Acil Tıp Bülteni https://tatd.org.tr/aciltipbulteni TATD Sun, 01 Oct 2023 21:25:09 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.3.1 Yıkıntılar Arasında Hatay ile Tanışmak https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/10/02/yikintilar-arasinda-hatay-ile-tanismak/ https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/10/02/yikintilar-arasinda-hatay-ile-tanismak/#respond Mon, 02 Oct 2023 06:00:00 +0000 https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3457

11 ili kapsayan ve çok sayıda yurttaşın etkilendiği Kahramanmaraş merkezli Şubat depremlerinin ardından tüm deprem bölgesinde birinci basamak sağlık kurumları belirgin bir biçimde hasar görmüş ve bu kurumların çalışanları da ağır kayıplar vermiştir. Deprem sonrası dönemde birinci basamak sağlık hizmetleri sağlıklı bir yaşamın yeniden kurulmasında her zamankinden daha fazla yaşamsal önem taşımaktadır. Özellikle tabip odası yıkılmış olan Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş ve Malatya illeri başta olmak üzere deprem bölgesinde Türk Tabipler Birliğinin değerlendirme, koruyucu sağlık hizmetleri ve kadın sağlığı birimleri koordinasyon çalışmaları depremin ilk gününden itibaren devam etmektedir. Bu çalışmalara katkı sunmak için Antalya Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu gönüllüsü olarak 29 Nisan- 3 Mayıs tarihlerinde Hatay Kadın Sağlık Birimi’ne gittim.

29 NİSAN

Gün erkenden başladı. Adana otogardan iki hekim Hatay TTB koordinasyon merkezine gitmek için otobüsle yola koyulduk. Yol arkadaşımın daha önceki gelişlerine dair anıları eşliğinde Akdeniz Bölgesinin doğusuna ait yeşil doğayı seyre daldım. Yol boyu geçtiğimiz Erzin, Dörtyol, Payas, İskenderun, Kırıkhan yerleşkelerinde depremin yarattığı yıkıntıların hala olduğu gibi durduğuna şahitlik ederken depremin ilk günlerindeki gibi tekrardan gerginlik, öfke, üzüntü duyguları arasında gel-gitler yaşayarak Hatay’a ulaştım. 

Öğleden sonra ulaştığımız otogardan TTB ve SES deprem koordinasyon merkezine gidene kadar Hatay’ın geçmemize izin veren sokaklarından geçerken geriye kalan yıkıntılardan depremde ne çok yara aldığını bir kez de kendi gözlerimle görmüş oldum. Daha önce gelmeliydim pişmanlığı ve şehrin yıkıntılarındaki duygusal yoğunlukla bir o yana bir bu yana sürüklendim. Duygular gördüklerimin hızına yetişemez oldu.

Koordinasyon merkezinde olan arkadaşlarla tanışıp bizim kalmamız için TTB, SES, Hatay tabip odası ve uzmanlık derneklerinin sağladığı yerleşkede koşulları öğrenip diğer gönüllü sağlıkçı kadın arkadaşlarla kalacağım konteynera yerleştim. Hemen işe koyularak yanımda getirdiğim Antalya Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonunun finansmanını sağladığı Kadın Çamaşırları dolu valizi boşaltmak için Kadın Sağlık Birimine geçtim. Koordinasyon merkezinde ekip değişim günü olduğu Hatay’da kalan halk tarafından bilindiği için çok fazla başvuru olmadı.

Günlük değerlendirme toplantısı öncesi 2 saatlik bir boşluğumuz olduğunu öğrenince depremden önce Hatay’ı gezmiş olan hekim arkadaş rehberliğinde ufak bir şehir turuna çıktım. Şehrin toz duman olmuş yıkıntıları içinde eski hallerine dair hayalimde görüntüler oluştururken, bir kadın ve yanında iki kız çocuğunu ve nerden bulduklarını bilmediğim bir yatağı taşıdıklarını fark ettim. Hayatın yeniden inşasında kadına dair dayanışma ve emeğin sembolü gibi çıktılar karşıma. Aramızdaki mesafenin fazlalığı yüzünden uzaktan gördüğüm bu an zihnimde daha önce dinlediğim deprem hikayeleri ile eşleşti. Deprem öncesi her şeye sahipken bir an sonrası hiçbir şeyin olmadığı, sadece hayatta kalma mücadelesinin başladığı hikayeler…

Birden yanımdan geçen moloz taşıyan araçların tozu dumana katışları ile dikkatim çalışanlarının hem kendi hem de ortamda bulunan insanların sağlığını tehlikeye atan ciddiyetsiz çalışma şekillerine kaydı. Yıkıntılardaki asbest gerçeğini hiçe sayarcasına maskesiz çalışmaları ve bir de bu ortamda birbirlerine iş makinaları ile yapabildikleri akrobatik hareketleri gösterişlerine hayretler içinde bakakaldım.

Akşam yapılan gün değerlendirme toplantısına yetişmek için hızla Hatay sokaklarında ilerlemeye başladım. Toplantıda koordinasyon birimindeki işleyişe dair bilgiler verildikten sonra gün değerlendirmesi ve sonraki günün planlaması ile görev dağılımları yapıldı. Toplantı sonrası gecenin soğuğuna dayanmamızı sağlayan sobanın başında içimizi ısıtan çay eşliğinde sohbet ederek arkadaşlarla biraz daha vakit geçirip bu uzun günü tamamladım.

30 NİSAN

Hatay kadın sağlık birimine gün içinde 13 başvuru aldık. Bu başvurular:

Geceleri tuvalete gidememekten kaynaklı vajinit, mantar, idrar yolları enfeksiyonları, hijyen koşullarının asgari seviyede sağlanamamasından kaynaklı bit, pire vb. bulaşıcı hastalıklar, üreme sağlığı, aile planlaması, korunma yöntemleri, şiddete/istismara dair konuşmalar

Bu başvurular esnasında tedavi için ilaç desteği ve kadın kişisel ihtiyaçları giderilmesi için gelinse bile her görüşme kendi içinde ayrı bir psikososyal destek görüşmesine dönüştü. Kadınların dertleşebildiği bir alan yaratılmış ve devam ettirme hatta yaygınlaştırma isteği uyandırdı. Birime başvuranlar, deprem sonrası yardımların, şehrin dağınık yerleşimli çadırkent ve konteyner alanlarına yavaş yavaş kesilmeye başladığını, en temelde içme suyuna bile hala ulaşmakta zorlandıklarını dile getirdikleri noktada devlet desteğine ulaşamamanın yaşadıkları hayal kırıklığını paylaştılar. Birkaç başvuru esnasında, yerleşim yerine yakın olan yukarı Çekmece mahallesi mevkiindeki çadırlarında, su tedariğinin zor olduğunu, tuvalet ve banyo imkanı olmadığı için hasarlı evleri kullanmaya devam ettiklerini, hasarlı binalar yetmezmiş gibi mezarlığın da aynı bölgeye yapıldığı için sürekli kayıplarını hatırladıklarını ve zorlandıklarını dile getirdiler. Bu kadar olumsuzluğun arasında son günlerde geceleri silah seslerinden dolayı tedirgin olduklarını ve korktuklarını söylediler.

Saat 17:00‘de birimi kapatıp bir gün önceden belirlenmiş olan Samandağ Kadın sağlık biriminde gerçekleştireceğimiz çadır kentte yaşayan kadınlarla sağlık buluşması etkinliği için beş kadın sağlıkçı yola koyulduk.

Samandağ kadın sağlık buluşması; TTB merkez konsey üyesi Dr. Adalet Çıbık buluşmanın açılışını yaparak neden burada olduğumuzu, kim olduğumuzu ve amacımızın ne olduğunu aktardı. 20-25 kadınla yaptığımız buluşmada hijyen, cinsel sağlık, üreme sağlığı üzerine bilgilendirmeler yapıldı. Kadınların çadır kent koşullarında yaşanılan sıkıntıları ve aksaklıkları dile getirdikleri sohbet 2 saate yakın sürdü. Her hafta talep ettikleri konularda toplantı yapılabileceği önerisinde bulunduk. Kadınlar olumlu geri dönüşte bulundular.

Akşam yapılan değerlendirme toplantısında psikiyatristlere danışıldı. Medikal ihtiyaç dışında kadın dayanışmasının daha doğru çalıştığı konusunda ortak bir görüşte uzlaşıldı.

1 MAYIS

Kadın Sağlık Birimi; Öğlene kadar 30 başvuru alındı. İkinci ve üçüncü başvuralar çoğunluktaydı. Kadın sağlık birimi hem fiziksel sağlıkları için destek aldıkları hem de sorunlarını dile getirdikleri psikososyal destek için düzenli olarak gelmeye başladıkları bir birim oldu. Başvurular sırasında kadınlar, yardımların AFAD dışında kurulan çadır alanlarına ulaştırılmadığını dile getirdiler. Yukarı Çekmece mahallesinden gelen kadınlar silah seslerinden tedirgin olduklarını ifade etmişlerdi. Konu hakkında görüşmeler yapıldı.

Çalışan sağlık emekçilerini ziyaretlerle başladık. Samandağ devlet hastanesi, orda kurulan TDB mobil diş sağlığı birimi, Samandağ Sahra Hastanesi sağlık emekçileri ile sorunları konuşuldu. Deniz kenarındaki Sahra Hastanesinde çalışan Sağlık emekçilerinin günlük tek çeşit olarak fasulye nohut yiyor olması yakınılan bir durumdu.

Ziyaret sonrası tüm ekip olarak Samandağ 1 Mayıs yürüyüşüne katıldık. Şehrin yıkık ve hasarlı binaları arasında yapılan yürüyüş ve depremde kaybedilenlerin anılması duygu dolu anlar yaşanmasına sebep oldu. Bu atmosferde buruk geçen 1 Mayıs kutlamasının ardından saat 15:00 gibi çocuklarla buluştuk. Moloz döküm alanının çok yakınında olan çadır/konteyner kentlere ve temiz havada yaşama hakkına dikkat çekmek için çocuklarla sahil kenarında uçurtmalar uçurduk. Bir an hepimiz yeniden çocuk olduk.

