Gül Pamukçu Günaydın ile COVID 19 Gölgesinde Eğitim ve Öğretim


 

Bugün, hem bir doktor hem de bir anne olan Gül Pamukçu Günaydın ile COVİD-19 pandemisinin eğitim ve öğretim faaliyetlerine olan etkisinden bahsedeceğiz.

Soru: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

2002 yılında Hacettepe Üniversitesinden mezun oldum, Gazi Üniversitesinde Acil Tıp ihtisasımı 2008’de tamamladım. Şırnak’ta 2 yıl mecburi hizmet yaptım. 2010’dan beri  Ankara’da önce Etlik sonra da Atatürk Eğitim Araştırma hastanelerinde başasistan olarak çalıştım. Son 2 yıldır Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Acil Tıp AD’da Dr Öğretim Üyesiyim.

“Pandemi sürecinde başarılı olduğumuz konular da var başarısız olduklarımız da”

Soru: Kaç yıldır hekimlik mesleğini yapıyorsunuz? Tecrübelerinize göre bu Pandemi sürecinde başarılı olabildik mi?

2003 yılından beri acil serviste çalışıyorum. 2008’den beri de Acil Tıp Uzmanı olarak çalışıyorum.

Baştan itibaren çeşitli branşlardan değerli isimlerin olduğu bir bilim kurulu oluşturulması çok isabetli bir karardı. Ama bir eğitim bilim kurulu da oluşturulabilirdi. Aynı şekilde HES uygulaması da yerinde bir karardı. Ama mesela bu uygulamanın daha yaygın kullanımını, restorandan otele heryere girişte sorulmasını sağlayabilirdik, uygulamadan yeterince faydalanamadık.

Biz bölüm olarak başından itibaren bilimsel ve kanıta dayalı bir şekilde uygulamaları yürütmeye çalıştık ve Ankara’da pandemi ile mücadelede çok önemli bir görev üstlendik. Acil Tıp eğitimimiz kriz yönetme konusunda Acil Tıpçılara avantaj sağladı. Sağlık sisteminin deliklerini dünyada genelde acil tıpçılar kapatır, pandemide de öyle oldu. Türkiye’de hastanelerimiz ve doktorlarımız aşırı yüklenmeye alışık olduğundan hastanelerde çok sorun olmadı, ama 1. basamak biraz  geç devreye alındı.

“Pandeminin Türkiye’ye diğer ülkelerden daha geç gelmesi hazırlık yapmaya imkan verdi”

Pandeminin ülkemize geç gelmesi hazırlık yapmamiza imkan verdi ancak yöneticilerin bu süreyi iyi kullanmadığını gördük, eksikleri son dakikada tamamladığını gördük. Ülkemizde başka ülkelerde görülen malzeme sıkıntısı pek çekilmedi ama ağır koşullarda çalışmak sağlık çalışanlarını yordu.

Birçok doktorun bilimsel makaleleri kılavuzları takip etmek yerine halktan kişiler gibi  davranıp sosyal medyayı kutsal bilgi kaynağı gibi takip ettiklerini gözledik, birçok büyük hocanın da sosyal medyada fenomen olmak uğruna bilimsel olmayan paylaşımlar yaptığına tanık olduk. Bilim kurulu tanı tedavi algoritmalarını hızlı bir şekilde kullanıma soktu ve hekimlere yönelik rehberler hazırladı ama ülke olarak tecrübelerimizi yazılı hale getirmede biraz geride kaldık.

“Okullar konusunda tüm hazırlıkları en sona bıraktık”

Okullar ile ilgili düşünceler üretmeye çok geç başladık. Pek çok ülke yeni normale geçme sürecine okullar ile başladı. Biz okulları en sona bıraktık, sadece bir tarih verip onu birkaç kez erteleyerek çok önceden yapabileceğimiz hazırlıkları da son dakikaya bırakmış olduk.  Çoğu eğitimci, sağlıkçı ve veli okulun yüz yüze güvenli açılamayacağına inandı. Bu konuda fikir üretmeye çalışanlar azınlıkta kaldı.

“Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’nin iyi bir sınav verdiğini düşünüyorum”

Soru: Sizce kişiler pandemiden dolayı oluşan gündelik hayatlarındaki değişimleri nasıl karşıladı? Yeterli hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?

Bir dönem çok sıkı kısıtlamalar uygulandı ama sonrasında normalleşme sürecinde iş bireylere bırakıldı. İlk başlarda insanlara verilen en önemli mesaj “evde kal” idi. Biz pek bireysel sorumluluk almayı seven bir ülke değiliz. “Kurallara uyarsak kendimizi, ailemizi, sağlık çalışanlarını, herkesi koruyabiliriz” denildi ama bu mesajlar tam etkili olamadı. Kurallara uymayanlar için yaptırımlar devreye girdiğinde kurallar daha iyi uygulanmaya başladı. Başlangıçta neyin yapılması gerektiğine dair belirsizlik de insanların kafasını karıştırdı.

“İnsanlara evde kalmak dışında neler yaparak korunacakları konusunda çok net mesajlar verilemedi”

Bazı kişilerin virüsü engellemek için aşırı tedbirler almaya çalıştığını ve artık yorulduğunu, bazı insanların ise “ne yaparsak yapalım korunamayacağız, zaten bu virüs de abartılıyor” diye düşünerek ipin ucunu tamamen bıraktığını görüyoruz. Ama bu ikisinin arasını bulmalıyız. Yani eskisi gibi serbest olamayız ama bazı kurallara uyarak yine de hayatımızı devam ettirmeye çalışmalıyız. Aslında bugün çok basit 3 kuralı uyguladığımızda riski kabul edilebilir bir düzeye indirdiğimizi biliyoruz.

“Maske, Mesafe, El temizliği”

Bir de bunlara kapalı alanlardaki kalabalıklardan uzak durmayı da ekleyebiliriz.

Soru: Siz aynı zamanda bir anne ve aynı zamanda bir eğitimcisiniz. Çocuğunuz okul çağında ise geçtiğimiz aylar boyunca uzaktan eğitim faaliyetlerini siz de deneyimlediniz. Uzaktan eğitimin artıları ve eksilerini bir de sizin perspektifinizden öğrenebilir miyiz?

Eğitim alan tarafında kızımla uzaktan anasınıfı yapmaya çalıştık. Okulun çok iyi rehberlik etmesine ve evdeki teknolojik imkanların yeterli olmasına rağmen çok zor oldu. Özellikle küçük çocuklar için uzaktan eğitim pek faydalı olmuyor diye düşünüyorum. Ayrıca eğitimi sadece matematiğe, okuma yazmaya indirmek demek oluyor uzaktan eğitim küçük sınıflarda. Yani ortada başka çocuklar yokken bir çocuğa oyunda sırasını beklemesi gerektiğini nasıl öğretebilirsiniz ki. Öğretmenin rolünün sadece bilgi aktaran bir kişiye indirilmesini kabul etmiyorum. Öğretmen öğrenci tarafından örnek alınandır, sevilendir. Bu ilişkileri uzaktan kurmak küçük çocuklar için çok zor.

“Uzaktan eğitim sürecinde davranış, tutum kazandırma eksik kalıyor”

Eğitimci olarak da üniversite öğrencileri ve asistanlarımızla uzaktan ders yaptık ve meslektaşlarımızla uzaktan çeşitli toplantılar düzenlendi. İlk başlarda hiç kimse evden çıkmıyorken bunlar daha çok heyecan veriyordu. Ancak uzaktan eğitimde vücut dilinizi kullanmanız zor, izleyicilerle göz teması kurmak zor, izleyicilerin nabzını tutmak zor. Aslında yeni nesil üniversite öğrencileri bu tip uzaktan dijital bir iletişime daha alışık, yaşları itibarı ile kendi kendilerine çalışma disiplini de kazanmış durumdalar. Böyle düşündüğünüzde üniversite dersleri belki uzaktan verilebilecek olsa bile üniversite yaşantısının olmayacağı bir üniversite eğitimini ben düşünmek istemiyorum. O deneyim de üniversite eğitiminin bir parçası ve çok önemli. O yüzden güvenli oldukça yüz yüze eğitime dönüş mutlaka önceliğimiz olmalıdır.

