Mecburi hizmet, biz hekimler için iki yönlü bir kavram. Bir yandan ülkemiz şartlarında birçok sektöre nazaran iş güvencesi sağlaması yadsınamaz bir avantaj olsa da; hayatın devamında yaşanılacak mekan, ailenin bütünlüğü, var ise çocukların eğitim durumu gibi pek çok değişkeni aynı anda ve çok yönlü etkileyebilen bir gerçek.

Aynı zamanda mecburi hizmet, asistanlık süreci boyunca çalışılan ve dolayısı ile de alışılan sistemden belki de tamamen farklı bir sistem içerisinde kendinizi bulmak demek. Bu durumun önemli yanı, “mecburi” olması. Yani kura sonucu atandığınız yere gitmeme şansınız elbette var, ancak bunun da hayattaki her tercihimizde olduğu gibi ne yazık ki bir bedeli var. Atama sonucunda, istemediğiniz bir yerleşim yerinde veya istemediğiniz bir kurumda çalışmak düşerse bahtınıza, elinizde üç seçenek bulunuyor1: Hiç başlangıç yapmaz, müstafi olabilirsiniz veya gidip başlayıp bir süre sonunda istifa edebilirsiniz ya da başladığınız mecburi hizmeti tamamlarsınız. Hiç başlamamış olma veya bir süre sonunda ayrılmış olma halinde, sonraki atamalara başvurma hakkınız olsa da, aradaki süreçteki maddi kayıp, sağlık güvencesinden yoksun kalacak olmak epey bir sorun teşkil etmekte. Özellikle evli ya da maddi nedenlerle işine devam zorunluluğu olanlar için sancılı bir sürecin kapısını açabilecek olan kura, atama ve ardından gelen çalışma süreci, acaba her zaman olumsuzluklar mı içermektedir?

Adına acil tıp asistanlığı denen, uzun ve meşakkatli bu yolculuğun sonuna gelindiğinde, aslında her sonun yeni bir başlangıç olduğunu bir kez daha hatırlatıyor hayat bizlere. Bitirme sınavının telaşı bitmeden, elimize tutuşturulan evrakları zamanında ilgili makamlara teslim edebilirsek eğer, ilk atamaya katılma ve bir sonraki aşamaya geçme hakkını kazanıyoruz: Kura, atama ve mecburi hizmet.

Kura süreci başlı başına bir telaş ve kaygı nedeni olsa da, sonuçta gelip geçici bir durum. Önemli olan sonrasında önünüze çıkardığı yol. Çünkü gidip başlangıç yapmanız halinde, bundan sonra sizin ve ailenizin gidip hayatlarının bir süresini (ki yaklaşık beş tane yüz gün) geçirmek zorunda olduğunuz yerleşim yerinin belli olması demek.

Yazıyı yazarken, gözümün kaydığı telefonumdaki uygulama bana mecburi hizmetimin bitimine 76 gün kaldığını hatırlatıyor. Geçirmiş olduğum bu 424 günde, üç farklı coğrafyadaki üç farklı hastanede, pek çok mesai arkadaşı ve pek çok konsültan hekim ile çalışma imkanı buldum. Çok farklı popülasyonlara hizmet verme şansım oldu. Her kurumdan bir şeyler öğrendiğimi; hem idari, hem mesleki, hem de sosyal açıdan kendimi geliştirme fırsatı bulduğumu gönül rahatlığı ile ifade edebilirim. Kısa zaman içerisinde üç kez atamaya girme tecrübesini yaşamış olan bir meslektaşınız olarak diyebilirim ki; olumsuz olarak düşündüğümüz durumların, aslında biraz da bizlerin bakış açısı ile ilgili olduğunu unutmayın.