Saat 17:30 da Hatay Uğur Mumcu bulvarından kortej oluşturularak Sevgi parkına kadar 1 Mayıs yürüyüşü yapıldı. 

2 MAYIS

Kadın Sağlık Birimi; 25 başvuru alındı. Başvurular arasında dikkati çeken şiddet vakası için gerekli destek sağlandı. Birimin malzeme eksikleri tespit edildi. Saha çalışmasına ağırlık verildi.

SAHA, Kırıkhan Dom Bölgesi; İlk bölge 120 çadırdan oluşan, 670 kişinin yaşadığı dağınık bir düzenle kurulmuş Roman asıllı vatandaşların yaşadığı bir çadır kent. Bölgeye içme suyunu Jandarma sağlıyor. Çadırların elektrik sorunu devam ediyor. Suyun kontrolsüz ve alt yapısız kullanımından dolayı bölgesel su birikintisi ve çamur oluşumu sorunu var. Bu çadır kentte tuvalet ve duş yok. Uyuz, bit, idrar yolu enfeksiyonu vakaları çok fazla. 2 gündür kanamalı olduğu söylenen miadı dolmuş 17 yaşında resmi nikahı olmayan bir gebe özel hastaneye gitmiş ve bebeğin ters geldiği söylenerek ücreti ödendiği taktirde sezaryen doğum yaptırılacağı bildirilmiş. Bizden yardım isteyen yakınları aracılığıyla gebeye ulaşıldı ve koordinasyon merkezinden yardım alınarak gebe Dörtyol devlet hastanesine gönderildi.

İkinci bölgede 25 çadır mevcut. Su şebekeden kullanılıyor ama yetersiz. Akdeniz anemisi çok yaygın. Büyük çocuklarda idrar kaçırma sorunu çok fazla. Psikolojik desteğe ihtiyaçları var. Her iki bölgenin gebeleri ve çocukları çalışan ASM’ler tarafından takipli. Çadır kent sakinleri tuvalet için hasarlı evleri kullanıyorlar. Cinsellik için ağır hasarlı binalara sürüklenen kadın sayısı fazla. Bölge artçılarla sallanmaya devam ederken bu hasarlı binalara girip çıkmaya devam ediyorlar. Su depoları ve Çamaşır makinaları başka bir köyün muhtarı tarafından el konulmuş. Dışlanmışlıklarını zihinsel ve fiziksel olarak sonuna kadar kanıksamışlar. Dediklerine göre deprem onların hayatında çok fazla bir şeyi değiştirmemiş.

Gün sonu değerlendirme toplantısında Dom bölgesi için sivil toplum kuruluşları, kadın ve çevre platformları ile ortaklaşma Roman örgütleri ile görüşme önerildi. Çadırlar çok düzensiz. Bu nedenle iç örgütlenmeleri olmadan iletişim kurmanın zor olduğu ihtiyaçların karşılanmasının yetersiz kalacağı üzerine ortak bir karara varıldı.

2 Mayıs İşçi Filmleri Festivali açılış töreninde Hatay atmosferinde yaşanan duygu sağanağı bende bir eksiği tamamladığımı gösterdi. Uzaktan deprem bölgesine dair haberlerle duygular zorluyorken, Hatay a geldiğimden beri tüm duygular doğallığındaydı. Ağlamakta gülmek de güzelleşti. Doğalı buydu. Her şey anda ve olması gerektiği gibi yaşanıyordu.

3 MAYIS

3 Mayıs Hatay’daki son günümdü. Burada tanıştığım sağlık emekçisi arkadaşlarla nasıl geçtiğini anlamadığım beş gün geçirdim. Dayanışma ruhunun verdiği bu sıcak atmosferde yeni dostluklar kurdum. Buraya gelirken elimden geldiğince çalışarak yardım edeceğim düşüncesi ağır basıyordu. Şimdi Antalya’ya dönerken buranın bana da iyi geldiği fark ediyorum. Dayanışma iyileştirir gerçeğini bir kez daha yaşadım.

29 Nisan – 3 Mayıs tarihleri arasındaki gözlemlerimden:

Yıkımın anormal boyutları göz önüne alındığında şehrin toparlanması uzun yıllar alacaktır. TTB’nin başından beri düzenli olarak yaptığı bilimsel uyarılara rağmen depremin üzerinden geçen 3 ayın sonunda Hatay’da yaşam koşullarında iyileşme değil gerileme göze çarpıyor. İnsanların temel yaşam ile ilgili sıkıntıları (barınma, su, hijyen…) yoğun bir şekilde devam ediyor. Çadırların ve konteynerların uygun olmayan düzenlemelerle yeni sağlık sorunlarına ve salgınlara sebep olacağı apaçık ortada. Kent merkezinde kurulan sahra hastanelerinde kimi poliklinikler çalışmakta fakat çok yetersiz durumda. Kent genelinde cerrahi müdahale, doğum izlemi, psikiyatri takipleri ve hasta yatışı yapacak bir merkez bulunmamakta. Çok sayıda aile sağlığı merkezi yıkıldığı ya da hekim dâhil sağlık çalışanları vefat ettiği için kapalı durumda. Aşılama çalışmaları, gebe takipleri gönüllü sağlık kuruluşları çadır/konteyner kentlerde açılan revirlerde (devam ediyor. Bölgede görevlendirilen hekimlerin/sağlık emekçilerinin 3 ayın sonunda barınma ve çalışma koşullarının hala sağlanamadığı dikkat çekiyor.

Kadın sağlık birimleri: Bilimsel ve kollektif bir planlama ile kadın sağlık birimlerinin devamlılığının sağlanması gerekiyor. Özgün bir ortam, kadınların dertleşebildiği bir alan yaratılmış ve devam etmekte. Bu özgünlüğü bozmadan psikososyal destek yönünü toplantı ve atölye çalışmaları ile desteklemek iyi gelecektir.

Bu afetin yası kolay biter mi bilinmez ama yavaş yavaş üstümüzden ölü toprağını atma vakti geldi. Evet olanlar unutulmayacak. Ama eskisi kadar da canımızı yakmayacak. Eksiklerimizi ve hatalarımızı göz önüne alarak yeni güzel bağlar kuracağız. Kötü ve çirkin olanın üzerine dayanışma ve sevgiyle güzel anılar biriktireceğiz. Sürecin ağır ve zorlu koşulları devam ediyor olsa da depremde yitirdiklerimizin anısına saygıyla, insanlık değerlerimize sahip çıkıp umudun gücünü katlayarak çoğaltacağız.

Dayanışma yaşatır.

Bu yazı Acil Tıp Bülteni’nin Temmuz 2023 tarihli 14. sayısında yayımlanmıştır.

]]>
https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/10/02/yikintilar-arasinda-hatay-ile-tanismak/feed/ 0
İnsanların Yüzlerindeki Tebessüm Çalışma Azmimizi Arttırıyordu https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/29/insanlarin-yuzlerindeki-tebessum-calisma-azmimizi-arttiriyordu/ https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/29/insanlarin-yuzlerindeki-tebessum-calisma-azmimizi-arttiriyordu/#respond Fri, 29 Sep 2023 06:00:00 +0000 https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3440

Depremin 15. günü Hatay Eğitim Araştırma  Hastanesi’ne (Sahra Hastanesi) görevlendirildim. Deprem bölgesindeki insanların bizleri gördüklerindeki yüzlerinde oluşan tebessüm bizlere çalışma azmi veriyordu. Deprem bölgesinde doktorlara, sağlık ekibine olan ihtiyaç tartışmasız çok büyük. Bunu unutmamak lazım deprem bölgesinde olan herkes, o bölgede olmak istediği için oradaydı başka  bir değişle kendini oraya ait hissediyor ve o güzel duygu ile çalışıyordu. Bu duygu bizlere tüm zorlukların üstesinden gelebilmemiz için yeter de artıyor bile. 

O bölgedeki vatandaşlarımıza temas edebilmek, onlara destek olabilme hissinin vermiş olduğu güç ve enerji tarifsizdi. Sürekli tekrarlayan artçılara rağmen, tüm olan kısıtlı imkanlar ve sorunlara rağmen herkes el ele vermiş ve tüm iyi niyetiyle çalışmaktaydı. Geçirdiğim 12 gün boyunca insanların mücadelesini gördüm. Bütün var olan olumsuz koşullara rağmen, olumsuz hava koşulları, gıda ve içme suyu ihtiyacı, hijyen malzemeleri ve tuvalet ihtiyacı gibi zorluklara rağmen Hatay’da hem bir doktor hem bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak üstüme düşen vazifeyi yerine getirmek için canı gönülden çalıştım. 

Hatay’ın benim için bir başka  önemi daha vardı. Tıp fakültesinde beraber eğitim aldığımız, beraber ders çalıştığımız arkadaşımız Dr. Sena Güzelmansur’u depremin 63. saatinde kaybetmiştik. Duygu dolu bir dönem yaşadım. 

Hatay Eğitim Araştırma Hastanesi’ne (sahra hastanesi) günlük 1000-1500 hasta kabulü yapılıyordu. En çok karşılaştığımız vakalar tedavi al(a)mamış travmalardı. Miyokard infarktüsü, üst solunum yolu enfeksiyonu, pnömoni vakalarının yanı sıra olumsuz yaşam koşullarından dolayı DM hastalarında oluşan hiperglisemik durumlar da sık karşılaştığımız durumların başındaydı. 

Hatay bölgesinden sevk edebileceğimiz 3 hastane Dörtyol, Mersin, Adana Hastaneleriydi.  İleri tetkik belki de cerrahi müdahale gerektiren vakaların karayolu ve ya havayolu ile bu üç merkeze sevki gerçekleşiyordu. Herkes olayın bilincindeydi ve yaraları hep beraber sarmamız gerektiğini biliyordu ve bu bilince  yakışacak bir özveriyle çalışmaya gayret ediyordu.

