Ultrasonografi Çalışma Grubu
  • TATDUS
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon ve Misyon
      • Amaç, Hedef ve Görevler
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu
      • Eğitmenler
      • İçerik Editörleri
      • Web Ekibi
      • Sosyal Medya Ekibi
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Bildiri Kitapçıkları
      • Raporlar
  • Nöbetten Merhaba
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslarımız
      • İleri USG Kursu
      • Temel USG Kursu
      • Kurs Planları
      • Uluslararası Kurslar
      • Geçmiş Kurslar
      • Yeni Başlayanlar İçin Acil USG
    • Sempozyum ve Kongreler
      • USG sempozyumu
    • Sosyal Etkinlikler
      • USG yarışması
  • Yazılarımız
    • Sürekli Yayınlar
      • Literatür Özetleri
      • Rehberler
      • Tüm Yazılarımız
    • Videolar
      • Ayın Videosu
      • Ayın Olgusu
      • Nöbetten Merhaba
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
Aidat Ödemesi Bağış
Ultrasonografi Çalışma Grubu
  • TATDUS
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon ve Misyon
      • Amaç, Hedef ve Görevler
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu
      • Eğitmenler
      • İçerik Editörleri
      • Web Ekibi
      • Sosyal Medya Ekibi
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Bildiri Kitapçıkları
      • Raporlar
  • Nöbetten Merhaba
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslarımız
      • İleri USG Kursu
      • Temel USG Kursu
      • Kurs Planları
      • Uluslararası Kurslar
      • Geçmiş Kurslar
      • Yeni Başlayanlar İçin Acil USG
    • Sempozyum ve Kongreler
      • USG sempozyumu
    • Sosyal Etkinlikler
      • USG yarışması
  • Yazılarımız
    • Sürekli Yayınlar
      • Literatür Özetleri
      • Rehberler
      • Tüm Yazılarımız
    • Videolar
      • Ayın Videosu
      • Ayın Olgusu
      • Nöbetten Merhaba
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
  • Üye Girişi
Pazar, 19 Nisan, 2026
Son Yazılar
Akut Perfore Apandisit
İleri Düzey Uygulayıcılar İçin Yatak Başı Ultrasonografi Eğitimi
Türkiye Acil Tıp Kongresi (TATKON) ve 6. TATD Kurs Günleri Kongresi
Resüsitatif Transözofageal Ekokardiyografi
7. TATD Kurs Günleri Kongresi
Acil Servise Senkop ile Başvuran Hastalarda Tüm Vücut Yaklaşımlı Hedefe Yönelik...
10. AVRASYA ACİL TIP KONGRESİ (EACEM) VE 20. TÜRKİYE ACİL TIP...
SEEEDMC-2024 & The 10th National Conference of the Romanian Society for...
Temel Ultrasonografi Kursu 13 – 15 Aralık 2024, Ankara
Temel Ultrasonografi Kursu 14 – 15 Eylül 2024, Sakarya
Ultrasonografi Çalışma Grubu
Ultrasonografi Çalışma Grubu
Aidat Ödemesi
  • TATDUS
    • Hakkımızda
      • Tarihçe
      • Vizyon ve Misyon
      • Amaç, Hedef ve Görevler
    • Kurullar
      • Yürütme Kurulu
      • Eğitmenler
      • İçerik Editörleri
      • Web Ekibi
      • Sosyal Medya Ekibi
      • Üyeler
    • Belgeler
      • Yönerge ve Diğer Belgeler
      • Faaliyet Raporları
      • Kılavuz ve Rehberler
      • Bildiri Kitapçıkları
      • Raporlar
  • Nöbetten Merhaba
  • Etkinliklerimiz
    • Kurslarımız
      • İleri USG Kursu
      • Temel USG Kursu
      • Kurs Planları
      • Uluslararası Kurslar
      • Geçmiş Kurslar
      • Yeni Başlayanlar İçin Acil USG
    • Sempozyum ve Kongreler
      • USG sempozyumu
    • Sosyal Etkinlikler
      • USG yarışması
  • Yazılarımız
    • Sürekli Yayınlar
      • Literatür Özetleri
      • Rehberler
      • Tüm Yazılarımız
    • Videolar
      • Ayın Videosu
      • Ayın Olgusu
      • Nöbetten Merhaba
  • Etkinlik Takvimi
  • İletişim
Copyright 2024 - All Right Reserved
Literatür ÖzetleriSürekli Yayınlar

Hayata Açılan Yollar – Damarların Sessizliği

tarafından BETÜL GÜLALP EVREN 20 Ağustos 2017
written by BETÜL GÜLALP EVREN

Acil Tıp ve Acil Tıp Uzmanı tarafından uygulanan Bakı Noktasında Acil Ultrason konusunda özellikle son 20 yılı aşkın süredir dünyada konsensusları ve kılavuzları yayınlanmış ve şu ana dek belli bir yol alınmış olsa da, özellikle kalp ve damarlar ile ilgili yeni ve ileri algoritmaları içeren Acil Tıp Alanında gerçekleştirilebilecek birçok çalışma mevcuttur.

Her ne kadar Acil Tıp’ın başlıca sorumlulukları; Hastanın yaşamda tutulması, ayırıcı tanı ve ilk tedavisi olsa da; Acil Servise yeni bir şikayetle başvuran hastaların kalp ve ana damarları için tartışmaya açılabilecek bazı konular mevcut.

  1. Bakı Noktasında Acil Ultrason uygulamasında Doppler yer almaz.  Buna rağmen, diyastolik kalp yetmezliğine bağlı pulmoner ödem, pulmoner arter basıncı vd. birçok acil durumda Acil tedavileri doğru, etkin ve izlenebilir olabilmesi için temel ve odaklanmış Doppler yöntemlerini uygulamak gerekmektedir.
  2. İster arter ister ven olsun vücut ve ekstremite ana damarlarındaki patolojiler yaşamı riske eden acil durumları çözmede ipucu ya da doğrudan nedeni oluşturabilmektedirler. Yaşam için sessiz riskleri oluştururlar.
  3. Ve son olarak Acil Tıp Ülkemizde gelişmiş ülkeler seviyesi ile yarışabilecek düzeyde hızla gelişmektedir. Uluslararası ve ulusal bilime dayalı kanıtlanmış Acil Tıp kılavuzları sürekli güncellenmektedir ve uygulanmaktadır.

Tüm bu süreçte; 

-Yalnızca 3.Basamak Hastaneleri değil; Tüm Hastanelerin Acil Servislerini içerecek şekilde Kalite Kriterleri arasında kılavuzlara uyumlu özelliklerde süregen Ultrason cihazının temininin gerekliliğinin güncellenebilmesi.

-Uzmanlık eğitimi içerisinde ya da Acil Tıp Derneklerince sunulan sınavlı Acil Ultrason eğitimleri olan ve 2 yılda bir güncelleyen Acil Tıp Uzmanlarının Acil Servislerde Bakı Noktasında Acil Ultrason kullanım koşullarının sağlanabilmesi ile kurtarılabilecek hasta sayısının arttırılabilmesi.

– Acil Tıp Uzmanı tarafından uygulanan Bakı Noktasında Acil Ultrason kullanım, endikasyon, kayıt vd. uluslararası detayların resmi ve uygulanır hale getirilebilmesi

Acil Tıp Hizmetine katkıda bulunacak hızlandırılması gereken konulardır.

Son olarak, literatürde gelişmiş ülkelerde Acil Tıp Uzmanlarına karşı Bakı Noktasında Acil Ultrason konusunda açılmış davalar mevcuttur; Az sayıda da olsa bu konudaki dava nedenleri yalnızca; Acil Serviste Acil Tıp Uzmanının Bakı Noktasında Acil Ultrason uygulamaması, geç uygulaması ya da kaybedilen bazı hastalarda ekstremite damarlarına uygulamayarak eksik uygulama yapmış olması suçlamalarını içermektedir. 

Sonuç olarak özellikle yeni ama açıklanamayan şikayetle Acil Servis başvurusu yapan stabil olguda ana boşluk ve ana damarlara odaklanmış Doppler yöntemlerinin kullanımı yararlı olacaktır.  

Küçük bir örnekle; Beş gündür yan ağrısı olan genç hastada kısmi femoral arter trombozunu belirlemek, büyük buzdağının en küçük parçasını bulmuş da olsanız, yaşamda kalmasını sağlamak ve kazanmak için yeterli olabilmektedir.

Damarlar üstüne yayınlanmış birkaç makaleyi gözden geçirecek olursak;

* Görüntüler paylaşılmamıştır; Özetler PUBMED’den ücretsiz paylaşılmakta olan makalelerden seçilmiştir.

Shaukat NM, Taha F, Vortsman E, Desai P, Kindschuh M.

Bakı Noktasında Ultrason ile Ana Femoral Arter ve Ven Trombozunun bulgusunu izleyen Abdominal Mural Aort Trombus Tanısı

J ultrason. 2015 Oct 6; 18 (4): 415-20.

Kim?

Diabetes mellitus tip 2, hipertansiyon, atriyal fibrilasyon, varfarin kullanım öyküsü olan 79 yaşındaki kadın, morbid obez idi. Geçmişinde sol femoral-popliteal bypass grefti ve diz üstünden ampütasyonu mevcuttu.  Acil Servise 3 gündür var olan sağ bacak ağrısıyla başvuran genel durumu kötü görünen hasta idi.

Fizik Bakı?

İlk vital bulgular; Nabız 108 atım / dakika, Solunum sayısı 18 / dk, Sat O2% 92 dışında normal idi. Akciğerlerde bilateral vizing, ilk bakıda hafif abdominal hassasiyet mevcuttu. Rebound ya da defans yoktu. Sağ alt ekstremite soluk ve soğuktu. 30 dakika sonra hasta unstabil hale geldi. Abdominal belirgin hassasiyet mevcuttu. Sağ ana femoral arterde (CFA) transvers düzlemde B mod ultrasonografiyle ekojenik görünüm izlendi. Kısmi akım ana femoral (CFV) ve safen ven (GSV) üzerinde görüntülenirken, çapraz renk akışı Doppler ultrasonografi ile ortak femoral arterde (CFA) akım izlenmedi.

Montorfano MA, Pla F, Vera L, Cardillo O, Nigra SG, Montorfano LM.

Penetran ve Künt Travmada Vasküler Yaralanmaların Bakı Noktasında Ultrason ve Doppler Ultrasonografi ile Değerlendirilmesi.

Crit Ultrason J. 2017 Aralık; 9 (1): 5.

Bakım Noktası Acil Ultrasonu ve Renkli Akım Dupleks Doppler kolay ulaşılabilen, girişimsel olmayan, zararsız ve çözümü sağlayan yöntemlerdir. Bu çalışmada, ekstremiteler ve boyundaki penetran ve künt travma ile ilişkili damar yaralanmalarda uygulanan Bakım Noktası Acil Ultrasonu ve Renkli Akım Dupleks Doppler değerlendirildi.

Ekstremitelerde ve boyun travmalarında acil cerrahi endikasyonları;

* Pulsatil dış kanama,

* Genişleyen hematom,

* Distal nabız olmaması,

* Soğuk / soluk ekstremite,

* Palpe edilebilir tril, oskültasyonda üfürüm olması

* Fizik bakıda “Hard Signs” adıyla çetin bulguların varlığı olarak belirtilmiştir.

Hangi Prob?

Uygun prob, yüksek frekanslı ve düşük penetrasyonlu düz probtur. Lezyona erişemiyorsanız dışbükey prob tercih edilir.

Damarları bulmak için basamaklar;

* 2 düzlemde tarama gereklidir; B-modda transvers ve longitudinal eksenler.

