karşılaşılan formlardır. Yaşlı bireylerde servikal omurgadaki lordotik eğrilik, fizyolojik sınırlar içerisinde kabul edilir. Ancak servikal lordozda konuşma ve yutma gibi fonksiyonlar etkilenebilirken; lomber lordozda ise karın öne doğru itilmiş, gluteal bölge ise arkaya çıkıntılı bir postür oluşur ve bu durum mesane ve bağırsak kontrolünü olumsuz etkileyebilmektedir (Şekil 6,7). Lomber lordoz açısından değerlendirildiğinde, yaşla birlikte lomber lordozun ya azaldığı ya da sabit kaldığı çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir (26). Cinsiyetler arasındaki farklılıklar tam olarak netleşmemiş olsa da, lomber lordozun ölçümünde Cobb açısı yaygın olarak kullanılan bir değerlendirme yöntemi olarak öne çıkmaktadır (27). Fleksiyon ve ekstansiyondaki toplam lomber lordoz ve hareket aralığının (range of motion, RoM) yaşla birlikte azaldığı genel kabul görmektedir (28). Lordoz tanısı; direkt grafi, bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi görüntüleme yöntemleri ile konulabilmektedir. Tedavi aşamasında ise fizik tedavi, destekleyici aparatlar, ilaç tedavileri ve cerrahi müdahaleler uygulanabilmektedir (29).

Şekil 6     Servikal lordoz – Servikal omurgada öne eğiklik durumu

Şekil 7   Lomber lordoz-Lomber omurgada öne eğiklik durumu

Sonuç olarak yaşlı hastalarda oluşabilecek olan postür bozuklukları hem sağlıksal hem yaşam kalitesi açısından önem arz etmekte olup zamanında yapılan teşhis ve tedavi kişinin geleceği açısından yönlendirici faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