Evet olumsuzluklar, zorluklar yaşadık. Su bulmakta zorlandık, belki yerde yatmak zorunda kaldık. Yakınlarını, sevdiklerini kaybetmiş olan insanlar için elimizden geleni yapabilmiş olmak en büyük azim kaynağımızdı. Zorlukları yenmek için birbirimize sarıldık.

Bu yazı Acil Tıp Bülteni’nin Temmuz 2023 tarihli 14. sayısında yayımlanmıştır.

]]>
https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/29/insanlarin-yuzlerindeki-tebessum-calisma-azmimizi-arttiriyordu/feed/ 0
Hava Karanlıktı ve Biz Hiçbir Şeyin Farkında Değildik https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/28/hava-karanlikti-ve-biz-hicbir-seyin-farkinda-degildik/ https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/28/hava-karanlikti-ve-biz-hicbir-seyin-farkinda-degildik/#respond Thu, 28 Sep 2023 06:00:00 +0000 https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3436

Depremi ilk duyduğum an  herkes gibi ben de büyük bir şok yaşadım. Hemen akabinde almış olduğum ulusal medikal kurtarma ekibi (UMKE) eğitimi gereğince deprem bölgesine gönüllü olarak intikal etmek için başvuruda bulundum. Benim gibi pek çok sağlık gönüllüsü de aynı başvuruları yaptığı için benim hizmet sıram yaklaşık 15 gün sonra geldi. 

“Hatay merkez karanlık, ıssız ve terk edilmiş görünüyordu”

Ulusal medikal kurtarma ekibinden (UMKE) görev emrimi aldığımda çalıştığım hastanede nöbetçiydim. Ertesi gün nöbet çıkışı  toplama yerinde  gönüllü arkadaşlarımla buluştuk. Afet bölgesi için gerekli malzemelerimizi ulaşım araçlarımıza hızlı bir şekilde yerleştirerek yola çıktık. Yaklaşık 10 saat süren heyecanlı ve tedirgin karayolu seyahatinden sonra deprem bölgesine ulaştık. Hemen  sorumluluklarımızla ilgili talimatlarımızı alarak görev bölgelerimize doğru hareket ettik. Benim görev yerim Hatay merkezde idi. Hataya intikalimiz gece Saat 21:00 sularındaydı. Evet hava karanlıktı ve biz hiçbir şeyin farkında değildik. Bizi görev yerlerimize götürecek olan araçlara binip Hatay merkeze doğru hareket edip yerleşim bölgelerine vardığımızda (ki buraya çok yerleşim bölgesi diyemezdik ) hepimiz büyük bir şok yaşadık. İlk şoku atlattıktan sonra hali hazırda orada görev yapmakta olan UMKE’den görevimizi devraldık. 15 gün sürecek olan görevimiz esnasında nelerle karşılaşacağımızı bilmemenin tedirginliği ve korkusu içerisindeydik. Düşünsenize gece saat 9:00 hava karanlık ve soğuk daha önce hiç görmediğiniz bir yerde ve enkazların arasında bir görev alıyorsunuz. Yanınızda daha önce tanımadığınız ama her birinin bu bölgeye sorgusuz ve büyük bir istekle geldiğini bildiğiniz sağlık çalışanı arkadaşlarınızla berabersiniz. Duyduğunuz tek güven yanınızdaki arkadaşlarınız. Güneş doğup hava aydınlanmaya başlıktan sonra Hatay merkezde neler olduğunu fark ettik. Gördüğümüz tek şey enkazlar ve yardıma muhtaç vatandaşlarımızdı. Benim ekibim deprem bölgesine intikal ettiğinde arama kurtarma çalışmaları sona ermişti. 

“ilk günlerde SU ve TUVALET en büyük problemdi ”

Çadırkent diye adlandırılan bölgelerde gerek sağlık alanında gerekse sosyal alanda yardıma ihtiyacı olan depremzedelere; devletimizin bize vermiş olduğu imkanlar doğrultusunda hizmet etmeye başladık. Benim ilk gün gördüğüm en büyük problem su sıkıntısı ve tuvalet ihtiyacı idi. Pekçok gönüllü kurum depremzedelerin beslenme ihtiyacını karşılamakdaydı. Ama en önemli sorun su ve hijyen problemlerinin çözülememesiydi. Görev yaptığım tıbbi uç noktada yaklaşık 500 /600 çadır mevcuttu Buda ortalama 2000 depremzedeye karşılık gelmekte idi. Alanda iki ya da üç adet tuvalet bulunmakta su ihtiyacı da Pet şişelerle karşılanmaktaydı. Mevcut su ve barınma problemleri aslında kontrolsüz bir şekilde oluşturulan çadır kentlerdan kaynaklanıyordu. İlerleyen günlerde bu çadır alanlarının daha kontrollü daha güvenli yerlere taşınma işlemleri de başladı. Zaten olması gereken de buydu. 

“Güvenlik önemli bir sorun olmaya başlamıştı”

Depremzedelerin bir an evvel enkaz bölgesinden daha güvenli yerlere taşınması sağlık, gıda ve hijyen ihtiyaçlarının daha güvenli bir şekilde karşılanması gerekiyordu. Bizler görevlerimize deprem bölgelerinde devam ederken Hatay Eğitim Araştırma Hastanesi’nin güvenli alanlarına kurulmuş ağır iklim sahra çadırları olarak adlandırılan çadır hastanede diğer gönüllü sağlık çalışanları hizmetlerini devam ediyordu. Bu bölgede bizlerin de barınma ve lojistik ihtiyaçları karşılanıyordu. Bu ana kampta 4 binin üzerinde gönüllü aktif olarak görev yapmaktaydı. Genel anlamda bu alanda da sıkıntılar mevcuttu. 

“Depremzedelerin hastaneye ulaşımları çok zordu”

Acil vakalarda biz deprem alanındaki acil müdahale ekipleri ve 112 ekipleri hastaların hastaneye nakilini sağlıyorduk ama ayaktan müracaatlar için hastaneye ulaşım çok zordu. Halen devam eden artçı depremler sonucunda hastaneye en kolay ulaşım yolundaki köprünün yıkılması durumu daha da güçleştirmişti. Neyse ki bir miktar daha uzak olan bir köy yolu aktif hale getirildi ve sıkıntı  geçici olarak giderildi. Anlaşılan oydu ki deprem bölgesinde ulaşım hayati öneme sahipti. Sahra hastanesinde görev yapan  ve yine bu bölgede barınan sağlık gönüllülerinin ihtiyaçlarının karşılanması ve organize edilmesi de hayli güç bir işti elbette ki. Bu görev de bağlı bulunduğum UMKE ekiplerinin işiydi. Bu ekipler hem sahada aktif sağlık hizmeti vermekte hem de tüm gönüllü ekiplerinin lojistik ihtiyaçlarını karşılamakta idi. 

“STK’lar daha etkin kullanılabilirdi”

Ana kamptaki sağlık gönüllülerinin beslenme ihtiyaçları çevre illerden gelen sivil toplum örgütleri ve dernekler tarafından karşılanmaktaydı. Kişisel görüşüm bu sivil toplum kuruluşlarının deprem bölgesindeki  depremzedelere  hizmet etmesi gerektiği yönündeydi. Bizim bu tip beslenme ihtiyaçlarımızın kamu kuruluşları tarafından giderilmesi daha uygun olurdu. Yaklaşık 15 gün süren görevim boyunca  birtakım aksaklıklar gözüme  çarpsa da deprem bölgesindeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarındaki gönüllüler canla başla çalışarak bu eksiklikleri giderme çabalarını da gözardı edemem. Bizler depremzedelere sağlık yönünden hizmet ettiğimiz gibi; UMKE’nin görevi gereği sahadaki pek çok sağlık biriminin lojistik ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştık. 

“Bölgeyi artık Halk sağlığı ve Sosyal hizmet ekiplerine devretme vakti”

Zaman geçtikçe bölgede acil sağlık hizmetlerinin yerine halk sağlığı ve sosyal hizmetler ekiplerinin görev alması gerekliliği aşikardı ve bu değişimler gerçekleştikçe UMKE ekiplerine duyulan ihtiyaçta azalmakta idi. Bizler de planlı bir şekilde görevlerimizi bakanlık halk sağlığı ekiplerine devrederek asıl görev yerlerimize dönmeye başladık. 

Tabi ki bölgeye halen gerek gönüllülük esasıyla gerekse görevlendirmeler ile giden arkadaşlarımız olacaktır. Oradaki şartlar her geçen gün düzelse de, hiçbirimiz evlerimizde bulduğumuz konforu orada bulamayacağız. Bölgeye gidecek arkadaşlarıma tavsiyem bulundukları süre içerisinde kendi konforlarından çok hizmet edeceği insanların konforunu düşünmeleri ve bu psikolojiyle bölgeye gitmeleridir.

(Yazımın sonunda Ankara ulusal medikal kurtarma ekip sorumlusu Doktor Ahmet Umut Karadeniz Beyi anmadan geçemeyeceğim; kendisi Ankara’da olup deprem bölgesine hiç gidemedi ama deprem bölgesinde canla başla çalışan sağlık gönüllülerinden daha çok yorulup daha çok hizmet etmiş bir doktor arkadaşımızdır. Kendisi depremin yaklaşık 40. gününde geçirmiş olduğu kalp krizi sonucu büyük bir üzüntüyle kaybettiğimiz doktor arkadaşımızdır. Saygıyla ve minnetle anıyorum…)

Bu yazı Acil Tıp Bülteni’nin Temmuz 2023 tarihli 14. sayısında yayımlanmıştır.

]]>
https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/28/hava-karanlikti-ve-biz-hicbir-seyin-farkinda-degildik/feed/ 0
6 Şubat Sabahı https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/27/6-subat-sabahi/ https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/27/6-subat-sabahi/#respond Wed, 27 Sep 2023 06:00:00 +0000 https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3430

5 Şubat akşamı her zamanki gibi güzel bir güne uyanmak üzere uykuya dalmışlardı. hayallerinin gerçekleşmesi ve sabah doğacak güneş eşliğinde sevdiği kalplere yeniden kavuşmayı diledikleri duaları eşliğinde. 

