<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hukuk Köşesi &#8211; Acil Tıp Bülteni</title>
	<atom:link href="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/category/hukuk-kosesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni</link>
	<description>TATD</description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 May 2023 07:47:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2024/10/mstile-144x144-1.png</url>
	<title>Hukuk Köşesi &#8211; Acil Tıp Bülteni</title>
	<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>7406 Sayılı Yasa Doğrultusunda Mesleki Sorumluluk Kurulu, Kasıt Kavramı ve Hekime Rücu</title>
		<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/05/29/7406-sayili-yasa-dogrultusunda-mesleki-sorumluluk-kurulu-kasit-kavrami-ve-hekime-rucu-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim ALTUNOK]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 May 2023 06:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk Köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[TATDsosyal]]></category>
		<category><![CDATA[hekime rücu]]></category>
		<category><![CDATA[mesleki sorumluluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3395</guid>

					<description><![CDATA[7406 Sayılı “Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile, hekim/diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının, soruşturma ve rücu sürecini&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="rounded-3 lh-lg has-background wp-block-paragraph" style="background:radial-gradient(rgb(247,244,240) 86%,rgb(192,153,102) 100%);font-size:14px">7406 Sayılı <em>“Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”</em> ile, hekim/diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının, soruşturma ve rücu sürecini takip ve değerlendirmeyle yükümlü bir <strong><em>“Mesleki Sorumluluk Kurulu”</em></strong> oluşturulmuştur. <br><br>Bu Yasaya bağlı olarak, <strong>Kurulun oluşumu ve çalışma şeklini düzenlemek; ayrıca sağlık mesleği mensuplarının tıbbi işlem/uygulamaları nedeniyle soruşturulması ve bu kişilere tazminatın rücu edilmesi</strong>ni detaylandırmak amacı ile 31867 Sayılı Yönetmelik çıkarılmıştır.</p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph" style="color:#906633"><strong>Rücu nedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Detaya girmeden önce, anlamını bilmeyen okurlarımız için <strong><em>“rücu”</em></strong>yu tanımlayalım; yapılan ödemeyi, bir başka taraftan (sorumlu/kusurlu üçüncü kişiden) almak için başlatılan işlemlere rücu denmektedir. Rücuda en sık karşılaştığımız taraf, Sigorta şirketleri ve idaredir. Özel Hastanede çalışanlar haricindeki hekimlere, tazminat talebiyle doğrudan dava açılmadığı için; hekimin kusurlu eylemi sonucunda mağdur olduğuna inanan hasta veya yakınları, Sağlık Bakanlığına karşı İdare Mahkemesinde dava açar. Dava sırasında hekimin kusuru olduğu kanaatine varılır ise, tazminat ödeyen İdare, bu tazminatı, hekim/sağlık personelinden kusuru oranında rücu eder yani geri alır. İdare Mahkemesi’nde dava devam ederken Bakanlık’ın o davada adı geçen sağlık çalışanına “davanın ihbar edilmesi”ni istemesi de bu yüzdendir; davanın kaybedilmesi halinde eğer sağlık çalışanının hatta belki birden çok personelin kusuru/ihmali varsa, Bakanlık o parayı sorumluluğu oranında o kişilerden geri alacaktır.</p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph" style="color:#906633"><strong>Sağlık çalışanına rücu gerektiren hal nedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">31867 Sayılı Yönetmelik’te, Kurul’un sağlık çalışanı adına üstleneceği tazminatın istisnası, yani <strong>sağlık çalışanına rücu gerektiren hal</strong> şu şekilde belirtilmiştir; <em>“ancak </em><strong><em>kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığı kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edilmesi halinde</em></strong><em> ilgili sağlık meslek mensubundan tazminata konu olaydaki kusur oranı gözetilerek Kurul tarafından belirlenen miktarının ödenmesinin istenilmesidir.”</em> (madde 6(b)-2/iii)</p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph" style="color:#906633"><strong><em>“Hiçbir sağlık çalışanı, hastayı sakat bırakayım ya da öldüreyim arzusu taşımaz”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Rücu konusundaki bu <em>“kasıt”</em> kelimesi, okurlarımızdan aldığımız bazı dönüşlerden anladığımız üzere kafa karıştırmıştır, bu sebeple konuyu biraz açalım; dizivari olaylar haricinde elbette ki hiçbir sağlık çalışanı, hastayı sakat bırakayım ya da öldüreyim arzusu taşımaz. Burada bahsedilmesi gereken, hukuktaki kast-taksir ayrımı ve sağlık çalışanının görevi nedeniyle en sık karşılaştığı suçlamaların hangi kategoriye girdiğidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kast</strong> ve <strong>taksir</strong>in, tanımlama olarak birbirine yaklaştığı durumlar olsa da, ikisi aynı şey değildir. Taksir (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla gerçekleşen eylem) ile işlenen suçlar, isteyerek yani kasıtla işlenmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin <strong>taksirle yaralama/öldürme</strong> suçundan yargılanan bir sağlık çalışanının eylemi, adı üzerinde olduğu üzere kasıt unsuru taşımamaktadır. Bu sebeple, bu hususta ceza yargılamasına muhatap olan sağlık çalışanı hakkında, Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun tazminat ödemiş ise çalışana rücu etmemesi beklenecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sağlık çalışanının karşılaşabileceği ötenazi, çocuk düşürtme, görevi ihmal, görevi kötüye kullanma, rüşvet, meslek sırrını açıklama vb suçlar ise <strong>kasten işlenebilen</strong> suçlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda bahsettiğimiz Yönetmelik’te, sağlık çalışanına rücu gerektiren durum olarak sadece “görevi kötüye kullanma”dan bahsedilmiştir. Bu suçu, bir kamu görevlisinin, icra veya ihmal yoluyla, görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi; bu yolla zarara veya haksız menfaate yol açması şeklinde özetleyebiliriz. </p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph" style="color:#906633"><strong>Peki kasten işlenen bir suçtan ceza aldım ama bu suç, aynı zamanda görevi kötüye kullanma suçunu da oluşturuyor, Kurul yine mi rücu davası açma hakkı kazanıyor?</strong>&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu konu şu an için hukuken tartışmalıdır. Yönetmelik maddesi dar yorumlanırsa; iddianame ve yargılamanın örneğin rüşvet suçu üzerinden ilerlemesi halinde, bu suç aynı zamanda görevi kötüye kullanma suçunu oluştursa da, kişi rüşvet suçundan ceza alacaktır. Çünkü görevi kötüye kullanma suçu, genel ve tamamlayıcı bir suç tipidir. Kamu görevlisinin görevi kötüye kullanma suçundan ceza sorumluluğunun doğabilmesi için, görevinin gereklerine aykırı hareketinin başka bir suçu oluşturmaması gerekir. Yeni Kanunda özel bir ad altında düzenlenmiş olan başka bir suç, aynı zamanda görevi kötüye kullanma tanımına da girse bile, rücu için aranan şart “görevini kötüye kullandığı kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edilmesi” olduğundan ötürü rücu edilmemelidir. Düzenlemenin hekim dostu ve iyi niyetli olduğu söylendiğine göre, sağlık çalışanları üzerindeki, malpraktis davasında milyonluk tazminat konulu mali kaygıyı azaltılabilmesi açısından uygulamanın bu şekilde olması temennimizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geniş yorumlanırsa; hukuken kişi aynı suçtan iki defa cezalandırılamayacağı için, Yasada spesifik olarak düzenlenen bir suçtan alınan cezanın, aynı zamanda görevi kötüye kullanmayı da ispata yaradığı, bu sebeple rücu kapsamına girmesi gerektiği söylenebilecektir. Ülkemizde malpraktis davalarının yaygınlaştığı dikkate alınarak, Bakanlık’ın üstleneceği tazminat miktarını azaltmak amacı ile “görevi kötüye kullanma”nın geniş yorumlanarak uygulanması muhtemeldir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">∞ ∞ ∞ ∞ ∞ ∞</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine bu düzenlemelerin yanlış anlaşıldığına dair duyulan bir nokta da, devam eden rücu davalarında ne olacağı ve Mesleki Sorumluluk Kurulu’na kimin başvuracağı meselesidir. 7406 Sayılı yasa 15. maddede bu durum açıklanmıştır; <strong><em>“Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurması için davacıya iki aylık süre verilir. Başvuru yapılmaması hâlinde dava usulden reddedilir.”</em></strong><em> </em><strong>Burada davacı olarak anılan taraf, “İdare”dir. </strong></p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph" style="color:#906633"><strong>Sonuç:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düzenlemeler öncesinde, Mahkemece verilen karar üzerine Bakanlık, kusurlu kişilere doğrudan rücu davası açabiliyor iken; artık dava öncesinde Mesleki Sorumluluk Kurulu ilgili tazminatın rücu edilip edilemeyeceği konusunda karar makamı olacaktır. Tabii bu kararı, uyuşmazlığa taraf olan Bakanlık’ın kendisine bağlı Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun verecek olması, tarafsız kararlar çıkmasının pek de mümkün olmayacağı endişesi uyandırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine bu düzenleme öncesinde; 2547 Sayılı Yasaya tabi olanlar hariç sağlık çalışanları hakkında şikayet üzerine Savcılık doğrudan soruşturma başlatabilir ken, artık diğer sağlık çalışanları için soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi konusunda da Savcılık aşamasından önceki karar makamı olacaktır. Kurul kararlarına karşı, Ankara Nöbetçi Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yakın tarihli bu düzenlemelerde, şimdilik Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun icraatları ile ilgili sonuçlar ve somut veriler oluşmamıştır, bu sebeple yazımızda “olması gerekeni” anlatmaya çalışsak da “işleyişte olan”ı ilerleyen zamanlarda hep beraber göreceğiz. Merak ettiğiniz konuları bizimle paylaşırsanız, belki gelecek yazımızda sizinle o konuda görüşürüz…</p>



<p class="rounded-3 px-2 py-1 has-text-color has-background has-small-font-size wp-block-paragraph" style="color:#666666;background-color:#f5f5f5"><em>Bu yazı Acil Tıp Bülteni&#8217;nin Şubat 2023 tarihli</em> <em><a href="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2023/04/07/2023-subat-sayimiz-cikti-iyi-okumalar/" data-type="post" data-id="3087" target="_blank" rel="noreferrer noopener">13. sayısında</a></em> <em>yayımlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acil Serviste Tutanaklar</title>
		<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2022/12/05/acil-serviste-tutanaklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim ALTUNOK]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2022 06:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk Köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[TATDsosyal]]></category>
		<category><![CDATA[acil servis]]></category>
		<category><![CDATA[tutanaklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3245</guid>

