Tarih boyunca, bir insanın nasıl olup da canına kıydığı ya da kıymaya yeltendiği merak ve hayret konusu olmuştur. Toplumda bu insanlara akıl hastası gözüyle bakılmıştır. İntihar, toplum tarafından, büyük günahlardan biri olarak kabul edilmiştir. Üzerine sayısız teoriler üretilmiş ve önüne geçilmesi için türlü girişimler denenmiştir.

İntihar gibi karamsar bir konuda araştırma yapmak ve özellikle aynı meslek grubundaki arkadaşlarının bu konudan nasıl etkilendiği üzerine bir şeyler yazmak yerine tüm gün resüsitasyon alanında çalışmayı tercih ederim. Bu cümleyi okuyan acilciler aslında ne kadar zorlandığımı anlayacaktır.

Tanım

İntihar, insanın bilerek ve isteyerek yaşamına son vermesidir. Bunu, ani bir kriz veya travma sonucu insanın kendi tercihi olarak ya da psikolojik bir hastalığın etkisiyle kendi benliğine yönelik bir saldırganlık eylemi olarak da tanımlayabiliriz. İntihar (ya da özkıyım) aslında bir protesto, bireyleri ya da toplumu cezalandırma eylemidir. Ağır ruhsal ve bedensel hastalıkları olan kişilerden, hiçbir sorunu ve hastalığı olmayan, sadece zorlu yaşam koşulları ile mücadelede çaresiz kalan ve umutsuzluğa kapılan normal bireylere kadar geniş bir yelpazede görülebilir (Öztürk ve Uluşahin, 2008).

Görülme sıklığı

ABD verilerine göre erkek hekimlerde yıllık intihar oranı yaklaşık 100.000’de 36 iken; İngiltere ve İskandinavya verilerine göre erkek hekimlerdeki intihar oranı aynı yaş grubuna göre 2-3 kat fazla bulunmuştur. Yine Galler ve İngiltere’de çalışan evlenmemiş kadın hekimler arasındaki intihar oranı genel popülasyondaki bekar kadınlardan 2,5 kat fazla bulunmuştur. Ülkemizde bu konu ile ilgili olarak net sayısal verilere ulaşmak mümkün değildir (Sadock ve Sadock 2005).

Yaş, medeni ve sosyal durum  

Çalışmalarda intiharın ileri yaşlarda daha sık görülürken, intihar eylemi yönelimin genç yaşlarda daha sık olduğu gösterilmiştir.

Durkheim’a göre intihar oranı şehirlerde yaşayanlarda daha yüksektir. Evli ve çocuk sahibi olmanın intiharı önleyici bir etmen olduğu; bekar, boşanmış ya da ayrı yaşayan çiftlerde intihar riskinin 4 kat daha sık görüldüğü saptanmıştır (Öztürk ve Uluşahin 2008, Sadock ve Sadock 2005). Evin herkes için en güvenli ortam olduğu ve evdeki ruh halimizin tüm yaşantımızı etkileyebilecek düzeyde önemli olduğu gerçeği yadsınamaz. Son zamanlarda toplumda artan boşanma oranlarında gerek çalışma ortamındaki gerekse kişisel yaşantımızdaki mesleki ve duygusal tatminsizlik, yetersizlik hissi, başarısızlık korkusu rol oynamaktadır.

Durkheim’a göre, bir işte çalışmak ve enerjiyi belli bir yere yönlendirmek intihar riskini azaltmaktadır. Özellikle kişiler arası ilişkilerin en az olduğu mesleklerde intihar riski düşük iken; kişiler arası ilişkilerin yoğun olduğu meslek gruplarında intihar riski yüksek olarak saptanmıştır. Sosyal statü yükseldikçe beraberinde getirdiği problemler (başarısızlık korkusu, yetersizlik hissi gibi) intihar riskini arttırmaktadır. Öte yandan sosyal statüdeki düşüş de intihar riskini arttırmaktadır. Bazı meslek gruplarında intihar riskinin arttığı belirtilmektedir; askerler, polisler, doktorlar bu meslek gruplarının başındadır (Sadock ve Sadock 2005).