Fakat bir daha uyanamadılar…

Kimileri de uyuyanların sağlığı veya güvenliği için uyumamayı tercih etmişti. Sabah olunca sevdiklerine kavuşup, görevini ifa etmenin mutluluğu ile huzur içinde uyumayı hayal ederek. 

Fakat bir daha uyuyamadılar… 

6 Şubat sabahı kimileri uyanamamış, uyananlar ise sevdiği kalplerin telaşına düşmüştü. Gece Uyanık yakalananların gözleri ise canlı şahidi olmuştu tüm olan bitenlere. Saniyeler saatlere dönüşmüştü o gözler için. Uzakta olan bizlerin ise bedenimiz yatağımızda, fakat kalplerimiz asrın felaketinde uyanmıştık. Gelen her yeni haber ile neler olduğunu, felaketin boyutunun ne kadar vahim olduğunu tahayyül etmeye çalışıyorduk. Nutkumuz tutulmuş, konuşmak bile istemiyorduk. Bizzat yaşamış, sevdiklerini kaybetmiş olanların içinde bulunduğu halet-i ruhiyelerini hayal etmeye çalışıyorduk. Ama nafile.

Tüm ülke tek vücut olmuş deprem bölgesine akmaya başlamıştı. ilk iş olarak gönüllü yazılmış olarak bulduk kendimizi. Felakete nöbette uyanık olarak şahit olmuş meslektaşlarımızın, güneşi nasıl karşıladıklarını, bir yandan kan ter içinde yaralılara yardım ederken diğer yandan da ayrı kaldığı çocukları, eşi, anne/babası veya diğer sevdiklerine ulaşmaya çalışırken içine düştükleri durumu hayal etmeye çalışıyor, bir an önce yanlarında olmak için can atıyorduk.

Felaketin ilk günlerinde gidememiş olsam da ilk fırsatta gidebilmek, yaraları sarabilmek, bir cana umut olabilmek için valizim hazır, beklemeye başlamıştım. Her ne kadar hazır bekliyor olsam da görevlendirildiğimi öğrendiğim an içimi anlam veremediğim garip bir duygu kaplamıştı. Anlam veremiyordum. Çünkü mutluluk, heyecan, belki de beni neyin beklediğini tahayyül edememenin verdiği korkunun iç içe girdiği garip bir duyguydu bu.

Hatay’a ulaştığımızda, her ne kadar sıcak saatler geçmiş, halk ve şehir depremin acılarını sindirmeye başlamış olsa da; enkaz kaldırma çalışmaları nedeniyle şehir toz duman ile kaplanmıştı. İnsanlar hayatta kalma çabası içine düşmüştü. İnsanların gözlerinde ilk gördüğüm hüzün ve sevdiklerini/hayallerini kaybetmenin verdiği acı olmuştu. Fakat herşeye rağmen konuşmak için harekete geçen dudaklarından dökülen ilk cümleler ile kalplerinin derin bir minnet ve vefa duygusu ile kaplı olduğu anlaşılıyordu.

Hatay Eğitim Araştırma Hastanesi bahçesinde konuşlanmış sahra hastanesine ulaştığımızda, resmi prosedürleri yapıp çadırlarımıza yerleşmemiz epey meşakkatli olmuştu. Bizlere yer gösterip ilk dakikalardan beri ev sahipliği görevini layıkı ile yerine getiren, başta anestezi teknisyeni Furkan kardeşim ve diğer Hatay’lı hastane personeli ile ateş başında yaptığımız hüzünlü sohbet, dakikalar içinde ortama alışmamızı sağlamıştı. Mevcut şartların beklediğimden daha iyi olduğunu görmek beni ve ekip arkadaşlarımı rahatlatmıştı. Bunun sebebi belki de çok daha kötü şartlara hazır olmamızdı.

Sahra hastanesindeki görevi devraldığımda gördüğüm tablo, hizmet verdiğimiz hasta portföyünün, depremin primer etkisinden ziyade sekonder etkilerini yaşayan ve mevcut yaşam şartlarının etkileri ile mücadele eden halk kitlesinden ibaret olduğuydu. Artık normal  hasta popülasyonuna hizmet vermeye başlanmıştı. Bir nevi sağlık hizmetinde normalleşmeye başlanmıştı. Bu nedenle bizden önceki meslektaşlarımızın yaşadığı sıkıntıları yaşamıyorduk.

Mevcut tabloda verilen acil sağlık hizmetinin en önemli sıkıntısı; vatandaşların müracaat edeceği herhangi bir sağlık birimi olmadığı için tüm sistemin acil servis üzerinden işliyor olmasıydı. Doğal olarak randevu sistemi veya poliklinik hizmeti yoktu. Kontrol muayene, kronik ilaç yazımı, kronik hasta takibi, idame tedavilerin uygulanması gibi normal şartlarda acil servisin kapısının önünden bile geçmeyen hizmetler, acil servis şartlarında verilmek zorundaydı. Üstelik de sahra hastanesi (çadır) şartlarında.

Normal şartlarda acil serviste, kronik ilaç yazdırmanın teklif edilmesini bile hazmedemeyen, randevu bulamadığı için acil servisi kullanmaya çalışan vatandaş kitlesi ile muhatap bile olmak istemeyen bir acil hekimi olarak, istemediğim ot burnumun dibinde bitmişti. Herşeyin sadece bir bakış açısından ibaret olduğunu, işte o an anlamıştım. Kendime hayret ediyordum. Çünkü kendi çöplüğüm dediğim acil servisimde, teklif edilmesini bile hazmedemediğim işleri, sahra hastanesinde büyük bir huzur ve mutluluk içinde yapıyordum. Kontrole geldiğini söyleyen hastaya eşlik edip muayenesinin yapılabilmesini sağlıyor, kronik ilaç reçetelerini büyük bir hevesle yazıyor, acil tıbbı ilgilendirmeyen birçok hizmeti yapıyor ve yaptığım her işlemde ruhumun huzura erdiğini hissediyordum.

Herşey bir yana o masum insanların gözlerinden minnet duyguları okunabiliyordu. Dudaklarından dökülen dualarına nail olabilmek için, bilgisayar oyunlarında bonus toplamak için yarıştığımız gibi birbirimizle yarışıyorduk. Çalışan her bir sağlık ferdi, ister gönüllü isterse görevlendirme ile gelmiş olsun, hizmette bir biri ile yarışıyor, dinlenme zamanında bile acil çadırına gelip yardım etmek için çabalıyordu. Ben bu durumu “ruhumuz, bedenimizin önüne geçti. Yorulmak, ruhumuzun gıdası oldu.” diye tanımlıyorum. 

“Tüm ekip uyum içinde çalıştık…”

Acil serviste çalıştığın ekip çok önemlidir. Ben bu konuda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Çünkü öyle bir ekibe denk geldim ki; hiçbir arkadaşımda, bir tek “of” bile duymadım. Büyük bir şevk ve ekip ruhu ile uyum içinde çalıştık. Nöbette ruhumuza yüklenen negatif enerjinin, nöbet sonrası deşarj edilip boşaltılması gerekiyordu. Bu nedenle kendimize bir sosyal alan oluşturmayı planlamıştık. Hatay’daki ilk 2-3 gün içinde, ekibimin uyumu sayesinde ilk günden son güne kadar tam bir kamp hayatı yaşamayı başardık. Tüm ekip birlik olmuş çadır hayatını güzelleştirmenin binbir yolunu bulmayı başarmıştık. 

“Sağlık Cafe’de sabaha kadar süren tatlı sohbetler eşliğinde ısındık”

Hatay’ın yağmur ve rüzgar mevsimine denk gelmiştik ve soğuk ve yağmur nedeniyle sıkıntı yaşıyorduk. Fakat varilden devşirme sobalarımızda yaktığımız ateşin etrafında gerçekleştirdiğimiz sıcak sohbetler, bize tüm sıkıntılarımızı unutturuyordu. Hatta işi abartmış, çadırın bir köşesinde otantik bir şark köşesi ve yer sofrası yaptık. Odun ateşinde demlenmiş çay eşliğinde yaptığımız sohbetler ile soğuk gecelerimizi şenlendirmeyi başardık. Bir kaç gün içinde sağlık camiası arasında, bizim çadırın konumu “Sağlık Cafe” olarak anılır olmuş, uykusu kaçanların sabahın ilk ışıklarına kadar devam eden sohbetleri için uğrak yeri haline gelmişti. Öyle ki; durumu, ateşte közlediğimiz patatesler ile yaptığımız çakma kumpir eşliğinde canlı maç yayını seyredecek kadar abarttık. Bu sayede şartlardan dolayı üzerimize çöken negatif duygulardan kurtulmayı başardık.

Ne kadar nahoş bir çalışma ortamında hizmet veriyor olsak da, o kadar güzel dostluklarımız oluştu ki; 14 günlük hizmet sürem bana yetmeyip ikinci bir 14 gün için görevimi uzattığımı duyan arkadaşların birçoğu “Abi, keşke bizde uzatsaydık görev süremizi” diyerek oradan ayrılmak istemediklerini dile getirmişlerdi.

“Vefalı bakışlar en büyük mutluluk…”

Sonuç olarak Hatay’da geçirmiş olduğum (14+14) bir aylık süre zarfında, insanların acı ve hüzün dolu gözlerinden okunan vefa duygularını gördükçe, onlara hizmet etmenin mutluluğu ile doldu ruhum. Onların acılarına ortak olmakla, bir nevi yüklerini hafifletmiş gibi hissediyor insan. İç duygularında esen fırtınaları hissetmemiz mümkün olamaz elbette. Fakat o masum insanlara hizmet etmek gurur verici bir duyguydu benim için. Belki çok büyük işler başarmış olmayabilirsiniz. Ama görevini bitirip geri dönerken, manevi dünyanızda kendinizi bir kahraman gibi hissetmenize neden oluyor. Ruhunuzun arındığını hissedebiliyorsunuz. O ortamda öyle bir duygu yoğunluğu ile baş başa kalıyorsunuz ki; asıl görev alanımızda bir insanın hayatını kurtardığında hissedemediğiniz kadar yoğun duyguları ve insanların minnettarlığını, deprem bölgesindeki bir masuma çok basit bir reçete yazdığında bile hissedebiliyorsunuz.