					<description><![CDATA[Gelen talepler üzerine bu sayımızda, hastanede tutulması gereken tutanaklara ilişkin, hekimlerin hak ve yükümlülükleri hakkında hukuki bilgiler vermek istedik. Öncelikle en sık&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Gelen talepler üzerine bu sayımızda, hastanede tutulması gereken tutanaklara ilişkin, hekimlerin hak ve yükümlülükleri hakkında hukuki bilgiler vermek istedik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle en sık karşılaştığınız <strong><em>&#8220;Tedavi Red/Terk Tutanağı&#8221;</em></strong>yla başlayalım; </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanunda sayılan bazı haller haricinde, tedaviyi reddetmek hastaların en doğal haklarındandır. Doktor olarak, kişinin bu tedaviyi reddetmesi halinde ileride hayatını kaybetme ihtimali olduğunu öngörseniz dahi, bunu hasta ile paylaştıktan sonra kararın ona ait olduğunu unutmamalısınız, çünkü bu noktada artık sizin değil hastanın iradesi esastır. Tedaviyi kabul etmemesi halinde doğacak muhtemel fayda ve riskleri açıkladığınız ve açıkladığınızı ispat için hastaya yazılı belge imzalattığınız sürece, tüm sorumluluğu hastaya ait olacak ve kişinin hayatı üzerindeki özgürce seçim hakkını kullanarak tedaviyi reddetmesi hak, hekimin buna uyması ise yükümlülüktür. Hasta başta onay verdiği halde, bilinci hala açık ve yerinde ise, yine istisnai önem içeren haller haricinde kararını her an değiştirme hakkında sahiptir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/fc15ef3edf5fd202e1a81f38661089bc-1024x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-3246" width="256" height="256" srcset="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/fc15ef3edf5fd202e1a81f38661089bc-1024x1024.jpeg 1024w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/fc15ef3edf5fd202e1a81f38661089bc-300x300.jpeg 300w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/fc15ef3edf5fd202e1a81f38661089bc-150x150.jpeg 150w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/fc15ef3edf5fd202e1a81f38661089bc-768x768.jpeg 768w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/fc15ef3edf5fd202e1a81f38661089bc-630x630.jpeg 630w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/fc15ef3edf5fd202e1a81f38661089bc.jpeg 1080w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" /></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Hasta rızasının gerekmediği durumlar da vardır”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstü kapalı olarak bahsettiğimiz, hastanın rızasının dikkate alınmayacağı durumları açacak olursak, temelde; hayati tehlike arz eden acil hallerde, salgın ve bulaşıcı hastalık hallerinde(örneğin, aşı zorunluluğu) , suça ilişkin delil elde etmek için yapılacak müdahalelerde şüpheli/sanık tedaviyi reddetse dahi hakim/savcı kararı olduğu hallerde, kişi tedaviyi reddettiğini belirtse dahi üstün yarar gereği kişinin bu müdahaleyi kabul edip etmemesi önemli değildir. Aynı şekilde, velisi/vasisi olan kişilerin tedavisinde de hayati gereklilik taşıdığı düşünülüyor ise veli veya vasisinin tedaviyi reddetmesi geçersiz kabul edilecektir. Ülkemizdeki yasal düzenlemeler, bildiğiniz gibi ötenaziyi desteklememekte ve aynı doğrultuda kişinin ister kendi ister başkasının hayatı üzerinde ölüm-yaşam çizgisinde karar verme hakkı tanımamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tabii hasta bu hakkı kullanırken, ileride farklı suçlamalarla karşılaşmanız halinde kendinizi güvenceye almak adına, hastaya tedaviyi reddettiğine dair form imzalatılmalı, hastanede form yok ise <strong>“belirtilen tanıya ilişkin önerilen tedavinin uygulanma şekli ve uygulanma ya da uygulanmama halinde doğabilecek sonuçlar anlatıldı, hasta buna rağmen tedaviyi kabul etmediğini bildirdi”</strong> içeriğini taşıyan bir tutanak hazırlanıp imzalatılmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen ardından <strong><em>“Hekimin Hastayı Reddetme Hakkı ve Tutacağı Tutanak</em></strong><strong><em>”</em></strong>tan bahsedecek olur isek;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nasıl ki hastanın doktoru seçme hakkı varsa, acil durumlar haricinde elbette ki hekimin de hastayı reddetme yani bırakma hakkı vardır. Biliyorum iş başındayken öyle insanlarla karşılaşıyorsunuz ki, bir yerden sonra bıkkınlık gelip bazı saygısız insanlar için beyaz kod vermeye bile üşenir hale geliyorsunuz. Yine de, hakkında beyaz kod vermeye gönüllü olmasanız dahi o kişiyle muhatap olmamak için ya da<strong> kişi sizi Cimer’e veya Savcılık’a şikayet ederse diye;</strong> en azından bir şahit eşliğinde, o kişinin beyan ve tavırlarını bir tutanak altına alarak ve başka bir doktora yönlendirerek şahsı tedavi etmeyi reddedebilirsiniz. <strong>Ancak altını çizmek isterim ki, hukuki sorumluluğunuzun doğmaması için bu kişinin acil müdahaleye ihtiyacı olan kritik durumu olmadığından emin olmalısınız.</strong></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-large is-resized"><img decoding="async" src="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/cd713a6b1b1eeec3af9d6d0decb9af6d-1024x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-3247" width="256" height="256" srcset="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/cd713a6b1b1eeec3af9d6d0decb9af6d-1024x1024.jpeg 1024w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/cd713a6b1b1eeec3af9d6d0decb9af6d-300x300.jpeg 300w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/cd713a6b1b1eeec3af9d6d0decb9af6d-150x150.jpeg 150w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/cd713a6b1b1eeec3af9d6d0decb9af6d-768x768.jpeg 768w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/cd713a6b1b1eeec3af9d6d0decb9af6d-630x630.jpeg 630w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/cd713a6b1b1eeec3af9d6d0decb9af6d.jpeg 1080w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" /></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Gelelim <strong>“</strong><strong><em>Hasta Firar Tutanağı</em></strong><strong>”</strong>na;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hasta, bilginiz dışında taburcu olmadan hastaneden çıkıp gidebilir. Siz doğal olarak başkaca işlerle meşgul iken, girişi yapılan hasta belki korkup veya fikir değiştirip, belki kendince beklemekten sıkılıp kimseye haber vermeden çıkıp gitmiş olabilir, bu sizi endişelendirmesin. Kişi o anda hastanenin gözetim ve tedavisi altında olsa dahi, sonuçta orada esir değildir, zaten siz de gardiyan değilsiniz. Bu durumda yapmanız gereken, hastanın gittiğini anladığınız anda, “gözlem altındaki hastanın habersiz ve personelin bilgisi haricinde hastaneyi terk ettiğini” açıklayan bir tutanak tutmak ve nöbet tuttuğunuz hekim ve/veya hemşirelerle birlikte imzalamaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok geniş bir konu olan <strong>“</strong><strong><em>Adli Tutanaklar</em></strong><strong>”</strong>a gelirsek; kritik noktaları özetlemeye çalışacağım. Burada bahsetmeyi atladığım ama başınıza gelen ve hukuki boyutunu merak ettiğiniz olayları bizimle paylaşırsanız, o konulardaki sorularınızı da ayrıca cevaplandırmak isterim. Evet adli olgular konusunda fakültede zaten bilgilendirildiniz, hepsini burada tek tek saymayacağım. Ancak biliyorsunuz ki hastayı gören ilk mercii olarak sizin tutacağınız ilk adli tutanak, delillerin kaybolmaması ve suç şüphesinin aydınlanarak adaletin yerini bulması için büyük önem taşımaktadır. Hasta belki korktuğundan size açıkça söylemeyebilir, ancak hastanın anlattığı ile gördükleriniz birbiriyle çelişiyorsa, hasta söylememesine rağmen siz bir suç şüphesi varlığına inanıyorsanız yine adli tutanak tutarak durumu adli makamlara bildirmelisiniz. Hasta eğer aslında bir suçun mağduru ise; böylece hem üzerindeki tehdidin kalkması halinde şikayet hakkını kullandığında o kişiye yardımcı olacak, hem de sizin “suçu bildirmeme suçu” ile yargılanmamanızı sağlayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adli tutanaklar demişken, Eacem2021’de etik boyutunu bolca tartıştığımız “uyuşturucu/uyarıcı madde bildirim” zorunluluğundan bahsetmemek olmaz; uyuşturucu madde kullanan kişiyi cezalandırmak değil, onu tedavi etmek gerektiği düşüncesiyle, hekimin uyuşturucu/uyarıcı madde kullanan kişiyi adli makamlara bildirme zorunluluğu kaldırılmıştır. Böylece, tıbben “hasta” olarak kabul edilen madde kullanıcısının, “hastaneye gidersem başıma iş açılacak” endişesi ile doktora başvurmaktan çekinerek tedaviden mahrum kalmasının önüne geçilmiştir. Amatem’e yatma kararı nasıl şahsa ait ise, bu kararın da şahıs bazında hekimin değerlendirmesine açık hale getirilmesini açıkcası doğru buluyorum. Bu konuda benimle farklı görüşte olanlarımız olabilir; hatırlatmak isterim ki zorunluluk olmaması, “bildirilmemeli” anlamına gelmiyor, kendi vicdani ve etik görüşünüz doğrultusunda düşünme ve durumu bildirip bildirmeme yönünde karar verme yetkisi size aittir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/b4413e31aaff43081c0c88f23ab48fcf.jpeg" alt="" class="wp-image-3248" width="360" height="202" srcset="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/b4413e31aaff43081c0c88f23ab48fcf.jpeg 720w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/12/b4413e31aaff43081c0c88f23ab48fcf-300x168.jpeg 300w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Ve duymaktan sıkıldığınız<strong> </strong><strong>“</strong><strong><em>Beyaz Kod Tutanakları</em></strong><strong><em>”</em></strong>&nbsp; ile de bu yazıya son verelim;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Malum uzun yargı sürecinde mahkeme önünde dinlenilene kadar birçok tatsız macera daha yaşayacağınız için, olayın detaylarını zamanla unutmanız mümkündür. Hak kaybına neden olmasın diye, olay hala sıcakken tutacağınız bu ilk tutanak bütün dava sürecini belirleyecektir. Bu sebeple önemli bulduğunuz her detayı ve yanınızda şahit olarak kimlerin bulunduğunu açıkça yazmanız, gelecekteki kendinize de bir hatırlatma sağlayacaktır. Şikayetçi olmadığınız veya şikayetinizi geri çektiniz diyelim, siz aradan çekilseniz dahi o dava kamu davası olarak devam edecektir. Şikayetçi oldunuz ve karşı taraf cezasını alsın diyorsanız da, bizi arayıp beyaz kod konusunda destek talep edebilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sizlerin de merak ettiğiniz konular varsa, mail adresimize bildirmeniz halinde, gelecek sayılarımızda bu konulara cevaplar bulmanız mümkündür. Gelecek yazımızda görüşmek üzere..</p>



<p class="rounded-3 px-2 py-1 has-text-color has-background has-small-font-size wp-block-paragraph" style="background-color:#f5f5f5;color:#666666"><em>Bu yazı Acil Tıp Bülteni&#8217;nin Ekim 2022 tarihli</em> <em><a href="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2022/10/14/2022-ekim-sayimiz-cikti-keyifli-okumalar/" data-type="post" data-id="3087">12. sayısında</a></em> <em>yayımlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>7406 Sayılı Yasa Doğrultusunda Mesleki Sorumluluk Kurulu, Kasıt Kavramı ve Hekime Rücu</title>
		<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2022/10/04/7406-sayili-yasa-dogrultusunda-mesleki-sorumluluk-kurulu-kasit-kavrami-ve-hekime-rucu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim ALTUNOK]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2022 06:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk Köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[TATDsosyal]]></category>
		<category><![CDATA[7406 sayılı yasa]]></category>
		<category><![CDATA[hekime rücu]]></category>
		<category><![CDATA[malpraktis]]></category>
		<category><![CDATA[mesleki sorumluluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3082</guid>