* Proksimal ve distal akımlar Renkli Doppler ve Dupleks Doppler ile doğrulanmalıdır.

Yapıların ayrımında ipuçları;

Venler;

* Genellikle oval şekilli

* Anekoik,

* Kesinlikle ve tamamen prob ile komprese edilebilirler.

* Anlık Doppler (PWD), dinlenme esnasında devamlı ve spontan akımı gösterir, inspirasyon sırasında hızı artar; ekspirasyonda veya Valsalva manevrasında ise azalır.

* Artış Testi; Distal venlerin aktif olarak komprese edilmesi ile venöz akım hızının artmasıdır.

 Arterler;

* Yuvarlak şekilli,

* Ekojen duvar,

* Komprese edilemezler

Anlık Doppler (PWD)’de 3-Evreli bir model mevcuttur (Sol ventrikül sistolü – aort kapağının kapanması-elastikiyet)

3-Evreli modelin yokluğu hem akut hem de kronik durumlarda olabilir.

Herhangi bir kuşkuda, bulguları diğer sağlıklı ekstremite görüntüleri ile karşılaştırınız.

Venöz yaralanmalar;

Travma nedeniyle damarlarda;

* Kısmen veya tamamen parçalanma,

* İntimal yaralanma,

* Travma sonrası tromboz; Travmadan dakikalar ya da saatler sonra gelişen.

Akut tromboz; Venin dilate olması ve komprese edilememesi.

Kronik tromboz; Daha ekojenik trombüs, dilate olmayan ve kısmi kollapsibilite.

Renkli Dupleks Doppler; Kan akımının varlığı veya yokluğunun, akım yönünün ve hızının ayırt edilmesi.

Kısmi tromboz; Normal veya patolojik akım, solunumda normalde var olan değişkenliğin kaybı.

Total tromboz; Hem renkli hem de PWD’de akım olmaması.

Arter yaralanmaları;

Genellikle hafif bir duvar düzensizliği meydana gelir. Ciddi yaralanmalarda intima ayrılmaları, yalancı-anevrizmalar veya arteriovenöz fistül görülebilir.

İntima kapakları;

* İnce, ekojenik yapılar gibi görünür

* Damar içinde yüzer

* PWD ve CFD’de bazen değişikliğe neden olur

* Bazen türbülans ve düzensiz akıma neden olur

Yalancı-Anevrizma;

* Arter duvarının kısmi yırtılması

* Bağ dokusu, hematom veya yumuşak doku ile çevrilidir.

* Yalancı-Anevrizma boyun varlığı

En yaygın neden girişimsel işlemlerdir ve daha sonra ateşli silah ve bıçak yaralanması ile penetran travmalardır.

Arteriyovenöz fistül (AVF)

* Hematoma benzeyen anekoik veya hipoekoik imge olması,

* Arteriyalizasyon

* Hareketli ekojeniteler içermesi

* Pulsatil hematom

* Sistol sırasında genişleme.

* Swirling (Türbülanslı Hareket); Renkli bir yin-yang işareti; Aliasing (Örtüşme); Renkli mozaik varlığı; Türbülanslı akım

* Boynunda “To-and-Fro” (İleri-geri hareket)

* İki yönlü hareket olması

* Üfürüm ya da tril olabilir

* Hemodinamik değişiklikler olabilir.

* Yüksek akımlı türbülans.

* Dolaşımdaki sistolik kayıpla oluşan AVF’deki yüksek sistolik ve diyastolik hız varlığı

Mennitt K, Deol M, Gao J.

Ekstremite Arterinin Acil Renkli Doppler Sonografisi: Resimli bir makale

Clin Imaging. 2017 Mar – Apr;42:240-248.

Giriş

Bu çalışma Acil serviste ekstremitelerde travmaya bağlı arter yaralanmaları ve akut arter iskemi kuşkusu olan olguların bir derlemesidir.

Yöntem

Arter Renkli Dubleks Doppler Sonografi (CDUS) ile arter morfoloji ve hemodinamisi değerlendirilen toplam 500 yetişkini içeren retrospektif çalışmadır.

Klinik endikasyonlar; Ekstremite ağrısı, şişme, travma, kalp kateterizasyonu sonrası periferik damarsal anormallik, soğuk ekstremite ve nabız zayıflığı veya yokluğudur.

Gerekli eğitim, Radyoloji ve Acil Tıp Uzmanları uzmanlık programlarının bir parçası olarak yer almaktadır. Bu çalışmada uygulayıcı, radyoloğa bağlı çalışan ultrasonografi teknisyeni idi.

Üst ekstremitenin CDUS başlangıç ​​noktası aort arkın en yakın noktası olan brakiyosefalik (sağda), subklavian (solda) arterlerin distale doğru taranması ile başlanır. Alt ekstremite için ise başlangıç noktası inguinal ligament hemen altı idi.

Gri Skala; Şekil, boyut, plaklar, trombüs (bazen görülebilir, gerekli değildir)

Renkli akım; Anormal kan akımı, artan hızla gösterildiği gibi, akım türbülansı ve azalmış akım ile de gösterilebilir.

Spektral (Görüngesel) analiz; Hız ölçümleri.

Doppler dalga formu modelleri; Arter ve venin açıklığı, arter stenozunun ciddiyeti (tepe sistolik hız) ve hem arter hem vende akım yönünü belirler.

Ultrason ses demeti görüngesel (spektral) analizler için akım yönüne 0-60° derece olmalıdır. En ideal olan akıma paralel olasıdır.

Sonuçlar

En sık tanılar:

* Aterosklerotik hastalık;

* Yalancı-Anevrizma; En sık alan femoral arterdir. Tedavi; Ultrason kılavuzluğunda kompresyon, perkütan ultrason kılavuzluğunda trombin enjeksiyonu veya cerrahi onarımdır.

* Anevrizma; Genişlemiş doğal arter veya arter greft görünümü.

Komplikasyonlar; Tromboz ve rüptür. Tedavi: Stent yerleştirilmesi veya cerrahi onarım.

* Arteriyovenöz fistül; Karışık arter ve ven Doppler dalga formu, artan akım hızı ve türbülans mevcuttur.

* Arter oklüzyonu (tromboz veya embolizm); Ekojenite, uzamış arter plakları, arter lümeninin daralması, duvar ekojenite artışı, duvardaki düzensizlik, anormal kan akımı, yüksek hız ve türbülans, akım hızında azalma mevcuttur. Lümen içi ekojenitede artışı, tromboz embolisi ile birlikte görülebilir.

Yaşam kurtarmak için yaşamını sunan Acil Tıp’a,
Acil Tıp’a değer ve emek veren herkese,
Sonsuz saygı ile..

20 Ağustos 2017 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
RehberlerSürekli Yayınlar

Yatak Başı Biliyer Ultrasonografi

tarafından Volkan Arslan 17 Ağustos 2017
written by Volkan Arslan

Hepatobiliyer hastalıklar acil servise karın ağrısı ile başvuran hastaların ayırıcı tanısında yer alır. Ateş, bulantı, kusma ve/veya sarılığın eşlik ettiği sağ üst kadran ağrısı olan hastalarda hepatobiliyer hastalıklar olma olasılığı yüksektir ve bu hastalarda yatak başı biliyer ultrasonografi tanı koymada yardımcı olacaktır.

Hepatobiliyer sistemin sonografik incelenmesi Amerikan Acil Hekimleri Birliği’nin (ACEP) 2008’de yayımladığı Acil Ultrasonografi Politikasına göre temel beceriler arasında yer alır.

Biliyer Ultrasonografinin Klinik Endikasyonları

Biliyer ultrasonografinin temel endikasyonu akut kolesistitin sonografik bulgularının hızlıca tanınmasıdır.

Biliyer Ultrasonografinin Uygulanışı

Anatomik belirteçler ve değerlendirmeler. Karaciğer karnın sağ üst kadranında yerleşmiş intraperitoneal bir organdır. Karaciğerin sınırları süperiorda diyafragma, inferomedialde duodenum ve pankreas başı, inferiorda safra kesesi, hepatik fleksura ve çıkan kolon ve sağ böbreğin üst kutbu ile çizilmiştir. Safra kesesi karaciğerin inferior yüzeyinde, sağ ve sol lobu arasında yerleşimlidir. Sınırlarında inferiorda hepatik fleksura ve transvers kolon ve medialde duodenum vardır.

Karaciğerin tipik bir sonografik görüntüsü vardır ve safra kesesinin görüntülenebilmesi için eko-dostu bir pencere sağlar. Safra kesesi kıvrımlar, septasyonlar ve fundusta lokalize ise Firik şapkası gibi anatomik varyasyonlar gösterebilen oval şekilli kistik bir organ şeklinde görülür. Ana lober fissür (MLF, main lobar fissure) safra kesesini uzun aksında portal vene bağlıyor gibi görülür hepsi birlikte tipik “ünlem işareti” görüntüsünü oluştururlar. Median hepatik ven karaciğeri sağ ve sol loba ayırır ve MLF ile birlikte seyreder. Hepatik arter ve ana safra kanalı (ASK) portal venin anteriorunda yer alır ve üçü birlikte portal triadı oluşturur.

Hasta pozisyonu. Hasta pozisyonu acil biliyer ultrasonografi uygulamasında anahtardır. Beş pozisyon düşünülebilir: supin, sol-lateral dekübit, yarı oturur, dik veya pron. Hastayı supin pozisyona getirerek başlanmalıdır. Diyafragmanın nefes almakla birlikte aşağı doğru inmesi sayesinde karaciğer ve eşlik eden yapılar inferiora doğru itilir ve safra kesesi görüntüye girer. Diğer pozisyonlar safra kesesi görüntülenemediğinde veya safra taşının hareketinin teyit edilmesi istendiğinde faydalı olabilir.

Biliyer Sistemin Taranması

Biliyer sistemin taranması için düşük frekanslı (ör. 3,5-5 MHz) konveks veya sektör prob kullanılmalıdır. Safra kesesinin lokalize edilebilmesi için dört prob yerleşimi kullanılabilir: subkostal, epigastrik, interkostal, flank.

Hasta supin pozisyona alındıktan sonra prob orta klaviküler çizgide, işaretleyici hastanın başına bakacak şekilde subkostal olarak yerleştirilir. Bazı uygulayıcılar probu epigastrik bölgeye yerleştirir ve işaretleyiciyi hastanın sağ omzuna doğru çevirir. Alternatif olarak interkostal pozisyon için prob sağ anterior aksiller çizgide, alt interkostal boşluklara yerleştirilir. Son olarak safra kesesinin lokalize edilebilmesi için probun sağ flank bölgeye/Morrison boşluğu alanına yerleştirilmesi düşünülebilir.

Gereği halinde safra kesesinin lokalize edilebilmesi için prob döndürülebilir. Safra kesesi ve inferior vena kava gibi her hangi bir damarsal yapıyı ayırt etmekte güçlük yaşanıyorsa renkli akım Doppler modu kullanışlı bir yardımcı olacaktır.  

Safra kesesi longitudinal ve transvers (uzun aks ve kısa aks) olmak üzere iki planda incelenmeli, ve anterior safra kesesi duvarı ve ana safra kanalının ölçümleri yapılmalıdır. Anterior safra kesesi duvarı 3 mm’den küçük ölçülmelidir. Posterior duvarın ölçülmesi, posterior güçlenme artefaktı nedeniyle yanlışlıkla daha kalın ölçülmesine neden olacaktır.

Portal venin anteriorunda yer alan ana safra kanalının ayırt edilebilmesi için safra kesesinin “ünlem işareti”, MLF ve portal ven lokalize edilmelidir. Ana safra kanalı içten içe 6-7 mm’den daha dar olarak ölçülmelidir. Artan yaşla ve postoperatif durumlarda ana safra kanalı genişler.