“Uzaktan eğitimde etkili bir öğretmen olmanın yollarını bulmanız gerekiyor”

Uzaktan eğitimin iyi yanları da var. Bana göre en iyi yanı çok farklı ülkelerdeki alanının en iyisi kişileri kolayca dinleme fırsatı yaratmasıdır. Örneğin yüz yüze olarak yılda 1 kez belki bir kongrede dinleyebileceğiniz bir hocayı uzaktan dersine kayıt yapıp bütün yıl dinleyebilirsiniz evinizden çıkmadan. Ya da yine evinizden çıkmadan ABD’deki bir konferansa konuşmacı ya da dinleyici olarak katılabilirsiniz. Bu da uçak, otel gibi masraflarınız olmayacağından uluslararası etkinliklere katılmayı kolaylaştırır. Bundan sonraki kongrelerde hep bu şekilde uzaktan konuşmacı ve katılımcıların da olacağını düşünüyorum.

Soru: Pandemi sürecinin en önemli problemlerinden birisi de eğitim ve öğretim faaliyetlerinin nasıl sürdürüleceği konusuydu. Bilim kurulu dahil pek çok farklı görüş ortaya atıldı. Öğrenci ve öğretmenlerin enfekte olma riskini en aza indirmek için uzaktan eğitim planlamaları önerildi ve tartışıldı. Sonuçta bazı sınıflar yüz yüze eğitime başlarken, bazı sınıfların uzaktan eğitime devam etmesi kararı alındı. Bu süreci bir anne ve bir eğitimci olarak değerlendirdiğinizde çocukların ruhsal ve beden sağlığının yanı sıra eğitim kalitesini nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

İlk başlarda elde olan kısıtlı bilgi ile okulların kapatılması belki gerekli idi. Ancak bugün geldiğimiz noktada artık COVID-19’un çocuklar için yaşamsal risklerinin yetişkinlere göre çok düşük olduğunu biliyoruz. Kendileri için kötü sonuçlanma tehlikesi çok az (influenza ile karşılaştırabilecek düzeyde) olan bir hastalığın toplumda yayılmasını engellemek için çocukların çok ağır bir bedel ödediğini görüyoruz. Çok uzun bir süre evden çıkmaları bile yasaktı ve şimdi de okula gidemiyorlar.

“Çocukların tam bir iyilik halinde olması için okul çok önemlidir”

İşler öyle bir noktaya geldi ki okullar açılsın diyen anne babalar çocuğundan bıkmış ya da çocuğunun sağlığını önemsemiyormuş gibi gösteriliyor. Halbuki bir çocuğun sağlığı sadece onun fiziksel sağlığından ibaret değildir. Okullar kapalı olduğunda sağlık için bir takım faydalar bekleniyorsa (COVİD-19 toplumsal yayılımın azalması gibi) bunu çocuklarda meydana gelecek potansiyel zararla karşılaştırarak bir karar vermemiz gerekiyor.

“Bazı çocuklar böyle devam ederse öğrenim hayatından  tamamen kopacak”

