Herkese merhabalar, bu yazıda son yıllarda popüler hale gelmiş, gama-hidrosibütirat zehirlenmesi ile ilgili 2025 yılında Clinical Toxicology dergisinde yayınlanmış Skjelland ve ark. (1) yaptığı çalışmanın özetini sunacağız. Keyifli okumalar.
Giriş
Acil serviste bilinç değişikliği ile başvuran hastalar, klinisyenin en sık ve aynı zamanda en zorlandığı hasta gruplarından birini oluşturur. Özellikle ani gelişen koma, dalgalı bilinç düzeyi ve eşlik eden ajitasyon tablolarında ayırıcı tanı geniştir ve zaman baskısı altında doğru klinik karar verilmesi hayati önem taşır. Bu bağlamda gama-hidroksibütirat (GHB) zehirlenmesi, son yıllarda eğlence amaçlı madde kullanımının artışıyla birlikte acil servislerde giderek daha sık karşılaşılan bir klinik tablo haline gelmiştir.
GHB, santral sinir sistemi üzerinde güçlü depresan etkileri olan, dar terapötik aralığa sahip bir maddedir. Klinik etkileri, hafif sedasyondan derin komaya kadar geniş bir spektrumda seyredebilir ve bilinç düzeyi sıklıkla kısa süreler içinde dalgalanma gösterebilir. Bu özellikleri nedeniyle GHB zehirlenmesi, hem etanol intoksikasyonu hem de diğer santral sinir sistemi depresanlarıyla karışabilen, tanısı güç bir klinik durumdur. Ayrıca GHB’nin kısa yarı ömrü ve hızlı metabolizması, laboratuvar doğrulamasını klinik pratikte daha da zorlaştırmaktadır.
Bu çalışmanın temel çıkış noktası, “Klinik olarak GHB zehirlenmesi düşündüğümüz hastaların gerçekten kaçı GHB almış?” sorusudur. Klinik tanının doğruluğunu, kan örneklerinde yapılan toksikolojik analizlerle karşılaştırarak değerlendiren bu çalışma, acil servis pratiği açısından son derece öğretici veriler sunmaktadır.
Çalışmanın Amacı ve Klinik Önemi
Bu prospektif gözlemsel çalışmanın temel amacı, GHB zehirlenmesi ön tanısıyla hastaneye yatırılan hastalarda klinik tanının doğruluğunu laboratuvar bulguları ile karşılaştırmaktır. İkincil olarak ise, bu hastaların gerçekten hastane ve yoğun bakım tedavisine ihtiyaç duyup duymadığını değerlendirmek hedeflenmiştir.
Bu soru, özellikle acil servis triyajı açısından kritik öneme sahiptir. Çünkü GHB zehirlenmesi düşünülen hastalar genellikle: yoğun bakım yatışı, entübasyon, yakın monitörizasyon gibi ileri düzey kaynaklar gerektirebilecek şekilde yönetilmektedir. Ancak klinik tanı hatalıysa, hem hasta hem de sağlık sistemi açısından gereksiz müdahaleler söz konusu olabilir.
Yöntemsel Yaklaşım (Kısa İnceleme)
Çalışma Norveç’in Oslo kentinde, iki büyük hastanede yürütülmüş prospektif gözlemsel bir çalışmadır.
≥16 yaş olup, klinik olarak GHB zehirlenmesi tanısı alan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Klinik tanı; hastayı değerlendiren hekimin klinik bulgulara, hasta veya yakınlarının beyanına, ambulans ekibinin gözlemlerine ve olay yerinden elde edilen bilgilere dayanarak konulmuştur.
Tüm hastalardan başvuru sırasında kan örnekleri alınmış ve yüksek duyarlılığa sahip sıvı kromatografisi–tandem kütle spektrometrisi yöntemiyle GHB ve diğer maddeler analiz edilmiştir.
Klinik kararın, laboratuvar sonucu bilinmeden verilmesi buradaki en önemli noktalardan biridir. Bu durum çalışmayı gerçek yaşam pratiğine oldukça yakın kılmaktadır.
Hasta Profili ve Klinik Bulgular
Çalışmaya toplam 87 hasta dahil edilmiştir (Tablo 1). Hastaların:
- Ortanca yaşı 35 yıl civarındadır,
- Yaklaşık %59’u erkektir.
Bu demografik yapı, eğlence amaçlı madde kullanımına bağlı zehirlenmelerin tipik hasta profilini yansıtmaktadır.
Hastaların başvuru anındaki Glasgow Koma Skoru (GKS) dikkat çekici derecede düşüktür:
- Tüm hastalar için ortanca GKS: 6
- GHB pozitif hastaların yarısından fazlası, GKS 3 ile başvurmuştur.
Bu bulgu, GHB’nin ciddi santral sinir sistemi depresyonu yapabildiğini ve klinik olarak dramatik tablolarla karşımıza çıkabildiğini göstermektedir.
Tablo 1: Klinik olarak gama-hidroksibütirat (GHB) zehirlenmesi tanısı alan, gama-hidroksibütirat açısından pozitif veya negatif saptanan hastalarda demografik veriler, klinik bulgular, uygulanan tedaviler ve tespit edilen diğer ilaçlar.