Biliyer Patolojinin Tanınması

Akut kolesistit. Sağ üst kadran ağrısı olan hastada akut kolesistiti telkin eden bulgular şunlardır:

  • Safra taşı ve çamuru
  • Sonografik Murphy işareti
  • Safra kesesi duvar kalınlığında artış (3 mm’den fazla)
  • Ana safra kanalında genişleme (6-7 mm’den fazla)
  • Genişlemiş safra kesesi (10 cm x 5 cm’den fazla)

Safra taşının varlığı akut kolesistit tanısı için primer sonografik kriterdir. Safra kesesi akut biliyer hastalık zemininde veya tesadüfi olarak bulunabilir. Safra taşı hareketli, anekoik bir gölgesi olan, safra kesesi içinde hiperekojen bir odak şeklinde görülür. Safra taşı tipik olarak hastanın değişen pozisyonu ile yer değiştirir. Küçük safra taşlarının, özellikle 3 mm’nin altında olanların gölgesi olmayabilir. Safra kesesi boynunda yerleşen bir taş normalde yaklaşık 10 cmx5cm boyutlarında olan safra kesesinin genişlemesine neden olabilir. Safra kesesi tamamen taşla dolu olduğu zaman duvar eko gölgesi (DEG) görülebilir. Bu durumda anteriorda safra kesesi duvarının yanında ekojenik bir çizgi, safrayı temsil eden anekoik bir çizgi, taşları temsil eden hiperekojen bir çizgi ve posterior akustik gölge görülür.

Safra kesesi içinde değişken, gölgesiz bir ekojenite katmanı, içinde çoğu zaman taş da barındıran çamurun karakteristik görüntüsünü oluşturur. 

Sonografik Murphy işaretinin (ultrasonografi probu ile safra kesesi üzerinde iken hassasiyet oluşması) tespiti için girişimlerde bulunulmalıdır. Sonografik Murphy işareti toplamda % 87,2 doğruluk, % 63 duyarlılık, % 93,6 özgüllük, % 72,5 pozitif prediktif değer ve % 90,5 negatif prediktif değer ile kullanışlı fakat mükemmel olmayan bir bulgudur.

Perikolesistik sıvı varlığı da not edilmelidir. Safra kesesi dış duvarı boyunca anekoik bir sıvı çizgilenmesi şeklinde görülecektir.

Safra kesesi duvar kalınlığında artış yemek sonrasında oluşabileceği gibi siroz, hipoalbuminemi, konjestif kalp yetmezliği, HIV hastalığı, pankreatit ve böbrek yetmezliği gibi bazı hastalıklarla da oluşabilir.

Akalkülöz kolesistit nadir bir hastalıktır fakat safra kesesinin genişlediği, hastanın toksik göründüğü ve diyabet gibi bazı alt nedenlerin olduğu durumlarda akılda tutulmalıdır.

Biliyer kanal tıkanıklığı. Taşlar, pankreas patolojisi (ör. kitle), veya striktür nedeniyle oluşan biliyer kanal darlığında ana safra kanalı 6-7 mm’den daha geniş olarak ölçülür. Sonografik olarak ana safra kanalı ana portal tiriadda, anteriorunda ana portal venin seyrini takip eden, anekoik tübüler bir yapı olarak görülür. 

Varyantlar ve taklitler. Birçok anatomik varyant tariflenebilir. İndentasyonlar lümende septasyonlara neden olabilir ve taşla karıştırılabilir. Septasyolarda gölgelenme genellikle oluşmaz. Safra kesesi katlantısı Firik şapkası olarak adlandırılır.

Biliyer polipler taşla karıştırılabilir fakat pozisyonla yer değiştirmemesi ayırt edici özelliğidir.

Hepatik kistler safra kesesi ile karıştırılabilir. Hepatik kistler daha keskin sınırlara sahiptir. İnternal ekoları yoktur ve artmış posterior akustik belirginleşmeleri vardır.

Hatırlatma ve Tuzaklar

Bazı son hatırlatma ve tuzaklar şunlardır:

  • Safra kesesi hareketli bir organdır; hasta ve/veya probun pozisyonunu değiştirmeyi unutmayın.
  • Tüm organı hem longitudinal hem de transvers planlarda tarayarak safra taşlarını polip ve septasyon veya katlantılarda ayırın.
  • Biliyer muayene esnasında damarsal yapılarla damarsal olmayan yapıları ayırt etmek için renkli Doppler kullanın.
  • Ultrasonografi bulguları klinikle örtüştürülmelidir; akut kolesistit düşündüren bulgular (ör. safra taşı veya kalınlaşmış duvar) hasta olmayan kişilerde de görülebilir.
  • Yaşlılarda veya kolesistektomi olmuş hastalarda patoloji yokluğunda da ana safra kanalı genişlemiş olabilir.
  • Safra kesesinin anterior duvarını ölçün. Akustik artma veya barsak gazı kaynaklı artefakt nedeniyle posterior duvarı yapay olarak daha kalın görülebilir.

Sonuç

Akut kolesistitin tespiti amacıyla yatak başı biliyer ultrasonografi acil hekimlerince başarı ile uygulanabilir. Yatak başı ultrasonografi her zaman klinik hikaye doğrultusunda kullanılmalıdır.

Çevirenin Notu

Hepatobiliyer ultrasonografi hepimizin iyi bildiği ve uyguladığı temel ultrasonografi becerilerindendir. ACEP’in bu kılavuzu ile yakından tanıdığımız bu konuyu bir kez daha hatırlamış olduk.

Yazıda geçen 10×5 cm boyutlar safra kesesi için patolojiktir. Bir cümlede sanki bu boyutlar normalmiş gibi algılanabilecek bir ifade kullanılmış fakat 10×5 cm boyutları safra kesesinde hidrops olduğunu gösterir. 

Not: Yazı ve resimler ACEP’in yayınladığı Yatakbaşı Biliyer Ultrasonografi yazısının çevirisidir.

Focus On: Bedside Biliary Ultrasound. (Accessed 17.08.2017, at https://www.acep.org/Content.aspx?id=64648.)

17 Ağustos 2017 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
RehberlerSürekli Yayınlar

Rehberler – Yatak Başı Biliyer Ultrasonografi

tarafından Volkan Arslan 17 Ağustos 2017
written by Volkan Arslan

Hepatobiliyer hastalıklar acil servise karın ağrısı ile başvuran hastaların ayırıcı tanısında yer alır. Ateş, bulantı, kusma ve/veya sarılığın eşlik ettiği sağ üst kadran ağrısı olan hastalarda hepatobiliyer hastalıklar olma olasılığı yüksektir ve bu hastalarda yatak başı biliyer ultrasonografi tanı koymada yardımcı olacaktır.

Hepatobiliyer sistemin sonografik incelenmesi Amerikan Acil Hekimleri Birliği’nin (ACEP) 2008’de yayımladığı Acil Ultrasonografi Politikasına göre temel beceriler arasında yer alır.

Biliyer Ultrasonografinin Klinik Endikasyonları

Biliyer ultrasonografinin temel endikasyonu akut kolesistitin sonografik bulgularının hızlıca tanınmasıdır.

Biliyer Ultrasonografinin Uygulanışı

Anatomik belirteçler ve değerlendirmeler. Karaciğer karnın sağ üst kadranında yerleşmiş intraperitoneal bir organdır. Karaciğerin sınırları süperiorda diyafragma, inferomedialde duodenum ve pankreas başı, inferiorda safra kesesi, hepatik fleksura ve çıkan kolon ve sağ böbreğin üst kutbu ile çizilmiştir. Safra kesesi karaciğerin inferior yüzeyinde, sağ ve sol lobu arasında yerleşimlidir. Sınırlarında inferiorda hepatik fleksura ve transvers kolon ve medialde duodenum vardır.

Karaciğerin tipik bir sonografik görüntüsü vardır ve safra kesesinin görüntülenebilmesi için eko-dostu bir pencere sağlar. Safra kesesi kıvrımlar, septasyonlar ve fundusta lokalize ise Firik şapkası gibi anatomik varyasyonlar gösterebilen oval şekilli kistik bir organ şeklinde görülür. Ana lober fissür (MLF, main lobar fissure) safra kesesini uzun aksında portal vene bağlıyor gibi görülür hepsi birlikte tipik “ünlem işareti” görüntüsünü oluştururlar. Median hepatik ven karaciğeri sağ ve sol loba ayırır ve MLF ile birlikte seyreder. Hepatik arter ve ana safra kanalı (ASK) portal venin anteriorunda yer alır ve üçü birlikte portal triadı oluşturur.

Hasta pozisyonu. Hasta pozisyonu acil biliyer ultrasonografi uygulamasında anahtardır. Beş pozisyon düşünülebilir: supin, sol-lateral dekübit, yarı oturur, dik veya pron. Hastayı supin pozisyona getirerek başlanmalıdır. Diyafragmanın nefes almakla birlikte aşağı doğru inmesi sayesinde karaciğer ve eşlik eden yapılar inferiora doğru itilir ve safra kesesi görüntüye girer. Diğer pozisyonlar safra kesesi görüntülenemediğinde veya safra taşının hareketinin teyit edilmesi istendiğinde faydalı olabilir.

Biliyer Sistemin Taranması

Biliyer sistemin taranması için düşük frekanslı (ör. 3,5-5 MHz) konveks veya sektör prob kullanılmalıdır. Safra kesesinin lokalize edilebilmesi için dört prob yerleşimi kullanılabilir: subkostal, epigastrik, interkostal, flank.

Hasta supin pozisyona alındıktan sonra prob orta klaviküler çizgide, işaretleyici hastanın başına bakacak şekilde subkostal olarak yerleştirilir. Bazı uygulayıcılar probu epigastrik bölgeye yerleştirir ve işaretleyiciyi hastanın sağ omzuna doğru çevirir. Alternatif olarak interkostal pozisyon için prob sağ anterior aksiller çizgide, alt interkostal boşluklara yerleştirilir. Son olarak safra kesesinin lokalize edilebilmesi için probun sağ flank bölgeye/Morrison boşluğu alanına yerleştirilmesi düşünülebilir.

Gereği halinde safra kesesinin lokalize edilebilmesi için prob döndürülebilir. Safra kesesi ve inferior vena kava gibi her hangi bir damarsal yapıyı ayırt etmekte güçlük yaşanıyorsa renkli akım Doppler modu kullanışlı bir yardımcı olacaktır.  

Safra kesesi longitudinal ve transvers (uzun aks ve kısa aks) olmak üzere iki planda incelenmeli, ve anterior safra kesesi duvarı ve ana safra kanalının ölçümleri yapılmalıdır. Anterior safra kesesi duvarı 3 mm’den küçük ölçülmelidir. Posterior duvarın ölçülmesi, posterior güçlenme artefaktı nedeniyle yanlışlıkla daha kalın ölçülmesine neden olacaktır.

url: www.acep.org/Content.aspx?id=64648

Portal venin anteriorunda yer alan ana safra kanalının ayırt edilebilmesi için safra kesesinin “ünlem işareti”, MLF ve portal ven lokalize edilmelidir. Ana safra kanalı içten içe 6-7 mm’den daha dar olarak ölçülmelidir. Artan yaşla ve postoperatif durumlarda ana safra kanalı genişler.