					<description><![CDATA[7406 Sayılı “Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile, hekim/diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının, soruşturma ve&#160;rücu&#160;sürecini&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">7406 Sayılı <em>“Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”</em> ile, hekim/diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının, soruşturma ve&nbsp;rücu&nbsp;sürecini takip ve değerlendirmeyle yükümlü bir <strong><em>“Mesleki Sorumluluk Kurulu”</em></strong> oluşturulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu Yasa’ya bağlı olarak, <strong>Kurul’un oluşumu ve çalışma şeklini düzenlemek; ayrıca sağlık mesleği mensuplarının tıbbi işlem/uygulamaları nedeniyle soruşturulması ve bu kişilere tazminatın rücu edilmesi</strong>ni detaylandırmak amacı ile 31867 Sayılı Yönetmelik çıkarılmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Rücu nedir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Detaya girmeden önce, anlamını bilmeyen okurlarımız için <strong><em>“rücu”</em></strong>yu tanımlayalım; yapılan ödemeyi, bir başka taraftan (sorumlu/kusurlu üçüncü kişiden) almak için başlatılan işlemlere rücu denmektedir.&nbsp;Rücuda en sık karşılaştığımız taraf, Sigorta Şirketleri ve İdare’dir. Özel Hastane’de çalışanlar haricindeki hekimlere, tazminat talebiyle doğrudan dava açılamadığı için; hekimin kusurlu eylemi sonucunda mağdur olduğuna inanan hasta veya yakınları, Sağlık Bakanlığı’na karşı İdare Mahkemesi’nde dava açar. Dava esnasında hekimin kusuru olduğu kanaatine varılırsa, tazminat ödeyen İdare, bu tazminatı, hekim/sağlık personelinden kusuru oranında rücu eder yani geri alır. İdare Mahkemesi’nde dava devam ederken Bakanlık’ın o davada adı geçen sağlık çalışanına “davanın ihbar edilmesi”ni istemesi de bu yüzdendir; davanın kaybedilmesi halinde eğer sağlık çalışanının hatta belki birden çok personelin kusuru/ihmali varsa, Bakanlık o parayı sorumluluğu oranında o kişilerden geri alacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sağlık çalışanına rücu gerektiren hal nedir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">31867 Sayılı Yönetmelik’te, Kurul’un sağlık çalışanı adına üstleneceği tazminatın istisnası, yani <strong>sağlık çalışanına rücu gerektiren hal</strong> şu şekilde belirtilmiştir; <em>“ancak <strong>kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığı kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edilmesi halinde</strong> ilgili sağlık meslek mensubundan tazminata konu olaydaki kusur oranı gözetilerek Kurul tarafından belirlenen miktarının ödenmesinin istenilmesidir.”</em> (madde 6(b)-2/iii)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Hiçbir sağlık çalışanı, hastayı sakat bırakayım ya da öldüreyim arzusu taşımaz”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Rücu konusundaki bu <em><u>“kasıt”</u></em> kelimesi, okurlarımızdan aldığımız bazı dönüşlerden anladığımız üzere kafa karıştırmıştır, bu sebeple konuyu biraz açalım; dizivari olaylar haricinde elbette ki hiçbir sağlık çalışanı, hastayı sakat bırakayım ya da öldüreyim arzusu taşımaz. Burada bahsedilmesi gereken, hukuktaki kast-taksir ayrımı ve sağlık çalışanının görevi nedeniyle en sık karşılaştığı suçlamaların hangi kategoriye girdiğidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kast</strong> ve <strong>taksir</strong>in, tanımlama olarak birbirine yaklaştığı durumlar olsa da, ikisi aynı şey değildir. Taksir (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla gerçekleşen eylem) ile işlenen suçlar, isteyerek yani kasıtla işlenmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin <strong>taksirle yaralama/öldürme</strong> suçundan yargılanan bir sağlık çalışanının eylemi, adı üzerinde olduğu üzere kasıt unsuru taşımamaktadır. Bu sebeple, bu hususta ceza yargılamasına muhatap olan sağlık çalışanı hakkında, Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun tazminat ödemiş ise çalışana rücu etmemesi beklenecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sağlık çalışanının karşılaşabileceği ötenazi, çocuk düşürtme, görevi ihmal, görevi kötüye kullanma, rüşvet, meslek sırrını açıklama vb suçlar ise <strong>kasten işlenebilen</strong> suçlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda bahsettiğimiz Yönetmelik’te, sağlık çalışanına rücu gerektiren durum olarak sadece “görevi kötüye kullanma”dan bahsedilmiştir. Bu suçu, bir kamu görevlisinin, icra veya ihmal yoluyla, görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi; bu yolla zarara veya haksız menfaate yol açması şeklinde özetleyebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Peki kasten işlenen bir suçtan ceza aldım ama bu suç, aynı zamanda görevi kötüye kullanma suçunu da oluşturuyor, Kurul yine mi rücu davası açma hakkı kazanıyor?</strong> Bu konu şu an için hukuken tartışmalıdır. Yönetmelik maddesi dar yorumlanırsa; iddianame ve yargılamanın örneğin rüşvet suçu üzerinden ilerlemesi halinde, bu suç aynı zamanda görevi kötüye kullanma suçunu oluştursa da, kişi rüşvet suçundan ceza alacaktır. Çünkü görevi kötüye kullanma suçu, genel ve tamamlayıcı bir suç tipidir. Kamu görevlisinin görevi kötüye kullanma suçundan ceza sorumluluğunun doğabilmesi için, görevinin gereklerine aykırı hareketinin başka bir suçu oluşturmaması gerekir. Yani Kanun’da özel bir ad altında düzenlenmiş olan başka bir suç, aynı zamanda görevi kötüye kullanma tanımına da girse bile, rücu için aranan şart “görevini kötüye kullandığı kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edilmesi” olduğundan ötürü rücu edilmemelidir. Düzenlemenin hekim dostu ve iyi niyetli olduğu söylendiğine göre, sağlık çalışanları üzerindeki, malpraktis davasında milyonluk tazminat konulu mali kaygıyı azaltabilmesi açısından uygulamanın bu şekilde olması temennimizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geniş yorumlanırsa; hukuken kişi aynı suçtan iki defa cezalandırılamayacağı için, Yasa’da spesifik olarak düzenlenen bir suçtan alınan cezanın, aynı zamanda görevi kötüye kullanmayı da ispata yaradığı, bu sebeple rücu kapsamına girmesi gerektiği söylenebilecektir. Ülkemizde malpraktis davalarının yaygınlaştığı dikkate alınarak, Bakanlık’ın üstleneceği tazminat miktarını azaltmak amacı ile “görevi kötüye kullanma”nın geniş yorumlanarak uygulanması muhtemeldir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">∞ ∞ ∞ ∞ ∞ ∞</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine bu düzenlemelerin yanlış anlaşıldığına dair duyulan bir nokta da, devam eden rücu davalarında ne olacağı ve Mesleki Sorumluluk Kurulu’na kimin başvuracağı meselesidir. 7406 Sayılı yasa 15. maddede bu durum açıklanmıştır; <strong><em>“Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurması için davacıya iki aylık süre verilir.&nbsp;Başvuru yapılmaması hâlinde dava usulden reddedilir.”</em></strong><strong>Burada davacı olarak anılan taraf, “İdare”dir.</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç:</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düzenlemeler öncesinde, Mahkeme’ce verilen karar üzerine Bakanlık, kusurlu kişilere doğrudan rücu davası açabiliyorken; artık dava öncesinde Mesleki Sorumluluk Kurulu ilgili tazminatın rücu edilip edilemeyeceği konusunda karar makamı olacaktır. Tabii bu kararı, uyuşmazlığa taraf olan Bakanlık’ın kendisine bağlı Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun verecek olması, tarafsız kararlar çıkmasının pek de mümkün olmayacağı endişesi uyandırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine bu düzenleme öncesinde; 2547 Sayılı Yasa’ya tabi olanlar hariç sağlık çalışanları hakkında şikayet üzerine Savcılık doğrudan soruşturma başlatabilirken, artık diğer sağlık çalışanları için soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi konusunda da Savcılık aşamasından önceki karar makamı olacaktır. Kurul kararlarına karşı, Ankara Nöbetçi Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz edilebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yakın tarihli bu düzenlemelerde, şimdilik Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun icraatleri ile ilgili sonuçlar ve somut veriler oluşmamıştır, bu sebeple yazımızda “olması gerekeni” anlatmaya çalışsak da “işleyişte olan”ı ilerleyen zamanlarda hep beraber göreceğiz. Merak ettiğiniz konuları bizimle paylaşırsanız, belki gelecek yazımızda sizinle o konuda görüşürüz…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta Şiddet ve Malpraktise İlişkin Yeni Yasal Düzenleme</title>
		<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2022/07/19/saglikta-siddet-ve-malpraktise-iliskin-yeni-yasal-duzenleme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim ALTUNOK]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2022 06:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk Köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[TATDsosyal]]></category>
		<category><![CDATA[malpraktis]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yasal düzenleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=3025</guid>

					<description><![CDATA[Bu ayki konumuz, Tıp Bayramı’nda açıklanan, Meclis Adalet Komisyonu’nca kabul edilen, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ve özlük haklarına ilişkin yeni yasal düzenleme.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bu ayki konumuz, Tıp Bayramı’nda açıklanan, Meclis Adalet Komisyonu’nca kabul edilen, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ve özlük haklarına ilişkin yeni yasal düzenleme. Pozitif küçük değişiklikler söz konusu olsa da maalesef beklentiyi karşılamakta oldukça yetersiz.. Ne gibi değişiklikler getirildiğinden bahsedelim;</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Takdiri İndirim Sebepleri Sınırlandırıldı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Ceza Kanunu madde 62, hakimin şahsi kanaatine göre cezada indirim uygulayabileceği halleri düzenlemektedir. Bu düzenleme şu şekilde değiştirildi;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki <strong>–pişmanlık gösteren (eklendi)-</strong> davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri <strong><s>gibi hususlar </s>(çıkarıldı)</strong> göz önünde bulundurulabilir.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Maddeye <em>“pişmanlık gösteren” </em>sözünün eklemesi; hiç değilse işlediği suçu kabul etme dürüstlüğünü ve pişmanlığını gösteren kişiler açısından bu indirim halinin devam edebilmesi, ancak <strong><em>“ben yapmadım”</em> savunmasıyla cezadan kurtulmayı amaçlayan kişilere, artık bu maddenin gelişigüzel cezada indirim sebebi yapılamayacağı </strong>manasına geliyor.</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Kadın Sağlık Çalışanlara Karşı İşlenen Bazı Suçlar Açısından, Cezaların Alt Sınırı Yükseltildi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Ceza Kanunu 86. maddesi, <strong><em>“kasten yaralama suçu”</em></strong>na ilişkindir. 86/2; mağdurun basit tıbbî müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralanması halinde normalde <strong>4 ay </strong>olan ceza alt sınırının,&nbsp; <strong>mağdurun kadın olması halinde 6 ay olarak yükseltilmesi</strong> şeklinde değiştirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu madde, esasen sadece sağlık çalışanlarının çıkarı için değil, ülkemizde kanayan yara olan kadına şiddet vakaları düşünülerek değiştirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine Ceza Kanunu 106. maddesindeki <strong><em>“tehdit” </em></strong>suçu açısından, <strong>mağdurun kadın olması</strong> halinde ceza alt sınırı <strong>6 ayken 9 aya </strong>çıkarılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Değişikliğin; erkekleri kapsamayışıyla genel manada sağlık personeli açısından, caydırıcılıkta hiçbir etkisi olmayacak 2-3 aylık artışla da şiddet mağduru kadınlar açısından yetersiz olduğunu açıklamaya gerek olduğunu zannetmiyorum.</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Mesainiz Sırasında Kamu Hizmeti Yönünden Yaşanan Aksaklık Cezada Artış Nedeni</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanıyorum ki bu madde bireysel olarak sizleri değil, aldığı hizmet aksayan diğer hastaları düşünerek değiştirilmiştir. Ne var ki, karşı tarafın alacağı cezada 1/6 oranında artış da ucundan kıyısından sağlık personeline etki edecektir.</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>“Israrlı Takip Mağdurları” Yönünden Eklenen Bir Detay</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ceza Kanunu madde 123’e eklenen bu değişiklik, daha çok aile içi şiddet düşünülerek yapılmıştır. Fakat bu sene başında yaşanmış bir olayı anımsattığı için, bu değişikliğin hekimlerimiz ve genel olarak kadın yahut erkek tarafından rahatsız edilen insanlar yararına da nasıl kullanılabileceğinden bahsetmeden geçmek istemedim:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derneğimizi arayarak hukuki destek talep eden bir üyemiz; bir hasta yakınının, tabiri caizse kendisine nasıl musallat olduğundan şikayetçiydi. Kişinin hekim arkadaşımıza verdiği rahatsızlık öyle boyuta gelmişti ki, ailesi ve kendisi adına hissettiği endişelerden ötürü, başka bir şehre tayinini istemek zorunda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Basında <em>“ısrarlı takip mağdurları”</em> tanımı genel olarak kadın şiddeti boyutuyla gündeme gelse de; aslında kadın-erkek herkes bu suçun mağduru olabilmektedir. <strong>Örneğin bir hastanın numaranıza ulaşarak sizi taciz boyutuna varacak derecede rahatsız etmesi yahut hakkında beyaz kod verdiğiniz kişinin dava dosyasından adres-telefon bilgilerinize ulaşarak sizi tehdit etmesi </strong>vb. durumlarda, <strong>eğer mesele işyeri veya ev adresinizi değiştirmeye ya da pek sık bu raddeye gelinmese de hekim arkadaşımız gibi tayin istemeye </strong>varacak boyuta geldiyse, bu değişiklik, mevcut davanızda veya şahsa karşı uzaklaştırma kararı çıkarmanızda işinizi kolaylaştırabilecektir.</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Sağlık Çalışanını Kasten Yaralama Suçu Katalog Suçlar Arasına Alınmıştır</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Katalog suç; işlendiğine dair, somut delillere dayalı kuvvetli şüphe olan suçlara denir. Ceza Muhakemeleri Kanunu madde 100/3, bu suç tiplerini bir bir saymıştır. Madde 100/3-j eklemesiyle; bu sayılı suçlar arasına <strong><em>“sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu”</em></strong> da tutuklama sebebi olarak dahil edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Esasen, bu cümlenin aynısı 3359 Sayılı Sağlık Hizmetleri Kanunu Ek/12-1’de, 2014 senesinden beri vardır. Maalesef ki geçtiğimiz 8 yıl boyunca nadiren uygulanmıştır. Yapılan güncel hareket; yürürlükte olan aynı cümleyi farklı kanuna taşıyıp, madde ek/12-1’i yürürlükten kaldırılmaktan ibarettir. Bu konuda sorun düzenleme değil, uygulamadır.</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Mesleki Sorumluluk Kurulu Oluşturulacak</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yeni düzenleme ile birlikte, hekimlerin tıbbi işlem ve uygulamalarına ilişkin doğrudan soruşturma başlatılamayacak; soruşturmalar, oluşturulacak “Mesleki Sorumluluk Kurulu”nun iznine tabi hale gelecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerli yersiz her şikayetin, hekimi tehdit altında hissettiren bir soruşturma olarak dönmesi, hekim için eminim ki yorucudur. Mesleki Sorumluluk Kurulu denen oluşumla birlikte, haksız ve asılsız şikayetlerin elenerek hekime yansımayacağını umuyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine, İdare yani bu durumda Sağlık Bakanlığı tarafından, davacı hastaya tazminat ödenmesi durumunda, kamu sağlık çalışanlarına rücu edilip edilmeyeceğini, rücu tutarına ilgilinin görevinin gereklerine aykırı davranmak suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığını, kusur durumunu göz önüne alarak bu Kurul karar verecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan; Mesleki Sorumluluk Kurulu, mevcut davaları ötelemek dışında anlamlı bir çözüm üretemeyecektir. Yine, rücu davalarında, hekimin Bakanlık’ın ödediği tazminattan rücuen sorumlu olup olmayacağına karar verecek merciin, Bakanlık’ın kendisine bağlı oluşuyla tarafsız ve adil kararlar veremeyeceğini düşünüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle, yeni düzenlemeler yine caydırıcı ve yeterli değildir. Sağlık çalışanları, çalışma şartlarının iyileştirilmesini, hedef gösterilmemeyi, şiddetin azalmasını, yani herkes gibi insanca çalışabilmeyi istemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hal böyleyken, getirilen yenilikler; esas sorunların hekimler ve meslek örgütleriyle konuşulmaksızın, buzdağının görünen yüzüne dair bazı düzenlemelerden öteye gidememiştir.</p>