Eğitimle ve çocuklarla ilgilenen pek çok ulusal ve uluslararası kuruluşun raporlarına baktığınızda (örneğin WHO, UNICEF, TEDMEM, CDC, EDCD), dünyada milyonlarca çocuğun uzaktan eğitime erişemediğini görüyorsunuz. Ayrıca eğitime erişimle ilgili eşitsizliklerin iyice çoğaldığını, dezavantajlı grupların daha da aşağı itildiğini yazıyorlar. Okulun faydaları sadece matematik öğrenmek değildir, pek çok çocuk okul sayesinde aile içinde fiziksel istismardan korunuyor, bir öğün yemek yiyebiliyor, çocuk işçi olmaktan korunuyor. Fakir çocukların potansiyellerine ulaşmak için tek şansları okula gitmek. Bazılarının çocukları evde özel öğretmenler, açık olmasına izin verilen kurslar, uzaktan özel derslerle öğrenimine devam ederken, bazı çocuklar için evde internet yok, bilgisayar yok, olsa bile kardeş sayısı çok, başına hangisi oturacak, anne babanın eğitimi çocuğa yardımcı olabilecek düzeyde değil (örneğin onlar da okuma yazma bilmiyor). Bu riskleri düşündüğümüzde yüz yüze güvenli bir şekilde okulları açmak için gereken çabayı göstermek ve salgının kontrolü için okul kapama dışındaki diğer araçları kullanmak daha doğru gibi gözüküyor. Zaten diğer ülkeler de bu mantıkla okulları açmak ve açık tutabilmek için azami çaba gösteriyorlar.

Soru: Bu süreçte çocuklarını okula göndermek zorunda olan ailelere önerileriniz neler olur?

Öncelikle şimdilik çocuğu okula göndermek zorunda değiller. İçleri rahat değilse uzaktan eğitimi seçebilirler. Bilim kurulu önerisi ile küçük sınıflardan başlayarak okullar açıldı ki bu COVİD-19 ile ilgili risklerin yaş küçüldükçe azalması ve yine yaş küçüldükçe uzaktan eğitimin zor olması nedeni ile doğru bir karar. Bu kararların alınmasında çok büyük özen dikkat ve temkin var.

“Kendi aileleri için uygun olanı düşünüp seçmeliler”

Çocuklarını okula göndermeyi seçecek olanlar Sağlık Bakanlığı ve MEB’in okullarla ilgili internette yayınlamış oldukları kılavuzları okusunlar. Sorun tespit eden oldukları kadar sorun çözen olmaya çalışsınlar. Okullarının güvenle açılması için bir katkıları olacaksa esirgemesinler. En önemlisi  de okulun içinde yaşadıkları mahallenin ve toplumun bir parçası olduğunu, kendilerini, mahallelerini, toplumu COVİD-19’dan korumak için yaptıkları her şeyini aslında okullarını ve çocuklarını da koruyacağını unutmasınlar.

“Okullarındaki öğretmenler ve yöneticiler ile işbirliği yapmaya çalışın”

Soru: Okul yönetimleri bu süreçte ne gibi önlemler almalı, nelere dikkat edilmeli? Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve Sağlık Bakanlığı’nın sunmuş olduğu tedbirler ve önerileri yeterli mi?

Sağlık Bakanlığı ve MEB’in kılavuzlarına yayınlanan tedbir ve öneriler yeterli. Ancak uygulamada bazı sorunlar yaşanabilir. Bunun için de diğer okullardaki yöneticiler, öğretmenler ve velilerle işbirliği yapmalarını öneririm. Aynı sorunlarla karşılaşan ve çok basit ucuz, uygulanabilir bir çözümü zaten bulmuş meslektaşları yan okulda olabilir.

“En çok dikkat etmeleri gereken yerlerden birisi öğretmenler odası, bir diğeri yemek yenilen diğer alanlar”

Çünkü maalesef sağlıkçılar olarak biz de bazen bu hataya düştük. Hastaların yanında aldığımız önlemleri çalışma arkadaşlarımızın yanında çok sıkı uygulamadık ve virüsü dinlenme odalarında bir başka sağlık çalışanı arkadaşımızdan aldık. Öğretmenler de virüsü çocuklardan alacaklarını sanıyorlar ama daha büyük olasılıkla tehdit olarak görmedikleri öğretmen arkadaşlarından alacaklar. Maskelerini çıkarıp dinlendikleri, yemek yedikleri, çay içtikleri zamanlarda daha riskli olacaklar.

“Çocuğumun hasta olması ya da ailemizdeki büyüklere hastalık getirmesinden elbetteki endişeleniyorum”

Soru: Hekim olmanın dışında bir anne olarak sizi bu süreçte en çok endişelendiren ne oldu?