Biliyer Patolojinin Tanınması

Akut kolesistit. Sağ üst kadran ağrısı olan hastada akut kolesistiti telkin eden bulgular şunlardır:

  • Safra taşı ve çamuru
  • Sonografik Murphy işareti
  • Safra kesesi duvar kalınlığında artış (3 mm’den fazla)
  • Ana safra kanalında genişleme (6-7 mm’den fazla)
  • Genişlemiş safra kesesi (10 cm x 5 cm’den fazla)
https://www.acep.org/Content.aspx?id=64648

Safra taşının varlığı akut kolesistit tanısı için primer sonografik kriterdir. Safra kesesi akut biliyer hastalık zemininde veya tesadüfi olarak bulunabilir. Safra taşı hareketli, anekoik bir gölgesi olan, safra kesesi içinde hiperekojen bir odak şeklinde görülür. Safra taşı tipik olarak hastanın değişen pozisyonu ile yer değiştirir. Küçük safra taşlarının, özellikle 3 mm’nin altında olanların gölgesi olmayabilir. Safra kesesi boynunda yerleşen bir taş normalde yaklaşık 10 cmx5cm boyutlarında olan safra kesesinin genişlemesine neden olabilir. Safra kesesi tamamen taşla dolu olduğu zaman duvar eko gölgesi (DEG) görülebilir. Bu durumda anteriorda safra kesesi duvarının yanında ekojenik bir çizgi, safrayı temsil eden anekoik bir çizgi, taşları temsil eden hiperekojen bir çizgi ve posterior akustik gölge görülür.

Safra kesesi içinde değişken, gölgesiz bir ekojenite katmanı, içinde çoğu zaman taş da barındıran çamurun karakteristik görüntüsünü oluşturur. 

Sonografik Murphy işaretinin (ultrasonografi probu ile safra kesesi üzerinde iken hassasiyet oluşması) tespiti için girişimlerde bulunulmalıdır. Sonografik Murphy işareti toplamda % 87,2 doğruluk, % 63 duyarlılık, % 93,6 özgüllük, % 72,5 pozitif prediktif değer ve % 90,5 negatif prediktif değer ile kullanışlı fakat mükemmel olmayan bir bulgudur.

Perikolesistik sıvı varlığı da not edilmelidir. Safra kesesi dış duvarı boyunca anekoik bir sıvı çizgilenmesi şeklinde görülecektir.

Safra kesesi duvar kalınlığında artış yemek sonrasında oluşabileceği gibi siroz, hipoalbuminemi, konjestif kalp yetmezliği, HIV hastalığı, pankreatit ve böbrek yetmezliği gibi bazı hastalıklarla da oluşabilir.

Akalkülöz kolesistit nadir bir hastalıktır fakat safra kesesinin genişlediği, hastanın toksik göründüğü ve diyabet gibi bazı alt nedenlerin olduğu durumlarda akılda tutulmalıdır.

Biliyer kanal tıkanıklığı. Taşlar, pankreas patolojisi (ör. kitle), veya striktür nedeniyle oluşan biliyer kanal darlığında ana safra kanalı 6-7 mm’den daha geniş olarak ölçülür. Sonografik olarak ana safra kanalı ana portal tiriadda, anteriorunda ana portal venin seyrini takip eden, anekoik tübüler bir yapı olarak görülür. 

https://www.acep.org/Content.aspx?id=64648

Varyantlar ve taklitler. Birçok anatomik varyant tariflenebilir. İndentasyonlar lümende septasyonlara neden olabilir ve taşla karıştırılabilir. Septasyolarda gölgelenme genellikle oluşmaz. Safra kesesi katlantısı Firik şapkası olarak adlandırılır.

Biliyer polipler taşla karıştırılabilir fakat pozisyonla yer değiştirmemesi ayırt edici özelliğidir.

Hepatik kistler safra kesesi ile karıştırılabilir. Hepatik kistler daha keskin sınırlara sahiptir. İnternal ekoları yoktur ve artmış posterior akustik belirginleşmeleri vardır.

Hatırlatma ve Tuzaklar

Bazı son hatırlatma ve tuzaklar şunlardır:

  • Safra kesesi hareketli bir organdır; hasta ve/veya probun pozisyonunu değiştirmeyi unutmayın.
  • Tüm organı hem longitudinal hem de transvers planlarda tarayarak safra taşlarını polip ve septasyon veya katlantılarda ayırın.
  • Biliyer muayene esnasında damarsal yapılarla damarsal olmayan yapıları ayırt etmek için renkli Doppler kullanın.
  • Ultrasonografi bulguları klinikle örtüştürülmelidir; akut kolesistit düşündüren bulgular (ör. safra taşı veya kalınlaşmış duvar) hasta olmayan kişilerde de görülebilir.
  • Yaşlılarda veya kolesistektomi olmuş hastalarda patoloji yokluğunda da ana safra kanalı genişlemiş olabilir.
  • Safra kesesinin anterior duvarını ölçün. Akustik artma veya barsak gazı kaynaklı artefakt nedeniyle posterior duvarı yapay olarak daha kalın görülebilir.

Sonuç

Akut kolesistitin tespiti amacıyla yatak başı biliyer ultrasonografi acil hekimlerince başarı ile uygulanabilir. Yatak başı ultrasonografi her zaman klinik hikaye doğrultusunda kullanılmalıdır.

Çevirenin Notu

Hepatobiliyer ultrasonografi hepimizin iyi bildiği ve uyguladığı temel ultrasonografi becerilerindendir. ACEP’in bu kılavuzu ile yakından tanıdığımız bu konuyu bir kez daha hatırlamış olduk.

Yazıda geçen 10×5 cm boyutlar safra kesesi için patolojiktir. Bir cümlede sanki bu boyutlar normalmiş gibi algılanabilecek bir ifade kullanılmış fakat 10×5 cm boyutları safra kesesinde hidrops olduğunu gösterir. 

Not: Yazı ve resimler ACEP’in yayınladığı Yatakbaşı Biliyer Ultrasonografi yazısının çevirisidir.

Focus On: Bedside Biliary Ultrasound. (Accessed 17.08.2017, at https://www.acep.org/Content.aspx?id=64648.)

17 Ağustos 2017 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Ayın OlgusuSürekli Yayınlar

Akciğer ultrasonu (Atelektazi ve Hepatizasyon)

tarafından Mehmet Alp Akın 16 Ağustos 2017
written by Mehmet Alp Akın

Dr. Özge Can

16 Ağustos 2017 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Literatür ÖzetleriSürekli Yayınlar

Politravmalı Hastalarda Okült Hemorajik Şokun Erken Tanınmasında Splenik Doppler Resıstıve Index Faydalı Mı?

tarafından Murat Yeşilaras 11 Ağustos 2017
written by Murat Yeşilaras

Giriş

Hemorajik şok, politravmalı hastalarda en sık ölüm sebebi olduğundan erken tanınması bu hastaların resüsitasyonunu yönlendirmede anahtar rol oynamakta. Kaybedilen kan hacminin tahmin edilmesinde Injury Severity Score (ISS), inferior vena kava (IVC) çap ve kollapsibilite indeksi, laktat ve bazdefisiti, vital bulgular, hemoglobin/hematokrit oranı gibi bir çok parametre kullanılmakta ancak bu parametrelerin hiç biri hemodinamik olarak stabil olan hasta grubunda erken hemorajik şokun saptanmasında yeterli sensitiviteye sahip değil (1).

Yazarlar çalışmanın temelini daha önceden yapılan hayvan deneylerine dayandırmışlar (2) (3) (4). Bu çalışmalarda deneysel olarak hemorajik şoka sokulan hayvanlarda dalak boyutlarında azalma izlenmiş. Ayrıca yayınlanan bir olgu sunumunda(5), travma sonrası dalak boyutlarındaki küçülmenin muhtemelen artmış adrenerjik stimülasyonun sebep olduğu splenik vazokonstrüksiyon olabileceği belirtilmiş.

Bununla birlikte yazarlar, dalak boyutları ölçümünün splenik dolaşımın indirekt bir göstergesi olabileceğini, Doppler resistive indexin (RI) daha direkt ve daha az değişken bir parametre olduğundan daha sağlıklı fikir verebileceğini öne sürmüşler. Bu amaçla splenik Doppler RI’ in hemorajinin erken dönemde tespitinde kullanılabilecek noninvaziv bir metod olup olamayacağını araştırmayı planlamışlar.

 10.1097/SHK.0b013e31826d1eaf

Method

Bu prospektif çalışma birinci seviye bir travma merkezi olan Cenova’daki San Martino Hastanesi Acil Servisi’ne 30 Nisan 2010 ile 28 Şubat 2011 arasında politravma ile başvuran hasta popülasyonunda gerçekleştirilmiş.

Dışlama kriterleri olarak;

  • ISS≤16 olan hastalar
  • 18 yaş altı ve 65 yaş üstü hastalar
  • Hb≤10 g/dL
  • SKB<90 mmHg
  • Penetrantravmalar
  • Vazoaktif ilaç desteği altındaki hastalar
  • Kronik karaciğer hastalığı öyküsü
  • Diyabet
  • FAST ile batın içi serbest sıvı saptanan hastalar
  • Splenik damarların ultrason ile görüntülenemediği hastalar
  • BT’desplenik yaralanma saptanan hastalar
  • Ekspirasyon sonu ölçülen IVC ön-arka çapının <9 mm olan hastalar

Toplam 159 hastadan dışlama kriterlerinin dışında kalan 49 hasta çalışmaya dahil edilmiş. Daha sonra bu hastalar 24.saatte hemorajik şok gelişen (n=22) ve gelişmeyen(n=27) olarak iki ayrı gruba ayrılmış. Yazarlar hemorajik şoku; düşük idrar çıkışının (<30 ml/s) eşlik ettiği hipotansiyon (SKB<90 mmHg), kan laktat değerinin 2 mmol/L’den fazla olması, 2 ünite ve fazla eritrosit süspansiyonu transfüzyonu gerektiren veya anjiyografik ya da cerrahi girişim ile hemostaz sağlanması zorunluluğu olan klinik tablo olarak tanımlamışlar.

Çalışmaya dahil edilen tüm hastalar ATLS önerileri doğrultusunda muayene edilmiş. Arter ve venöz kan örneklemeleri ve crossmatch gönderilmiş. FAST inceleme yapılmış. FAST negatif hastalarda tomografi öncesinde splenik Doppler RI ölçümlü yapılmış. FAST pozitif hastalar ise hastalar öncelikle tomografiye götürülmüş ve buradan ameliyathaneye gönderilmiş. Bu hastalar çalışmadan çıkarılmış.

Hemorajik şok gelişen hastalara 1:1:1 protokolüne göre ES, TDP ve platelet transfüzyonu yapılmış ve 24.saatte tekrar splenik Doppler RI ölçümü yapılmış.

Doppler ölçümleri 3.5 MHz konveks prob kullanılarak pulsewave ile IVC ölçümleri ise 2-4 MHz sektör prob ile yapılmış. Cihaz olarak GE Healthcare Loqic-e kullanılmış. İlk değerlendirmeden sonra, hastalar supin pozisyonda ya da sağ yanına yatırılarak koronal pencerede hilumu da vizüalize edecek şekilde görüntü elde edilerek dalak boyutu (alanı) ölçülmüş. Elde edilen ultrasonografik değerler abdominal BT’de ölçülen değerler ile kıyaslanmış.

Renkli Doppler ile hilumdan 1 cm uzakta dalak içindeki splenik arter ve ven belirlenmiş. 30-60 derece açı ile pik sistolik ve end-diastolik akım hızları ölçülmüş. Ölçümler dalağın üst, orta veve alt polündenbölgesinden yapılmış ve elde edilen değerlerin ortalaması alınmış. Bu sayede intraobservervariabilite hesaba katılmış. Ek olarak bu ölçümlerin birbirine kör iki ayrı ultrasonograf tarafından gerçekleştirilmesi ile interobserver variabilite değerlendirilmiş.

Hastaların volüm durumunu belirlemek amacıyla geleneksel şekilde IVC ölçümleri yapılmış ve kollapsibilite indeksi hesaplanmış.