Risk etkenleri

Hekim intiharları, altta yatan tetikleyici faktörler açısından, toplumda görülen intihar vakalarından biraz farklılık göstermesine rağmen, toplumun geneline baktığımızda en önemli neden psikososyal stresörlerdir. Holmes ve Rich’e göre hekim intiharları, etiyolojik ve stresörler açısından diğer meslek gruplarından farklı değerlendirilmemelidir. Fakat birçok araştırmacıya göre, tıp eğitiminin özellikle kadınlarda ön yargı, ayrımcılık, yetersiz aile ve kurum desteği gibi nedenlerle ek streslere neden olduğu düşünülür (Carwright 1987, Scheiber 1986). Birçok çalışmada, kadın hekimlerde ve özellikle araştırma görevlilerinde depresyon sıklığı yüksek bulunmuştur (Elliot 1986, Hendrie ve ark. 1990, Hsu ve Marshall 1987).

Çalışmalarda hekim intiharlarında genellikle altta yatan psikiyatrik bir bozukluğun olduğu gösterilmiştir. En yaygın görülen psikiyatrik bozukluklar, depresyon ve madde bağımlılığıdır. Hekim intiharlarında son zamanlarda yaşanmış mesleki, kişisel ya da ailevi bir sorun başlıca nedenler arasındadır (Sadock ve Sadock 2005). Maalesef hekim intiharlarına yol açan ruhsal ve psikososyal stresörleri değerlendiren çok fazla çalışma yoktur. Gold ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada hekimlerin daha düşük oranda antidepresan tedaviye yöneldiği ve yetersiz tedavinin iş stresi ile birlikte intihar riskini arttırdığı gösterilmiştir (Gold ve ark. 2012).

Son yıllarda ülkemizde artan hekime yönelik şiddet ve çalışma koşullarındaki zorluklar hekim intiharlarının en önemli nedenleri arasında sayılabilir. Özellikle acil servisler, yoğun bakımlar gibi adrenalin seviyesinin hiç azalmadığı, üzüntü, öfke, endişe gibi insanları rahatsız edici duyguların en üst seviyede yaşandığı, ölüm haberinin en fazla verildiği bölümler, hekime yönelik şiddetin en fazla yaşandığı alanlardır. Günümüzde artan acil servis başvuru sayılarının hekim üzerinde yaratmış olduğu yük, elverişsiz zorlu çalışma koşulları, performans temelli kurumsal baskılardan kaynaklı hekimin mesleğine olan inancını yitirmesi, hasta ve hasta yakını şikayetlerinden kaynaklı hekimin mesleğinden soğuması ve kendini değersiz hissetmesi, sağlık sisteminin her geçen gün daha fazla hasta memnuniyeti odaklı hale gelmesi neticesinde hekimin tolumun gözündeki değerinin düşürülmesi en önemli stresör faktörler arasında sayılabilir. Günümüzde gerek görsel gerek yazılı medyanın ve internetin bu kadar yaygınlaşması, elimizdeki ufacık ekranlardan saniyesinde bilgiye ulaşabiliyor olup; herkesin doğru ya da yanlış her konuda bir fikir sahibi olduğu gerçeği ile karşı karşıya olmak bile yeterli bir stres kaynağıdır. Acil tıp hekimleri ve acil serviste çalışan diğer tüm hekimler bu stresörlerden en çok etkilenen hekim gruplarının başında gelmektedir.

Acil tıp hekimlerinin en önemli özellikleri realist, tez canlı, obsesif, dikkatli, mükemmeliyetçi ve sonuç odaklı olmalarıdır. Aslında hepimiz içimizde A tipi kişilikten farklı dozlarda barındırıyoruz. Çalıştığımız ortamın ve müdahale ettiğimiz hasta grubunun bunda en önemli etkenler olduğunu düşünüyorum. Mesleğimizde iyi olmamızı sağlayan da kaygılarımızı en üst noktaya taşıyarak kendimize zarar vermemize neden olan da aynı A tipi kişiliğimizdir. Neticede, doktorlar da diğer insanlar gibi etten ve kemikten; kanlı, canlı varlıklardır. Evet bazı durumlarda daha soğuk kanlı göründüğümüz, bazı olayları daha kolay sindirdiğimiz doğrudur. Duygularımızı ifade şeklimiz, olaylar karşısında verdiğimiz tepkiler normalden farklı olabilir. Çoğu zaman en yakınlarımızdan gelen sorular bunun en iyi ispatı değil mi? “Ayy, çok zor vallahi nasıl dayanıyorsunuz?” “Tabii size bir süre sonra normal gelmeye başlıyor değil mi?” gibi sorular ve yorumlar duymayanımız yoktur eminim.