<p class="rounded-3 px-2 py-1 has-text-color has-background has-small-font-size wp-block-paragraph" style="background-color:#f5f5f5;color:#666666"><em>Bu yazı Acil Tıp Bülteni&#8217;nin Mayıs 2022 tarihli</em> <em><a href="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2022/04/30/2022-mayis-sayimiz-cikti-keyifli-okumalar/" data-type="URL" data-id="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2022/04/30/2022-mayis-sayimiz-cikti-keyifli-okumalar/">11. sayısında</a></em> <em>yayımlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası</title>
		<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2022/03/10/tibbi-kotu-uygulamaya-iliskin-zorunlu-mesleki-sorumluluk-sigortasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim ALTUNOK]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Mar 2022 06:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk Köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[TATDsosyal]]></category>
		<category><![CDATA[malpraktis]]></category>
		<category><![CDATA[mesleki sigorta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=2692</guid>

					<description><![CDATA[Av. Gonca Karakaptan ile bu ayki yazımızın konusu “Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası”. Herkes kahvesini eline aldıysa haydi gelin&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-image is-style-rounded me-3"><figure class="alignright size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/01/06250471b4c377f216644ac87c425e71-1.jpeg" alt="" class="wp-image-2584" width="204" height="203" srcset="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/01/06250471b4c377f216644ac87c425e71-1.jpeg 960w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/01/06250471b4c377f216644ac87c425e71-1-300x300.jpeg 300w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/01/06250471b4c377f216644ac87c425e71-1-150x150.jpeg 150w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/01/06250471b4c377f216644ac87c425e71-1-768x766.jpeg 768w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2022/01/06250471b4c377f216644ac87c425e71-1-631x630.jpeg 631w" sizes="(max-width: 204px) 100vw, 204px" /></figure></div>



<p class="wp-block-paragraph">Av. Gonca Karakaptan ile bu ayki yazımızın konusu <em>“Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası”</em>. Herkes kahvesini eline aldıysa haydi gelin konuşmaya başlayalım : )</p>



<p class="rounded-3 has-black-color has-text-color has-background wp-block-paragraph" style="background-color:#e0f2f1"><strong><em>Gonca Karakaptan</em></strong>, Çok konuşuyorsun, “sen Avukat ol” lafına inanarak mesleğe adım atmıştır. Yapamazsın diyenlere aldırmadan genç yaşında emsal davaya imza atmıştır, sayesinde artık; kimse, kimsenin vergileriyle maaşını almamaktadır. Haksızlığa gelemez, kolay kolay pes etmez. Kedisinin anası, kendi bürosunun ve de TATD’ nin avukatıdır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Detaylara girmeden önce, işe zorunlu mesleki sorumluluk sigortasını tanımlamakla başlayalım mı?</strong></p></blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Mesleki sorumluluk sigortasını; meslek sahiplerinin, mesleki uygulamalar sırasında oluşabilecek hatalar nedeniyle tazminat ödemeleri gerektiğinde kullanılmak üzere, sigorta şirketleri tarafından sigortalanmaları olarak tanımlayabiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">5947 Sayılı Yasa gereği, 30.07.2010 tarihinden beridir bahsi geçen sigortayı yaptırmak hekimler için zorunluluk taşımaktadır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Hangi hekimler bu sigortayı yaptırmak zorunda?</strong></p></blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Kamu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ya da muayenehanesinde mesleğini uygulayan bütün hekimler, dişhekimleri ile tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, yasa gereği zorunlu mesleki sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadır. Özetle asistan hekimler, uzman hekimler ve diş hekimleri diyerek tüm hekimler bu zorunluluk kapsamında diyebiliriz.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Sigorta yaptırmamanın cezası ne?</strong></p></blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">5947 Sayılı Yasa madde 8’de hekimlere bu zorunluluk yüklenmiş ve aksi hareketin yaptırımı tanımlanmıştır. Bu Yasa gereğince; sigorta yaptırmak zorunda olduğu halde yaptırmayanlara mülki idare amiri tarafından para cezası verilir. Cezanın miktarı 2010 yılında 5.000 lira olarak belirlenmiştir, her yeni yılla birlikteyeniden değerleme oranlarına göre arttırılmaktadır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Zorunlu olmasının sebebi ve mantığı ne?</strong></p></blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile toplumun hak arama özgürlüğü bağlamında bilinçlenmesi ve sağlık hizmetlerinin mahiyeti itibariyle diğer meslek gruplarına göre daha fazla risk arzetmesi sebebiyle uygulamada mesleki sorumluluk sigortası yapılması ihtiyacı doğmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zorunlu kelimesi kulağa kötü bir şey gibi gelse de, bu sigortayla hem sigortalıya yani hekime teminat sağlanmış oluyor, hem de zarara uğrayan kişilerin yani hasta/hasta yakınlarının mağduriyeti önleniyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Poliçe teminat kapsamı nedir?</strong></p></blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası sigortalının tüm mesleki faaliyetini kapsar. Poliçede mesleki faaliyetin yerinin belirtilmemesi veya eksik belirtilmiş olması poliçe kapsamını etkilemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Poliçede teminat altına alınan hususlar; hastaya verilebilecek maddi zararlar, manevi zararlar ve yargılama giderleri(dava sonucuna göre yargılama giderleri&nbsp; ve avukatlık ücretleri)dir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her bir olay için azami teminat tutarı 400.000 TL’dir. Olay sayısının çokluğu halinde sözleşme kapsamında ödenecek toplam tazminat miktarı 1.800.000 TL’yi aşamaz.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Poliçe teminat kapsamı dışında kalan hususlar nelerdir?</strong></p></blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nda bu durumlar açıkça belirtiliyor. Okurlarımız için bu durumları açıkça belirtmekte fayda var;</p>



<p class="wp-block-paragraph">a) Sigortalının, poliçede belirlenmiş ve sınırları hukuk kuralları veya etik kurallar ile tespit edilen mesleki faaliyeti dışındaki faaliyetlerinden kaynaklanan tazminat talepleri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">b) Mesleki faaliyetin ifası sırasında sigortalı tarafından kasten sebep olunan her tür olay ile davranışları,</p>



<p class="wp-block-paragraph">c) Sigortalı veya çalıştırdığı kişilerin, poliçede belirtilen mesleki faaliyeti ifa ederken alkol, uyuşturucu ya da narkotik maddelerin tesiri altında bulunması sonucunda meydana gelen olaylar,</p>



<p class="wp-block-paragraph">ç) İnsani görevin yerine getirilmesi hariç, sigortalının, sigorta primine destek veren kuruluşların sorumluluk alanı dışındaki faaliyetlerinden kaynaklanan tazminat talepleri</p>



<p class="wp-block-paragraph">d) İdarî ve adlî para cezaları dahil her tür ceza ve cezai şartlar,</p>