KAYNAKLAR

  1. Hirai T, Uehara M, Miyagi M, Takahashi S, Nakashima H. Current Advances in Spinal Diseases of the Elderly: Introduction to the Special Issue. J Clin Med. 2021 Jul 26;10(15):3298. doi: 10.3390/jcm10153298. PMID: 34362083; PMCID: PMC8347409.
  2. Tosteson, ANA; Gabriel, SE; Grove, MR; Moncur, MM; Kneeland, TS; Iii, LJM Kalça ve Omurga Kırıklarının Kalite Ayarlı Yaşam Yılları Üzerindeki Etkisi. Osteoporos. Int. 2001 , 12 , 1042–1049.
  3. Roux, C.; Briot, K. Imminent fracture risk. Osteoporos. Int. 2017, 28, 1765–1769.
  4. Takahashi, S.; Hoshino, M.; Yasuda, H.; Hori, Y.; Ohyama, S.; Terai, H.; Hayashi, K.; Tsujio, T.; Kono, H.; Suzuki, A.; et al. Characteristic radiological findings for revision surgery after balloon kyphoplasty. Sci. Rep. 2019, 9, 1–7.
  5. Saleh, A.; Thirukumaran, C.; Mesfin, A.; Molinari, R.W. Complications and readmission after lumbar spine surgery in elderly patients: An analysis of 2320 patients. Spine J. 2017, 17, 1106–1112.
  6. Abd-El-Barr, M.M.; Huang, K.; Moses, Z.B.; Iorgulescu, J.B.; Chi, J.H. Recent advances in intradural spinal tumors. Neuro-Oncology 2017, 20, 729–742.
  7. Hirano, K.; Imagama, S.; Sato, K.; Kato, F.; Yukawa, Y.; Yoshihara, H.; Kamiya, M.; Deguchi, M.; Kanemura, T.; Matsubara, Y.; et al. Primary spinal cord tumors: Review of 678 surgically treated patients in Japan. A multicenter study. Eur. Spine J. 2012, 21, 2019–2026
  8. Patchell, R.A.; Tibbs, P.A.; Regine, W.F.; Payne, R.; Saris, S.; Kryscio, R.J.; Mohiuddin, M.; Young, B. Direct decompressive surgical resection in the treatment of spinal cord compression caused by metastatic cancer: A randomised trial. Lancet 2005, 366, 643–648.
  9. Crnalic, S.; Hildingsson, C.; Bergh, A.; Widmark, A.; Svensson, O.; Löfvenberg, R. Early diagnosis and treatment is crucial for neurological recovery after surgery for metastatic spinal cord compression in prostate cancer. Acta Oncol. 2012, 52, 809–815.
  10. Kim, J.M.; Losina, E.; Bono, C.M.; Schoenfeld, A.J.; Collins, J.E.; Katz, J.N.; Harris, M.B. Clinical outcome of metastatic spinal cord compression treated with surgical excision ± radiation versus radiation therapy alone: A systematic review of literature. Spine 2012, 37, 78–84.
  11. Hamad, A.; Vachtsevanos, L.; Cattell, A.; Ockendon, M.; Balain, B. Minimally invasive spinal surgery for the management of symptomatic spinal metastasis. Br. J. Neurosurg. 2017, 31, 526–530.
  12. Karasugi, T.; Genetic Study Group of Investigation Committee on Ossification of the Spinal Ligaments; Nakajima, M.; Ikari, K.; Tsuji, T.; Matsumoto, M.; Chiba, K.; Uchida, K.; Kawaguchi, Y.; Mizuta, H.; et al. A genome-wide sib-pair linkage analysis of ossification of the posterior longitudinal ligament of the spine. J. Bone Miner. Metab. 2012, 31, 136–143.
  13. Nakajima, M.; Genetic Study Group of Investigation Committee on Ossification of the Spinal Ligaments; Takahashi, A.; Tsuji, T.; Karasugi, T.; Baba, H.; Uchida, K.; Kawabata, S.; Okawa, A.; Shindo, S.; et al. A genome-wide association study identifies susceptibility loci for ossification of the posterior longitudinal ligament of the spine. Nat. Genet. 2014, 46, 1012–1016.
  14. Hirai, T.; Yoshii, T.; Nagoshi, N.; Takeuchi, K.; Mori, K.; Ushio, S.; Iwanami, A.; Yamada, T.; Seki, S.; Tsuji, T.; et al. Distribution of ossified spinal lesions in patients with severe ossification of the posterior longitudinal ligament and prediction of ossification at each segment based on the cervical OP index classification: A multicenter study (JOSL CT study). BMC Musculoskelet. Disord. 2018, 19, 107.
  15. Gervásio FM, Braga AK, Fortunato CN. Classical Postural Changes and their Correlations in Healthy Women in the City of Goiânia- Goiás. Movimentada Magazine. 2009 [accessed on July 24 2014]; 2(3).
  16. Schoueri IN. Yaşlılarda gözlem faktörü olarak duruş. Dergi Brezilya bilimi ve hareketi. 2009; 5(2): 36.
  17. Eliopoulos, C. (2018). Gerontological Nursing (9 th ed.). Wolters Kluwer.
  18. Cosman F, de Beur SJ, LeBoff MS, Lewiecki EM, Tanner B, Randall S, Lindsay R. Erratum to: Clinician’s guide to prevention and treatment of osteoporosis. Osteoporos Int. 2015 Jul;26(7):2045-7. doi: 10.1007/s00198-015-3037-x. Erratum for: Osteoporos Int. 2014 Oct;25(10):2359-81. doi: 10.1007/s00198-014-2794-2. PMID: 25986381; PMCID: PMC4643600.
  19. Kado DM, Huang MH, Karlamangla AS, Barrett-Connor E, Greendale GA. Hiperkifotik duruş toplumda yaşayan yaşlı erkek ve kadınlarda ölüm oranını öngörüyor: prospektif bir çalışma. J Am Geriatr Soc. 2004;52:1662–1667. doi: 10.1111/j.1532-5415.2004.52458.x.
  20. Kado DM, Christianson L, Palermo L, Smith-Bindman R, Cummings SR, Greendale GA. Yaşlı kadınlarda kifozun sırtüstü radyolojik ve ayakta klinik ölçümünün karşılaştırılması: Kırık Müdahale Denemesi. Omurga (Phila Pa 1976) 2006;31:463–467. doi: 10.1097/01.brs.0000200131.01313.a9.
  21. Lundon KM, Li AM, Bibershtein S. Osteoporozlu postmenopozal kadınlarda kifoz ölçümünde değerlendiriciler arası ve değerlendirici içi güvenilirlik. Omurga (Phila Pa 1976) 1998;23:1978–1985. doi: 10.1097/00007632-199809150-00013.
  22. Lynn SG, Sinaki M, Westerlind KC. Osteoporozlu kişilerin denge özellikleri. Arch Phys Med Rehabil. 1997;78:273–277. doi: 10.1016/s0003-9993(97)90033-2
  23. https://www.aans.org/patients/conditions-treatments/scoliosis/
  24. Thomas K, Wong KH, Steelman SC, Rodriguez A. Surgical Risk Assessment and Prevention in Elderly Spinal Deformity Patients. Geriatr Orthop Surg Rehabil. 2019 May 22;10:2151459319851681. doi: 10.1177/2151459319851681. PMID: 31192027; PMCID: PMC6540502.
  25. Been E, Kalichman L. Lumbar lordosis. Spine J. 2014 Jan;14(1):87-97. doi: 10.1016/j.spinee.2013.07.464. Epub 2013 Oct 2. PMID: 24095099.
  26. Vialle R, Levassor N, Rillardon L, Templier A, Skalli W, et al. (2005) Radiographic analysis of the sagittal alignment and balance of the spine in asymptomatic subjects. The Journal of bone and joint surgery 87:260–267 doi: 10.2106/JBJS.D.02043.
  27. Roussouly P, Gollogly S, Berthonnaud E, Dimnet J (2005) Classification of the normal variation in the sagittal alignment of the human lumbar spine and pelvis in the standing position. Spine (Phila Pa 1976) 30:346–353.
  28. Intolo P, Milosavljevic S, Baxter DG, Carman AB, Pal P, et al. (2009) The effect of age on lumbar range of motion: a systematic review. Manual therapy 14:596–604 doi: 10.1016/j.math.2009.08.006.
  29. Park MW, Park SJ, Chung SG. Relationships Between Skeletal Muscle Mass, Lumbar Lordosis, and Chronic Low Back Pain in the Elderly. Neurospine. 2023 Sep;20(3):959-968. doi: 10.14245/ns.2346494.247. Epub 2023 Sep 30. PMID: 37798990; PMCID: PMC10562244.
19 Haziran 2025 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Yeni Gönderiler
Eski Gönderiler

Hakkımızda

  • Üyelik Başvuru Formu
  • Kurumsal Kimliğimiz
  • Gizlilik Politikası

Bize Ulaşın

  • Mustafa Kemal Mahallesi Dumlupınar Blv. No:274 Mahall E Blok Daire:18 Ankara
  • Telefon: (0312) 438 12 66
  • Email: [email protected]
© 2021 – 2026 All Rights Reserved. Designed and Developed by DNS Tech Company
Facebook Twitter Instagram Linkedin Youtube Email
Geriatrik Acil Tıp Çalışma Grubu
  • Home
Giriş

Çıkış yapana kadar oturumumu açık tut

Parolanızı mı unuttunuz?

Parola Kurtarma

Yeni bir parola size e-posta ile gönderildi.

Yeni bir şifre mi aldınız? Giriş Yap