Evet! Mesleğimiz zor. Evet! Bir süre sonra ölüm olayı, korkunç yaralar, yerlerdeki kan, ortamdaki koku, monitörün bitip tükenmeyen sesi, bağrışmalar, kavgalar normal gelmeye başlıyor. Evet! Daha çabuk sinirlenip, daha çabuk sakinleşiyoruz. Evet müdahale esnasında bazen şakalaşıp, gülebiliyoruz. Evet! Kanlı büyük bir yaraya dikiş attıktan sonra yan odada yemek yiyebiliyoruz. Evet! Hastayı muayene ederken hasta yakınını dinliyor, aynı anda hemşireye tedavi planını söyleyebiliyoruz. Evet! Kırmızı alana 112 ile aynı anda getirilen yüksekten düşme, inme, mide kanaması ve ayak bileği burkulması hastasına eş zamanlı bakabiliyoruz. Evet! Uyumadan 24 saat nöbet tutabiliyoruz. Evet! Bazen yemek yemeği ve tuvalete gitmeyi unutuyoruz. Evet! Bazen üzerimizdeki kanlı forma ile sandalye üzerinde uyuya kalabiliyoruz. Evet! Ailemizi hastalarımızdan daha az görüyoruz. Evet! Kendi yatağımızda hastalarımızın geçirdiğinden daha az süre geçiriyoruz. Ancak bizim de iki gözümüz, iki elimiz, bir ağzımız var. Ve hayır! Alışıyor olsak da yaşadıklarımızı, yaptığımız müdahaleleri hiç ama hiç unutmuyoruz!

Bu kadar fazla stresörün arasında çöküşün eşiğine gelen ruhsal sağlığımıza kulağımızı kapatırken, bedensel sağlığımızı tamamen ikinci plana atıyoruz. Nöbetlerden dolayı uyku düzeni zaten bozuk olan bünyemize, gece geç saatlerde yenen bol karbonhidratlı besinlerden ve bol kafeinli içeceklerden eklediğimizde, çok umutlu bir sonlanım beklemek kendimizi kandırmak olacaktır. Aramızda, kurum hekimi çağırmadan kan değerlerine en son ne zaman baktırdığını, veya en basit kanser tanı yöntemi olan kendi kendine meme muayenesini en son ne zaman yaptığını hangimiz net olarak hatırlıyor.

İnsan vücudunun biyolojik sisteminin üç silahşörleri olan seratonin, dopamin ve noradrenaline Dartanyan olarak eklenen GABA tüm duygusal sistemimiz üzerine etki eder. Tüm salgı sistemlerindeki çalışma şekli olan besleme ve geri indirgeme aslında normal hayatta da en etkili ve önemli motivasyon unsuru. Ev ya da iş hayatındaki mutluluk, huzur, yeterlilik duygusu, anksiyete, tükenmişlik, başarısızlık korkusu hep birbirini pozitif veya negatif yönde etkileyen faktörlerdir. Bir insan, evinde huzurlu ve mutlu ise iş ortamında da daha verimli çalışacaktır.

Acil tıp zorlu ve yorucu bir branştır. Çoğunlukla saniyeler büyük önem taşır. Günlük kişi başı 250 civarında hasta bakımı gerektiren bir “insanla başa çıkma sanatı”dır. Çoğu zaman travma ve kalp krizi gibi riskli, ya da kardiyak arrest gibi sonlanımı her zaman pozitif olmayan hastalıklarla ve endişeli (ve dolayısıyla da agresif olma ihtimalinin eşlik ettiği) hasta yakınları ile uğraşmak başlı başına bir stres faktörüdür. Çoğu zaman küçük, karanlık, ve havasız çalışma alanlarında aileden ayrı geçirilen uzun zamanların stresi sürekli bu hekimlerin omzundadır. Bunca stresör arasında bir de ölümle yaşam arasındaki ince çizgiye hata yapmadan müdahale etmeye çalışan bu insanların ekstra yıprandığı bir gerçektir. Kurumsal baskıların ve müdahalelerin, önemsiz mevzulardan dolayı istenen savunmaların yanına bir de şiddetin eklenmesi hekimleri o ince çizginin ötesine geçmeye zorluyor.