<p class="wp-block-paragraph">e) Her türlü deneyden kaynaklanan tazminat talepleri.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Poliçenin zaman bakımından kapsamı nedir?</strong></p></blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Poliçe, sözleşme tarihinden önceki 10 yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyet nedeniyle ortaya çıkan zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde yapılan talep ve giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar. 10 yıllık dönemin başlangıcı 30 Temmuz 2009’u geçemez ve 1 aydan fazla sigortasız kalınan dönemlerde meydana gelen olaylara bağlı olarak sigortalı dönemlerde yapılan ihbarlar için sigorta koruması yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca sigortalı mesleki faaliyetine son verdi diyelim; geçmişe dönük 10 yıllık dönem halen koruma altında kalmakla beraber, sözleşmenin bitiş tarihinden itibaren geleceğe yönelik 2 yıl sonrasına kadar ortaya çıkabilecek talepler de teminat dahilindedir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Kamuda çalışan hekimler açısından sigorta primini Devlet mi karşılıyor?</strong></p></blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Devletin destek olduğunu söyleyebilirsek de hayır, tamamını Devlet karşılamıyor. Hekim istediği sigorta şirketine yaptırır ve primi bu aşamada kendisi öder. Daha sonra makbuzu sunarak, ödediği primin yarısını, döner sermayesi bulunan kurumlarda döner sermayeden, döner sermayesi bulunmayan kurumlarda kurum bütçesinden geri alır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimler için bu sistem tersten gidiyor.Yapılacak sigorta sözleşmesinin primleri, işveren tarafından ödeniyor,sonrasında ödenen primin yarısı hekime yansıtılıyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Sorumluluğumuz doğması muhtemel bir olayla karşılaştığımızda, bu durumu sigortacıya ne zaman ve ne şekilde bildirmemiz gerekli?</strong></p></blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Hekimlerimiz sigorta yaptırmakla tazminat sorumluluğundan tamamen kurtulmuş olmuyorlar. Kendilerine dava yöneltilmesi halinde sigortaya ihbar yükümlülüklerini ihmal etmemeleri gerekli. Aksi takdirde kanun <em>“sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir”</em>demektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Kanunu; sigorta ettirenin, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirmesi gerektiğini düzenlemiştir. Genel Şartlar&#8217;da yine aynı doğrultuda; “Zarardan dolayı, dava yolu ile veya başka yollarla bir tazminat talebi karşısında kaldığı veya aleyhine cezai kovuşturmaya geçildiği hâllerde, durumdan sigortacıyı derhal haberdar etmek ve tazminat talebine ve cezai kovuşturmaya ilişkin olarak almış olduğu ihbarname, davetiye ve benzeri tüm belgeleri gecikmeksizin sigortacıya vermek” gerektiğini düzenlemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüldüğü üzere belli bir süre şart koşulmamışsa da; risk yaratmamak adına, dava açılacağına yahut açıldığına dair bilgi ulaştığı andan itibaren olaylar ilerlemeden makul süre içerisinde sigortacıya bildirimde bulunulmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Genel Şartlar’da bildirim makamı olarak; sigortalının ve sigorta ettirenin bildirimleri, sigorta şirketinin merkezine veya sigorta sözleşmesi yapan ya da yapılmasına aracılık eden acenteye yapılır deniyor. Tabii bence sigorta şirketinin Genel Müdürlüğüne bildirim her zaman daha garanti yol.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Sanırım bu sigorta amaçlanan işlevi yerine getiriyor diyebiliriz?</strong></p></blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, hekimlerimizin sigorta sözleşmesi tarihinden önceki 10 yıllık dönemde, sözleşme süresi içinde ve meslek bırakılırsa sözleşme süresinin bitiminden itibaren 2 yıllık sürede, mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara ilişkin kendisine yapılan tazminat talepler ve de bununla bağlantılı yargılama giderleri, faiz ve makul giderlerin de poliçedeki limitler dahilinde teminat altına alınması öngörülüyor. Böylece, hekimlerimiz mesleklerini en azından sigortanın sağladığı mali güvenle yürütebiliyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama tabii negatif yönler de yok değil. Mesela poliçe teminat miktarları yüksek ve bu alanda çok dava oluşu sebebi ile sigorta şirketleri son yıllarda bu sigortayı yapmak istemiyorlar. Bu esasen sigorta şirketlerinin de hatası değil. Sigorta sektörü tarafından bakınca artan tazminat tutarları ve dosya sayıları sektörü zorluyor. Hekimler için mesleki sorumluluk sigortası yaptırmak zorunlu olsa da, poliçe yenilemede zaman zaman, mesleğin başında ilk sigorta yaptırılacağı aşamada ise yüksek oranda güçlük yaşandığını duymaktayız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maalesef ki bu hekimlerden bağımsız ancak hekimleri mağdur edebilecek bir işleyiş sorunudur, mağduriyet yaşanmadan Bakanlık ve Hükümet tarafından teminat ve prim oranlarında sorunu giderecek bir denge kurularak bu sorunun giderilmesini umut ediyorum. Bir de hekim arkadaşlardan, sigortanın tam işlevinden faydalanabilmeleri ve herhangi bir zarara uğramamaları için davayı sigortacıya bildirme yükümlülüğünü ihmal etmemelerini rica ediyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz Gonca hanım.</strong></p>



<p class="rounded-3 px-2 py-1 has-text-color has-background has-small-font-size wp-block-paragraph" style="background-color:#f5f5f5;color:#666666"><em>Bu yazı Acil Tıp Bülteni&#8217;nin Haziran 2021 tarihli <a href="/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/10/Acil-Tip-Bülteni-Sayi-8-Haziran-2021-LQ.pdf" data-type="URL" data-id="/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/10/Acil-Tip-Bülteni-Sayi-8-Haziran-2021-LQ.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">8. sayısında</a> yayımlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta Şiddet Yasası</title>
		<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2022/01/20/saglikta-siddet-yasasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ebru Ünal Akoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jan 2022 07:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Acil Tıp]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk Köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[TATDsosyal]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz kod]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/?p=2505</guid>

					<description><![CDATA[Sağlık çalışanlarına karşı maalesef fiziksel, sözel, ruhsal şiddetin bir türlü sonu gelmiyor. Peki pandemi sürecinde kamuoyunda “Sağlıkta Şiddet Yasası” adıyla anılan, şiddeti&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sağlık çalışanlarına karşı maalesef fiziksel, sözel, ruhsal şiddetin bir türlü sonu gelmiyor. Peki pandemi sürecinde kamuoyunda <em>“Sağlıkta Şiddet Yasası”</em> adıyla anılan, şiddeti engellemeye yönelik güncel düzenleme nedir ve yetersiz kaldığı noktalar nelerdir, bugün sizlere biraz bundan bahsetmek istiyorum…</p>


<p><strong>“Bahsedilen düzenlemenin yeni olduğunu sanmayın aslında 1987’de yürürlüğe girmiş”</strong></p>


<p class="wp-block-paragraph">Pandemi süreci boyunca <em>“Sağlıkta Şiddet Yasası” </em>olarak bahsedilen düzenleme, aslında 1987 senesinde yürürlüğe girmiş olan 3359 Sayılı <strong><em>“Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu”nun 12. maddesine eklenen bazı cezai yaptırımlardır. </em></strong></p>



<p class="has-text-align-center has-cyan-bluish-gray-background-color has-background wp-block-paragraph"><strong><em>“Sağlık personelini kasten yaralama tutuklanma sebebi”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">12. maddenin ilk haline 2014 senesinde ekleme yapılmıştır. Getirilen yenilikle; sağlık kuruluşlarında çalışan personele karşı, görevleri sırasında veya görevleri sebebiyle <strong><em>“kasten yaralama suçu”</em>nun işlenmesi tutuklama sebebi</strong> olarak düzenlenmiştir. 2018 yılında bu maddeye, <em>“beyaz kod”</em> konulu bülten yazımızda incelemiş olduğumuz bir düzenleme daha eklendi. </p>



<p class="has-text-align-center has-cyan-bluish-gray-background-color has-background wp-block-paragraph"><strong><em>“İfade vermek için karakola gitmek zorunda değilsiniz”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tekrar bahsedecek olur isek; özel veya kamu sağlık kurum/kuruluşlarındaki personele karşı görevleri sebebi ile <strong>“kasten” işlenen tüm suçlarda</strong>, şüpheli, kolluk güçlerince <strong>yakalanarak savcı karşısına çıkarılmalıdır. Ayrıca müşteki, mağdur ya da tanık sağlık çalışanının ifadesi işyerinde alınmalıdır.</strong></p>



<hr class="wp-block-separator is-style-wide"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong><em>Konu ile ilgili son değişiklikler neler?</em></strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Nisan 2020’de yürürlüğe giren güncel değişikliklerde bu maddeye iki yeni fıkra eklendi.&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Biri saldırıya <strong><em>maruz kalan sağlık çalışanını</em></strong>, diğeri ise <strong><em>hasta haklarını</em></strong> korumaya yönelik görünüyor.</p>



<p class="has-text-align-center has-cyan-bluish-gray-background-color has-background wp-block-paragraph"><strong><em>“Sağlık personeline karşı işlenen suçta %50 artırım”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Önce mağdur taraftan bahsetmek istiyorum;&nbsp;</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Özel ya da kamu ayırt etmeksizin tüm sağlık personeli ve yardımcı sağlık personeline karşı görev sebebiyle işlenen <em>kasten yaralama, hakaret, tehdit, görevi yaptırmamak için direnme</em> suçlarında, verilecek cezada <strong>yarı oranında artırım</strong> uygulanacağı yasal olarak kabul edilmiştir. Bu düzenlemede, verilecek cezanın <strong>ertelenmeyeceği</strong> belirtilmiştir ki bu ilginç bir yenilik, ancak kulağa geldiği kadar etkili değil. Çünkü erteleme dediğimiz şey, HAGB (hükmün açıklanmasının geri bırakılması) ile aynı şey değil. Onu da birazdan açıklayacağım.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><em>“Özel kuruluşlardaki sağlık personelleri de kapsam içerisinde”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca kamu görevlisi sıfatına sahip olmaması nedeniyle bazen kapsam dışında kalan özel sağlık kuruluşlarında çalışan personel de unutulmamış, aynı şekilde bu suçlara maruz kalması halinde, kamu görevlisi sayılacağı öngörülmüştür.</p>



<p class="has-text-align-center has-cyan-bluish-gray-background-color has-background wp-block-paragraph"><strong><em>“Şiddet olayında şüpheliye sağlık bakımı hizmetini başka birinin yapması öneriliyor”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Fıkranın ikinci kısmına gelirsek, hasta hakları yönünden ise;</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şüpheli yahut şüphelinin yakınına, <em>“aynı bakımı yapabilecek başka bir sağlık personeli tarafından bakılır”</em> demek suretiyle koruma getirilmiştir. Bu maddeye, özellikle, saldırgan şahıs eğer ki hasta yakını ise, suçu olmadığı halde arada kalan hasta açısından önemli diyebiliriz. Ayrıca, saldırganın aynı mağdur sağlık çalışanına gelmesi halinde; o mağdurun artık haklı olarak objektif bakamayacağı ve o ruh haliyle bazı şeyleri gözden kaçırabileceği için, hukuki sorumluluğunun doğmasını da önleyecektir. </p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><em>“Red hakkı ile çelişki arasındaki ikilem”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ne kadar hekimin haklı durumlarda hastayı red hakkı olsada, bu düzenleme sayesinde çelişkiye yer bırakmaksızın muhatap olunması gerekmeyecektir.</p>



<p class="has-text-align-center has-cyan-bluish-gray-background-color has-background wp-block-paragraph"><strong>“Şüpheli tutuklanıp, savcı ve hakim karşısına çıkarılmalı”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şüphelinin tutuklanması meselesine gelince;</strong> yeni eklemeler sayesinde, eskiden karakolda ifade verip serbest kalan şahsın, artık emniyetteki ifadesiyle yetinilemeyeceği, devamında adliyeye sevk edilerek savcı ve sorgu hakimi karşısına çıkarılması gerekliliği söz konusu.</p>



<p class="has-text-align-left wp-block-paragraph"><strong><em>“Bu konuda maalesef ki ciddi bir baskı oluşturmak şart”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki günümüzde hala, sosyal medya/kamuoyu baskısı oluşmadan veya mağdur avukatı olayı takiben emniyete gidip de yasa böyle demiyor diye ısrar etmediği sürece, bu müjdelenen(!) değişikliğin uygulandığını görmedim.</p>



<hr class="wp-block-separator is-style-wide"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Peki ertelenme kararı HAGB ile aynı anlama mı geliyor?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Son söyleyeceğimi en başta belirteyim: <strong>HAYIR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Erteleme cezanın ertelenmesi, HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) ise infazın ertelenmesidir. İkisi hukuken farklı anlamlara gelir. Basit bir şekilde açıklamam gerekirse; HAGB’de 5 yıl boyunca herhangi bir suç işlememesi halinde sanık, o suçu hiç işlememiş kabul ediliyor. Erteleme kararında ise; sanık, hakim tarafından uygun görülen belli bir sürede ve bazı yaptırımlarla cezaevi dışında cezasını çekiyor.</p>



<p class="has-text-align-left wp-block-paragraph"><strong><em>“Erteleme HAGB’den daha büyük bir yaptırım aslında”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Erteleme kararı; velayet/vesayet hakları, memuriyet vb haklar üzerinde sonuç doğurabilme özelliği ile, HAGB’ye göre daha büyük bir yaptırım olarak kabul edilir.<strong> </strong>Yeni değişiklikte bahsedilen erteleme, cezanın ertelenmesidir. Oysaki, sağlık çalışanlarına saldıran bu şahıslar yönünden erteleme yerine HAGB uygulamasının kaldırılması gerçekten büyük değişiklik yaratırdı. Malumunuz, sanığın sicili temizse “nasıl olsa bir anlamı yok” bakış açısıyla fail cesaret buluyor, mağdur ise umutsuzluğa kapılıyor, bence bu konu üzerine eğilmek gerçekten faydalı olurdu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mevcut yasal düzenlemenin yetersiz kaldığı noktalar mevcut. Caydırıcı özellikleri söz konusu. Ne var ki, mevcut olan da keyfi olarak uygulanmayınca hiçbir caydırıcılığı kalmıyor. </p>