Şöyle ki, ilk atamada, eş ve sağlık durumu mazereti nedenli İstanbul'da mecburi hizmete başladım. Asistanlığın ardından, artık uzman olarak hizmet vermek ve yeni kurumun işleyişine alışmak bir süreç gerektiriyor. Hocanız, amirleriniz, mesai arkadaşlarınız ne kadar anlayışlı ve iyi niyetliler ise, bu süreç o kadar kısalıyor. Hepimizin varmak istediği mutlu son olsa da bu uzmanlık, durumun asistanlıktan çok farklı olduğunu da itiraf etmek gerek. Aldığınız sorumluluk, gecenin bir saatinde alanın en sorumlu kişisi olduğunuzu farketmek, kimi zaman nöbetçi şef olarak hizmet vermek, yeni mezun bir uzman olarak kimi zaman danışılabilecek tek kişinin aslında siz olduğunuzun farkına varmak farklı bir tecrübe. Buradaki dokuzuncu ayımda, eşimin asistanlığının bitmesi ile birlikte, hatta henüz eşimin kurasının ilanı dahi yayımlanmadan, ismimin o sırada ilan edilen atama listesinde yer alması ile tekrar değişti her şey. Tekrar aynı başvuru süreçlerinden geçtim, evraklar, çıktılar, kargolar... Ancak bu kez genel kura listesi dahilinde... Kura sonuçlandı, yeni görev yerim belli oldu. Ülkemizi kabaca bir dikdörtgen olarak düşünürsek, ben tabiri caizse, kuzeybatıdan güneydoğuya doğru diagonal olarak yer değiştiriyordum: karayolu ile tam 1843,7 km!

Biraz şaşkınlık, biraz üzüntü, az da gerginlik dolu bir sürecin sonunda yine yollara düşmüştüm; az uçak, az otobüs, az minibüs ile ulaştım yeni hastaneme. Başta yadırgamış olabilirim, ama boşuna denmiyor işe, yaşamadan bilemezsin diye. Yeni kurumumda da, ilkinde olduğu gibi mükemmel bir arkadaşlık ortamının içerisine düştüm. Üstelik bu hastanede pediatrik yaş grubundaki vakalara da bakıyor olmama rağmen, bir süre sonunda bunun bana olan faydasını inanılmaz derecede hissettim. Ayrıca yurdumun bu köşesinde mesafelerin İstanbul'da olmadığı kadar uzak olması nedeniyle, uzman abi ve ablalarımız hakkında asistanken duyduğum “Hastayı litik vererek sevk ediyorlarmış” cümlesini yaşayarak tecrübe etme fırsatı da buldum. Sosyal aktivitenin sıfıra yakın seyrettiği, yemek yenebilecek mekan çeşitliliğinin bir elin parmaklarını geçemediği bir yerleşim merkezinde de günler bir şekilde geçiyor ve aslında her geçen gün, size bir şeyler katıyor. Hiç gitmediğim yerlere gitmiş olmak, tanımadığım hayatlar tanımak, çekindiklerimin aslında o kadar da çekinilmeyecek şeyler olduklarını tecrübe etmek, hayat okulunda birkaç sınıf daha atlayabilmekti belki de.

Tüm buraya kadar sizler de benim gibi, yakın bir zamanda yeni bir atama olmaz diye düşünmüş iseniz, fena halde yanıldığınızı belirtmek isterim. Ben yurdumun bu uzak köşesinde acil tıbbı icra ederken, eşimin ataması da Güneydoğu Anadolu'nun bir diyarına çıktı. Tam bu sırada bir başka denklem işin içerisine girdi: Uzman tabip hizmet bölgeleri. İki ayda bir güncellenen bu listedeki duruma göre eş durumu kurasında başvurabiliyorsunuz ve ben de bu atama ile bir kez daha kurum değiştirdim. Neticede, İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesinde başlayan ve Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki bir devlet hastanesinde devam eden mecburi hizmet yolculuğum, şu sırada Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki bir üniversite eğitim araştırma hastanesinde tamamlanmak üzere.

Aslına bakarsanız mecburi hizmet, belki de o kadar mecburi olmayabilir. Mecburiyetin göreceliliği de denilebilir bu duruma. Hekimlik zor, acil tıp ise daha zor bir zanaat. Kura ve atamanın sadece bir başlangıç olduğunu, bu yola çıkıldıktan sonra da, tercihlerimizle bu yolu çeşitlendirebileceğimizi aklımızdan çıkarmamamız faydalı olacaktır. Çalışılan her farklı kurum, neticede bir tecrübedir ve hekimlik aslında yaşanmış tecrübelerin bütünüdür.

Uzm. Dr. Yasin Yıldız
TATD Sağlıklı Yaşam Komitesi

Kaynaklar

  1. Mecburi Hizmet Uygulaması ile İlgili Sorular ve Yanıtları. http://www.ttb.org.tr/menu_goster.php?Guid=df1bc302-769e-11e7-9986-54b29146220c
  2. Devlet Hizmet Yükümlülüğü Hakkında Genelge. https://www.saglik.gov.tr/TR,10571/devlet-hizmeti-yukumlulugu-hakkinda-genelge.html
  3. Atama ve Nakil Yönetmeliği. https://www.saglik.gov.tr/TR,10496/atama-ve-nakil-yonetmeligi.html