Kişilerin intihar eylemine yönelmeden önceki son 6 ay içerisinde %70-80 oranında bir hekim ile görüştüğü ve yardım arayışı içinde oldukları bildirilmiştir (Roy 2000). Hekimlerin, lisanslarını kaybetme, mesleki gelişim ve yetkileri konusundaki ayrımcılığa maruz kalma korkuları nedeni ile depresyon tedavisi almak için başvurmadığı veya yetersiz tedavi aldığı saptanmıştır (Center 2003).

Enerji dolu bir Wellness haftasının sonunda, tüm hafta boyunca anlatılanların, yapılanların, yazılanların aslında tüm bu stres faktörlerini yaşamımızdan uzaklaştırmak için etkili bir yol olduğunu görüyoruz. Mesleğimizin bizim ve toplum için öneminin büyüklüğünün yanında yaptığımız işin hayatımızın merkezi olmaması gerektiğinin, ailemizin ve kendimizin, beden ve ruh sağlığımızın her şeyden daha önemli olduğunun farkında olmamız gerektiğini unutmamalıyız. Bugüne kadar yazılmış olan tüm Wellness ile ilgili yazılar aslında benim yazımdaki sonlanımı engellemek için yapılması gerekenlerdir.

Son söz olarak bu mesleğe gönül vermiş, en iyi şekilde mesleğini icra etmiş ancak belli bir noktada aramızdan ayrılmayı seçmiş ya da seçmek zorunda kalmış olan tüm hekim arkadaşlarımızı da bir kez daha anmak istiyorum. Hepsinin hikayesi bizler için bir ders olmalıdır.

Uzm. Dr. Ebru Ünal Akoğlu
TATD Sağlıklı Yaşam Komitesi

Referanslar

  1. Can SS, Gungör B, Aşkın R. Hekim intiharları, Kriz Dergisi 2013, 21 (1-2-3): 33-39.
  2. Öztürk MO, Uluşahin A. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara Nobel Tıp Kitabevleri; 2008, 11. Baskı.
  3. Sadock BJ, Sadock VA. Kaplan and Sadock’s Concise Textbook of Clinical Psychiatry. Lippincott Williams Wilkins; 2005.
  4. Gold KJ, Sen A, Schwenk TL. Details on suicide among US physicians: data from the National Violent Death Reporting System. Gen Hosp Psychiatry; 2012. doi: 10.1016/j.genhosppsych.2012.08.005
  5. Center C. Confronting depression and suicide in physicians; a concensus statement. JAMA 2003, 289(23): 3161-3166.
  6. Roy A. Psychiatric emergencies. Sadock BJ, Sadock VA, editors. Kaplan and Sadock’s Comprehensive Textbook of Psychiatry. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins; 2000, s. 2031-2040.
  7. Cartwright LK. Occupational stress in women physicians, in Stress in Health Professionals. Edited by Payne R, Firth- Cozens J. New York, John Wiley & Sons; 1987, s. 71–87.
  8. Elliot DL, Girard DE. Gender and the emotional impact of internship. J Am Med Wom Assoc, 1986; 4:54–56.
  9. Hendrie HC, Clair DK, Brittain HM, Fadul PE. A study of anxiety/depressive symptoms of medical students, house staff, and their spouses/partners. J Nerv Ment Dis, 1990; 178:204–207.
  10. Yüksel N. İntiharın Nörobiyolojisi. Klinik Psikiyatri 2001; Ek 2:5-15.
  11. Holmes VF, Rich CL. Suicide among physicians, in Suicide Over the Life Cycle: Risk Factors, Assessment, and Treatment of Suicidal Patients. Edited by Blumenthal SJ, Kupfer DJ. Washington, DC, American Psychiatric Press; 1990, s. 599–618.