O bölgeye gidecek meslektaşlarıma naçizane tavsiyem: Yol soran bir depremzedeye hangi çadıra gideceğini anlatmak kadar basit bir olayda bile gözlerine baksın. O bir çift gözde, size karşı vefa ve minnet duygularını hissedip huzur bulabilirsiniz.

Tüm bu duygularımı tarif edebileceğimi düşündüğüm bir cümle olarak söyleyebileceğim son söz: “Bu masum insanlara hizmet etmek, bende beyin detoksu oluşturdu. Kendimi resetledim.”

Sizlere de tavsiye ederim.

Bu yazı Acil Tıp Bülteni’nin Temmuz 2023 tarihli 14. sayısında yayımlanmıştır.

]]>
https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/27/6-subat-sabahi/feed/ 0
İletişim: #HepBirlikte #Dahaİyi Olmak İçin https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/25/iletisim-hepbirlikte-dahaiyi-olmak-icin/ https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/25/iletisim-hepbirlikte-dahaiyi-olmak-icin/#respond Mon, 25 Sep 2023 06:00:00 +0000 https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3415

Bazen çok fazla sözcük gerekir minnetimizi ifade etmek için bazen de bir teşekkür yeter.

Ben de öncelikle yazının en başına bir teşekkür listesi eklemek istedim. Sağlığın iyileştirilmesi ve geliştirilmesi adına onlara çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Türkiye Acil Tıp Derneği (TATD) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Serkan Yılmaz ve üyeler Prof. Dr. Serkan Emre Eroğlu, Doç. Dr. Bülent Erbil, Prof. Dr. Müge Günalp Eneyli, Prof. Dr. Murat Orak, Prof. Dr. Ayhan Özhasenekler, Prof. Dr. Haldun Akoğlu, Doç. Dr. Funda Karbek Akarca, Doç. Dr. Özgür Dikme, Doç. Dr. Özcan Yavaşi, Uzm. Dr. Murat Çetin nezdinde; tüm acil tıp hekimlerine en içten duygularımla teşekkür ederim. 

Sevgili Ebru Hocama da ayrı bir satır açmak istedim. Uzm. Dr. Ebru Ünal Akoğlu hem hekim hem de derneğin iletişim süreçlerini yönetmedeki başarısı ile bence ayrı bir yazı konusu…

Nisan ayının son haftası 19. Türkiye Acil Tıp Kongresi & 6. TATD Kurs Günleri aracılığıyla, acil tıp camiası ile bir araya gelme fırsatım oldu. Türkiye Bilimler Akademisi üyesi Prof. Dr. Naci Görür, sağlık camiası akademisyenleri, iletişim akademisyenleri ve ulusal medya temsilcilerinin bir araya geldiği kongre, ana akım gündemin dışına çıkıp pratik yaşam ve deprem gerçeğini unutmamamız adına çok kıymetliydi. Kongre sürecinde, tıbbi içeriklerin yanı sıra, “Gelecek Depremlerde #HepBirlikte #Dahaİyi Olmak İçin” başlığı ile gerçekleştirilen panel, afetlerde sağlık, arama kurtarma, barınma gibi elzem hizmetlerin yürütülmesinde yaşanabilecek sıkıntıların giderilmesi için planlamanın ne kadar önemli olduğuna bir kez daha vurgu yaptı. Panelin ardından yapılan röportajlarda 6 Şubat ve sonrası görev yapan hekimler yaşadıklarını NTV’den Melike Şahin ile paylaştı. 

Kongrenin tıbbi program içerikleri de eminim katılımcıları memnun etti. Eminim, diyorum çünkü 3 gün boyunca farklı salonlarda hayata geçirilen eğitim modüllerine katılım oldukça yüksekti. Açıkçası bugüne kadar farklı alanlarda gerçekleşen kongrelerdeki oturum ve eğitimlere katılım oranlarının düşüklüğü hep dikkatimi çekmiştir. Bu kongredeki programlara gösterilen ilgi ve yoğun katılım, program ve içeriklerin ne denli doğru hazırlandığının da sağlaması oldu. 

İletişim adına yapılanlara kısaca değinmeden önce kongre kapsamındaki haber çalışmalarından da bahsetmek isterim. Demirören Haber Ajansı Sağlık Muhabiri Özlem Yurtçu Karabulut’un kongrede yer alan “Deprem Çalıştayı” sonrası servis ettiği haber başlıklarından ilki bölge acillerinde yaşanan sorunlar ve yapılması gerekenlerle ilgiliydi. Sarper Hoca’nın ilgili haberde de ifade ettiği üzere; 6 Şubat’tan beri deprem afeti ile karşı karşıya kalan 11 ilimize kalp masajı uygulanmaya devam ediliyor. Kendileri de depremzede olmasına rağmen; temel barınma ve güvenlik ihtiyaçları halen tam olarak karşılanmamış yüzlerce acil hekimi ve sağlık çalışanı, insan üstü bir çaba ile bölge halkına hizmet vermek için çalışıyor. Haber çalışması ve Sarper hocanın açıklamaları, bölgedeki acil hekimlerinin ve diğer sağlık çalışanlarının yaşadığı zorlukları ve özverili çalışmalarını kamuoyu gündemine taşıması adına oldukça değerliydi. Umarım en kısa sürede hem hekimlerin hem de bölge halkının ihtiyaçları doğrultusunda kalıcı çözümler hayata geçirilir. 

Yine aynı çalıştayda öne çıkan bir diğer konu ise Acil Tıp Uzmanı ve TATD Afet Grubu Sekreteri Doç. Dr. Sarper Yılmaz ve Doğa Çalışma Grubu Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Ferudun Çelikmen’in dünyada ilk kez “çök- kapan -tutun” tekniği ile “cenin pozisyonunu” bilimsel olarak karşılaştıran araştırmasına yönelik çalışma oldu. Çalışma ile ilgili yapılan haber, günlük hayatımızı etkileyen bazı bilgilerin bize aslında nasıl yanlış aktarıldığını görmek açısından son derece önemliydi. Konunun ulusal medyada farklı pek çok mecrada yayılımı ise görünürlük ve etkileşim açısından TATD’nin bugüne kadar hayata geçirdiği medya iletişim çalışmalarının en etkililerinden biri olmasına da olanak sağladı. 

Ve iletişim…

İletişime ait anlatacak pek çok şey var. Kongrede gerçekleştirdiğimiz “Sağlık Alanında Sosyal Medya, Etik ve E-Profesyonelizm Üçgeni” başlıklı panel özelinde ve konuyu dağıtmadan şunları ifade etmek isterim: “İletişim biraz aşka benzer.” Her şeyiyle bizi etkiler ama kimse gerçek etkisinin bu denli büyük olduğunun farkında değildir. İhmal ederseniz yıkıcıdır, üzerine çok fazla düşerseniz hakiki anlamını ve etkisini yitirebilir. İletişimi geliştirmek ve kolaylaştırmak için farklı araçlar vardır. Medya bunlardan sadece bir tanesidir. İletişim profesyonelleri olarak bizlerin görevi; yapılar, kurumlar ve örgütler ile paydaşları arasında köprü işlevi görmektir. 

Medya başlıklı resimli
Kim, Hangi kanal ile Kime, Nasıl bir etkiyle Ne söyler? Bu anlayışla iletişim adına Nerede ve Ne Zaman Ne Yapmamız gerekliliği ile iletişim biliminin derinliklerine yol almanız dileği ile…

Bu yazı Acil Tıp Bülteni’nin Temmuz 2023 tarihli 14. sayısında yayımlanmıştır.

]]>
https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/25/iletisim-hepbirlikte-dahaiyi-olmak-icin/feed/ 0
Türkiye Acil Tıp Derneği Basketbol Acil Ligi 4. Sezonu https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/21/turkiye-acil-tip-dernegi-basketbol-acil-ligi-4-sezonu/ https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/21/turkiye-acil-tip-dernegi-basketbol-acil-ligi-4-sezonu/#respond Thu, 21 Sep 2023 06:00:00 +0000 https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3407

Bir TATD ve EMPACT klasiği olan, en önemli kuralı “FAİR PLAY” kavramı içinde centilmen olmak, sporun ruhundaki dostluk ve barış havasını tüm acil klinikleri arasına yaymak olan BAL her sene kapsamını daha da genişleterek basketbol ve acil severleri bir araya getirmeye devam ediyor. 4. sezonu gerçekleştirilen ve İstanbul, Ankara, İzmir, Düzce illerinden katılım ile bu yıl acil servis ve acil sağlık hizmetleri doktorları tarafından oluşturulan lige toplamda 13 takımla katılım sağlandı.

“Sporun ruhundaki dostluk ve centilmenlik havasını yaymak”

Bu sezon maçlar Spor il müdürlüklerinin de onayı ile İstanbul ve Ankara şehirlerinde başlangıçta grup usulü ile oynandı. İstanbul’da iki ayrı grupta ve Ankara’da ise tek grupta takımlar mücadele etti. 

İstanbul’da mücadele etmesini beklediğimiz Marmara Warriors takımı turnuvanın henüz başında hiçbir maça çıkmadan turnuvadan çekildiğini açıkladı ve böylece iki şehirde dörder takımdan oluşan üç ayrı grupta maçlar yapıldı. İzmir ilinin tek temsilcisi olan EA SPORTS ve Duzjazz ise maçlarını İstanbul’da oynamayı tercih ettiler ve kurada aynı grupta yer aldılar. 