<p class="has-text-align-center has-cyan-bluish-gray-background-color has-background wp-block-paragraph"><strong><em>“Caydırıcılık için yeterli uygulama gerekir”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer ki, yasa tersini öngördüğü halde; sağlık personelini tehdit eden şahıs savcılığa sevk edilmeyip yarım saat sonra elini kolunu sallayarak hastaneye dönüyor, doktorun karşısına çıkıyorsa; sağlık personelinin ifadesi işyerinde alınmıyor ertesi gün ısrar kıyamet karakola çağırılıyorsa; saldırgan, personeli yaraladığında yasa tutuklanmasını öngördüğü halde serbest bırakılıyorsa; verilen kararda HAGB uygulanıyor ise <strong><em>yasalar ne için var? </em></strong></p>



<p class="has-text-align-left has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong><em>“İş yine başa düşüyor!”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanayan yara haline gelmiş böylesi önemli bir konuda, haklarınızı bilmeniz çok önemli. Bu konuda mevcut yasanın koruyuculuğundan faydalanmak için iş başa düşüyor; şüpheli hakkında gerekli işlemlerin yapılması için biz hukukçuların, ifadenizin işyerinizde alınması için de siz sağlık personelinin ısrarcı davranması gerekiyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Aksi halde, yasa ne kadar koruyucu olursa olsun, uygulanmadıktan sonra aynı tas aynı hamam.</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malpraktis</title>
		<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2021/02/04/malpraktis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Alp Akın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2021 12:02:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk Köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[komplikasyon]]></category>
		<category><![CDATA[malpraktis]]></category>
		<category><![CDATA[tabip]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://acilbulten.net/?p=1687</guid>

					<description><![CDATA[Tıbbi Malpraktisi Dünya Tabipler Birliği “hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastayı tedavi etmemesi ile oluşan zarar” olarak tanımlamıştır. Hukukçu diliyle, Yargıtay kararlarında benzer bir tanımla “Tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesi uygulama hatası” denmektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Yazar: Ali Kaan Ataman</em></strong></p>



<div class="wp-block-image is-style-rounded"><figure class="alignleft size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/Ali-Kaan-Ataman-edited.jpg" alt="" class="wp-image-1690" width="186" height="186" srcset="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/Ali-Kaan-Ataman-edited.jpg 768w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/Ali-Kaan-Ataman-edited-300x300.jpg 300w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/Ali-Kaan-Ataman-edited-150x150.jpg 150w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/Ali-Kaan-Ataman-edited-630x630.jpg 630w" sizes="(max-width: 186px) 100vw, 186px" /></figure></div>



<p class="has-background wp-block-paragraph" style="background-color:#f9e5ae">Acil Tıp Uzmanı, Koyu Beşiktaşlı, Teknoloji tutkunu. Hayvansever, Sualtı sevdalısı…  Adını bilmeyenlerin “o sakallı bey var ya” diye tanımladığı bu birey, aynı zamanda; idealisttir, her türlü bilgiye kafa göz dalar, yer-yutar. Dokuz Eylülden mezun olup uzmanlığını da aynı hastaneden alan Kaan, Doktor Öğretim Üyesi olarak Okan Üniversitesinde çalışmaya devam etmektedir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Yazar: Gonca Karakaptan</em></strong></p>



<div class="wp-block-image is-style-rounded"><figure class="alignleft size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/Gonca-Karakaptan-edited-1.jpeg" alt="" class="wp-image-1692" width="183" height="183" srcset="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/Gonca-Karakaptan-edited-1.jpeg 426w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/Gonca-Karakaptan-edited-1-300x300.jpeg 300w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/Gonca-Karakaptan-edited-1-150x150.jpeg 150w" sizes="(max-width: 183px) 100vw, 183px" /></figure></div>



<p class="has-background wp-block-paragraph" style="background-color:#f9e5ae">Çok konuşuyorsun, “sen Avukat ol” lafına inanarak mesleğe adım atmıştır. Yapamazsın diyenlere aldırmadan genç yaşında emsal davaya imza atmıştır, sayesinde artık; kimse, kimsenin vergileriyle maaşını almamaktadır. Haksızlığa gelemez, kolay kolay pes etmez. Kedisinin anası, kendi bürosunun ve de TATD’ nin avukatıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Gonca hanım merhaba. Bugün dergimizin hukuk bölümünde, hekimlerin önlerine çıkabilecek sorunlardan biri, malpraktis kavramından gözetmek istiyorum.</em></strong></p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Malpraktisi kısaca tanımlar mısınız?</strong></li></ul>



<p class="wp-block-paragraph">Tıbbi Malpraktisi Dünya Tabipler Birliği <em>“hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastayı tedavi etmemesi ile oluşan zarar”</em> olarak tanımlamıştır. Hukukçu diliyle, Yargıtay kararlarında benzer bir tanımla <em>“Tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesi uygulama hatası”</em> denmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Malpraktis ile komplikasyon arasındaki fark nedir?</strong></li></ul>



<p class="wp-block-paragraph">Hekimler, tıbbın <em>“normal”</em> sınırlar dahilinde kabul ettiği risk çerçevesinde doğabilecek, istenmeyen kötü sonuçlardan <strong>(komplikasyon)</strong> sorumlu değildir. Hekim, tedavi sonucunda ortaya çıkacak riskten ancak <strong>hata yapması (malpraktis)</strong> halinde sorumlu tutulabilir. Yani hekimin sorumluluğunun doğması için, bir zararın yanı sıra bir hata da gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hekimlik mesleği doğası gereği riskli olduğu için, komplikasyona izin verilen risk de denmektedir. İki tanım arasındaki fark; malpraktiste hekimin cezai ve hukuki sorumluluğunun olması, komplikasyon durumunda ise hekimin sorumluluğunun bulunmamasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her tıbbi işlemde bir “olması gereken” ve bir de “olan” vardır. Bu “olan” durumda uygulama hatası var ise malpraktis, hata/kusur/ihmal yok ise komplikasyon söz konusu olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komplikasyon durumunda önemli olan, hekimin bu gelişme karşısındaki duruşu, alınması gereken tedbirleri derhal alması, ortaya çıkan durumu hasta ve hasta yakınlarıyla paylaşmasıdır. Hekimin bu tavrı, dava açılması ihtimalinde kazanacak olsa dahi bu davaya en baştan maruz kalmasını önlemeyi sağlayabilir.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Özellikle asistan arkadaşlarımız açısından, bir işlem sonucu hocalarla veya kıdemlilerle aradaki hukuki bağın işleyişini anlamak bazen zor olabiliyor. Asistanların malpraktiste sorumluluğu nedir?</strong></li></ul>



<p class="wp-block-paragraph">Hukuken asistan hekimler, ancak eğitimlerini veren uzmanların denetiminde ve uzmanlarla birlikte hastaya müdahale edebilir ve tedavi düzenleyebilirler. Uzmanlık eğitimi gören bir asistan hekimin, bir hastayı tek başına üstlenebilme yetki ve sorumluluğu yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yetki ve sorumluluklarını aşan bir çalışmaya tabi tutulduklarında, oluşacak malpraktis veya benzeri hekimlik mesleğine dair zararlardan, öncelikle idare ve uzman hekim sorumlu olacaktır. Örneğin geçtiğimiz yıl içerisinde, sezaryen doğum esnasında içerisinde gazlı bez unutulmuş bir hastanın açtığı davada, materyal saymanın ameliyathane hemşiresi görevi olduğu, operasyon esnasında asistan hekimin bir hatada bulunmasını engellemek için ise uzman hekimin orada bulunduğu, asistan hekimin eğitim aşamasında sadece bir uygulayıcı olduğu gerekçesi ile asistan arkadaşımıza henüz dava açılmadan takipsizlik kararı almışlığımız var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki, “hocam yap dedi yaptım” demek her olayda asistan hekimi kurtarmayacaktır. Hukukta “bilmemek mazeret değildir” sözünü kullanırız.&nbsp; Asistan hekimler de her ne kadar henüz eğitim aşamasında kabul edildikleri için sorumlulukları sınırlı olsa da, hak ve sorumluluklarını bilmekle yükümlüdürler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesela asistan hekimler, müdavi veya konsültan hekim olarak görev yaptıklarında üstlenme yasağını ihlal etmiş olurlar. Bu durum sadece kusur düzeyinde önem taşımakla kalmaz, aynı zamanda hukuken sözleşmenin ihlali düzeyinde özen yükümlülüğüne aykırılık anlamına gelir. Bu durumda da asistan hekimlerin özel hukuk bakımından sorumlulukları, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluğa göre belirlenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıdemli asistan ile daha kısa süredir asistanlık yapmakta olan asistan arasında ise hukuken herhangi bir hiyerarşik ilişki söz konusu değildir. Her ikisi de eğitim aşamasını devam ettirmekte olup, “kıdemlim yap dedi yaptım” sözü bir savunma niteliği taşımaz.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Hukukçuların malpraktise ve hekimlere bakış açısı nedir?</strong></li></ul>



<p class="wp-block-paragraph">Ailesinde veya dost çevresinde sağlık personeli olan hukukçuların daha kolay empati kurabildiğini, hekimleri daha iyi anlayabildiğini düşünüyorum. Hekimlerin gerçekten çok ağır çalışma şartları mevcut ve bunun iç yüzünü görmeden anlamak biraz zor. Herkes hastaneye hasta olarak girmiştir, bu sebeple meslek dışı bir insan için hasta gözüyle bakmak kolay ancak hekim gözüyle bakmak zordur.</p>



<div class="wp-block-image is-style-default"><figure class="alignleft size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/lawyer-gorsel.jpg" alt="" class="wp-image-1701" width="318" height="211" srcset="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/lawyer-gorsel.jpg 626w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2021/02/lawyer-gorsel-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 318px) 100vw, 318px" /></figure></div>



<p class="wp-block-paragraph">Meslektaşlarım açısından objektif bakmaya çalışırsam, elbette hekimleri anlayan ve yardımcı olmaya çalışanlar olduğu gibi, hastaları dolduruşa getirip tazminat vaadiyle mesleği suistimal eden avukatlar mevcut.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hakim ve savcılar açısından ele alacak olursak açıkcası sağlık hukukunun uzmanlık gerektiren bir alan oluşundan ötürü gerektiği kadar alanda yetkin olmadıklarına inanıyorum. Hekim ne yapmalıydı, ne yapmış, bu işlem malpraktis mi komplikasyon mu bunu değerlendirmekte hakim ve savcılar haklı olarak zorluk çekiyor, bu nedenle istisnasız her dosya adli Tıp Kurumu’na gidiyor ve Adli Tıp’ın ağzından çıkacak her söz kanun sayılıyor. Aslında bunun önüne bazı yeni düzenlemelerle geçmek mümkün bence.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Nasıl?</strong></li></ul>



<p class="wp-block-paragraph">Kesinlikle sağlıkta ayrı bir ceza kanunu olması ve sağlık mahkemeleri kurulması gerektiğini düşünüyorum. Aslında bunun için geç bile kalındı. Sağlık hukuku ülkemizde halen yeterince gelişemedi. Ben yükseklisansa başladığımda Türkiye’de sadece üç fakültede bu alan vardı, geçen yıllar içerisinde de büyük bir gelişme görülmedi. Durum böyle olunca mesleğin risklerinden ötürü kendini hukuken güvende hissetmeyen birçok hekim son yıllarda hukuk okumaya yöneldi, bence kurulacak bu mahkemelerde yargılamayı yapacak hakimler için de bu şart aranmalı. Sağlık hukuku dosyalarını, tüm teknik çerçeveye hakim ve en adil biçimde bu hukukçu-hekimlerin değerlendirebileceğini düşünüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Verdiğiniz bilgiler bizim için çok değerli. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BEYAZ KOD</title>
		<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2020/05/29/beyaz-kod/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Alp Akın]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 04:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Acil Tıp]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk Köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[alo 113]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz kod]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://acilbulten.net/?p=1297</guid>