Çalışma öncesi yapılan güç analizinde her bir grup için gereken minimum örneklem büyüklüğü 19 ila 8 hasta olarak hesaplanmış. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 olarak belirlenmiş.

Tüm değişkenler SD veya yüzde olarak belirtilmiş. Her bir devamlı değişkenin normal dağılımını değerlendirmek amacıyla D’Agostino-Pearsonomnibus testi yapılmış ve sadece splenik Doppler RI değerlerinin normal dağılım gösterdiği görülmüş. Tüm devamlı değişkenler Mann Whitney U testi ile, kategorik veriler ise Fisher testi ile test edilmiş. Doppler RI, US alan, BT alan ve BT hacim değerleri arasındaki korelasyon Spearman korelasyon katsayı hesaplaması ile değerlendirilmiş.

Hosmer-Lemeshow testi ile lojistik regresyon modellerinin istatistiksel açıdan anlamlılığa ulaştığı gösterilmiş. Ölçümlerin tanısal doğruluk oranı, cut-off değerleri ve sensitivite ve spesifite değerleri ROC eğri analizi ile belirlenmiş. Intraobserver ve interobserver değişkenlik intraclasskorelasyon katsayısı (ICC) belirlenerek değerlendirilmiş. Ek olarak, sonograflar arası tutarlılığın değerlendirilmesi amacıyla Cronbachα güvenirlilik katsayısı hesaplanmış.

İstatistiksel hesaplamalar sonucunda intraobserver ICC 0.986 (95% CI, 0.974-0.993; P<0.001), Cronbachα güvenirlilik katsayısı değeri 0.973 olarak bulunmuş. Interobserver ICC 0.962 (95% CI, 0.922-0.982; P<0.001) iken Cronbachα güvenirlilik katsayısı 0.927 olarak hesaplanmış.

Sonuçlar

Sonuçlara bakıldığında çalışmaya dahil edilen 49 hastadan 22’sinde 24 saat içinde hemorajik şok gelişmiş. Bu hastalardan üçü şüpheli abdominal yaralanma nedeniyle eksploratif laparotomiye alınmış. 11 hastaya ise anjiyografik girişim yapılmış. Sekiz hastada ise konservatif yöntemler uygulanmış. Hemorajik şokta olan hastalara ortalama olarak 6 ünite ES verilmiş. Beş hasta multi organ yetmezlikten dolayı kaybedilmiş.

SplenikDoppler RI sensitivitesi %73,spesifitesi %74, PPV %70, NPV %77, cut-off değeri 0.65 olarak hesaplanmış.

Hemorajik şokta olan hastalarda splenik Doppler RI değeri belirgin olarak yüksek bulunmuş. Ayrıca bu gruptaki hastalarda ISS’un daha yüksek, standart baz açığının daha düşük olduğu görülmüş. Yine bu grupta yapılan etkili resüsitasyon yapıldıktan sonraki 24.saatte yapılan ölçümlerde Doppler RI değerinde düşme izlenmiş. Bu değerin hemorajik şoka girmeyen hasta grubunda değişmediği görülmüş. Diğer klinik ve biyokimyasal parametreler değerlendirildiğinde dalak boyutu da dahil olmak üzere iki grup arasında anlamlı farklılık gözlenmemiş. Hemorajik şok grubunda resüsitasyon sonrası 24.saatteki dalak boyutlarında artış izlense de iki grup arasında anlamlı farklılık izlenmemiş.

Lojistik regresyon analizleri sonrasında splenik Doppler RI (OR, 1.37; P=0.001), ISS (OR, 1.15; P=0.002) ve standart baz açığı (OR, 0.77; P=0.032) parametrelerinin hemorajik şok riski ile belirgin olarak ilişkili olduğu gösterilmiş.

Bunun dışında, IVC ölçümlerinde iki grup arasında anlamlı farklılık gösterilememiş. Yazarlar bu durumu, IVC çap ölçümünün hipovolemik hastalarda resüsitasyon sonrası şokun rekürrensini ön görmede kullanılabileceğini fakat, erken dönemde hemodinamik açıdan stabil olan hastalarda devam eden kanamayı tespit etmediğini öne sürmüşler.

Yazarlar çalışmalarının sonuçlarını 4 ana maddede özetlemişler:

  1. Araştırma grubu hastalarında acil servise başvuruları sırasında hemodinamik açıdan stabil olan politravmalı hastaların neredeyse yarısı okült kanama nedeniyle takiplerinde hemorajik şoka girmiş
  2. Takip eden 24 saat içinde hemorajik şoka giren hastalarda acil servise başvuru sırasında okült hemorajik şokta olan hastalarda diğer gruba kıyasla daha yüksek splenikDoppler RI değeri, ISS ve daha düşük standart baz açığı olduğu görülmüş
  3. Multivariate analizler sonucunda Splenik Doppler RI’in okült hemorajik şokun gelişmesinde yüksek sensitivite ve spesifite ile birlikte tek başına güçlü bir bağımsız prediktör olduğu öne sürülmüş
  4. Ayrıca, uygun resüsitasyona rağmen yüksek seyreden splenik Doppler RI değerlerinin mortalite ile ilişkili olduğu gösterilmiş.

Yazar Katkısı

Çalışmanın zayıf yönlerine bakıldığında dalak yaralanmalı olgularda, postürünü değiştiremeyen ya da nefes tutma konusunda koopere olmayan hastalarda bu ölçüm yöntemi sağlıklı sonuçlar vermeyebilir. Politravmalı ve acil resüsitasyon ihtiyacı olan hastalarda splenik Doppler RI ölçümünü resüsitatif çabaları aksatmadan hızlı bir şekilde yapabilmek için yüksek tecrübe gerekli olması muhtemeldir. Yaşlı ve kronik karaciğer yetmezliği gibi altta yatan komorbiditeleri olan hastalar dışlanmış olduğundan dolayı bu popülasyonda Doppler ölçümünün ne denli doğru sonuç vereceği de muamma. Bu sebeplerden dolayı çalışmanın gerçekleştirildiği popülasyon kısıtlı bir gruba indirgeniyor. Dolayısıyla çalışmadan elde edilen veriler ışığında bir genelleme yapmak mümkün değil.  Ayırca yazarlar hemorajik şokta olan hastaları şok sınıflamasına göre değerlendirmemişler. Dolayısıyla evre 3 şoktaki bir hasta ile evre 2 şoktaki hasta arasında ölçüm tutarlılığının değişip değişmediğini belirtmemişler.

Yazarlar hemorajik şoku ön görecek RI eşik değerinin sensitivite ve spesifitesinin hesaplanmasında hastanın klinik durumu dışarıda tuttuğundan dolayı elde edilen sonuçların klinik açıdan ne anlama geldiği belirsizliğini korumakta.

Çalışmayı okurken akla takılan bir diğer nokta da ölçüm yapan kişilerle ilgili. İlk isim yazar olan FC’nin 15 yıllık Doppler deneyimi olduğu belirtilmişken ölçümleri yapan diğer yazarın (CB) ultrasonografi deneyiminden bahsedilmemiş. Ek olarak, ölçümlerin tamamlandığı süre net olarak belirtilmemiş. Bunun dışında splenik Doppler RI değerleri üç ölçümün ortalaması olarak alındığından verilerin ortalamaya daha da yaklaşmasına neden olmuş. Dolayısıyla grupların standart sapması düşmüş, daha küçük hasta popülasyonu ile anlamlı sonuçlar elde edilmiş.

Literatüre bakıldığında, Splenik Doppler RI ölçüm yönteminin splenik steal sendromu (6), sirozlu hastalarda splanknik arteriyel akım (7) incelemesi gibi çalışmalarda incelenmiş olduğunu görüyoruz. İncelediğimiz çalışmanın yazarları bu yöntemi ilk kez acil servise başvuran hastalarda test etmişler. Bundan dolayı bu ultrasonografik ölçüm yönteminin acil servislerde dizayn edilecek yeni çalışmaların konusu olacağı kanaatindeyim.

Kaynakça

1. Spahn DR, Cerny V, Coats TJ, Duranteau J, Fernandez-Montejar E et al.TaskforceforadvancedBleedingCare in Trauma. Management of bleedingfollowingmajortrauma: a Europeanguideline. s.l. : CritCare 24;11(2):414, 2007.

2. Theeffect of experimentalanaemia on the size of thespleen. TC, Shen. 74-80, s.l. : JPhysiol, 2009, Vol. 3.

3. Observationsuponthe size of the size of thespleen. Barcroft J, Stephens JG. 1-22, s.l. : JPyhsiol, 2010, Vol. 12.

4. Role of thespleen in integratedcontrol of splanchnicvasculartone:physiologyandpathopysiology. Hamza SM, Kaufmann S. 1-7, s.l. : JPhysiolPharmacol, 2009, Vol. 87.

5. Changes in splenic size afterabdominaltrauma. Goodman LR, Aphramian C. 629, s.l. : Radiol, 1990, Cilt 176.

6. Role of DopplerSonography in EarlyDetection of SplenicStealSyndrome. Li C, Quintini C, Hashimoto K, Fung J, Obuchowski NA, Sands MJ, Wang W. 7, s.l. : JUltrasoundMed, 2016, Vol. 35, pp. 1393-1400.

7. Dopplerassessment of splanchnicarterialflow in patientswithlivercirrhosis: correlationwithammoniaplasmalevelsand MELD score. Glišić TM, Perišić MD, Dimitrijevic S, Jurišić V. 5, s.l. : JClinUltrasound, 2014, Vol. 42, pp. 264-9.

11 Ağustos 2017 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
RehberlerSürekli Yayınlar

Acil Servis Şartlarında Odaklanmış Kardiyak Ultrasonografi: Amerikan Ekokardiyoloji Cemiyeti (ASE) Ve Amerikan Acil Tıp Birliği (ACEP) Fikir Birliği Önerileri

tarafından Mehmet Alp Akın 31 Temmuz 2017
written by Mehmet Alp Akın

Son 50 yıl içerisinde semptomatik hastaların kardiyak değerlendirilmesinde ultrasonografi (USG) kullanımı vazgeçilmez bir test haline gelmiştir. Bu bakımdan Acil Tıp gibi bir takım uzmanlık eğitimi programlarına odaklanmış USG pratiği entegre edilmeye başlanmıştır. Acil servis şartlarında acil hekimi tarafından yatak başında uygulanan odaklanmış kardiyak USG, hastaların tanı almasında ve acil tedavilerinin başlanmasında temel bir araç olmuştur. 

Burada bahsedilecek olan fikir birliği önerileri Amerikan Ekokardiyoloji Cemiyeti (American Society of Echocardiography- ASE) ve Amerikan Acil Tıp Birliği (American College of Emergency Physicians- ACEP) tarafından betimlenmektedir. Özellikle odaklanmış kardiyak USG (Focused cardiac ultrasound- FOCUS) üzerinde durulacak ve acil serviste ve ekokardiyografi (EKO) laboratuvarında hangi durumlarda kullanılabileceği hakkında bilgiler verilecektir. Klasik EKO uygulaması burada tartışılmayacaktır.

FOCUS mu? Kapsamlı EKO mu?

FOCUS, semptomatik hastayı değerlendirmedeki zaman kısıtlılığı nedeniyle temel rolü üstlenmektedir. FOCUS’da perikardiyal efüzyonun varlığı, kalbin boşluklarının rölatif olarak genişliği, global olarak kardiyak fonksiyonu ve hastanın volüm durumunu değerlendirilir. Ayrıca perikardiyosentez gibi veya transvenöz kalp pilinin yerinin değerlendirilmesi gibi acil invaziv girişimlerde kılavuz olarak da kullanılmaktadır.

