Dr.Melike ERDEM, adanmış kısa bir hayat


Ölüm, varoluşun bir sonucudur. Yaşamın başlaması ile zorunlu bir sonuç olarak insanoğlunun karşısında dikili durur. Bu duruş, insanoğluna varlığının geçiciliğini ve yaşamını anlamlı kılmak üzere sahip olduğu zamanın kısalığını hatırlatır gibidir aynı zamanda. Bazılarımız, “hayat” denilen bu geçici ve kısa yolculuğumuzu anlamlı kılmak için tüm gücümüzle mücadele ederiz. Aile ilişkilerimizde, arkadaşlık ve dostluklarımızda ve mesleğimizi yerine getirirken hep bu kutsal zamanı, “yaşamımızı”, adanmış bir şekilde ve ideallerimiz uğruna yaşarız.

                    Melike ERDEM, gencecik yaşında aramızdan ayrılan sevgili meslektaşım, bu insanlardan birisiydi. Onu tanıyıp, tanımadığımı merak edenleriniz olabilir; hayır, hiç yüz yüze gelmedik, hiç merhaba demedik birbirimize, ama onu çok iyi tanıyorum. Arkadaşlarının yazdıklarından tanıyorum, tüm duyguların saatlik değiştiği “modern çağımızda” dostlarının aradan geçen zamana rağmen onun anısını yaşatmak adına devam ettirdikleri mücadelelerinden tanıyorum, bizden birisi olduğu için tanıyorum.

                     Bu ülkede acil sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi için biz acil tıp uzmanlarına çok görev düştüğünün bilincindeydi. Sistemin iyileştirilebilmesindeki rolümüzü görüyordu. Ama aynı zamanda kendisine bir görev olarak addettiği bu hedefi yerine getirebilmek için iyi bir acil tıp uzmanı olması gerektiğini de biliyordu. İyi bir uzman olmanın ana koşulunun da, yeteri kadar sayıda ve nitelikte “öğretmen” “öğretim üyesi” ile standart ve planlı bir eğitim programından geçmek olduğunu da biliyordu. Ama ne yazık ki, acil tıp uzmanlığı eğitimini ulusal ölçekte planlayanların nitelikli bir eğitim ortamı kaygıları yoktu. Eğitime başladığı klinikte “tam zamanlı” çalışan bir tane bile acil tıp öğretim üyesi yoktu. Beraber çalıştığı acil tıp uzmanlarının ve koordinatör şefin farklı klinikler arasında koşuşturmaca ile geçen olağanüstü çabaları da taşıma su ile değirmen çevirmeye benziyordu. Şu anda bu yazıyı okuyan siz meslektaşlarımın büyük bir çoğunluğu gibi, kendisini bu ülkeye borçlu hissediyordu ve bu borcu ancak daha iyi bir acil tıp uzmanı olarak ödeyebileceğinin farkındaydı.

              Daha iyi bir eğitim alabilmek adına verdiği dilekçe ile başında bir acil tıp öğretim üyesinin bulunduğu başka bir eğitim ve araştırma hastanesi acil tıp kliniğine 1 yıl süre ile geçici görevlendirilmeyi talep ediyor sevgili Melike, hem de İstanbul gibi trafiğin büyük bir sorun olduğu bir megapolde, evine yakın eğitim kurumundan vazgeçerek, çok daha uzaktaki başka bir kuruma gidip gelmeyi göze alarak. Evet, gerçekten iyi bir acil tıp uzmanı olmayı istiyordu. Verdiği mücadeleyi görebiliyorum. Gencecik bir insanın bu kararları alırken yaşadığı tedirginliği ya da beklentilerini anlayabiliyorum. Bunları yazıyorum çünkü sizlerinde bu mücadelenin birer tanığı olmanızı istiyorum, bunları yazıyorum çünkü 184 şikayet hattından gelen “basit gibi görünen” bir şikayet telefonunun bile bu mücadele insanının yüreğinde açtığı derin yarayı görmenizi istiyorum. Ben diye düşünüyordu “ben, iyi bir hekim olmak adına, sizlere daha iyi bir sağlık hizmeti sunmak adına bu kadar uğraşırken, siz bunu nasıl yaparsınız” diye geçirmişti muhtemelen aklından, biliyorum çünkü bir çoğunuzun anlık olarak bu düşüncelere sahip olduğunuzu da biliyorum. Sondası olan bir hastaya “sonda değişim yeri acil servis değildir” dediğim için suçlu değilim, bu hastayı doğru yere yönlendirmiş olmam işimi savsakladığım değil tam tersine gerçek acil hastalara ayırmam gereken kutsal zamanımı bu işlere ayırmam gerekmediği içindir, diye haykırıyordu. Ama sesini duyan olmadığı gibi, 184 telefonu yetmediği gibi bir de yazılı savunması istenmişti. Nedeni sadece işini daha iyi yapmak istemesiydi. Bunu hiç ama hiç hak etmemişti.

               Gencecik bir insan, bizlerden birisi. Çalışkan, arkadaşları tarafından sevilen, insanı ve hayatı seven biri, Melike ERDEM. Ama tam 1 yıl önce bugün kararını anlık verdi, keşke elini uzatsaydı. Bu eli tutacak idarecileri yoktu belki ama bizler vardık. Ona bizi daha iyi bir geleceğin beklediğini anlatabilirdik, bu mücadelenin uzun soluklu olduğunu da. Şimdi bize düşen onu unutmamak ve unutturmamak. Öncelikle iş arkadaşlarının talebini yerine getirmek için mücadele etmeliyiz, eğitim yuvam diye benimsediği yerde bir eğitim salonuna adının verilmesi ile başlayabiliriz adını ölümsüzleştirmeye. Ardından daha uzun soluklu bir çaba bizi bekliyor; eğitim ortamlarımızı, eğitim programlarımızı düzelterek, bunun için mücadele ederek daha iyi bir acil tıp uzmanı olmak için, daha iyi acil tıp uzmanları yetiştirmek için uzun koşumuzu başlatmakla başlayabiliriz.

Nur içinde uyu Melike….

 

 

Prof. Dr. Yıldıray ÇETE

Türkiye Acil Tıp Derneği

Yönetim Kurulu Başkanı

Share Share