İstanbul’daki maçların her ayın üçüncü cumartesi günü oynanmasına karar verildi. İlk maç 12 Kasım 2022 tarihinde Müzahir Sille Spor Kompleksinde oynandı. Ankara ilindeki maçların ise 19 Kasım 2022, 26 Kasım 2022 ve 17 Aralık 2022 tarihlerinde Sincan Sinan Şamil Sam Spor Kompleksi’nde oynanması kararlaştırıldı. 

Ve grup kuraları çekildi. 

İstanbul 1. Grupİstanbul 2. GrupAnkara Grubu
Ege Acil (EA Sports)Göztepe Acil (Göztepe Injectors)Hacettepe Acil (Hacettepe Septics)
Düzce Acil (Duzjazz)Samatya Acil (Samatya Gladiators) Gazi Acil (Gazi Forever)
Haseki Acil (Haseki İsimsiz Kimsesiz)FSM Acil (FSM Bulls)Ankara EAH (Resuscitators)
Ümraniye Acil (Akademi Ümraniye)Night Shifters (Karma)Ankara Şehir Hastanesi (Ankara 06’ers)

Turnuva öncesi takım kaptanları ile sürekli olarak iletişimde olundu ve kurallar en başından ortak kararlar vererek belirlendi. Her takım turnuva öncesi takımlarındaki oyuncu listesini ve oyuncularının acil sağlık hizmetlerinde aktif olarak çalıştığını ispatlayan belgelerini TATD resmi mail adresine bildirdi.

Bu üç grupta ilk iki sırayı alan toplamda altı takım ile en iyi üçüncü olan iki takımdan oluşan sekiz takım ile tek maç üzerinden İstanbul ilinde Bahçelievler Şehit Mustafa Özel Spor Kompleksinde 20 Mayıs 2023 tarihinde çeyrek final müsabakaları yapıldı. 

Çeyrek finalde; 

Gazi Forever – Akademi Ümraniye

Haseki İsimsiz Kimsesiz – Göztepe Injectors

Nightshifters- Duzjazz

FSM Bulls – Hacettepe Septics eşleşmeleri oldu.

Yarı final ve Final Müsabakaları

Bu maçların ardından Gazi Forever, FSM Bulls, Night Shifters ve Haseki İsimsiz Kimsesiz rakiplerini eleyerek yarı finale çıktılar. Yarı final ve final müsabakaları birbirini takip eden iki günde 17-18 Haziran tarihlerinde İstanbul ilinde Bahçelievler Şehit Mustafa Özel Spor Kompleksinde düzenlendi.

Yarı finalde geçen yılın şampiyonu FSM BULLS takımda yeterli kişi sayısına ulaşamadığı için müsabakadan çekilme kararı aldığından Gazi Forever hükmen galip ilan edildi. Night Shifters ile Haseki İsimsiz Kimsesiz arasındaki maç, Night Shifters takımının 29-19’luk bir skorla galibiyeti ile sonlandı. 

“Finalin adı artık Night Shifters-Gazi Forever”

“Şampiyon Night Shifters”

Müsabakayı kazanan Night Shifters 31-16 skorla Türkiye Acil Tıp Derneği Basketbol Acil Ligi 2022-2023 Sezonu Şampiyonu olarak kupanın da sahibi oldu. 

İkinciliği ve üçüncülüğü ise sırasıyla Gazi Forever ve Haseki İsimsiz Kimsesiz aldı. 

Dostluk ve centilmenliğin ilk maçtan son maça kadar azalmadan devam ettiği diğer sezonlar gibi bu sezonda da sporseverleri ve acil severleri ortak küme de buluşturmaktan mutluluk duyduk. Tüm oyuncularımıza, taraftarlarımıza ve başından sonuna desteklerini esirgemeyen Prof. Dr. Serkan Emre Eroğlu’na BAL aracılığı ile teşekkür ederiz. 

“Spor, sınırlarınızı zorlayarak kendinize meydan okuma cesaretini bulmaktır.”

Bu yazı Acil Tıp Bülteni’nin Temmuz 2023 tarihli 14. sayısında yayımlanmıştır.

]]>
https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/21/turkiye-acil-tip-dernegi-basketbol-acil-ligi-4-sezonu/feed/ 0
2023 Temmuz Sayımız Çıktı. İyi Okumalar https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/15/2023-temmuz-sayimiz-cikti-iyi-okumalar/ https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/15/2023-temmuz-sayimiz-cikti-iyi-okumalar/#respond Fri, 15 Sep 2023 06:00:00 +0000 https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3403

Sevgili Okurlarımız,

Pek çoğumuz için yaz mevsiminde yenilenme, dinlenme ve enerji depolama anlamına geliyor. Yoğun ve yıpratıcı bir çalışma sürecinin ardından hepimiz, elimize kitabımızı alıp bir sahil kenarının ya da yemyeşil yaylaların dinginliğini yaşamak, yeni bir yer keşfetmek, lezzetli bir yemeği denemek, farklı bir aktiviteye dahil olmak için sabırsızlanıyoruz. 

Bu sayımızda, sizleri Dünya’nın farklı yerlerine götürmeyi amaçladık.  Bol gezmeli bir Temmuz sayısı sizi bekliyor. Alaska’dan Şeyseller’e; Venedik’ten Ukrayna’ya farklı destinasyonlar hakkında Gezi rehberiniz olmaya çalıştık. Nasıl gidilir? Nerede kalınır? Neler yenir? Nereleri görmeniz gerekiyor? 

Aralık ayı içerisinde gerçekleşen Türkiye Acil tıp Kongresi’ndeki farklı panelleri; aynı zamanda Medya Paneli’nde konuğumuz Eda ZİNG sizler için özetledi. Yine bizleri kırmayıp, yoğun programına rağmen konuğumuz olmayı kabul eden Sunay AKIN ile Türkiye’de hekimlik, oyuncak müzesi ve gelecekteki planları üzerine konuştuğumuz röportajımızı da zevkle okuyacağınızı düşünüyorum. Hukuk köşemizde derneğimiz avukatı Gonca Karakaptan Sağlıkta Şiddet ve Malpraktise ilişkin yeni yasal düzenlemeleri sizler için kaleme aldı. 

Bu sene dördüncüsü tamamlanan TATD Basketbol Acil Ligi’nin şampiyonu belli oldu. Burcu Yılmaz’ın sizler için BAL hazırlık maçları ve final maçlarını özetlediği yazısını bu sayımızda bulacaksınız. Hazırlık ve organizasyon aşamasında sadece acil tıp asistanlarının yer aldığı, bir TATD klasiği olan ATAS 2023 bu sene İstanbul’da gerçekleşti. Kübra Çim ATAS İstanbul’daki ortamı, yeni ATAB yönetim kurulu seçimlerini ve ATAS 2024’ün kazananını sizler için kaleme aldı. Halil Emre Koyuncuoğlu Urfa’da Mecburi Hizmeti devam eden acil tıp uzmanı Emel Bozgüney ile bölgede yaşadığı zorluklar, artıları ve eksileri üzerine konuştu.

6 Şubat depreminde yaşanan ve halen devam eden sorunları bir de bölgeye gönüllü olarak giden, orada çalışan acil tıp uzmanlarımızın tecrübelerinden öğrenelim istedik. Nihat Danlı, Kerim Adar, Yaman Evren ve Ezgi Özgün bizler için yaşadıklarını özetledi. 

İyi okumalar dilerim.

Ebru Ünal Akoğlu

Editör

]]>
https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/09/15/2023-temmuz-sayimiz-cikti-iyi-okumalar/feed/ 0
Almanya’da Acil Serviste Bir Hafta https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/06/02/almanyada-acil-serviste-bir-hafta/ https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/06/02/almanyada-acil-serviste-bir-hafta/#respond Fri, 02 Jun 2023 06:00:00 +0000 https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3398

Herkes Almanca çalışıyor herkes gitmeyi planlıyor. Üniversitemizdeki öğrencilerin hepsi online Almanca kurslarına son derece hakim. Peki, şartlar anlatıldığı gibi mi yoksa aslında yurtdışında yeni bir yaşam kurmak büyük bir yalnızlık mı?

Avrupa ve özellikle Almanya sistemine hayran bir insan ve her tatilini orda geçirmeyi çok seven birisi olarak bu yaz Münih LMU Acil Servisinde kendime gözlemci olarak bir görev ayarladım. Öncesinde tanıdığım başka bir hoca buna vesile oldu (hakkı ödenmez ve bence genetik kökenlerinde Türk olan bir Alman). Davet mektubu, kalacak yer ayarlaması ve diğer işleri de halledip yola çıktık.

Münih bana göre Almanya’nın en güzel şehirlerinden biri ve üniversitelerinde özellikle Tıp Fakültesinde eğitim kalitesi son derece yüksek. İlk gün öğrendiğim; Almanyada artık acil tıp biriminin kurulduğu, çok yeni de olsa önü açık bir alan olduğu idi. Bu beni çok mutlu etti ve gelip tecrübe yaşamak isteyen meslektaşlarım için harika bir fırsat olabileceğini düşündüm.

Acil servisi dahili ve cerrahi aciller olarak ayırmışlar ve ben daha çok cerrahi tarafta bulundum. Acil servis konum olarak şehir merkezinde ve toplu taşıma ile ulaşımı son derece kolay. Buna rağmen 24 saatte gelen hasta sayısı 50-60 arasında. Benim geldiğim 3. Gün 70 hasta oldu diye tüm doktorlar ‘İNANILMAZ BİR ÇILGINLIK YAŞADIK’ ifadesi kullandılar (insan tatlı bir tebessümle bakıyor bu şekilde konuşanlara).

Cerrahi tarafta cerrahi branş asistanları ve dahili tarafta dahili branş asistanları görev yapıyor. Tüm doktorlar forma giymek zorunda ve hastane yönetimi bunu sağlıyor. Doktor odalarında hasta bilgilerine erişimi sağlayan bir ağ sistemi var ve aynen bizdeki gibi detaylı bir şekilde dosya doldurmak ÇOK AMA ÇOK önemli! Sigorta şirketleri bu konuda her gün gelip kontrol ediyorlar.