İntrakardiyak kitle, sol ventrikülde trombüs, kapak disfonksiyonu, segmental duvar hareket kusuru, endokardit ve aort diseksiyonu gibi birtakım patolojiler de FOCUS ile şüphe edilebilmekle birlikte bu hastalarda kapsamlı EKO ve kardiyoloji konsültasyonu istenmesi gibi ileri değerlendirme yapılması gerekmektedir.

FOCUS’TA SAPTANAN BULGULAR

Perikardiyal Efüzyon: Hem medikal hem de travmatik hastalarda yapılan çalışmalarda perikardiyal efüzyonun FOCUS ile saptanması yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahiptir. Değişik pencerelerden yapılan görüntülemeler ile daha net bilgiler elde edilebilir. Perikardiyal tamponatın bir klinik tanı olduğu unutulmamalı ve görsel olarak perikardiyal sıvı, kan veya trombüs ile birlikte klinik olarak hipotansiyon, taşikardi, pulsus paradoksus ve dolgun boyun venleri FOCUS bulgularına eşlik etmelidir.

Az miktardaki ya da fokal olan perikardiyal efüzyon FOCUS ile saptanamayabilir. Klinik şüphe halinde kapsamlı EKO veya diğer tanısal görüntüleme yöntemleri istenmelidir. Benzer şekilde travma hastalarında da hemodinamiyi bozacak olan perikardiyal efüzyon az miktarda veya fokal yerleşimli olabilir. Bu durumda kapsamlı EKO yapacak kadar zaman olmayabilir. Acil perikardiyosentez endike olduğu zaman USG ile subksifoid/subkostal veya diğer pencereler aracılığıyla en fazla efüzyon biriken yer saptanabilir ve iğnenin izleyeceği trase planlanabilir. Böyle bir acil durumda USG kullanımının kullanmamaya göre yüksek başarı ve azalmış komplikasyon oranına sahip olacağı çalışmalarla gösterilmiştir.

Global Kardiyak Sistolik Fonksiyon: FOCUS sol ventikül (LV) fonksiyonunun global olarak değerlendirilmesinde kullanılabilir. Parasternal, subkostal ve apikal pencereler gibi birçok pencere aracılığı ile miyokardiyal kalınlaşma, endokardiyal salınımın genel olarak değerlendirilmesine dayanır. Unutulmamalıdır ki FOCUS ile genel bir değerlendirme yapılabilmekte ve hastaları global fonksiyonuna göre normal, hafif azalmış ve bozulmuş fonksiyon olarak gruplara ayırmaktadır. Bu tanımlama kapsamlı EKO yapmayanlar tarafından kullanıldığında kapsamlı EKO yapanlar ile benzer sonuçlara vardıkları gösterilmiştir. FOCUS’un burada kullanımındaki amaç akut gelişen nefes darlığı veya göğüs ağrısı olan hastanın bozulmuş sistolik kontraksiyonunun olup olmadığını saptayıp hızlı tedaviye başlamaktır. Segmental duvar hareket kusuru gibi nefes darlığına neden olan diğer sebeplerin saptanması zor olabilir ve bu durumlar kapsamlı eko ile değerlendirilmelidir.

Sağ Ventriküler Genişleme: Akut masif pulmoner embolide sağ ventrikül (RV) dilate olabilir ve fonksiyonları ile kasılabilirliği azalmış olabilir. Hemodinamik olarak belirgin olan embolide LV dolumu azalabilir ve hiperdinamik olabilir. Pulmoner emboli hastalarında RV’de genişleme ve disfonksiyon olması prognostik olarak önemlidir ve yüksek hastane içi ölüm oranı ile ilişkilidir.

Hemodinamik olarak belirgin olan pulmoner emboliyi tanımak için FOCUS kullanılabilir. Bunun için RV dilatasyonu (RV/LV oranı > 1/1), azalmış RV sistolik fonksiyonu veya nadiren serbest yüzen trombüs görünümü olup olmadığına bakılır. ASE’ye göre transtorasik EKO, pulmoner emboliyi dışlamada yeterli sensitiviteye sahip değildir. Aynı şekilde FOCUS da özellikle hemodinamik stabil hastalarda bu değerli tanıyı dışlamada yeterli değildir ancak pozitif bulgular ışığında tanıyı koymada yardımcı olabilir. Kapsamlı EKO risk sınıflaması yapmak için kullanılabilir. Bilgisayarlı tomografi, anjiografi gibi diğer görüntüleme yöntemleri tanıyı koyma ve dışlamada kullanılabilir. Acil hekimi, RV/LV oranının artmasının pulmoner emboliye spesifik olmadığını, akut ve kronik RV anormalliklerinin KOAH, obstrüktif uyku apnesi, pulmoner hipertansiyon ve sağ miyokardiyal enfarktı olan hastalarda da görülebileceğini bilmelidir.

Volüm Değerlendirmesi: İnferior vena cava (IVC)’nın çapı ve solunum ile birlikte çapında olan değişime göre sağ atriyal basınç ve böylece santral venöz basınç tahmin edilebilir. Diafram altında sagittal düzlemde IVC bulunarak çapının solunumsal değişiminin değerlendirilmesi ile volüm durumu tahmin edilir. İnspiryum sırasında toraks içinde negatif basınç oluşur. Bu durumda intralüminal basınç azalır ve kalbe dönen kan artar. IVC, toraks dışında kaldığı için inspiryum ile çapı azalır. Hastanın volüm yükü azsa, solunumsal olarak görülen bu değişikliğin oranı artar. Bu sayede IVC çapının solunumsal oranlarına bakarak tahmini volüm değerlendirmesi yapılabilir.

KLİNİK UYGULAMALAR

FOCUS için klinik endikasyonlar: Klinik çalışmalar ile FOCUS’un tanı koymadaki yeri ve hasta bakımındaki desteği kanıtlanmıştır. Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte kullanım alanları artacaktır. Aşağıda klinik durumlar ve FOCUS uygulama teknikleri hakkında bilgi verilecektir.

Kardiyak travma: FOCUS son 20 yıldır penetran ve künt travma hastalarının değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Yapılan geniş çalışmalar sonunda Amerikan Travma Yaşam Desteği (ATLS) eğitimine ve algoritmasına FAST (Travmada ultrason ile odaklanmış değerlendirme) olarak dahil edilmiştir. FAST’de travma sonrasında gelişen aktif kanamayı saptamak amacıyla kalp etrafında, toraksta ve peritonda sıvı varlığı değerlendirilir. FOCUS’da perikardiyal sıvı varlığı araştırlır ve FAST’nin bir komponentidir. FAST’nin parçası olarak FOCUS’u uygulama ile tanıya ve tedaviye (acil torakotomi) hızlı erişim hasta sonuçlanımını iyileştirmiştir.

Perikardiyal efüzyon saptanmasının yanı sıra kardiyak kontüzyon; miyokardın azalmış kontraksiyonu veya azalmış duvar hareketinin görülmesi ile tanınabilir. Bu tanının konması zordur çünkü travma hastasının önceki kardiyak durumu çoğu kez bilinmemektedir ve ayrıca segmental duvar kusurunu saptamak kolay değildir. Çoğu olguda bu durumda seri EKO yapılarak kasılma derecesi takip edilebilinir.

Kardiyak arest: Kardiyak arest hastasına hızla İleri Kardiyak Yaşam Desteği (İKYD) algoritmalarına uygun tedavi başlanırken bir yandan potansiyel olarak tedavi edilebilen ya da geri döndürülebilen kardiyak arest nedenleri bulunmaya çalışılır. Kardiyak arestteki FOCUS’un hedefi 1) organize olan kardiyak kontraksiyon varlığını görerek asistoli, nabızsız elektriksel aktivite (NEA) ve yalancı NEA’yi ayırmak; 2) kardiyak arestin kardiyak nedenlerini bulmak, 3) yatak başı hayatı kurtaran girişimlere rehberlik etmektir.

Ventriküler kontraksiyonu olmayan ve elektrokardiyogram olarak asistoli olan hastanın yaşam şansı agresif İKYD’ye rağmen düşüktür.  

Gerçek NEA, elektriksel aktivite olmasına rağmen ventriküler kontraksiyon olmamasıdır. Yalancı NEA ise palpabl nabızı alınamayan ancak USG’de ventriküler kasılmanın göründüğü durumdur. Yalancı NEA saptanması prognoz açısından değerlidir ve az da olsa kardiyak outputun varlığını gösterir ve yüksek yaşam şansı ile ilişkilidir. FOCUS sadece asistoli ve NEA için kullanılmalı ve ventriküler aritmilerde kullanılarak hayat kurtaran tedavileri geciktirmemelidir.

Hipotansiyon/Şok: FOCUS’un ayırt edilmemiş şoktaki en büyük avantajı şok nedeninin kardiyak olup olmadığını göstermesidir. FOCUS’da genel olarak; perikardiyal efüzyon varlığı, global kardiyak kontraksiyonu, RV’ün geniş olup olmaması, IVC boyutu ve solunum ile olan çap farkı değerlendirilir.

FOCUS sayesinde bir hipotansiyon nedeni olan perikardiyal efüzyon, stabil olmayan hastada yatak başında saptanabilir ve USG rehberliğinde perikardiyosentez daha az komplikasyon ve yüksek başarı oranı ile hemen uygulanabilir.  Peri-arest hastalarda klinik şüphe varlığında masif emboliyi işaret eden RV boyutundaki değişiklik hekime trombolitik tedaviyi başlamayı düşündürebilir. Unutulmamalıdır ki bu bulguların olmaması klinik olarak belirgin emboli düşünülen hastalarda tanıyı ekarte ettirmez. Çalışmalarda gösterilmiştir ki global sistolik fonksiyon FOCUS ile gerçeğe yakın değerlendirilebilir. Az ama saptanabilen bir LV sistolik fonksiyon, inotropik veya mekanik destek ihtiyacını gösterir. FOCUS ile transvenöz veya transkütan kalp pili takılan hastalarda verilen elektrik akımı ile uygun yakalama yapıp yapmadığı görülebilir. Son olarak da hiperdinamik kasılan sol ventrikül; sepsis, hipovolemi, masif pulmoner emboliyi düşündürebilir. Bu hastalar klinik olarak stabil olduktan sonra kapsamlı EKO ile değerlendirilmelidir. Şokta olan hastada IVC kollabe ise peritoneal kavite serbest sıvı açısından da bakılmalıdır.

Dispne/nefes darlığı: Dispne şikayeti kapsamlı EKO yapılması için Sınıf 1 öneridir. Akut gelişen dispnede şu üç durum FOCUS ile değerlendirilmelidir; perikardiyal efüzyon, LV global sistolik disfonksiyonu, RV boyutları.

Ancak dispne şikayeti olan hastaların tam olarak değerlendirilebilmesi için kapsamlı EKO ile diyastolik fonksiyon, pulmoner arter basınçları, perikardiyal hastalıklar ve kapak hastalıkları olup olmadığı bakılmalıdır. Yine doppler kullanılarakda FOCUS ile kapakların stenoz ve regürjitasyonu hakkında fikir sahibi olunabilir.

Göğüs ağrısı: Yaşamı tehdit eden göğüs ağrısı sendromlarında FOCUS kullanılarak hemodinamik olarak belirgin pulmoner emboli ya da şüpheli aort diseksiyonu tanısı konmada yardımcı olabilir. FOCUS ile aort diseksiyonu şüphe edilen hastalarda perikardiyal ve plevral efüzyon varlığını saptamak ile aort kökünün ölçümü yapılabilir. 4 cm ve üzerinde olan aort kökü diseksiyon açısından şüphe uyandırabilir. Unutulmamalıdır ki negatif FOCUS ya da negatif transtorasik kapsamlı EKO ile diseksiyon tanısı ekarte edilemez. Klinik gereklilik halinde ileri görüntüleme yapılmalıdır.