İstatistikler ve bilimsel gerçekler riskin çocuklar için düşük olduğunu söylüyor ancak o düşük ihtimal sizin çocuğunuza denk geldiğinde istatistiklerin hiçbirinin bir anlamı kalmaz, ciğeriniz yanar, bunu biliyorum. Amacım hastalığı ya da hastalıktan zarar görme olasılığını küçümsemek değil. Ancak salgının başından beri bilim kurulu üyesi Doç Dr Afşin Emre Kayıpmaz hoca ile birlikte bu konuda yüzlerce yazı ve araştırma okuduk ve okumaya devam ediyoruz. Sürekli olarak başka ülkelerdeki örnekleri takip ediyoruz. Şu andaki bilgilerimizle riskin kabul edilebilir sınırda olduğunu düşünüyorum.

“İntörnlerin uzaktan eğitime geçmesi kullanılan kişisel koruyucu ekipman sayısının azaltırken bir yandan da bizlerin sürece uyum sağlamamızda kolaylaştırıcı oldu”

Soru: Sizin aynı zamanda anabilim dalınızdaki intörnlerden sorumlu öğretim üyesi olduğunuzu biliyoruz. Biraz da tıp öğrencileri ve onların bu süreçteki durumu hakkında görüşlerinizi almak isteriz. Pandemi sürecinin en başından itibaren intörnlerin (6. Sınıf öğrencileri) eğitimlerine uzaktan devam etmeleri kararı alındı. Sizce bu karar ne kadar doğruydu?

O dönem korunma önlemleri ile ilgili çok az bilgi vardı ve kişisel koruyucuların temini ile ilgili de sıkıntılar yaşanabileceği düşünülüyordu. O ortamda kısa bir süre onlar da sadece sıradan birer öğrenci gibi düşünüldü ve uzaktan eğitim kararı alındı. Bu hem eğitim aldıkları hastanelerde kullanılacak kişisel koruyucu malzeme sayısını azalttı, hem de pandemi ortamında artan iş yükü sırasında onların olmaması eğiticiler açısından hem hastalarla ilgilenmek için hem de yeniliklere uyum sağlamak için bir kolaylık sağladı. Geçen yılın önemli bir kısmı zaten bitmişti. Bu nedenle çok önemli bir zarara uğramadılar diye düşünüyorum.

“Bugün intörnleri uygulamalı olarak çalıştırmayarak koruduğumuzu zannedebiliriz, ama tek başlarına çalışmaya başladıklarında nasıl olacak?”

Ama uzaktan eğitimin tıp fakültesinin uygulamalı yıllarında sürekli olması doğru değil. Bugün biz onları uygulamalı staj yaptırmayarak koruduğumuzu sanabiliriz, ama 3 gün sonra tek başlarına hasta görmeye başladıklarında bu işin yanlışlığı ortaya çıkar. Hekimlik hastalarla karşılaşmadan öğrenilecek bir meslek değildir. Fakültemizde şu anda intörn doktorlar stajlarını hastanede yapıyorlar. Onları en yüksek riskli alanlarda çalıştırmıyoruz, derslerinde, nöbet saatlerinde bazı düzenlemeler yaptık. Kendimizi ne kadar koruyorsak onları da aynı şekilde koruyoruz, kendilerini nasıl koruyacaklarını düşük riskli alanlarda öğretmeye çalışıyoruz. Öğrencilerin de özellikle acil tıp stajını yüz yüze yapmak konusunda hiçbir problemleri yok. Endişelerini ifade etmelerine uygun ortam sağlıyoruz ve sorunlarını hızlıca çözmeye çalışıyoruz.

“İntörnler ile sürekli iletişim halindeyiz”

Soru: Peki intörnlerden aldığınız yorumlar, onların bu sürece yaklaşımı nasıldı? Uzaktan eğitim ile okuldan mezun olan hekim arkadaşlarımız kendilerini güvende hissediyor mu?