Gelelim doktor ne yapıyor hemşire ne yapıyor konusuna. Hasta anamnezi, muayene, kan alma ve tedavi düzenlenmesi doktor tarafından yapılıyor. 6. sınıf öğrencileri aynen bizdeki gibi hastaya ilk bakı ve değerlendirmeyi yaptıktan sonra ilgili asistanı çağırıyor. Hasta sayısı normal düzeyde olduğu için her hasta ile detaylı ilgilenme mümkün. Kalan işler hemşirelerde. Ben yabancı olmama rağmen hepsi çok yardımcı ve çok tatlıydı. Hep dediğim gibi iyilik evrensel bir olay. Kesinlikle dil, din ve ırk ayrımı yok.

Cihazlar, odalar, malzemeler ve acilin dizaynı son derece kullanışlı yapılmış. Hastaların ve çalışanların rahatı için düzenlenmiş (fotoğrafa izin olmadığı için maalesef sizlere gösterme imkanım olmadı). Yardımcı personel arasında çok fazla Türk var ve çalışma şartlarından memnunlar.

Gelelim dil konusuna; ben A2 sınavına girmiş ve geçmiş birisi olarak muayene esnasında kullanılan basit kalıpları kullanabildim, ama kalan kısımlarda hep İngilizce devreye girdi. Hastalardan İngilizce bilmeyen neredeyse yoktu.

Acilde olan birkaç yabancı doktorla da görüştüm ve sanırım Almanlar her konuda çok daha yardımcı olma gayretindeler. B2 sertifikası şart hatta C1’de isteyen yerler var ve mesleki Almanca sınavı (FSP) meselesi var bir de.

Son olarak benim yaptığım çıkarım şu yönde oldu; biz gerçekten kendi ülkemizde muhteşem bir eğitim alarak tıp eğitimini tamamlıyoruz ve gerek teorik gerekse pratik becerimiz yabancı yurtdışındaki meslektaşlarımızla eşdeğer (bazı alanlarda üstte), ama yine de bu şekilde çalışma hayali olanlar için doğru bir planlama ile kolayca başarılabilir bir konu.

Bu noktada esas cevaplanması gereken şu ki; BEN BUNU GERÇEKTEN İSTİYOR MUYUM?

Bu yazı Acil Tıp Bülteni’nin Şubat 2023 tarihli 13. sayısında yayımlanmıştır.

]]>
https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/06/02/almanyada-acil-serviste-bir-hafta/feed/ 0
7406 Sayılı Yasa Doğrultusunda Mesleki Sorumluluk Kurulu, Kasıt Kavramı ve Hekime Rücu https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/05/29/7406-sayili-yasa-dogrultusunda-mesleki-sorumluluk-kurulu-kasit-kavrami-ve-hekime-rucu-2/ https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/05/29/7406-sayili-yasa-dogrultusunda-mesleki-sorumluluk-kurulu-kasit-kavrami-ve-hekime-rucu-2/#respond Mon, 29 May 2023 06:00:00 +0000 https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3395

7406 Sayılı “Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile, hekim/diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının, soruşturma ve rücu sürecini takip ve değerlendirmeyle yükümlü bir “Mesleki Sorumluluk Kurulu” oluşturulmuştur. 

Bu Yasaya bağlı olarak, Kurulun oluşumu ve çalışma şeklini düzenlemek; ayrıca sağlık mesleği mensuplarının tıbbi işlem/uygulamaları nedeniyle soruşturulması ve bu kişilere tazminatın rücu edilmesini detaylandırmak amacı ile 31867 Sayılı Yönetmelik çıkarılmıştır.

Rücu nedir?

Detaya girmeden önce, anlamını bilmeyen okurlarımız için “rücu”yu tanımlayalım; yapılan ödemeyi, bir başka taraftan (sorumlu/kusurlu üçüncü kişiden) almak için başlatılan işlemlere rücu denmektedir. Rücuda en sık karşılaştığımız taraf, Sigorta şirketleri ve idaredir. Özel Hastanede çalışanlar haricindeki hekimlere, tazminat talebiyle doğrudan dava açılmadığı için; hekimin kusurlu eylemi sonucunda mağdur olduğuna inanan hasta veya yakınları, Sağlık Bakanlığına karşı İdare Mahkemesinde dava açar. Dava sırasında hekimin kusuru olduğu kanaatine varılır ise, tazminat ödeyen İdare, bu tazminatı, hekim/sağlık personelinden kusuru oranında rücu eder yani geri alır. İdare Mahkemesi’nde dava devam ederken Bakanlık’ın o davada adı geçen sağlık çalışanına “davanın ihbar edilmesi”ni istemesi de bu yüzdendir; davanın kaybedilmesi halinde eğer sağlık çalışanının hatta belki birden çok personelin kusuru/ihmali varsa, Bakanlık o parayı sorumluluğu oranında o kişilerden geri alacaktır.

Sağlık çalışanına rücu gerektiren hal nedir?

31867 Sayılı Yönetmelik’te, Kurul’un sağlık çalışanı adına üstleneceği tazminatın istisnası, yani sağlık çalışanına rücu gerektiren hal şu şekilde belirtilmiştir; “ancak kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığı kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edilmesi halinde ilgili sağlık meslek mensubundan tazminata konu olaydaki kusur oranı gözetilerek Kurul tarafından belirlenen miktarının ödenmesinin istenilmesidir.” (madde 6(b)-2/iii)

“Hiçbir sağlık çalışanı, hastayı sakat bırakayım ya da öldüreyim arzusu taşımaz”

Rücu konusundaki bu “kasıt” kelimesi, okurlarımızdan aldığımız bazı dönüşlerden anladığımız üzere kafa karıştırmıştır, bu sebeple konuyu biraz açalım; dizivari olaylar haricinde elbette ki hiçbir sağlık çalışanı, hastayı sakat bırakayım ya da öldüreyim arzusu taşımaz. Burada bahsedilmesi gereken, hukuktaki kast-taksir ayrımı ve sağlık çalışanının görevi nedeniyle en sık karşılaştığı suçlamaların hangi kategoriye girdiğidir.

Kast ve taksirin, tanımlama olarak birbirine yaklaştığı durumlar olsa da, ikisi aynı şey değildir. Taksir (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla gerçekleşen eylem) ile işlenen suçlar, isteyerek yani kasıtla işlenmez.

Örneğin taksirle yaralama/öldürme suçundan yargılanan bir sağlık çalışanının eylemi, adı üzerinde olduğu üzere kasıt unsuru taşımamaktadır. Bu sebeple, bu hususta ceza yargılamasına muhatap olan sağlık çalışanı hakkında, Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun tazminat ödemiş ise çalışana rücu etmemesi beklenecektir.

Sağlık çalışanının karşılaşabileceği ötenazi, çocuk düşürtme, görevi ihmal, görevi kötüye kullanma, rüşvet, meslek sırrını açıklama vb suçlar ise kasten işlenebilen suçlardır.

Yukarıda bahsettiğimiz Yönetmelik’te, sağlık çalışanına rücu gerektiren durum olarak sadece “görevi kötüye kullanma”dan bahsedilmiştir. Bu suçu, bir kamu görevlisinin, icra veya ihmal yoluyla, görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi; bu yolla zarara veya haksız menfaate yol açması şeklinde özetleyebiliriz. 

Peki kasten işlenen bir suçtan ceza aldım ama bu suç, aynı zamanda görevi kötüye kullanma suçunu da oluşturuyor, Kurul yine mi rücu davası açma hakkı kazanıyor? 

Bu konu şu an için hukuken tartışmalıdır. Yönetmelik maddesi dar yorumlanırsa; iddianame ve yargılamanın örneğin rüşvet suçu üzerinden ilerlemesi halinde, bu suç aynı zamanda görevi kötüye kullanma suçunu oluştursa da, kişi rüşvet suçundan ceza alacaktır. Çünkü görevi kötüye kullanma suçu, genel ve tamamlayıcı bir suç tipidir. Kamu görevlisinin görevi kötüye kullanma suçundan ceza sorumluluğunun doğabilmesi için, görevinin gereklerine aykırı hareketinin başka bir suçu oluşturmaması gerekir. Yeni Kanunda özel bir ad altında düzenlenmiş olan başka bir suç, aynı zamanda görevi kötüye kullanma tanımına da girse bile, rücu için aranan şart “görevini kötüye kullandığı kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edilmesi” olduğundan ötürü rücu edilmemelidir. Düzenlemenin hekim dostu ve iyi niyetli olduğu söylendiğine göre, sağlık çalışanları üzerindeki, malpraktis davasında milyonluk tazminat konulu mali kaygıyı azaltılabilmesi açısından uygulamanın bu şekilde olması temennimizdir.

Geniş yorumlanırsa; hukuken kişi aynı suçtan iki defa cezalandırılamayacağı için, Yasada spesifik olarak düzenlenen bir suçtan alınan cezanın, aynı zamanda görevi kötüye kullanmayı da ispata yaradığı, bu sebeple rücu kapsamına girmesi gerektiği söylenebilecektir. Ülkemizde malpraktis davalarının yaygınlaştığı dikkate alınarak, Bakanlık’ın üstleneceği tazminat miktarını azaltmak amacı ile “görevi kötüye kullanma”nın geniş yorumlanarak uygulanması muhtemeldir.

∞ ∞ ∞ ∞ ∞ ∞

Yine bu düzenlemelerin yanlış anlaşıldığına dair duyulan bir nokta da, devam eden rücu davalarında ne olacağı ve Mesleki Sorumluluk Kurulu’na kimin başvuracağı meselesidir. 7406 Sayılı yasa 15. maddede bu durum açıklanmıştır; “Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurması için davacıya iki aylık süre verilir. Başvuru yapılmaması hâlinde dava usulden reddedilir.” Burada davacı olarak anılan taraf, “İdare”dir. 