Göğüs ağrısı şikayeti ve ilk EKG klinik olarak anlamlı değilse, hastaya kapsamlı EKO yapılması sınıf 1 öneridir. Segmental duvar hareketi ve duvar kalınlığı analizleri EKO’nin teknik alanlarına girer ve FOCUS primer olarak bu amaçla kullanılmamalıdır. Duvar hareket kusuru için deneyimli kişilerce kapsamlı eko yapılmalıdır.

EĞİTİM VE PERFORMANS

FAST ve FOCUS dahil tüm acil USG değerlendirmeleri için eğitim kılavuzları ACEP tarafından düzenlenmiştir. Eğitilen kişi belirli düzey için gerekli olan tüm USG görüntülerini (normal ve patolojik olan) bilmelidir. FOCUS için kalite değerlendirmeleri önemlidir. Bu nedenle eğitilen kişi tarafından bulunan bulgular USG dışı görüntüleme yöntemleri (bilgisayarlı tomografi), kapsamlı EKO ya da deneyimli başka bir USG yapan kişi tarafından karşılaştırılmalıdır. Mümkün olduğu zamanlarda kapsamlı EKO yapan laboratuvarda ortak eğitim yapılabilir.

Ek olarak bilinmelidir ki FOCUS devamlı bir eğitim programı gerektirmektedir. Didaktik eğitim yanında devamlı performans değerlendirmelerini içermelidir.

Cihaz seçimi: USG cihazının seçiminde ana konular; fiyat, portabl olabilirliği, görüntü kalitesi ve kullanıcının deneyimidir. Eğer kullanıcı ileri kardiyak görüntüleme araçlarını kullanabiliyorsa, tüm donanımlara sahip iyi bir cihaz uygun olabilir. Kart esaslı veya elde taşınabilien cihazlar küçük, kullanımı kolay ve daha ucuz cihazlardır. Bu cihazlar acil serviste nonkardiyak değerlendirme de dahil nerdeyse her koşulda kullanılabilir. Diğer platformlar için nonkardiyak bakı için uygun transdüser satın alınması gerekebilir.

FOCUS için görüntü arşivlemesi ve rapor oluşturma: Her USG kullanan hastanede görüntülerini arşivleyecek bir sistem olmalıdır. Hasta acil servisten ayrılmadan saptanan bulgular yazılı olarak ya da elektronik ortama kayıt edilmelidir. Raporda çalışmanın tarihi ve saati, hastanın adı ve dosya numarası, hastanın yaşı (dogum tarihi) ve cinsiyeti, çalışmanın endikasyonu, çalışmayı yapan kişinin adı, bulgular, ek çalışmalar yapılması için gerekli olan kısıtlamalar ve öneriler, izlenimler, çalışmayı yorumlayanın adı, raporun imzalandığı zaman (tarih ve saat) ve datayı arşivleme yöntemi bulunmalıdır.

FOCUS’TA ENTEGRASYON VE GELİŞİM

FOCUS’un güçlü ve zayıf yönlerini bilmek gereklidir. Kısıtlılığı; yapılan muayenenin doğasına ve yapan kişinin deneyimine göre değişir. Kalp kapak hastalıkları, diyastolik disfonksiyon ve segmental duvar hareket analizleri kapsamlı EKO ile değerlendirilmesi gereken durumlara örnektir. FOCUS’da bu örneklerle ilgili şüpheli durumlarda kapsamlı eko yapılması için konsültasyon planlanmalıdır. FOCUS ayrıca yaşamı tehdit eden durumları ve buna yönelik girişimsel tedavilere rehberlik etmek için de kullanılabilir.

Yazar notu:

Artık günlük pratiğimize girmiş olan, yokluğunu düşünmek istemediğimiz, elimiz ayağımız olan USG’nin de kılavuzlarının olduğunu bilmeliyiz. Görüntülemelerimizi en iyi şekilde yapabilmek için sürekli ve güncel eğitim ve kurslar ile uğraşmanın ve kayıtlarımızı daha profesyonel tutmanın bir lüks değil gereklilik olduğunu düşünmekteyim.    

31 Temmuz 2017 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Ayın OlgusuSürekli Yayınlar

Nefes darlığı ayırıcı tanısında kardiyak ultrason: Vaka 2

tarafından Mehmet Alp Akın 25 Temmuz 2017
written by Mehmet Alp Akın

Dr. Adnan Adnan Yamanoğlu

25 Temmuz 2017 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Literatür ÖzetleriSürekli Yayınlar

Kardiyak Arrest Hastalarında Resüsitasyon Sonucunun Tahmininde Bakım Odaklı Ekokardiyografi’nin Doğruluğu: Bir Sistemik Derleme ve Meta Analiz

tarafından Mehmet Alp Akın 20 Temmuz 2017
written by Mehmet Alp Akın

Giriş

Amerika’da her yıl 359.400 adet hastane dışı kardiyak arrest vakası gelişmektedir. Her ne kadar temel yaşam desteği ve ileri yaşam desteği (İYD) konusunda eğitimlerin sayı ve kalitesi arttırılıyor olsa da şoklanamaz ritme sahip hastalarda sonlanım genellikle kötü seyretmektedir. Şoklanamaz ritimlerdeki kardiyak arrest hastalarının tedavisinde temel nokta, potansiyel olarak geri döndürülebilir altta yatan nedenlerin erken düzeltilmesidir. Son zamanlarda bakım odaklı ekokardiyografi (EKO), düzeltilebilir kardiyak arrest nedenleri, sonlanım tahmini ve resüsitasyon kararının sonlandırılmasına yardımcı olmak için kullanılmaya başlanmıştır. Resüsitasyon sırasında odaklanmış EKO ile potansiyel nedenleri araştırmak için çeşitli protokoller ve çalışmalar önerilmiştir. Bu çalışmaların sonuçları, standartlaştırılmamış protokoller ve heterojen çalışma popülasyonları nedeniyle karıştırılmıştır. Kısa vadeli sonuçları önceden tahmin etmesi ve resüsitasyon sonlandırma kararına yardımcı olabileceği düşüncesi ile bakım odaklı EKO kullanımına artan bir ilgi duyulmaktadır. Bu derlemenin amacı, kardiyak arrest olan hastalarda kısa vadeli sonuçların tahmininde bakım odaklı EKO’nin doğruluğunun nicel bir değerlendirmesini yapmaktır.  

Gereç ve Yöntem

Meta-analizde, genel bibliyografik veri tabanları (PubMed ve EMBASE) “EKO” ve “Kardiyopulmoner resüsitasyon” terimi için Temmuz 2016’ya kadar araştırılmıştır. Birincil olarak “Acil EKO”, “Odaklanmış EKO Değerlendirme”, “Kritik Bakım Ultrasonu” ve “Ultrason” ve “EKO” konularını içeren arama sonuçları daha sonra ilgili nüfus için çapraz kontrol edilmiş ve “Kardiyopulmoner Resüsitasyon”, “CPR”, “Hastane Öncesi Bakım” ve “İleri Yaşam Desteği” terimleri kullanılarak sadece insan çalışmalarında kısıtlanarak yayın tarihi ve ülke ayrımı yapmaksızın tekrar aranmıştır. Hastane öncesi veya acil serviste kardiyak arrest gelişen erişkin hastalarda transtorasik odaklanmış EKO ile değerlendirilen klinik çalışmalar dahil edilmiştir. Çalışmanın spontan dolaşımın geri dönüşü (SDGD), hastane yatışında sağkalım ve taburculukta sağ kalım olarak belirlenen resüsitasyon sonuçlarından en az birini rapor ediyor olması istenmiştir.

Veriler, genel çalışma özellikleri, çalışma tasarımı, ayarları, hasta özellikleri, sonografın deneyimi, ultrason transdüseri tipi, sonografik tarama protokolleri, resüsitasyonun sonlandırılma kriterleri, başlangıç kardiyak ritmi, çeşitli sonlanımların tanımı ve klinik seyir için gerekli olan niceliksel veriler için 2*2 gözlü tablolar elde edilerek yorumlanmış. Duyarlılık ve özgüllük verilerinin birden çok çiftini bildiren çalışmalarda, en yüksek Youden indeksiyle (duyarlılık + özgüllük -1) tutarlı verileri kullanılmış. Seçilmiş çalışmaların meta-analizlerinden önce metodolojik kalitesini değerlendirmek için Tanı Doğruluk Ölçeği Kalite Değerlendirmesi (QUADAS) kullanılarak önyargı riski ile ilişkili olabilecek çalışma tasarımlarının, popülasyonun, endeks testlerinin ve referans standartların özelliklerini değerlendirilmiş.

SDGD, hastane yatışında sağkalım ve taburculukta sağ kalım gibi farklı sonlanımların havuzlanması ile duyarlılık ve özgüllük ve pozitif ve negatif olasılık oranları % 95 güven aralığı (GA) ile hesaplanmış. Acil serviste sağkalım olarak bildirilen hastaları hastane yatışında sağkalım grubu içerisine dahil etmişler. Sonuç tanımındaki değişikliğin özet tahminler üzerindeki etkisini belirlemek için bir duyarlılık analizi yapılmış. Özet etki tahminleri türetmek için iki değişkenli bir model kullanılmış. Hassasiyeti özdeşliğe göre çizen ve eğri altındaki alanı hesaplayan hiyerarşik bir özet özelligi alıcı çalışma karakteristiği eğrisi oluşturulmuş. Çalışmanın heterojenlik derecesini I2 testi ile değerlendirilmiş. Yayın yanlılığının varlığı ve etkisi, Egger testlerinin bir kombinasyonu kullanılarak incelenmiş.

Sonuçlar

Taramada 961 çalışmaya rastlanmış, 928’i başlık ve özet bölümünden elenmiş, 33 çalışma ileri araştırmaya alınmış ve bunlardan uygun kriterleri sağlayan 15 çalışma derlemeye dahil edilmiş. Bu 15 çalışmada spontan kardiyak hareket varlığı tespiti ile ortaya çıkan sonuçların doğruluğu değerlendirilmiş. Başarılı resüsitasyonun ölçütü SDGD varlığı, hastaneye yatışta sağ kalım ve taburculukta sağ kalım olarak belirlenmiş. Değerlendirmeye alınan 15 çalışmada 1965 kardiyak arrest hastası değerlendirilmiş. On çalışma acil serviste, 3 çalışma hastane öncesi dönemde 2 çalışma hem hastane öncesi her ikisinde yapılmış. Çalışmaların ikisi travmatik yedisi travmatik olmayan hastalarda kalanlar ise karışık popülasyonda yapılmış. Yedi çalışmada deneyimli EKO uygulayıcısı kullanılmış. Nabız kontrol zamanı sonografik değerlendirme zamanı olmuş ve subkostal, apikal, parasternal pencerelerden değerlendirilmiş.

Kardiyak arrest hastalarında başarılı resüsitasyon sonuçları değerlendirilmeye alınmış. Sekiz çalışmada ROSC varlığı,  7 çalışmada hastaneye yatışta sağ kalım ve 2 çalışmada hastaneden taburculukta sağ kalım sonuç olarak kullanılmış.

Altı çalışmada kardiyopulmoner resüsitasyon sırasında odaklanmış EKO yapmak için yapılandırılmış bir protokol önerilmiş. Kalp subkostal, apikal ve parasternal pencerelerden perikardiyal boşluk, inferior vena kava (hacim durumu), sağ ventrikül (kontraksiyon, çap ölçümü, pıhtı varlığı) açısından değerlendirilmiş. Ek olarak plevral kayma hareketinin değerlendirilmesi ile pnömotoraks araştırılmış.