					<description><![CDATA[Uygulanma şekli, işlevselliği ve uygulamadaki sorunlar Yazar: Av Gonca Karakaptan Hukuk köşemizin bu sayımızdaki konusu, bana çokça gelen bir soru olan “Beyaz&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading" id="uygulanma-sekli-islevselligi-ve-uygulamadaki-sorunlar">Uygulanma şekli, işlevselliği ve uygulamadaki sorunlar</h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Yazar: Av Gonca Karakaptan</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hukuk köşemizin bu sayımızdaki konusu, bana çokça gelen bir soru olan</strong> <strong>“Beyaz Kod” konusu üzerine sorularınızı cevaplamaya çalışacağım.</strong></p>



<hr class="wp-block-separator is-style-wide"/>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sağlık sektörü dışındaki okurlarımız ve mesleğe yeni başlayacaklar adına öncelikle “Beyaz Kod” nedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Beyaz Kod”</em> sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek için kullanılan bir tedbir ve acil durum yönetim aracıdır. Sağlık çalışanları sözlü yahut fiziksel şiddet olaylarına maruz kaldıklarında gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması ve bu şiddete karşı yasal sürecin başlatılması için beyaz kod bildiriminde bulunulur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beyaz kod sonrası hukuki süreç nasıl işliyor?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Beyaz kod bildirimi Başhekimlik, Emniyet gibi ilgili makamlara doğrudan ulaşıyor. Taraf ifadeleri ve darp varsa adli olgu raporu gibi temel belgeler dosyaya girdikten sonra, dosya Savcılığa sevk ediliyor. Savcı’nın dosyada eksik gördüğü hususlar varsa sizi bir de kendisi ifadeye çağırabilir, ama genellikle emniyette alınan ifade yeterli bulunuyor ve dava aşamasına gelinene dek hekimin adliyeye gitmesini gerektirecek bir durum olmuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tehdit suçu uzlaştırma kapsamında olduğu için, eğer olayımız tehditse, soruşturma süreci uzlaştırma aşamasından geçiyor. Bazı hekimlerimiz saldırgan şahıs ceza alsın diye uzlaşmayarak dava sürecine girmeyi tercih ederken, bazı hekimlerimiz uzlaşma aşamasında hastaneye malzeme aldırma yahut hayvan barınaklarına bağış gibi, saldırgan şahsın eskaza topluma faydalı bir şey yapması karşılığında uzlaşmayı kabul edebiliyor. Savcı iddianamesi tamamlandıktan sonra ise doğrudan kamu davası açılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hekim beyaz kod verdikten sonra şikayetini geri çekse dahi olay kamu davası olarak devam ediyor mu? Yoksa tamamen kapanmış mı oluyor?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Beyaz kod davaları kamu davası niteliği taşıdığı için, hekim hangi aşamada şikayetini geri çekerse çeksin dava kendiliğinden devam ediyor. Fakat uğraş gerektiren bazı davalarda, “ortada şikayet yoksa olay anlatıldığı kadar ciddi olmayabilir demek ki” bakış açısıyla sanık düşük ceza veya beraat alabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biliyorum o yoğun tempoda adliyeye gidip duruşma beklemek yorucu ama açıkladığım sebepten ötürü, hekimlerimizin her davada şikayetçi ve takipçi olmalarında fayda olduğunu bilmelerini istiyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İlk duruşmada hakimler rutin olarak “şikayetçi misiniz” ve “davaya katılmak ister misiniz” diye soruyor. Katılma talebi dediğimiz şey nedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şikayetçi olmakla davaya katılmanın hukuki mahiyeti farklıdır. Davaya katılmak, davanın tarafı olmak anlamına gelir ve “katılan” sıfatına sahip olmak kişiye bazı haklar kazandırır (karara itiraz etmek gibi).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin, <em>“şikayetçiyim ama katılmak istemiyorum” </em>derseniz, davada taraf olamazsınız, dolayısıyla sanık hakkında beraat kararı verilmesi halinde üst mahkemeye itiraz edemezsiniz. Tavsiyem, hekimlerimizin yargılamada eksik/hatalı buldukları durumlara karşı söz hakkına sahip olabilmeleri için katılmak istediklerini söylemeleri yönünde.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bildiğim kadarıyla, Derneğimizin beyaz kod davalarında üye hekimler için yaptığı girişimler var. Bunlardan biraz bahsedelim.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, üyelerimiz adına beyaz kod davalarına Dernek hizmeti kapsamında ücretsiz hukuki destek veriyoruz. Davalarını Savcılık aşamasından karar aşamasına dek onlarla birlikte takip ediyoruz. Şimdilik Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden talep gördük, davalarımız devam ediyor, üyelerimizin bu konudaki hukuki destek taleplerinin zamanla her bölgeye yayılacağını düşünüyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong> Beyaz Kod sistemi yeterince işe yarıyor mu?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Esasen yetersiz kalsa da işe yaradığına inanıyorum. Hekimlerimiz umudu kesmiş gibi görünüyor, onlara <em>“evet, eğer sicili temizse HAGB(Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) alıp hapse girmeyecek, ama 5 yıllık süre boyunca başkasına ağzını açıp tek laf etmeye korkacak. Yok korkmayacak kadar pişkinse de belasını zaten başkasından bulup ikinci olayında hapse girecek, bizim davamız buna zemin hazırlayacak”</em> diyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sebeple beyaz koddan umutlarını kesmemelerini önersem de, beni esas üzen, sağlık çalışanlarını korumak amaçlı düzenlenmiş halihazırda mevcut kanun maddelerinin dahi uygulanmasında sorunlar yaşanması. Bu durum, medyaya da yansıyan tatsız olayların son bulmasının uzun süreç ve yoğun uğraşlar gerektirdiğini gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Uygulama sorunu olan kanun maddesini biraz açalım&#8230;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Sağlıkla İlgili Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” </em>21. maddesi gereğince, kasten işlenen suçlarda yani hakaret, tehdit, darp gibi beyaz kodu kapsayan her tür suçta, şüpheli şahıs kolluk görevlilerince alıkonulup savcı karşısına çıkarılmalı. Bu, eğer nöbetçi savcı hemen görmek istemiyorsa şüphelinin bir gece nezarette kalması anlamına geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı davalardaki sanık profili, genç olsun yaşlı olsun histerik tavırlarından yahut hekimlere negatif bakış açısından ötürü saldırgan tavır sergileyen insanlar. Sicili temiz bu profil açısından bir gece nezarette kalmak çok büyük bir caydırıcılık içerecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat maalesef ki bazı üyelerimizden aldığım bilgiye göre, kendisine hakaretler tehditler savuran kişi, ifadesi alındıktan sonra kolluk görevlilerince gereği yapılmadığı için elini kolunu sallayarak hekim arkadaşın etrafında dolanmaya devam ediyor. Bu durum, doğal olarak çalışma ortamının güven hissini ve hekimlerin çalışma şevkini yok ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Açıkçası karakolda ifade vermek, bazen hekimler için yorucu olabiliyor. (Özellikle nöbet çıkışı olanlar için) Hekim Beyaz Kod verdikten sonra ifadesini nöbetten çıkıp ilgili karakola gidip vermek zorunda mı? Polisler hekimin beyaz kod sonrası ifadesini hastanede alabilir mi? Bunun kanuni bir dayanağı var mı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine 21. madde gereğince, mağdur sağlık çalışanının ifadesi işyerinde alınmalıdır. Bu prosedüre de uyulmadığı için hekim zaten mağdur olmuşken, bir de nöbet çıkışı karakola gidip ifade vermek zorunda kalıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani beyaz koda bağlı olarak kısmi de olsa caydırıcı bir izlenim oluşturabilecek olan bu kanun maddesinin uygulanmaması, suçluya cesaret hekime ise külfet veriyor. Kolluk görevlileri genellikle <em>“bir ara karakola gelirsiniz”</em> diyerek işi yokuşa sürebiliyor. Oysa ki nöbet çıkışı karakola gitmek haklı olarak hekimlerimiz için ek külfet ve stres yaratıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yasal düzenlemeler yetersiz olsa da, mevcut olanın uygulanmaması sonucu koruma tedbirleri ne yazık ki daha da işlevsiz kalıyor. Esasen Derneğimiz, bu konuda kanunun doğru şekilde uygulanması için İçişleri Bakanlığı ile iletişime geçti. Bakanlık tarafından gelen cevabi yazı ise, <em>“biz Emniyet birimlerini zamanında bilgilendirdik”</em> minvalinde idi. Bu durum maalesef ki Bakanlık’ın bu madde uygulamasında ciddi bir yaptırım için harekete geçmeyi planlamadığını gösteriyor. İlgili yazışma, incelemek isteyen okurlarımız için sosyal medya ortamında mevcut bulunmakta.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakanlık’tan aradığımız desteği bulamadığımız için, TATD olarak, danışanlarımızı, ilgili yasa maddesinin uygulanmasını talep ederek haklarını korumaları yönünde bilgilendiriyoruz. Gerektiğinde, olay yerine gelen kolluk görevlileri ile yaşanan çekişmeyi gidermek için telefonda görüşüyoruz. Bütün okurlarımıza da beyaz kod bildirimini takiben olay yerine gelen kolluk görevlilerine, 7151 Sayılı Kanun 21. maddeyi öne sürerek, şüpheliyi ifade sonrası serbest bırakmamaları gerektiğini hatırlatmalarını ve eğer ki kendilerine <em>“siz ifade için karakola gelirsiniz”</em> denmişse aynı Yasa gereğince ifadelerinin hastanede alınması gerektiği hususunda ısrarcı olmalarını tavsiye ediyorum. Böylelikle, gözardı edilen bu maddenin uygulanır hale gelmesini dayanışma ile yaygınlaştırmamız mümkün olabilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"> Çabalarımız, çabalarınız sonucu daha güvenli ve huzurlu bir çalışma ortamına kavuşmanızı dilerim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Emsal Dava; “Benim Param ile Maaş Alıyorsun”</title>
		<link>https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/2019/12/18/bir-emsal-dava-benim-param-ile-maas-aliyorsun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Alp Akın]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Dec 2019 02:11:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk Köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[dava]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[maaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://acilbulten.net/?p=951</guid>

					<description><![CDATA[Ali Kaan Ataman, Acil Tıp Uzmanı, Koyu Beşiktaşlı, Teknoloji tutkunu. Hayvansever, Sualtı sevdalısı… Adını bilmeyenlerin “o sakallı bey var ya” diye tanımladığı&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-group has-pale-cyan-blue-background-color has-background is-layout-flow wp-block-group-is-layout-flow"><div class="wp-block-group__inner-container">



</div></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/52/2019/12/Ali-Kaan-Ataman.jpg" alt="" class="wp-image-952" width="145" height="193" srcset="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2019/12/Ali-Kaan-Ataman.jpg 768w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2019/12/Ali-Kaan-Ataman-225x300.jpg 225w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2019/12/Ali-Kaan-Ataman-473x630.jpg 473w" sizes="(max-width: 145px) 100vw, 145px" /></figure></div>



<p class="has-background has-luminous-vivid-amber-background-color wp-block-paragraph"><em>Ali Kaan Ataman,</em> Acil Tıp Uzmanı, Koyu Beşiktaşlı, Teknoloji tutkunu. Hayvansever, Sualtı sevdalısı…  Adını bilmeyenlerin “o sakallı bey var ya” diye tanımladığı bu birey, aynı zamanda; idealisttir, her türlü bilgiye kafa göz dalar, yer-yutar. Dokuz Eylül Ün.’den mezun olup uzmanlığını da aynı hastaneden alan Kaan, Doktor Öğretim Üyesi olarak Okan Üniversitesinde çalışmaya devam etmektedir..<strong>. </strong></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/52/2019/12/Gonca-Karakaptan.jpeg" alt="" class="wp-image-953" width="189" height="188" srcset="https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2019/12/Gonca-Karakaptan.jpeg 960w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2019/12/Gonca-Karakaptan-300x300.jpeg 300w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2019/12/Gonca-Karakaptan-150x150.jpeg 150w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2019/12/Gonca-Karakaptan-768x766.jpeg 768w, https://tatd.org.tr/aciltipbulteni/wp-content/uploads/sites/3/2019/12/Gonca-Karakaptan-631x630.jpeg 631w" sizes="(max-width: 189px) 100vw, 189px" /></figure></div>