Geçtiğimiz dönem intörn arkadaşlarımız yılın büyük kısmını tamamlamışlardı. Bu nedenle gittikleri yerlerde eğer tecrübeli hekimlerden de biraz destek alabilirlerse çok önemli bir sorun olacağını düşünmüyorum. Tabi yine intörnlük içindeki Acil Tıp stajını tamamlamış olanlar daha şanslıydı.

Tıp fakültesinin özellikle de hasta başı pratiklerin başladığı 4-5-6. sınıfların sadece uzaktan olamayacağını düşünüyorum. Bu uygulamalı eğitim yapılan bütün fakülteler için geçerlidir. Bir hekim adayına dikiş pratiği yaptırmadan nasıl iyi dikiş atmayı öğretebilirsiniz? Bazı hekim adayı öğrenci arkadaşlarımızın “Zaten bunları yapamıyorduk gitmediğimiz iyi oldu, angarya işler yapıyorduk sadece” diye uzaktan eğitimi tercih ettiğini ve övdüğünü sosyal medyada görüyorum. Orada çözüm stajın amacına ulaşması için düzenlemeler yapmak, öğrencileri angarya işlerde kullanılacak bedava işgücü gibi görmemektir. Yoksa olması gereken iyi bir şekilde yapılamıyor diye stajların uzaktan olmasını savunmak doğru değil.

Soru: Enfeksiyon riskinin çok yüksek olduğu bölümlerin başında acil servis geliyor. Birçok sağlıkçı arkadaşımız, hemşiremiz, paramedik, acil tıp teknisyeni arkadaşımız enfekte oldu. Bir kısmı hastalık sürecini hafif bir şekilde atlatırken; bir kısmı maalesef ki COVID-19 nedeni ile hayatını kaybetti. Haliyle hepimizde hafif bir endişe ve korku duygusu hakim. Sahada çalışmaya başlayacak genç meslektaşlarımıza bu süreçle ilgili olarak ne gibi önerileriniz olur?

Önerim bilimsel olmayı hiçbir zaman bırakmasınlar, en çok korktukları zamanda bile sürekli okusunlar. Bu dönemde hekimlerden bile mantık dışı, bilimsel temeli olmayan bilgileri kesin doğru gibi yayan kişiler var. En güvenilir gördükleri kişiler bile söylese kafalarına yatmıyorsa o bilgiyi sorgulasınlar.

“Kimi takip ettiklerine, hangi bilgiyi doğru kabul ettiklerine dikkat etsinler”

Korkunun birazı insanı korur, fazlası ise kişinin işlerini yapmasını engeller. Ben Pandemi başından beri tedirginliğe kapıldığımda bilimsel makale okuyorum. Bu benim durum kontrol altında gibi hissetmeme yardımcı oluyor. Bulaşıcı hastalıklar bizim işimizin bir parçası. Bilgimiz ve becerimiz ne kadar yüksek olursa, kurallara ne kadar iyi uyarsak tedirginliğimiz o kadar azalır. Bütün bunlara rağmen tükenmişlik de işimizin bir parçası. Eğer böyle hissediyorlarsa yardım almaktan çekinmesinler.

“Maalesef virüs bir anlık dikkatsizliği kolluyor”

Soru: Son olarak eklemek istediğiniz bir konu veya kulağımızda küpe olması gerekli bir öneriniz?

Bu hastalık kalabalığı, kapalı ortamı ve insanlar arası yakın temasları seviyor. Biz kendimizi yabancılardan ya da hastalardan korumak konusunda iyiyiz ancak yakınlarımız söz konusu olunca mesela işyerinde ara verdiğimizde meslektaşımızla çay içerken, ya da dışarda sevdiklerimizle zaman geçirirken hemen korunma düzeyimiz düşüyor, maskeler iniyor, mesafeler azalıyor. Yakınlarımızın, tanıdığımız insanların yanında daha dikkatli olmamız, bütün hayatımızı yeniden düzenlememiz gerekiyor. Sabırlı olmalı ve tedbiri bırakmamalıyız.

Galeri


Paylaş Paylaş