Teşhis doğruluğuna yönelik çalışmaların kalite değerlendirmesi yapılmış, genel olarak, çalışmaların metodolojik kalitesi iyi bulunmuş. Çalışma tipleri prospektif / retrospektif kohort dizaynları ve randomize olmayan kontrollü çalışmayı içermekteymiş. Çalışmaların çoğunda referans standart veya körleştirme işlemi belirtilmemiş, ancak SDGD sonuçlarının belirlenmesi ya da hastaneye yatış veya hastaneden taburcu olma sağkalımı objektif olarak verilmiş ve ilk EKO bulgularından etkilenmemiş. Dolayısıyla, kuruluş önyargı riskinin az olduğu düşünülmüş.

On beş çalışmada sonlanım tahmini doğruluğu spontan kardiyak hareketin saptanması ile değerlendirilmiş. SDGD için tahmini toplanmış duyarlılık ve özgüllük sırasıyla 0.95 (% 95 GA: 0.72-0.99) ve 0.80 (% 95 GA: 0.63-0.91), havuzlanmış pozitif olasılık oranı 4.8 (% 95 GA: 2.5-9.4) ve negatif olasılık oranı 0.06 (% 95 CI: 0.01-0.39), ROC eğrisi altındaki alan 0.93 bulunmuş. Ara analiz sonuçları için (Hastaneye yatışta sağkalım) spontan kardiyak hareket varlığının duyarlılığı 0.90 (% 95 GA: 0.83-0.94), özgüllüğü 0.78 (% 95 GA: 0.64-0.88), pozitif olasılık oranı 4.1 (% 95 CI: 2.3-7.4) ve negatif olasılık oranı 0.13 (% 95 GA: 0.07-0.24) bulunmuş. Her iki sonlanım için de yüksek duyarlılık ve orta özgüllükte bulunan sonuçlar, spontan kardiyak hareketin olmamasının hayatta kalmayı dışlamada yüksek öngörüde olduğunu ve spontan kardiyak hareketin pozitif olmasının ise hayatta kalmayı desteklemede orta öngörüde olduğu bildirilmiş.

Tartışma

Bu sistematik derlemede, resüsitasyonda bakım odaklı EKO’nin rolünün esas olarak resüsitasyon sonucunun tahmini ve potansiyel olarak tedavi edilebilen nedenlerin erken belirlenmesi olduğu gösterilmiş. EKO’de spontan kardiyak hareketin bulunmaması düşük negatif olasılık oranına sahip ve resüsitasyonun sonlandırılmasına karar vermede yardımcı olabilir, yüksek negatif olasılık oranına sahip olduğunda ise resüsitasyonun durdurulmasına karar verdiricidir. Resüsitasyonda yatak başı odaklanmış EKO’nin başlıca avantajları gerçek zamanlı olması, hızlı değerlendirme sağlaması ve ayırıcı tanı yelpazesini daraltıp hızlı tedavinin sağlanmasına yardımcı olmasıdır. Bunun yanında resüsitatif çabanın yanıtını hızlıca değerlendirmeye olanak sağlar. Dezavantaj olarak, sonografinin yapılması ve sonuçların yorumlanmasında ustalık sahibi olmak gerekliliğidir. Eğer uygulayıcı eğitimi yetersiz ise İYD sürecine müdahale etme olasılığı vardır.

Blyth ve ark. tarafından gerçekleştirilen bir önceki meta-analizle karşılaştırıldığında; bu derleme yaklaşık üç katı kadar hasta (1695 vs 568) içermektedir. Blyth’in çalışması, SDGD tahmini için duyarlılığı 0.92 (% 95 CI: 0.85-0.95) ve özgüllüğü 0.80 (% 95 GA: 0.76-0.84) bildirmiş. Dahil edilen çalışmaların sayısının artmasıyla iki sonlanıma yönelik bir alt grup analizi yapılması sağlanmış. Blyth’in meta-analizi ile karşılaştırıldığında bakım odaklı EKO için SDGD’nü öngörmek için benzer özgüllük (0.80,% 95 GA: 0.63-0.91), ancak daha yüksek bir duyarlılık (0.95,% 95 GA: 0.72-0.99) bulunmuş. Hastaneye yatışta sağkalımı öngörmede ise duyarlılık (0.90,% 95 GA: 0.83-0.94), SDGD’den daha düşük bulunmuş. Uzun süreli sağkalımın, bakım kalitesine ve komplikasyonlara bağlı çeşitli faktörlerle birleştiği, bu nedenle, ilk EKO bulgularına dayanarak kolayca tahmin edilemeyeceği tartışılmıştır. Her iki sonuç için düşük havuzlanmış negatif olasılık oranı (SDGD: 0.06,% 95 GA: 0.01-0.39; hastaneye yatışta sağkalım: 0.13,% 95 GA: 0.07-0.24), bakım odaklı EKO’de spontan kardiyak hareketin bulunmamasının resüsitasyonun başarısızlığını öngörmek ve ön test olasılığı düşük hastalarda resüsitasyonun sonlandırılmasına yol göstermek için güvenilir olduğunu düşündürmektedir. Bunun aksine, pozitif olasılık oranı spontan kardiyak hareketin varlığının SDGD ve sağkalımı kesin olarak tahmin etmediğini ileri sürmektedir. Değerlendirmeye alınmış tüm çalışmalar içerisinde Tomruk ve ark. herhangi bir saptanmış kardiyak hareket için en düşük duyarlılığı (% 26) bildirmişlerdir. 149 hastayı kapsayan bir çalışmada böylesine büyük bir tutarsızlık, tek başına şans dışında alternatif açıklamalar yapılmasını gerektirmektedir. Düşük duyarlılık, tek subkostal görüş kullanımı veya odaklanmış sonografide yetersiz eğitim nedeniyle tanısal yanlışlık ile açıklanabilir. Breitkreutz ve ark. tarafından yapılan hastane öncesi dönemde resüsitasyon yapılan arrest hastalarını içeren çalışmada ise yüksek yanlış negatif oran görülmektedir. Bu durum için, hastane öncesi dönemde taşınabilir sonografi spontan kardiyak hareketi doğrulukla saptayamayabilir ya da erken dönemde EKO’de spontan kardiyak hareketin olmaması halen daha SDGD sağlanabilme şansına sahip olabilir şeklinde yorum getirilmiştir. Ancak bu varsayımı doğrulamak için daha ileri çalışmalar gerekliliği vurgulanmıştır.

Bu derlemenin sonuçları hem güçlü hem de zayıf yönleri ışığında yorumlanmalıdır. Mevcut derleme, resüsitasyonda bakım odaklı EKO’nin kullanımı için önerilen protokolleri özetleyen ilk derlemedir. Bu çalışma aynı zamanda, bakım odaklı EKO ile sonuç tahmini için güncellenmiş bir havuzlanmış doğruluk tahmini sağlamaktadır. Bu çalışmanın sonuçları tarama protokollerinin standartlaştırılmasını kolaylaştırabilir. Buna ek olarak, güncellenmiş özet doğruluk indeksleri, bakım odaklı EKO’nin resüsitasyon sonlandırmasını belirlemedeki yararlılığını teyit etmektedir. Bununla birlikte, çalışma bazı zayıf yönler de taşımaktadır. İlk olarak, bu derlemeye dahil edilen çalışmaların hiçbirinde bakım odaklı EKO’nin sonlanımı iyileştirdiğine dair bir veri yoktur. Bu nedenle, ultrason göğüs kompresyonlarında kesintiye neden olmayacak şekilde yapılmalıdır. İkincisi, ultrason operatöre bağımlıdır, uygulayıcının raporlama eğitim seviyesinin eksikliği, sonuçların farklı seviyelerde raporlandığını göstermektedir. Çoğu araştırmanın temel eğitimle hekimler tarafından yapıldığını ve bu nedenle sonuçların ileri düzeydeki çalışanlara genellenemeyeceğini varsayılmıştır. Üçüncü olarak tarama protokolleri arasında, tarama zamanı (bir defalık ilk değerlendirme ve sürekli değerlendirme) ve pencereleri (tekli subkostal görünüm vs. çoklu görünümler) gibi güçlü heterojenlik bulunmuş; dolayısıyla doğruluk indeksleri kardiyak arrestin geri döndürülebilir nedenlerini saptamak için havuzlanamamıştır. Bu nedenle, acil durumlarda geri dönüşümlü arrest nedenlerini teşhis etmek için bakım odaklı EKO kullanımı sadece açıklayıcı bilgilerle desteklenmektedir ve güncel bakım standardını değiştirmek için yeterli olmayabilir. Dördüncü olarak, hastaların arrest özellikleri (Travmatik / travmatik olmayan, kalp durması yeri), spontan kardiyak hareketin belirlenmesinde kriter olan EKO sonuçlarının (organize kalp hareketi) ve yapılan müdahalelerin heterojenliğinin farkında olmak gerekir. Beşincisi, doğrulamada önyargı riski vardır. İYD’ne müdahale etmese de, bakım odaklı EKO sonuçları, resüsitasyon çabasının sona erdirilmesi kararını büyük ölçüde etkileyecektir. Prospektif çalışmalar, ilk EKO sonrası resüsitatif çabaların belli bir süre (örneğin 15 dakika) devam ettirilmesi ve resüsitasyon uygulayıcılarının EKO sonuçlara kör olması sağlanarak bu önyargılardan arındırılabilir.

Yazarın Yorumu

Mevcut literatür, bakım odaklı EKO’nin sonuçları öngörmek ve kardiyak arrest hastalarında düzeltilebilir nedenleri belirlemek için kullanılabileceğini önermektedir. Çalışmanın bulguları, EKO’de spontan kardiyak hareketin yokluğunun hayatta kalma olasılığını önemli derecede düşürdüğünü ve resüsitasyon sonlandırma kararının alınmasına yardımcı olduğunu göstermektedir. Şu an itibariyle, bu sistematik gözden geçirme klinik önerilere ilişkin en iyi mevcut kanıt olarak kabul edilebilir. 

Tsou, Po-Yang et al., Accuracy of point-of-care focused echocardiography in predicting outcome of resuscitation in cardiac arrest patients: A systematic review and meta-analysis. Resuscitation , Volume 114 , 92 – 99. https://doi.org/10.1016/j.resuscitation.2017.02.021

20 Temmuz 2017 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Ayın OlgusuSürekli Yayınlar

Travmaya bağlı Pseudoanevrizma ve Arteriovenöz Fistül

tarafından Aslihan Yürüktümen Ünal 19 Temmuz 2017
written by Aslihan Yürüktümen Ünal

Dr. Aslıhan Yürüktümen Ünal
Edisyon: Dr. Ali Tosun

19 Temmuz 2017 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Ayın Videosu

Aort Patolojilerinde Acil Ultrasonografik Görüntüleme

tarafından Mehmet Ali Aslaner 29 Haziran 2017
written by Mehmet Ali Aslaner

TATDUS – @TrTatdus

29 Haziran 2017 0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestE-posta
Newer Posts
Older Posts

Hakkımızda

  • Üyelik Başvuru Formu
  • Kurumsal Kimliğimiz
  • Gizlilik Politikası

Bize Ulaşın

  • Mustafa Kemal Mahallesi Dumlupınar Blv. No:274 Mahall E Blok Daire:18 Ankara
  • Telefon: (0312) 438 12 66
  • Email: [email protected]
@2024 – All Right Reserved. Designed and Developed by Themis
Facebook Twitter Instagram Linkedin Youtube Email
Ultrasonografi Çalışma Grubu
  • Home
Sign In

Keep me signed in until I sign out

Forgot your password?

Password Recovery

Yeni bir şifre size e-posta ile gönderilecek.

Have received a new password? Login here