Klinik Tanı ile Laboratuvar Doğrulamasının Karşılaştırılması
Çalışmanın en çarpıcı bulgusu şudur: klinik olarak GHB zehirlenmesi düşünülen hastaların yalnızca %69’unda kan örneğinde GHB saptanmıştır.
Bu durum, acil serviste GHB zehirlenmesinin klinik olarak aşırı tanı konulan bir tablo olabileceğini düşündürmektedir. Öte yandan, gamma-hidroksibütiratın kanda kısa eliminasyon yarı ömrüne sahip olması nedeniyle bazı gerçek vakaların saptanamamış olması da mümkündür. Bu durum, klinik tanının özgüllüğünün olduğundan düşük hesaplanmasına yol açmış olabilir.
Bununla birlikte GHB pozitif hastalarda:
- GKS daha düşüktür,
- GHB düzeyi ile GKS arasında ters korelasyon vardır (şekil 1),
- Yüksek GHB düzeyleri, daha derin koma ile ilişkilidir.
Bu bulgular, gerçek GHB zehirlenmesinde klinik tablonun daha ağır seyrettiğini desteklemektedir.
Şekil 1: Serum gama-hidroksibütirat konsantrasyonları ile Glasgow Koma Skoru arasındaki ilişki (rs = −0,45; P < 0,001).

Eş Zamanlı Madde Kullanımı: Tanıyı Bulandıran Ana Faktör
Çalışmada hastaların %87.3’ünde birden fazla madde saptanmıştır. GHB pozitif hastaların ise %96.7’sinde ek maddeler mevcuttur (Tablo 2).
En sık saptanan maddeler:
- Amfetaminler,
- Benzodiazepinler,
- Kokain,
- Etanol.
Özellikle benzodiazepin ve etanol, GHB negatif hastalarda daha sık görülmüştür. Bu durum, klinik olarak GHB’yi taklit eden tabloların önemli bir kısmının aslında diğer santral sinir sistemi depresanlarına bağlı olabileceğini düşündürmektedir.
Klinik pratikte sık karşılaştığımız şu durumu teyit eder niteliktedir:
“Koma + dalgalı bilinç + madde öyküsü = otomatik GHB tanısı”
Bu refleksin her zaman doğru olmayabileceği bu çalışmayla net biçimde ortaya konmuştur.
Tablo 2: Gama-hidroksibütirat zehirlenmesitanısı konulan hastalarda tespit edilen ilaçlar (n = 87).

Yoğun Bakım ve Hastane Yatışı Gereksinimi
GHB pozitif hastaların yaklaşık yarısı yoğun bakım ünitesine yatırılmıştır.
Ancak daha önemlisi şudur:
GHB pozitif hastaların %83.9’u, retrospektif kriterlere göre gerçekten hastane tedavisine ihtiyaç duymaktadır (Tablo 3).
Bu bulgu, klinik tanı her zaman doğru olmasa bile, triyaj kararlarının genel olarak güvenli olduğunu göstermektedir. Yani klinisyenler, yanlış tanı koymuş olsalar bile, yüksek riskli hastaları genellikle doğru şekilde üst basamak bakıma yönlendirmiştir.
Bu durum, acil servis ve ambulans triyaj sistemlerinin hassas ama güvenli çalıştığını düşündürmektedir.
Tablo 3: Klinik olarak gama-hidroksibütirat zehirlenmesi tanısı konulan, hastanede tedavi gereksinimi olan veya olmayan hastaların demografik özellikleri, klinik gözlemleri, tedavileri ve tespit edilen diğer ilaçlar.

Çalışmanın Güçlü Yönleri ve Sınırlılıkları
Güçlü yönler:
- Prospektif tasarım,
- Gerçek yaşam pratiğine uygun klinik karar süreci,
- Gelişmiş toksikolojik analiz yöntemleri.
Sınırlılıklar:
- Klinik tanı, hekimler arasında değişkenlik gösterebilir,
- GHB’nin kısa yarı ömrü nedeniyle bazı gerçek vakalar laboratuvarda negatif çıkmış olabilir,
- Klinik olarak GHB düşünülmeyen ancak gerçekte GHB alan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir (yalancı negatifler).
Sonuç ve Klinik Mesajlar
Bu çalışma bize birkaç net mesaj vermektedir:
- Klinik olarak düşünülen her GHB zehirlenmesi gerçekten GHB değildir.
- Polisubstans kullanımı, klinik tabloyu ciddi şekilde maskelemekte ve tanıyı zorlaştırmaktadır.
- Derin koma ve düşük GKS, gerçek GHB zehirlenmesi ile daha güçlü ilişkilidir.
- Klinik tanı mükemmel olmasa da, triyaj ve hastane yatışı kararları genellikle güvenlidir.
- Gelecekte, GHB zehirlenmesi için daha spesifik klinik kriterlere ihtiyaç vardır.
Kaynak
- Didrik Skjelland, Benedicte M. Jørgenrud, Karsten Gundersen, Mari Asphjell Bjørnaas, Mette Brekke, Vivian M. Dalaker, Håvard Furuhaugen & Odd Martin Vallersnes (2025) Gamma-hydroxybutyrate poisoning: clinical diagnosis versus laboratory findings, Clinical Toxicology, 63:4, 253-260, DOI: 10.1080/15563650.2025.2463700