Sonuç:

Bu düzenlemeler öncesinde, Mahkemece verilen karar üzerine Bakanlık, kusurlu kişilere doğrudan rücu davası açabiliyor iken; artık dava öncesinde Mesleki Sorumluluk Kurulu ilgili tazminatın rücu edilip edilemeyeceği konusunda karar makamı olacaktır. Tabii bu kararı, uyuşmazlığa taraf olan Bakanlık’ın kendisine bağlı Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun verecek olması, tarafsız kararlar çıkmasının pek de mümkün olmayacağı endişesi uyandırmaktadır.

Yine bu düzenleme öncesinde; 2547 Sayılı Yasaya tabi olanlar hariç sağlık çalışanları hakkında şikayet üzerine Savcılık doğrudan soruşturma başlatabilir ken, artık diğer sağlık çalışanları için soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi konusunda da Savcılık aşamasından önceki karar makamı olacaktır. Kurul kararlarına karşı, Ankara Nöbetçi Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilecektir.

Yakın tarihli bu düzenlemelerde, şimdilik Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun icraatları ile ilgili sonuçlar ve somut veriler oluşmamıştır, bu sebeple yazımızda “olması gerekeni” anlatmaya çalışsak da “işleyişte olan”ı ilerleyen zamanlarda hep beraber göreceğiz. Merak ettiğiniz konuları bizimle paylaşırsanız, belki gelecek yazımızda sizinle o konuda görüşürüz…

Bu yazı Acil Tıp Bülteni’nin Şubat 2023 tarihli 13. sayısında yayımlanmıştır.

]]>
https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/05/29/7406-sayili-yasa-dogrultusunda-mesleki-sorumluluk-kurulu-kasit-kavrami-ve-hekime-rucu-2/feed/ 0
Çanakkale Batık Dalışları https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/05/26/canakkale-batik-dalislari/ https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/05/26/canakkale-batik-dalislari/#respond Fri, 26 May 2023 06:00:00 +0000 https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3379

Acil Tıp camiasında bir çoğumuz dalış sporu ile ilgileniyoruz. Kimimiz serbest dalış kimimiz ise aletli dalış ile ilgileniyor. Bizim kliniğimizde de hem hocalarımızdan hem de  asistanlarımızdan bu sporu yapanlar olması üzerine ben de bir süre önce merak ederek  başladığım aletli dalışa PADI Advanced Open Water Diver olarak devam etmekteyim. Dalış konusunda benim en çok ilgimi çeken ise, batıklar ve arkeolojik buluntular denebilir. Dalış sırasında da mümkün olduğu kadar, daha sonra paylaşmak üzere kayıt altına almaya çalışırım. 

Bu yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamak için ekipçe Çanakkale Savaşı batıklarına dalış düzenlemeye karar verdik. 29-30 Ekim günlerinde toplamda 4 başarılı dalış gerçekleştirerek, hem Cumhuriyet Bayramı’nı kutladık, hem de cumhuriyete giden yolda ilk adım olan Çanakkale Savaşlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve şanlı mehmetçiğimizi andık.  

Savaş Başlıyor

Osmanlı Devleti İttifak Devletleri ile I.Dünya Savaşı’na girdiğinde, savaş bütün Avrupa’yı sarmış, dört bir yanda yeni cepheler açılmaktadır. Rusya ekonomik olarak zor durumdaydı, İtilaf Devletleri’nin Rusya’ya en kısa yoldan ulaşması için Çanakkale ve boğazların geçilmesi gerekiyordu. Yeni açılacak bu cephe ile diğer cephelerin yükü azaltılacak bu esnada Osmanlı başkenti olan İstanbul da zapt edilecek ve savaş daha erken sonlanacaktı. Bu amaçla İngilizlerin ve Fransızların önderliğinde daha önce hiç görülmemiş büyüklükte bir donanma kuvveti toplanarak Çanakkale Deniz Harekatı planlandı. Fakat hiç de umdukları gibi olmadı. Kahraman Mehmetçik, kanının son damlasına kadar çarpıştı vatan toprağını terk etmedi. Müttefikler bu direnç karşısında uzun çabalar gösterseler de en sonunda ellerinde kalan ne varsa toplayıp gittiler…

“Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Dalış planı

Bizim planımızda rekrasyonel dalışa uygun no-deco planı ile yapılacak olan 4 nokta mevcuttu. Bunlar H.M.S. Louis, H.M.S. Lundy, Gana Wreck ve H.M.S. Majestic. Fakat kuvvetli akıntı ve sert hava koşullarından H.M.S. Majestic dalışını güvenli bulamadığımızdan iptal ettik. Aslında bazı başka batıklar da mevcut fakat bunlar 60-100 metre arası derinlikte ve boğaz hattında yer aldığı için rekrasyonel dalışa uygun değiller. 

Dalış günü

İlk günkü dalışımız, için sabah erkenden kalkıp teknemizin kalkacağı Kabatepe iskelesine geliyoruz.
Hava oldukça rüzgarlı deniz ise epey dalgalı, Çanakkale çıkartmalarının yapıldığı kıyıları, tepeleri izleyerek yaklaşık 30 dakika sonra ilk dalış noktasına varıyoruz. Ekipçe brifing yapıp, dalış planımızı konuşuyoruz. İlk olarak H.M.S. Lundy’e klavuz ip yardımı ile ineceğiz fakat akıntı ve dalga çok kuvvetli.

Bir süre dalglalar ve akıntı ile cebelleşip aşağı doğru inişe geçiyoruz. Günün ilk dalışına bu şekilde başlamak oldukça yorucu oluyor haliyle. Maalesef ki girişte harcanan enerji ve hava gezinti süresinin kısalacağını gösteriyor. Yavaşça Çanakkale’nin mavi sularını katman katman geçiyoruz, her katmanda suyun rengi değişiyor ve dibe doğru yaklaşırken batığımızın silüeti ortaya çıkıyor.  H.M.S. Lundy yaklaşık 28-30 metre derinlikte bulunuyor. H.M.S. Lundy aslında 188 tonluk bir balıkçı gemisi olarak 1908 yılında inşa edilmiş, I Dünya Savaşı ile İngiliz Donanması’na katılmıştır. Çanakkale Savaşları sırasında mayın arama tarama faaliyetlerinde kullanılan gemi, Suvla koyunda hasar alması sonucunda batmıştır. Batık oldukça sağlam durumda ve deniz canlılığı da son derece yüksek. Batığı sakince baştan sona gezerken, Çanakkale Savaşlarını düşününce ürpermemek elde değil… Vaktin nasıl dolduğunu anlamadan dalış lideri çıkışı işaret ediyor, grupça toplanıp yüzeye çıkıyoruz. 

Sırada ikinci batığımız H.M.S Louis var. Biz dinlenirken, teknemiz H.M.S. Louis batığının olduğu noktaya doğru yola çıkıyor. Gözüm Conkbayırı’na takılıyor… Ah ne büyük fedakarlıklar ah! 

H.M.S. Louis için yine klavuz ip yardımı ile aşağıya iniyoruz, bu sefer hava daha yumuşak, dalgalar azalmış fakat akıntının kuvveti yine hissediliyor.  H.M.S. Louis Laforey sınıfı İngiliz Kraliyet ordusu destroyeridir. 30 Aralık 1913 yılında hizmete açılmış, Çanakkale çıkarması sırasında aktif görev almıştır. Geminin su kazanları askerlerin su ihtiyacını gidermek için kullanılmaktaydı. Çıkartma sırasında Suvla koyunda, 31 Ekim 1915’te Türk topçusunun başarılı atışı sonrası hasar almış daha sonra sürüklenerek karaya oturmuştur.  Bugün yaklaşık olarak 15 metre derinlikte büyük çoğunluğu kuma gömülü halde bulunmakta olan gemi enkazı tipik su kaynatıcı kazanları ile hemen kendini belli etmektedir. Dalış noktasından direkt olarak batık üzerine inerek dalışımıza devam ediyoruz. İlk önce su kazanları gözümüze çarpıyor, 100 yılı aşkın süredir burada kalan enkaz yarısından çoğu kuma gömülmüş bir halde ve parçalara ayrılmış. Bir önceki ekip burada bir Akya sürüsü görmüşler fakat biz indiğimizde alanda çok az canlılık vardı. 

2. Gün yine erkenden kalkıp teknemiz ile açıldık. Bugün Gana batığı ve Bebek kayalıkları reefine dalış planlıyoruz. Düne göre sakin ve güzel bir hava mevcut.  Kısa bir yolculuğun ardından Anzak koyuna varıyoruz. Savaş sırasında kıyıya asker, mühimmat, gıda vb malzemeleri taşıdığı düşünülen 18 metre uzunluğunda bir tekne olan Gana batığının 25 Nisan 1915’te battığı düşünülmektedir.
Ahşap bir tekne olmasına karşın büyük oranda korunmuş halde olan batığın çevresinde deniz canlılığı son derece fazlaydı. Çevresinde birkaç kez dolandıktan sonra yüzeyde buluşuyoruz.

Son olarak Bebek kayalıklarına dalışımız gerçekleştiriyoruz. Mitolojiye göre bölgede antik bir kent olan Agospatami önemli bir yerleşim noktasıdır ve korsanların ilgi odağıdır.Altın post anlamını taşıyan bu antik şehrin mitolojide kişiye ölümsüzlük verdiğine inanılıyormuş .Bu ölümsüzlüğü ele geçirmek isteyen korsanlar şehre devamlı saldırıda bulunup burayı istila etmeye çalışırlar. Korsan baskınlarından korkup kaçan halk ise bebeklerini denizin ortasındaki bu kayalıklara bırakır, savaş sonrası da gelip alırmış. Gezmesi oldukça keyifli olan bir reef, canlılık son derecek bol, yer yere kayalıklar üzerinden 15 metreye varan seviye kayıpları size uçuyormuş hissi veriyor.

Dalış sırasında çektiğim videolar ve arşiv görüntülerinden oluşturduğum video:

Bu yazı Acil Tıp Bülteni’nin Şubat 2023 tarihli 13. sayısında yayımlanmıştır.

]]>
https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/05/26/canakkale-batik-dalislari/feed/ 0