<p class="has-background has-pale-pink-background-color wp-block-paragraph"><em>Gonca Karakaptan</em>, Çok konuşuyorsun, “sen Avukat ol” lafına inanarak mesleğe adım atmıştır. Yapamazsın diyenlere aldırmadan genç yaşında emsal davaya imza atmıştır, sayesinde artık; kimse, kimsenin vergileriyle maaşını almamaktadır. Haksızlığa gelemez, kolay kolay pes etmez. Kedisinin anası, kendi bürosunun ve de TATD’ nin avukatıdır.</p>



<p class="has-background has-pale-cyan-blue-background-color wp-block-paragraph"><strong><em>BÜLTEN:</em></strong><strong> Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">2014
yılı Başkent Hukuk mezunuyum. Sağlık hukukuna olan ilgim sebebi ile bu alanda
ilerlemenin gerekliliğine hep inanmıştım. Ne var ki, 2014’te Ankara’da Sağlık
Hukuku eğitimi veren üniversite yoktu ve yine Türkiye’de sadece 3 üniversitede bu
alan açılmıştı. Yeri gelmişken, maalesef 5 yıllık süreçte de hak ettiği düzeye
ulaştığı söylenemez. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç
olarak, 2014’te Sağlık Hukuku’nun peşine takılıp İzmir’e taşındım. İzmir
Üniversitesi &amp; Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinde Sağlık Hukuku Yüksek lisans
eğitimi aldım. Kendi büromu da burada açmamla birlikte İzmir’e yerleştim.
2018’den beridir de TATD ile hukuki iş birliği içindeyiz.</p>



<p class="has-background has-pale-cyan-blue-background-color wp-block-paragraph"><strong><em>BÜLTEN:</em></strong><strong> Sağlık hukukuna yönelmenizin sebebi ne idi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Henüz
fakültede öğrenciyken mezun olduğumda spesifik bir alanda uzmanlaşma hayalim
vardı. Sağlık hukukuna ilişkin sempozyumlara denk geldiğimde alanın ilgimi
çektiğini fark ettim, hekim olan ablamın da teşvikiyle bu alana yönelip birçok
eğitim programına katıldım ve yüksek lisans eğitimi aldım. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hakim,
Savcılar ve meslektaşlarım dahil olmak üzere herkes hastaneye hasta olarak
gittiği için, “olaya hasta gözüyle bakmak kolay, zor olan; hekimi anlamak”.
İçerden görmeyenler, hekim akrabası olmayanlar, hekimlerin idealistliğini, ne
denli zor ve yoğun şartlarda çalıştığını, nasıl bir muameleye maruz kaldığını görmüyor.
Bu sebeple hekimlerle empati kurup mahkemede onları doğru biçimde
yansıtabilmeye çaba gösteriyorum.</p>



<p class="has-background has-pale-cyan-blue-background-color wp-block-paragraph"><strong><em>BÜLTEN:</em></strong><strong> Bir Emsal davanız vardı… <em>“Benim vergilerimle maaş alıyorsun”</em> … &nbsp;Bu dava sonucu ile hakikaten emsal olurken, büyük
de ses getirmişti. <em>“Benim vergilerimle
maaş alıyorsun”</em> sözü, kazandığınız davaya dek hukuken ne olarak
tanımlanıyor idi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bence
bu sözü söyleyen herkesin muhatabını aşağılama, alt konumda hissettirme amacı
gütmesine rağmen; hukuken onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta
olmadığı, ağır eleştiri niteliğinde olduğu kabul ediliyordu. Maalesef ki
mahkemeler beraat veriyordu, mahkeme bir ihtimal ceza verdiğinde de Yargıtay bu
cezayı bozuyordu ve yine sonuç alınamıyordu.</p>



<p class="has-background has-pale-cyan-blue-background-color wp-block-paragraph"><strong><em>BÜLTEN:</em></strong><strong> Bu söz, sizce neden bugüne kadar
hakaret sayılmamıştı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Meslektaşlarımın
bir kısmı bu sözün hakaret olmadığı kanaatinde, bir kısmı ise hakaret olduğunu
düşünse de yerleşik içtihatlara göre bu söz hakaret sayılmıyor diye baştan
kaybedilmiş dava gözüyle bakıyor ve uğraşmıyordu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben
mesleğimde, <em>öğrenilmiş çaresizliğe</em> yer olmadığına inanıyorum. Her davada,
bence %1 bile olsa; pozitif bir ihtimal, mümkündür. Size gelen müvekkile dürüstlük
ve şeffaflık çerçevesinde, artı eksi ihtimalleri açıkladıktan sonra, müvekkil
arzusuna göre o noktada %1’lik de olsa, olumlu ihtimalin peşine düşmek hukukta
bazı dengeleri değiştirebilir.</p>



<p class="has-background has-pale-cyan-blue-background-color wp-block-paragraph"><strong><em>BÜLTEN:</em></strong><strong> Siz bu davayı üstlenirken bu sonucu
bekliyor muydunuz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası,
elimde destekleyici hiçbir örnek olmadığından ötürü, olumlu sonuç almayı çok
küçük bir ihtimal olarak görüyordum; ama dediğim gibi bu sözün hakaret olduğuna
inanıyor, bu rutinin değişmesini istiyor ve çıkan olumsuz kararlara hayret
ediyordum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir
davada hakimin bakış açısı, avukatın olaya yaklaşımı ve savunma stratejisi,
müvekkilin davaya ve avukatına inanması, tanık beyanları gibi birçok değişken
vardır. Eğer ki bunların doğru şekilde birleşmesini sağlayabilirseniz baştan
kaybedilmiş dava diye bir şey olduğuna inanmıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hukuk
da tıp gibi sürekli gelişen, değişen, geniş vizyon gerektiren bir alan. Bu
sebeple Yargıtay ya da mahkeme kararları olumsuz yönde diye pes etmedim. Müvekkilim
bana güvendi, sonuna kadar götürdük ve başardık.</p>



<p class="has-background has-pale-cyan-blue-background-color wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;<em>BÜLTEN:</em> Peki, Mahkeme’yi hakaret olduğuna
nasıl ikna ettiniz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Söyleyemem,
meslek sırrı (gülüşmeler). Şaka bir yana, kelimelerin alt metnine çok dikkat
ederim ve bu sözün son derece aşağılayıcı olduğuna inanıyorum. Bir düşünce,
barındırdığı niyete göre benzer ancak çok farklı şekillerde dile getirilebilir.
</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin,
<em>“ben vergilerini ödeyen bir vatandaşım,
hizmet görmeyi hak ediyorum”</em> cümlesi isyan ve sitem içeriyor iken, <em>“benim paramla maaş alıyorsun, bana bakmak
zorundasın”</em> cümlesi açıkça küçümseme, aşağılama niyeti barındırıyor. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca
davalarda genellikle sadece ne söylendiğine dikkat edilse de; söylenen sözün
barındırdığı niyet, söyleniş tarzı ve beden dilinden de kısmen yorumlanabilir. Hakimin
sadece söze bakmaması, niyeti anlamak için etraflıca yorumlaması ve avukatın da
bu detaylara özellikle dikkat çekmesi gerekir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanığın
bu sözü kötü niyetle sarf ettiğini, bu bakış açısıyla ve olay görüntülerindeki
agresif beden dilini vurgulayarak savunduğumdan olacak sanıyorum ki, hakimi
ikna etmem mümkün oldu.</p>



<p class="has-background has-pale-cyan-blue-background-color wp-block-paragraph"><strong><em>BÜLTEN:</em></strong><strong> Emsal davaya meslektaşlarınızın tepkisi
ne oldu?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu
cümleye maruz kalan insanlar bıkmışlar. Bu sebeple sadece tıp camiası değil,
sağolsun her meslek grubundan tebrik ve destek aldım. Maalesef ki,
meslektaşlarımın bir kısmından aynı olumlu tepkiyi göremedim. Yukarıda
bahsettiğim üzere, ne yazık ki bazıları bu sözü kendi kafasında normalleştirmiş,
mahkemenin şans eseri veya yanlışlıkla böyle bir karar verdiğine inandıklarına
dair mesajlar attılar bana. Oysa ki avukatlık mesleği hiçbir şeyi
kanıksamamayı, haksızlıklara baş kaldırmayı içerir. Hiçbir hakaret, hiçbir
haksızlık normalleştirilmemeli diye düşünüyorum.</p>



<p class="has-background has-pale-cyan-blue-background-color wp-block-paragraph"><strong><em>BÜLTEN:</em></strong><strong> Emsal davadan itibaren bu söze ilişkin
tüm davalar kabul görecek mi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Maalesef
ki her dava değil, ama biz bir kapı açmış olduk. Bugüne kadar bu söz kesinlikle
hakaret olarak kabul edilmiyordu. Biz bu davayla bu durumu “hukuken tartışmalı”
konuma getirmiş olduk. Bugüne kadar cevabı <em>“kesinlikle
hayır”</em> olan bir duruma ilişkin <em>“acaba”</em>
şüphesi yaratmış olduk, hukukçuları düşünmeye sevk ettik bu açıdan mutluyum.
İsteyen herkes baro iletişim bilgilerimden bana ulaşıp kararın kopyasını
alabilir, bu kararın tek bir emsal olarak kalmayıp yaygınlaşması beni mutlu
eder.</p>



<p class="has-background has-pale-cyan-blue-background-color wp-block-paragraph"><strong><em>BÜLTEN:</em></strong><strong> Hakaret ve tehdit davaları, neye göre “kabul”
neye göre “red” görüyor?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aşağılama,
rencide amacı gütmeyen sözler hakaret değildir. Bu sözler Yargıtay tarafından
eleştiri sınırında kabul edilir. Ki bugüne kadar Yargıtay kararlarında <em>“benim paramla maaş alıyorsun”</em> sözü de eleştiri
olarak kabul ediliyordu. Yine aynı şekilde beddualar da hakaret değildir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir
sözün tehdit olarak kabulü içinse mağdurun, gerçekleşme ihtimali olan bir
zararla korkutulması gerekmektedir. Mesela bahsettiğimiz davada sanık “seni çok
pis yaparım” demişti. Haberi okuyup bu sözden niye ceza almamış diye soranlar
oldu. Seni çok pis yaparım sözü altı çok boş bir laftır. Ne yapmakla korkuttuğu
belli değildir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İlginizi
çekecek bir örnek daha vereyim, <em>“doktor,
çocuğum o ameliyattan sağ çıkmazsa sana gününü gösteririm”</em> sözü kulağa açık
ve net bir tehdit gibi gelse de, her durumda tehdit olmayabilir. Örneğin, hekim
bu sözü duyduğunda beyaz kod vermiştir, operasyon başarılı geçmiştir, şarta
bağlı olan bu tehdidin unsurları oluşmadığı için bu söz artık somut ve
gerçekleşmeye elverişli bir tehdit olarak kabul görmeyecektir. </p>



<p style="text-align:center" class="has-background has-luminous-vivid-amber-background-color wp-block-paragraph"><p class="has-background has-text-align-center has-luminous-vivid-amber-background-color"><strong><em>Bahsettiğim gibi hukuk birçok farklı unsura, birçok değişkene bağlı olarak ilerler. Bu sebeple, “baştan kaybedilmiş dava” umutsuzluğu yanlış yaklaşım olduğu gibi, “havada karada kazanılır bu dava” rahatlığını göstermek de bence yanlıştır.</em></strong></p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
